Feyzü’l FurkanTefsirli Kur’ân-ı Kerîm Meâli
19. MeryemÂyet 1
سُورَةُ مَرْيَمَ

Meryem Sûresi

MEKKÎ98 âyet · Cüz 16 · Nüzûl sırası 44
Bu sûre hakkındaMekke döneminde, Habeşistan’a hicretten önce nâzil olmuştur. 98 âyettir.58 ve 71. âyetler Medine döneminde inmiştir. Özellikle Hz. Meryem’den ve onun Hz. İsa’yı dünyaya getirmesinden bahseder. Adını da Hz. Meryem’den almıştır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1
كٓهٰیٰعٓصٓؕ ﴿1﴾
Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.
2
ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِیَّاۚ ﴿2﴾
(Bu âyetler), Rabbinin kulu Zekeriya’ya rahmetinin anılmasıdır.
3
اِذْ نَادٰى رَبَّهُ نِدَٓاءً خَفِیًّا ﴿3﴾
(O,) Rabbine gizli bir seslenişle yalvarmıştı.
4
قَالَ رَبِّ اِنّٖی وَهَنَ الْعَظْمُ مِنّٖی وَاشْتَعَلَ الرَّاْسُ شَیْبًا وَلَمْ اَكُنْ بِدُعَٓائِكَ رَبِّ شَقِیًّا ﴿4﴾
Demişti ki: “Rabbim hakikaten artık benim kemik(lerim) gevşedi/yaşlandım, saçım başım ağardı. Rabbim! Sana dua etmekle hiç bedbaht (ve mahrum) olmadım.”
5–6
وَاِنّٖی خِفْتُ الْمَوٰلِىَ مِنْ وَرَٓاءٖی وَكَانَتِ امْرَاَتٖی عَاقِرًا فَهَبْ لٖی مِنْ لَدُنْكَ وَلِیًّاۚ ﴿5﴾
یَرِثُنٖی وَیَرِثُ مِنْ اٰلِ یَعْقُوبَࣗ وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِیًّا ﴿6﴾
“Doğrusu ben, arkamdan yerime geçecek yakınlarım(ın âsî olmaların)dan korktum; karım da kısırdır. Artık tarafından (yerime geçecek) bir yardımcı (oğul) ihsan et ki (o) bana da mirasçı olsun, Yakub ailesine de mirasçı olsun. Rabbim! Hem de onu rızana layık (olanlardan) kıl.”1
1bk. 3/38-39
7
یٰزَكَرِیَّٓا اِنَّـا نُـبَشِّرُكَ بِغُلٰمٍ اسْـمُهُ یَحْیٰىۙ لَمْ نَجْعَلْ لَهُ مِنْ قَبْلُ سَمِیًّا ﴿7﴾
(Allah şöyle buyurdu:) “Ey Zekeriya! Hakikaten biz sana bir oğul müjdeliyoruz. Onun adı Yahya’dır. Bundan önce ona hiçbir adaş yapmadık.”
8
قَالَ رَبِّ اَنّٰى یَكُونُ لٖی غُلٰمٌ وَكَانَتِ امْرَاَتٖی عَاقِرًا وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِیًّا ﴿8﴾
(Zekeriya:) “Rabbim! Benim için bir oğul nereden olacak? Üstelik karım kısırdır, ben de ihtiyarlığın son haddine ulaştım.
9
قَالَ كَذٰلِكَۚ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَیَّ هَیِّنٌ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَیْـًٔا ﴿9﴾
“Hal böyledir.” dedi. (Fakat) Rabbin de buyurur ki: “O bana göre kolaydır. (Çünkü) bundan evvel sen hiçbir şey değilken de seni yaratmışımdır.”
10
قَالَ رَبِّ اجْعَلْ لٖٓی اٰیَةًؕ قَالَ اٰیَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلٰثَ لَیَالٍ سَوِیًّا ﴿10﴾
(Zekeriya:) “Rabbim! (Öyle ise) bana bir işaret ver.” dedi. (Allah:) “Senin işaretin, sapasağlam olduğun halde üç (gün, üç) gece insanlarla konuşamaz hâle gelmendir.” (buyurdu).2
2bk. 3/41
11
فَخَرَجَ عَلٰى قَوْمِهٖ مِنَ الْمِحْرَابِ فَاَوْحٰٓى اِلَیْهِمْ اَنْ سَبِّحُوا بُكْرَةً وَعَشِیًّا ﴿11﴾
Derken (Zekeriya) mâbetten kavminin karşısına çıkıp onlara: “Sabah akşam (Allah’ı) tesbih edin (namaz kılın).” diye işaretle bildirdi.
*
Âyetteki “evhâ” fiili “işaretle bildirdi” anlamındadır.3 Tercüme de bu şekilde yapılmıştır.
*
Teklif çağına gelmiş olan Hz. Yahya’ya:
12–15
یٰیَحْیٰى خُذِ الْكِتٰبَ بِقُوَّةٍؕ وَاٰتَیْنٰهُ الْحُكْمَ صَبِیًّاۙ ﴿12﴾
وَحَنَانًا مِنْ لَدُنَّا وَزَكٰوةًؕ وَكَانَ تَقِیًّاۙ ﴿13﴾
وَبَرًّا بِوٰلِدَیْهِ وَلَمْ یَكُنْ جَبَّارًا عَصِیًّا ﴿14﴾
وَسَلٰمٌ عَلَیْهِ یَوْمَ وُلِدَ وَیَوْمَ یَمُوتُ وَیَوْمَ یُبْعَثُ حَیًّاࣖ ﴿15﴾
“Ey Yahya! Kitab’a kuvvetle sarıl.” (dedik) ve daha çocukken ona hikmeti (ilmi, derin ve ince anlayışı) verdik. Tarafımızdan bir kalp yumuşaklığı ve (günahlardan) temizlik de (ihsan ettik). O, çok muttaki idi. Annesine babasına da itaatkâr (idi), âsîlik eden bir zorba değildi. Doğduğu gün de öleceği gün de dirileceği gün de ona selam olsun!
16
وَاذْكُرْ فِی الْكِتٰبِ مَرْیَمَۘ اِذِ انْتَبَذَتْ مِنْ اَهْلِهَا مَكَانًا شَرْقِیًّاۙ ﴿16﴾
(Resûlüm! Bu) Kitab’da Meryem’ den de (onlara) söz et. Hani o, ailesinden ayrılıp Doğu tarafında bir yere çekilmişti.
*
Beyt-i Makdis’in veya evinin doğusuna.
17
فَاتَّخَذَتْ مِنْ دُونِهِمْ حِجَابًا فَاَرْسَلْـنَٓا اِلَیْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِیًّا ﴿17﴾
Sonra onlarla kendi arasına bir perde edin(ip çek)mişti. Biz ona ruhumuzu (Cebrail’i) göndermiştik de o, kendisine tam (ve düzgün) bir insan olarak görünmüştü.
18
قَالَتْ اِنّٖٓی اَعُوذُ بِالرَّحْمٰنِ مِنْكَ اِنْ كُنْتَ تَقِیًّا ﴿18﴾
(Meryem) dedi ki: “Doğrusu ben senden, esirgeyen (Allah’)a sığınırım. Eğer (günahtan) sakınan (bir) kimse isen (git yanımdan).”
19
قَالَ اِنَّـمَٓا اَنَا رَسُولُ رَبِّكِࣗ لِاَهَبَ لَكِ غُلٰمًا زَكِیًّا ﴿19﴾
(Cebrail de:) “Ben ancak Rabbinin sana tertemiz bir oğlan bağışlamak için gönderdiği elçisiyim.” dedi.
20
قَالَتْ اَنّٰى یَكُونُ لٖی غُلٰمٌ وَلَمْ یَمْسَسْنٖی بَشَرٌ وَلَمْ اَكُ بَغِیًّا ﴿20﴾
“Bana bir insan dokunmadığı ve ben de kötü/iffetsiz bir kadın olmadığım halde benim nasıl bir oğlum olur?” dedi.1
1krş. 3/47
21
قَالَ كَذٰلِكِۚ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَیَّ هَیِّنٌۚ وَلِنَجْعَلَـهُٓ اٰیَةً لِلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِنَّاۚ وَكَانَ اَمْرًا مَقْضِیًّا ﴿21﴾
(Cebrail:) “Bu böyledir.” dedi. “(Fakat) Rabbin: ‘O bana göre kolaydır. Onu insanlara (kudretimize) bir işaret ve tarafımızdan bir rahmet kılacağız.’ dedi. Zaten (o ezelde) takdir edilmiş bir iştir.”
22
فَحَمَلَتْهُ فَانْتَبَذَتْ بِهٖ مَكَانًا قَصِیًّا ﴿22﴾
Nihayet (Meryem, Allah’ın izniyle) ona (İsa’ya) gebe kaldı ve bu (hali) ile uzak bir yere çekildi.2
2krş. 3/59-60
23
فَاَجَٓاءَهَا الْمَخَاضُ اِلٰى جِذْعِ النَّخْلَةِۚ قَالَتْ یٰلَیْتَنٖى مِتُّ قَبْلَ هٰذَا وَكُنْتُ نَسْیًا مَنْسِیًّا ﴿23﴾
Doğum sancısı onu (budanmış kuru bir) hurma ağacına (dayanmaya) zorladı. “Keşke bundan önce ölmüş olsaydım da unutulup gitseydim!” dedi.
24
فَنَادٰیهَا مِنْ تَحْتِهَٓا اَلَّا تَحْزَنٖی قَدْ جَعَلَ رَبُّكِ تَحْتَكِ سَرِیًّا ﴿24﴾
Derken, alt tarafından (bir ses) ona şöyle seslendi: “Üzülme, Rabbin alt (yan)ında küçük bir nehir meydana getirdi.”3
3bk. 23/50
25
وَهُزّٖٓی اِلَیْكِ بِجِذْعِ النَّخْلَةِ تُسٰقِطْ عَلَیْكِ رُطَبًا جَنِیًّاؗ ﴿25﴾
“Hurma ağacının (kuru) dalını kendine doğru silkele, (kudretimize delil olarak) üzerine taze, olgun hurma dökülsün.”
26
فَكُلٖی وَاشْرَبٖی وَقَرّٖی عَیْنًاۚ فَاِمَّا تَرَیِنَّ مِنَ الْبَشَرِ اَحَدًاۙ فَقُولٖٓی اِنّٖی نَذَرْتُ لِلرَّحْمٰنِ صَوْمًا فَلَنْ اُكَلِّمَ الْیَوْمَ اِنْسِیًّاۚ ﴿26﴾
“Artık ye, iç, (oğlun dolayısıyla) gözün aydın olsun! Eğer insanlardan birini görürsen: ‘Ben, Rahmân için (susma) oruc(u) adadım, bugün hiçbir insanla asla konuşmayacağım’ de.”
27
فَاَتَتْ بِهٖ قَوْمَهَا تَحْمِلُهُؕ قَالُوا یٰمَرْیَمُ لَقَدْ جِئْتِ شَیْـًٔا فَرِیًّا ﴿27﴾
(Meryem) onu (kucağında) taşıyarak akrabalarına getirdi. (Onlar:) “Ey Meryem! Sen ne tuhaf bir şey yaptın!” dediler.
28
یٰٓـاُخْتَ هٰرُونَ مَا كَانَ اَبُوكِ امْرَاَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ اُمُّكِ بَغِیًّاۚ ﴿28﴾
“Ey Harun’un (nesli ve doğrulukta onun)1 kız kardeşi! Baban (İmran) kötü iş yapan bir kimse değildi, annen de fâhişe değildi.” (dediler).
1Sâbûnî (Safve), II, 215
29
فَاَشَارَتْ اِلَیْهِࣞ قَالُوا كَیْفَ نُكَلِّمُ مَنْ كَانَ فِی الْمَهْدِ صَبِیًّا ﴿29﴾
O da (kendileriyle konuşması için) çocuğa işaret etti. (Onlar:) “Biz beşikteki bir sabî ile nasıl konuşuruz?” dediler.2
2bk. 23/50
30
قَالَ اِنّٖی عَبْدُ اللّٰهِࣞ اٰتٰینِىَ الْكِتٰبَ وَجَعَلَنٖی نَبِیًّاۙ ﴿30﴾
(Çocuk) dedi ki: “Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. O bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı.”
31
وَجَعَلَنٖی مُبَارَكًا اَیْنَ مَا كُنْتُࣕ وَاَوْصٰینٖى بِالصَّلٰوةِ وَالزَّكٰوةِ مَا دُمْتُ حَیًّاࣕ ﴿31﴾
“Nerede olursam olayım beni, mübarek (feyizli ve insanlara faydalı) kıldı. Hayatta olduğum müddetçe bana namazı ve zekâtı emretti.”
32
وَبَرًّا بِوٰلِدَتٖیؗ وَلَمْ یَجْعَلْنٖی جَبَّارًا شَقِیًّا ﴿32﴾
“Beni anneme itaatli (ve iyilik edici) kıldı. Beni bedbaht/azgın bir zorba yapmadı.”
33
وَالسَّلٰمُ عَلَیَّ یَوْمَ وُلِدْتُ وَیَوْمَ اَمُوتُ وَیَوْمَ اُبْعَثُ حَیًّا ﴿33﴾
“Doğduğum gün de, öleceğim gün de, diri olarak kaldırılacağım gün de ‘selâm’ (esenlik, Allah’tan) benim üzerimedir.”3
3krş. 19/15
34
ذٰلِكَ عٖیسَى ابْنُ مَرْیَمَۚ قَوْلَ الْحَقِّ الَّذٖی فٖیهِ یَمْتَرُونَ ﴿34﴾
İşte çekiş(ip ayrılığa düş)tükleri Meryemoğlu İsa hakkında (Allah’ın) gerçek olan söz(ü) budur.
35
مَا كَانَ لِلّٰهِ اَنْ یَتَّخِذَ مِنْ وَلَدٍۙ سُبْحٰنَهُؕ اِذَا قَضٰٓى اَمْرًا فَاِنَّمَا یَقُولُ لَهُ كُنْ فَیَكُونُؕ ﴿35﴾
Allah’ın çocuk edinmesi (asla) olmamıştır. O’nun şânı yücedir (ve böyle yakıştırmalardan uzaktır). O, bir işe hükmettiği zaman, sadece ona “ol” der, o da (hemen) oluverir.
36
وَاِنَّ اللّٰهَ رَبّٖی وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُؕ هٰذَا صِرٰطٌ مُسْتَقٖیمٌ ﴿36﴾
“Şüphesiz ki Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O’na kulluk edin. İşte doğru yol budur.”
37
فَاخْتَلَفَ الْاَحْزَابُ مِنْ بَیْنِهِمْۚ فَوَیْلٌ لِلَّذٖینَ كَفَرُوا مِنْ مَشْهَدِ یَوْمٍ عَظٖیمٍ ﴿37﴾
Sonra, birtakım gruplar kendi aralarında ayrılığa düştüler.
*
İsa (as.) ve Üzeyr (as.) Allah’ın kulu ve peygamberi iken kimi, “İsa Allah’ın oğludur.” kimi; “Allah’ın kendisidir.” kimi; “Allah’ı meydana getiren üç esasın biridir.” kimi; “Allah’ın kulu ve peygamberidir.” kimi de; “Üzeyr Allah’ın oğludur.” dedi. Peygamberlere: “Allah’ın kulu ve Resûlüdür.” demeyenlerin hepsi, müşrik ve kâfir olmuşlardır.
37
فَاخْتَلَفَ الْاَحْزَابُ مِنْ بَیْنِهِمْۚ فَوَیْلٌ لِلَّذٖینَ كَفَرُوا مِنْ مَشْهَدِ یَوْمٍ عَظٖیمٍ ﴿37﴾
Artık (hesap) görülecek büyük günde kâfirlerin vay haline!
38
اَسْمِعْ بِهِمْ وَاَبْصِرْۙ یَوْمَ یَاْتُونَنَاۚ لٰكِنِ الظّٰلِمُونَ الْیَوْمَ فٖی ضَلٰلٍ مُبٖینٍ ﴿38﴾
(Onlar) bize gelecekleri gün (başlarına gelecekler konusunda) neler neler işitecekler, (dehşet içerisinde) neler neler görecekler! Fakat (buna rağmen) zalimler, bugün (hâlâ) apaçık bir sapıklık içindedirler.4
4bk. 32/12
39
وَاَنْذِرْهُمْ یَوْمَ الْحَسْرَةِ اِذْ قُضِیَ الْاَمْرُۚ وَهُمْ فٖی غَفْلَةٍ وَهُمْ لَا یُؤْمِنُونَ ﴿39﴾
(Resûlüm!) İşin bitirildiği (inkârcı ve günahkârların azap göreceği) hasret ve pişmanlık gününe karşı onları uyar. Onlar ise hâlâ gaflet içindedirler ve hâlâ inanmazlar.1
1krş. 39/54-56
40
اِنَّا نَحْنُ نَرِثُ الْاَرْضَ وَمَنْ عَلَیْهَا وَاِلَیْنَا یُرْجَعُونَࣖ ﴿40﴾
Şüphesiz biz, yeryüzüne ve üzerinde bulunan bütün insanlara vâris olacağız. Onlar (sonunda) ancak bize döndürüleceklerdir.
41
وَاذْكُرْ فِی الْكِتٰبِ اِبْرٰهٖیمَؕ اِنَّهُ كَانَ صِدّٖیقًا نَبِیًّا ﴿41﴾
Kitab’da (bildirdiğimiz gibi) İbrahim’i de (onlara) hatırlat. Çünkü o, dosdoğru bir peygamberdi.
42
اِذْ قَالَ لِاَبٖیهِ یٰٓـاَبَتِ لِمَ تَعْبُدُ مَا لَا یَسْمَعُ وَلَا یُبْصِرُ وَلَا یُغْنٖی عَنْكَ شَیْـًٔا ﴿42﴾
Hani O, babasına demişti ki: “Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir fayda vermeyen şeylere niçin tapıyorsun?”
43
یٰٓـاَبَتِ اِنّٖی قَدْ جَٓاءَنٖی مِنَ الْعِلْمِ مَا لَمْ یَاْتِكَ فَاتَّبِعْنٖٓی اَهْدِكَ صِرٰطًا سَوِیًّا ﴿43﴾
“Babacığım! Kesin bilesin ki bana, sana gelmeyen bir ilim gelmiştir. Bana uy da seni doğru düzgün bir yola eriştireyim.”2
2bk. 6/74
44
یٰٓـاَبَتِ لَا تَعْبُدِ الشَّیْطٰنَؕ اِنَّ الشَّیْطٰنَ كَانَ لِلرَّحْمٰنِ عَصِیًّا ﴿44﴾
“Babacığım! Şeytana tapma! Çünkü şeytan, Rahmân’a âsî olmuştur.”
*
Allah’a isyan edenlerin hepsi şeytan ordusunun elemanları olmuştur. Tevbe edip Allah’a kulluk edenler ise Allah (cc.) taraftarı olmuşlardır.3
45
یٰٓـاَبَتِ اِنّٖٓی اَخَافُ اَنْ یَمَسَّكَ عَذَابٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ فَتَكُونَ لِلشَّیْطٰنِ وَلِیًّا ﴿45﴾
“Babacığım! Doğrusu ben, sana Rahmân’dan bir azabın dokunmasından, böylece de şeytana dost (ve arkadaş) olmandan korkuyorum.”
46
قَالَ اَرَاغِبٌ اَنْتَ عَنْ اٰلِهَتٖی یٰٓـاِبْرٰهٖیمُۚ لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ لَاَرْجُمَنَّكَ وَاهْجُرْنٖی مَلِیًّا ﴿46﴾
(Babası:) “Ey İbrahim! Sen benim ilâhlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer (onları kötülemekten) vazgeçmezsen mutlaka seni taşa tutar (fena yapar)ım; uzun bir zaman benden uzaklaş (gözüme görünme bir daha).” dedi.
47
قَالَ سَلٰمٌ عَلَیْكَۚ سَاَسْتَغْفِرُ لَكَ رَبّٖیؕ اِنَّهُ كَانَ بٖی حَفِیًّا ﴿47﴾
(İbrahim) dedi ki: “Sana selam olsun (selametle kal), senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim. Çünkü O, bana çok lütufkârdır.”4
4bk. 14/41; 60/4 ve krş. 9/113-114
48
وَاَعْتَزِلُكُمْ وَمَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَاَدْعُوا رَبّٖیؗ عَسٰٓى اَلَّٓا اَكُونَ بِدُعَٓاءِ رَبّٖی شَقِیًّا ﴿48﴾
“Sizden de Allah’tan başka yalvardığınız şeylerden de ayrılıyorum ve Rabbime (senin için) dua ediyorum. Umulur ki Rabbime dua etmekle, bedbaht olmam (mahrum bırakılmam).”
*
Bu duayı söz verdiği için yapmıştı.5
49
فَلَمَّا اعْتَزَلَهُمْ وَمَا یَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۙ وَهَبْنَا لَـهُٓ اِسْحٰقَ وَیَعْقُوبَؕ وَكُلًّا جَعَلْنَا نَبِیًّا ﴿49﴾
İşte (İbrahim) onlardan ve Allah’tan başka yalvar(ıp tap)tıklarından ayrılınca, biz de ona İshak’ı ve Yakub’u* bahşettik ve her birini peygamber yaptık.6
6krş. 2/133; 11/ 71; 21/72
*
* Hz. Yakub, Hz. İshak’ın oğludur.
50
وَوَهَبْنَا لَهُمْ مِنْ رَحْمَتِنَا وَجَعَلْنَا لَهُمْ لِسَانَ صِدْقٍ عَلِیًّاࣖ ﴿50﴾
Onlara rahmetimizden (peygamberlik vererek) ihsanda bulunduk ve onlar için yüce sayılarak (her dinde) doğruluk dili (saygıyla anılma) sağladık.
51
وَاذْكُرْ فِی الْكِتٰبِ مُوسٰىؗ اِنَّهُ كَانَ مُخْلَصًا وَكَانَ رَسُولًا نَبِیًّا ﴿51﴾
(Ey Resûlüm!) Kitab’da (bildirdiğimiz gibi) Musa’yı da hatırla! Çünkü o, ihlasa erdirilmiş idi; hem de bir Resûl ve bir nebî idi.
52
وَنٰدَیْنٰهُ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ الْاَیْمَنِ وَقَرَّبْنٰهُ نَجِیًّا ﴿52﴾
Ona (bulunduğu yere göre) Tûr’un sağ tarafın(daki ağaç)tan seslenmiş ve onu bir dost olarak (başbaşa konuşacak kadar huzurumuza) yaklaştırmıştık.
53
وَوَهَبْنَا لَهُ مِنْ رَحْمَتِنَٓا اَخَاهُ هٰرُونَ نَبِیًّا ﴿53﴾
Rahmetimizden dolayı ona, kardeşi Harun’u da nebî olarak ihsan ettik.
54
وَاذْكُرْ فِی الْكِتٰبِ اِسْمٰعٖیلَؗ اِنَّهُ كَانَ صَادِقَ الْوَعْدِ وَكَانَ رَسُولًا نَبِیًّاۚ ﴿54﴾
Kitab’da İsmail’i de an. Çünkü o, sözüne sâdıktı, (resul ve nebî idi).1
1Hz. İsmail’in kurban edilmesi hakkında bk. 37/102-103
55
وَكَانَ یَاْمُرُ اَهْلَهُ بِالصَّلٰوةِ وَالزَّكٰوةِࣕ وَكَانَ عِنْدَ رَبِّهٖ مَرْضِیًّا ﴿55﴾
O, ehline/kavmine namazı ve zekâtı emrederdi. Rabbi katında da beğenilmişti.
56
وَاذْكُرْ فِی الْكِتٰبِ اِدْرٖیسَؗ اِنَّهُ كَانَ صِدّٖیقًا نَبِیًّاࣗ ﴿56﴾
Kitab’da (bildirdiğimiz gibi) İdris’i de an. Çünkü o, çok doğru bir peygamber idi.
57
وَرَفَعْنٰهُ مَكَانًا عَلِیًّا ﴿57﴾
Biz onu pek yüce bir yere (makama) yükselttik.
58
اُولٰٓئِكَ الَّذٖینَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَیْهِمْ مِنَ النَّبِیّٖنَ مِنْ ذُرِّیَّةِ اٰدَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍؗ وَمِنْ ذُرِّیَّةِ اِبْرٰهٖیمَ وَاِسْرٰٓیٖٔلَ وَمِمَّنْ هَدَیْنَا وَاجْتَبَیْنَاؕ اِذَا تُتْلٰى عَلَیْهِمْ اٰیٰتُ الرَّحْمٰنِ خَرُّوا سُجَّدًا وَبُكِیًّا ﴿58﴾Secde âyeti
İşte bunlar, kendilerine Allah’ın nimet verdiği peygamberlerden; Âdem’in neslinden ve Nuh ile beraber (gemide) taşıdıklarımızdan; İbrahim ve İsrâil (Yakub)’un neslinden, doğru yola eriştirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdendir. Rahmân (olan Allah)’ın âyetleri onlara okunduğu zaman ağlayarak (hemen) secdeye kapanırlardı.2**Secde**
2Secde âyeti konusunda bk. 7/206
59
فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ اَضَاعُوا الصَّلٰوةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوٰتِ فَسَوْفَ یَلْقَوْنَ غَیًّاۙ ﴿59﴾
Kendilerinden sonra arkalarından öyle (kötü) bir nesil geldi ki namazı bıraktılar ve şehvetlerine uydular.
*
Şehvetlerine uyan fert ve toplumlar; ilâhî ölçüleri çiğnemiş, günahkârlığa, hevâ ve hevese dayalı bir hayat tarzı ortaya koymuş ve fesâda sebep olmuşlardır.
59
فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ اَضَاعُوا الصَّلٰوةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوٰتِ فَسَوْفَ یَلْقَوْنَ غَیًّاۙ ﴿59﴾
İşte (bunlar), azgınlıklarının cezasına uğrayacaklardır.
*
Yahut, cehennemin Gayyâ vadisini boylayacaklardır.
60–61
اِلَّا مَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ صٰلِحًا فَاُولٰٓئِكَ یَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلَا یُظْلَمُونَ شَیْـًٔاۙ ﴿60﴾
جَنّٰتِ عَدْنٍ الَّتٖی وَعَدَ الرَّحْمٰنُ عِبَادَهُ بِالْغَیْبِؕ اِنَّهُ كَانَ وَعْدُهُ مَاْتِیًّا ﴿61﴾
Ancak tevbe edenler, iman edenler ve sâlih amelde bulunanlar hariçtir. İşte bunlar hiçbir şekilde haksızlığa uğratılmayacak ve cennete, Rahmân (olan Allah)’ın kullarına gıyâben vaadettiği Adn cennetlerine (girecekler)dir. Muhakkak ki O’nun vaadi yerine gelecektir.
*
“Me’tiyyen” ism-i mef’ûl olmasına rağmen, ism-i fâil anlamında kullanılmıştır. Tercüme de buna uygun yapılmıştır.
62
لَا یَسْمَعُونَ فٖیهَا لَغْوًا اِلَّا سَلٰمًاؕ وَلَهُمْ رِزْقُهُمْ فٖیهَا بُكْرَةً وَعَشِیًّا ﴿62﴾
Orada boş bir söz değil, ancak selam (esenlik) sözleri işiteceklerdir. Orada (dünyadaki) sabah akşam (sürelerince ve istedikleri zaman) onların rızıkları da vardır.
*
Cennette sabah akşam olmadığı; dinleyenlerin zihinlerinde vakit/öğün kavramı olduğu için yüce Allah “sabah ve akşam” buyurmuştur. Biz de âyete buna göre açıklık getirdik.3
63
تِلْكَ الْجَنَّةُ الَّتٖی نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا مَنْ كَانَ تَقِیًّا ﴿63﴾
Kullarımızdan, takvâ sahibi (emirlerimize uygun yaşayan) kimseleri mirasçı kılacağımız cennet işte budur.
*
Hz. Peygamber’e bazı konularda sorular yöneltmişler, bunların cevabı için vahiy birkaç gün gecikince, o da Hz. Cebrail’e gecikme sebebini sormuştu. Aşağıdaki âyet, Hz.Cebrail’in Hz. Peygamber’e yüce Allah tarafından bildirilen cevabıdır.4
64
وَمَا نَتَنَزَّلُ اِلَّا بِاَمْرِ رَبِّكَۚ لَهُ مَا بَیْنَ اَیْدٖینَا وَمَا خَلْفَنَا وَمَا بَیْنَ ذٰلِكَۚ وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِیًّاۚ ﴿64﴾
“Biz (görevli melekler) ancak Rabbinin emri ile ineriz. Önümüzde, ardımızda ve bunlar arasında olan şeyler O’nundur. Rabbin asla unutkan değildir.”
65
رَبُّ السَّمٰوٰتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَیْنَهُمَا فَاعْبُدْهُ وَاصْطَبِرْ لِعِبٰدَتِهٖؕ هَلْ تَعْلَمُ لَهُ سَمِیًّاࣖ ﴿65﴾
(O,) göklerin, yerin ve bunlar arasındaki her şeyin Rabbidir. O halde O’na kulluk et ve bu kullukta sabret. O’nun bir adaşını (benzerini) biliyor musun? (Yoktur.)
*
Cenâb-ı Hakk’ın özel ismi Allah’tır. Kullukta yani ibadet ve itaatte kendisine denk hiçbir ilâh (tanrı) yoktur. Mâbud ancak O’dur, hüküm ve mutlak hâkimiyet ancak O’nundur. Allah’ın emrine aykırı olan hususlarda başkalarına bile bile ve isteyerek itaat ise onları rab edinmektir.1
66
وَیَقُولُ الْاِنْسٰنُ ءَاِذَا مَا مِتُّ لَسَوْفَ اُخْرَجُ حَیًّا ﴿66﴾
İnsan: “Ben öldüğüm zaman mı diri olarak çıkarılacağım?” der.2
2bk. 13/5; 36/77-79
67
اَوَلَا یَذْكُرُ الْاِنْسٰنُ اَنَّا خَلَقْنٰهُ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ یَكُ شَیْـًٔا ﴿67﴾
İnsan, önceden hiçbir şey değilken kendisini hakikaten bizim yarattığımızı düşünmez mi?
68
فَوَرَبِّكَ لَنَحْشُرَنَّهُمْ وَالشَّیٰطٖینَ ثُمَّ لَنُحْضِرَنَّهُمْ حَوْلَ جَهَنَّمَ جِثِیًّاۚ ﴿68﴾
Rabbine andolsun ki biz, onları da şeytanları da (mahşerde) toplayacağız. Sonra onları mutlaka cehennemin etrafında diz çökmüş olarak hazır bulunduracağız.
69
ثُمَّ لَنَنْزِعَنَّ مِنْ كُلِّ شٖیعَةٍ اَیُّهُمْ اَشَدُّ عَلَى الرَّحْمٰنِ عِتِیًّاۚ ﴿69﴾
Sonra her ümmetten hangisi Rahmân (olan Allah)’a en çok karşı gelmişse (önce onu cehenneme) çekip ayıracağız.
70
ثُمَّ لَنَحْنُ اَعْلَمُ بِالَّذٖینَ هُمْ اَوْلٰى بِهَا صِلِیًّا ﴿70﴾
Sonra biz, onlardan oraya (cehenneme) girip yanmaya daha layık olanları elbette daha iyi biliriz.
71
وَاِنْ مِنْكُمْ اِلَّا وَارِدُهَاۚ كَانَ عَلٰى رَبِّكَ حَتْمًا مَقْضِیًّاۚ ﴿71﴾
Sizden (Sırât’ı geçebilmek için) cehenneme gitmeyecek (uğramayacak) kimse yoktur.3
3İbni Kesir (Sâbûnî), II, 461-462; Beydâvî
*
Bu olayı; “Deniz köprüsünden geçmek için denize gitmeyecek kimse yoktur.” şeklinde bir misalle açıklayabiliriz. Yoksa, “Herkes cehenneme gidecektir.” diyemeyiz. Buradaki ifade; “Herkes cehenneme uğrayacak, ancak yeri orası olanlar köprüyü geçemeyeceklerdir.” Resûlullah’a bu âyetin açıklaması sorulduğunda bir sonraki 72. âyeti okumuştur.
71
وَاِنْ مِنْكُمْ اِلَّا وَارِدُهَاۚ كَانَ عَلٰى رَبِّكَ حَتْمًا مَقْضِیًّاۚ ﴿71﴾
(Bu,) Rabbinin (yapmayı) üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür.
72
ثُمَّ نُنَجِّی الَّذٖینَ اتَّقَوْا وَنَذَرُ الظّٰلِمٖینَ فٖیهَا جِثِیًّا ﴿72﴾
Sonra muttakî olan (ibadet ve itaatle günahlardan sakınan)ları kurtarırız (cennete sevk ederiz).4 Zalimleri de orada (cehennemde) dizüstü çökmüş olarak bırakırız.
4Beydâvî
73
وَاِذَا تُتْلٰى عَلَیْهِمْ اٰیٰتُنَا بَیِّنٰتٍ قَالَ الَّذٖینَ كَفَرُوا لِلَّذٖینَ اٰمَنُٓواۙ اَیُّ الْفَرٖیقَیْنِ خَیْرٌ مَقَامًا وَاَحْسَنُ نَدِیًّا ﴿73﴾
Onlara apaçık âyetlerimiz okunduğu zaman inkâr edenler, iman edenlere: “Bu iki topluluktan (mü’min ve kâfirlerden) hangisinin yeri daha iyi ve mevkii daha (muteber ve) güzeldir?” dediler.
74
وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍ هُمْ اَحْسَنُ اَثٰثًا وَرِءْیًا ﴿74﴾
Onlardan önce nice asır(larda nice nesilleri) yok ettik. Halbuki onlar, varlıkça ve gösterişçe daha (muteber ve) güzeldi.
75
قُلْ مَنْ كَانَ فِی الضَّلٰلَةِ فَلْیَمْدُدْ لَهُ الرَّحْمٰنُ مَدًّاۚ حَتّٰٓى اِذَا رَاَوْا مَا یُوعَدُونَ اِمَّا الْعَذَابَ وَاِمَّا السَّاعَةَؕ فَسَیَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ شَرٌّ مَكَانًا وَاَضْعَفُ جُنْدًا ﴿75﴾
De ki: “Kim sapıklık içinde ise Rahmân (olan Allah) ona mühlet verdikçe versin (ne çıkar), nihayet vaadedildikleri şeyi -ya (dünyadaki) azabı ya da kıyameti- gördükleri zaman, artık yerce/makamca kimin daha kötü, güç ve asker bakımından kimin daha zayıf olduğunu bileceklerdir.
76
وَیَزٖیدُ اللّٰهُ الَّذٖینَ اهْتَدَوْا هُدًىؕ وَالْبٰقِیٰتُ الصّٰلِحٰتُ خَیْرٌ عِنْدَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَیْرٌ مَرَدًّا ﴿76﴾
Allah, (İslâm ile) doğru yolu bulanların hidayetini (iman gücünü) artırır. (Mü’min kimseden geride) devamlı kalacak sâlih işler, Rabbinin katında sevap yönüyle daha iyi, dönüş yeri(ne hazırlık) olarak da daha hayırlıdır.
*
Hz. Habbâb’ın Âs b. Vâil’den alacağı vardı. Onu istedi. Âs da; “Muhammed’i inkâr edersen veririm!” dedi. Habbâb (ra.) ise “Vallâhi ne hayatımda ne ölümümde ne de tekrar dirildiğimde onu inkâr ederim.” dedi. Âs ise; “Madem dirilecekmişiz, o zaman bana gel, benim de yine malım ve çocuğum çok olur, sana istediğini veririm.” dedi.1 İşte aşağıdaki âyetler, bu türlü kimselere cevap vermektedir.
77
اَفَرَاَیْتَ الَّذٖی كَفَرَ بِاٰیٰتِنَا وَقَالَ لَاُوتَیَنَّ مَالًا وَوَلَدًاؕ ﴿77﴾
(Şu) âyetlerimizi inkâr eden ve: “(Kıyamette) bana mal ve evlat verilecek.” diyeni gördün mü?
78
اَطَّـلَعَ الْغَیْبَ اَمِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْدًاۙ ﴿78﴾
O, görünmeyeni (âhireti) mi biliyor, yoksa Rahmân (olan Allah)’ın katından bir söz mü aldı?
79
كَلَّاؕ سَنَكْتُبُ مَا یَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُ مِنَ الْعَذَابِ مَدًّاۙ ﴿79﴾
Hayır! (Aldanıyor), biz onun söylediğini yazacağız ve ona azabı uzattıkça uzatacağız.
80
وَنَرِثُهُ مَا یَقُولُ وَیَاْتٖینَا فَرْدًا ﴿80﴾
O dediği (mal ve evladı)na, biz vâris olacağız ve o bize tek başına (malsız ve evlatsız) gelecek.
81
وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اٰلِهَةً لِیَكُونُوا لَهُمْ عِزًّاۙ ﴿81﴾
Onlar, kendilerine bir şeref, güç ve mevki kaynağı olsun diye, Allah’tan başka tanrılar edindiler (Birtakım varlıkları tanrı/put haline getirip ona bağlandılar, her işlerinde ondan güç alır oldular).2
2bk. 4/139; 29/25; 63/8
82
كَلَّاؕ سَیَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَیَكُونُونَ عَلَیْهِمْ ضِدًّاࣖ ﴿82﴾
Hayır! (İş öyle onların zannettiği gibi olmayacak). O (taptıkları) şeyler, bunların tapınmalarını (o gün) inkâr edecek ve kendilerine azılı düşman kesilecektir.3
3krş. 2/165-167
83
اَلَمْ تَرَ اَنَّٓا اَرْسَلْنَا الشَّیٰطٖینَ عَلَى الْكٰفِرٖینَ تَؤُزُّهُمْ اَزًّاۙ ﴿83﴾
Kâfirlerin üzerine, onları daha da kışkırtan şeytanları, bizim gönderdiğimizi görmedin mi?
*
Çünkü küfür bataklığında ancak şeytanlar barınır. Şeytan; kâfir, tâğût ve müşriği küfürde daha da azdırır.
84
فَلَا تَعْجَلْ عَلَیْهِمْؕ اِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمْ عَدًّاۚ ﴿84﴾
O halde onlara karşı (azap için) acele etme! Biz onlar için (günlerini) saydıkça sayıyoruz.4
4bk. 3/178; 31/24; 86/17
85–86
یَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَّقٖینَ اِلَى الرَّحْمٰنِ وَفْدًاۙ ﴿85﴾
وَنَسُوقُ الْمُجْرِمٖینَ اِلٰى جَهَنَّمَ وِرْدًاۘ ﴿86﴾
O gün takvâ sahiplerini, çok acıyıcı zâtımızın huzuruna toplayacağız ve günahkârları da susuz olarak cehenneme süreceğiz.
87
لَا یَمْلِكُونَ الشَّفٰعَةَ اِلَّا مَنِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْدًاۘ ﴿87﴾
Rahmân’ın katında bir ahd edinmiş (söz ve izin almış) kimselerden başkaları şefaate mâlik olamazlar.
*
Âyet-i kerîme şefaat edene de, edilene de delâlet etmektedir. Şöyle ki: Başkalarına şefaat edecek olanlar, kişilerin kendilerince şefaatçi kabul ettikleri kimseler olmayıp ancak Rahmân olan Allah’ın izin verdiği kimseler olacaktır. Şefaat edilecek olanlar ise Rahmân’dan izin alabilen yani dünyada iken Allah’a inanan, O’nun emir ve yasaklarını açıkta veya gizlide dışlamayan kimseler olacaktır.
88
وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمٰنُ وَلَدًاؕ ﴿88﴾
“Rahmân (olan Allah) çocuk edindi.” dediler.
89
لَقَدْ جِئْتُمْ شَیْـًٔا اِدًّاۙ ﴿89﴾
Andolsun ki siz, pek kötü bir şey (ortaya) attınız.
90
تَكَادُ السَّمٰوٰتُ یَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنْشَقُّ الْاَرْضُ وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَدًّاۙ ﴿90﴾
On(ların sözün)den neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak, dağlar da yıkılıp çökecekti.
91
اَنْ دَعَوْا لِلرَّحْمٰنِ وَلَدًاۚ ﴿91﴾
(Buna sebep,) Rahmân için bir çocuk iddia etmeleridir.
92
وَمَا یَنْبَغٖی لِلرَّحْمٰنِ اَنْ یَتَّخِذَ وَلَدًاؕ ﴿92﴾
Halbuki çocuk edinmek Rahmân’ın şânına yakışmaz.5
5bk. 16/57; 43/15-18; 53/21-22
93
اِنْ كُلُّ مَنْ فِی السَّمٰوٰتِ وَالْاَرْضِ اِلَّٓا اٰتِی الرَّحْمٰنِ عَبْدًاؕ ﴿93﴾
Göklerde ve yerde olan herkes, Rahmân’a bir kul olarak gelecektir.6
6bk. 10/68
94
لَقَدْ اَحْصٰیهُمْ وَعَدَّهُمْ عَدًّاؕ ﴿94﴾
O, bunların hepsini kuşatmış ve onların adedini sayıp tespit etmiştir.
95
وَكُلُّهُمْ اٰتٖیهِ یَوْمَ الْقِیٰمَةِ فَرْدًا ﴿95﴾
Ve onların hepsi de kıyamet günü tek başına O’na gelecektir.
96
اِنَّ الَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصّٰلِحٰتِ سَیَجْعَلُ لَهُمُ الرَّحْمٰنُ وُدًّا ﴿96﴾
İman edip sâlih amel işleyenler için Rahmân, (yer ve göktekiler nezdinde, gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.
97
فَاِنَّمَا یَسَّرْنٰهُ بِلِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ الْمُتَّقٖینَ وَتُنْذِرَ بِهٖ قَوْمًا لُدًّا ﴿97﴾
(Resûlüm!) Biz onu (Kur’an’ı) senin dilinde (indirerek) kolaylaştırdık ki onunla (günahlardan) sakınanları müjdeleyesin ve inatçıları da onunla uyarasın.
98
وَكَمْ اَهْلَـكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍؕ هَلْ تُحِسُّ مِنْهُمْ مِنْ اَحَدٍ اَوْ تَسْمَعُ لَهُمْ رِكْزًا ﴿98﴾
Biz onlardan önce nice nesiller (insanlar)ı yok ettik. Onlardan hiçbirini hissediyor veya onlardan bir fısıltı (olsun) işitiyor musun?