سُورَةُ الْحَجِّ
Hac Sûresi
MEDENÎBu sûre hakkındaMedine döneminde nâzil olmuştur. 78 âyettir. Bir görüşe göre 52-55. âyetler Mekke ile Medine arasında inmiştir. Adını 27. âyetteki aynı kelimeden almıştır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1
یٰٓـاَیُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْۚ اِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَیْءٌ عَظٖیمٌ ﴿1﴾
Ey insanlar! Rabbinizin emrine uygun yaşayın. Gerçekten (kıyamet) saati(ni)n sarsıntısı çok büyük (dehşetli) bir şeydir.1
1bk. 56/4-5; 69/14-15; 99/1-2
2
یَوْمَ تَرَوْنَهَا تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّٓا اَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وَتَرَى النَّاسَ سُكٰرٰى وَمَا هُمْ بِسُكٰرٰى وَلٰكِنَّ عَذَابَ اللّٰهِ شَدٖیدٌ ﴿2﴾
Onu gördüğünüz gün, her emzikli emzirdiğini unutup terk eder, her gebe (kadın) yükünü düşürür. Sen, insanları sarhoş (imiş gibi) görürsün, halbuki onlar sarhoş değillerdir. Fakat Allah’ın azabı pek şiddetlidir.
3
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ یُجٰدِلُ فِی اللّٰهِ بِغَیْرِ عِلْمٍ وَیَتَّبِعُ كُلَّ شَیْطٰنٍ مَرٖیدٍۙ ﴿3﴾
Kimi insanlar da bilmeden Allah hakkında tartışır ve (bu hususta) azgın şeytan (ve benzerlerin)e uyar.
4
كُتِبَ عَلَیْهِ اَنَّهُ مَنْ تَوَلَّاهُ فَاَنَّهُ یُضِلُّهُ وَیَهْدٖیهِ اِلٰى عَذَابِ السَّعٖیرِ ﴿4﴾
O (şeyta)nın hakkında yazılmıştır ki: “Kim kendisini dost edinirse kesinlikle onu saptırır ve o kimseyi (cehennemin) alevli ateşine iletir.”
5
یٰٓـاَیُّهَا النَّاسُ اِنْ كُنْتُمْ فٖی رَیْبٍ مِنَ الْبَعْثِ فَاِنَّا خَلَقْنٰكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ مِنْ مُضْغَةٍ مُخَلَّقَةٍ وَغَیْرِ مُخَلَّقَةٍ لِنُبَیِّنَ لَكُمْؕ وَنُقِرُّ فِی الْاَرْحَامِ مَا نَشَٓاءُ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى ثُمَّ نُخْرِجُكُمْ طِفْلًا ثُمَّ لِتَبْلُغُٓوا اَشُدَّكُمْۚ وَمِنْكُمْ مَنْ یُتَوَفّٰى وَمِنْكُمْ مَنْ یُرَدُّ اِلٰٓى اَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَیْلَا یَعْلَمَ مِنْ بَعْدِ عِلْمٍ شَیْـًٔاؕ وَتَرَى الْاَرْضَ هَامِدَةً فَاِذَٓا اَنْزَلْنَا عَلَیْهَا الْمَٓاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ وَاَنْبَتَتْ مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَهٖیجٍ ﴿5﴾
Ey insanlar! Şâyet öldükten sonra dirilmekten şüphe etmekte iseniz (ilk yaratılışınızı hatırlayın). Kesinlikle bilin ki biz, sizi (ilk önce karışmış çeşitli renk) topraktan, (insan olarak yarattıktan) sonra (sırasıyla onun içinden çıkan) nutfe (aşılanmış yumurta/zigot halin)den sonra bir alaka,* sonra (azaları belirli belirsiz küçük bir et parçasından) bir mudgadan** yarattık ki size (ne olduğunuzu ve kudretimizi) açıklayalım. Rahimlerde dilediğimizi, belirtilmiş bir vakte kadar durduruyoruz, sonra sizi bir bebek halinde çıkarıyoruz.
*
* Ayette geçen alaka, döllenmiş yumurtanın (zigotun) rahim duvarına yapışması (zona pellusida)’ndan sonraki devredir.
*
** Mudga, et halinde küçük bir parça olup 2-2,5 cm ölçülerindedir.
*
Özetle diyebiliriz ki: Kadının yumurta hücresi, erkeğin sperma hücresi ile döllenmesinden sonra artık canlı bir varlıktır ve bir hafta içinde bir hücre topluluğu halinde rahim duvarına 11 gün içinde gelip yapışır. Bu yapışma (zona pellusida)dan sonra “dut” gibi asılır ve gömülüp kanla beslenmeye başlar. İşte bu, hücrenin alaka (embriyo) safhasıdır. Mudga (fetus) safhasına kadar bu cenin (embriyo), bir et parçası halini alır ve çıkan somitlerle organ yerleri belli olur. Sekizinci haftanın sonunda, ceninin dış görünümü bir insan şeklini alır. Artık hızla gelişen ceninin2 kemikleri, kasları ve derisi teşekkül etmiş olarak büyümeye devam eder. Nihayet doğumla neticelenir. Canlı doğmak kaydıyla, çocuğun hak ve hukuku da cenin halinde iken başlar.3 Cenin canlı oldukça miras hakkı devam eder. Hilkati tamamlanmış cenin düşürülürse diyeti verilir.4
5
یٰٓـاَیُّهَا النَّاسُ اِنْ كُنْتُمْ فٖی رَیْبٍ مِنَ الْبَعْثِ فَاِنَّا خَلَقْنٰكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ مِنْ مُضْغَةٍ مُخَلَّقَةٍ وَغَیْرِ مُخَلَّقَةٍ لِنُبَیِّنَ لَكُمْؕ وَنُقِرُّ فِی الْاَرْحَامِ مَا نَشَٓاءُ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى ثُمَّ نُخْرِجُكُمْ طِفْلًا ثُمَّ لِتَبْلُغُٓوا اَشُدَّكُمْۚ وَمِنْكُمْ مَنْ یُتَوَفّٰى وَمِنْكُمْ مَنْ یُرَدُّ اِلٰٓى اَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَیْلَا یَعْلَمَ مِنْ بَعْدِ عِلْمٍ شَیْـًٔاؕ وَتَرَى الْاَرْضَ هَامِدَةً فَاِذَٓا اَنْزَلْنَا عَلَیْهَا الْمَٓاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ وَاَنْبَتَتْ مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَهٖیجٍ ﴿5﴾
Derken olgunluğa erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). İçinizden kimi (erken) öldürülüyor, kimi de daha önce bazı şeyleri bilirken, sonra (artık çocuk gibi) hiçbir şey bilmez hâle gelmesi için erzel-i ömr’e (ömrün en kötü devrine) itiliyor. Yeri de görürsün ki kupkurudur. Fakat biz ona su indirdiğimiz zaman harekete geçer, kabarır ve her güzel çiftten (nice) nebat bitirir.
*
Yüce Allah, âyet-i kerîmenin son kısmı ile yeryüzü ve bitkilerin kuruduktan sonra yeniden canlanmasına, insanların da öldükten sonra tekrar aynı şekilde dirileceğine misal vermektedir.
6
ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ وَاَنَّهُ یُحْيِ الْمَوْتٰى وَاَنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖیرٌۙ ﴿6﴾
Bu da, Allah’ın gerçek(ten var) oluşu(nun delili)dir. (Ve her şeyin O’nun iradesiyle gerçekleşmesidir.) Hiç şüphesiz ölüleri O diriltir ve her şeye hakkıyla kâdir olan da (yine) O’dur.
7
وَاَنَّ السَّاعَةَ اٰتِیَةٌ لَا رَیْبَ فٖیهَاۙ وَاَنَّ اللّٰهَ یَبْعَثُ مَنْ فِی الْقُبُورِ ﴿7﴾
Elbet o (kıyamet) saat(i) gelecektir. O(nun geleceği)nde şüphe yoktur. Şüphesiz ki Allah, (o gün) kabirlerde olan kimseleri diriltecektir.1
1krş. 36/78-80
8–9
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ یُجٰدِلُ فِی اللّٰهِ بِغَیْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتٰبٍ مُنٖیرٍۙ ﴿8﴾
ثَانِیَ عِطْفِهٖ لِیُضِلَّ عَنْ سَبٖیلِ اللّٰهِؕ لَهُ فِی الدُّنْیَا خِزْیٌ وَنُذٖیقُهُ یَوْمَ الْقِیٰمَةِ عَذَابَ الْحَرٖیقِ ﴿9﴾
(Buna rağmen) insanlardan kimi, ne bir yol göstereni ne de aydınlatıcı bir kitabı olmaksızın bilgisizce (insanları) Allah yolundan saptırmak için kibirle yanını bükerek/kasılıp böbürlenerek Allah hakkında tartışır!
*
Oysa Allah’ın varlığı hakkında tartışan ateistler, görünmeyen akıllarının varlığını kabul etmeleriyle çelişkiye düştüklerini bilmezler.2
8–9
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ یُجٰدِلُ فِی اللّٰهِ بِغَیْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتٰبٍ مُنٖیرٍۙ ﴿8﴾
ثَانِیَ عِطْفِهٖ لِیُضِلَّ عَنْ سَبٖیلِ اللّٰهِؕ لَهُ فِی الدُّنْیَا خِزْیٌ وَنُذٖیقُهُ یَوْمَ الْقِیٰمَةِ عَذَابَ الْحَرٖیقِ ﴿9﴾
Onun için dünyada bir rezillik vardır. Kıyamet günü de ona (cehennemin) can yakıcı azabını tattıracağız.
10
ذٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ یَدَاكَ وَاَنَّ اللّٰهَ لَیْسَ بِظَلّٰمٍ لِلْعَبٖیدِࣖ ﴿10﴾
(O vakit kendisine:) “İşte bu, senin kendi yaptığın (günahlar) yüzündendir. Yoksa Allah kullara zulmedici değildir.” (denilecektir).
11
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ یَعْبُدُ اللّٰهَ عَلٰى حَرْفٍۚ فَاِنْ اَصَابَهُ خَیْرٌ اطْمَاَنَّ بِهٖۚ وَاِنْ اَصَابَتْهُ فِتْنَةٌ انْقَلَبَ عَلٰى وَجْهِهٖࣞ خَسِرَ الدُّنْیَا وَالْاٰخِرَةَؕ ذٰلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُبٖینُ ﴿11﴾
Kimi insanlar da (dinin bütününe inanmadığı halde) yalnız bir kenar(ın)dan (tutup kendi çıkarı için) Allah’a ibadet eder. Kendisine bir hayır dokunursa (gönlü) bununla rahatlar. Eğer ona (hastalık, fakirlik gibi) bir kötülük dokunursa yüz üstü dönüverir (Allah’tan şikâyete başlar ve dinden bile döner). O dünyada ve âhirette ziyana uğramıştır. İşte bu apaçık ziyanın ta kendisidir.
12
یَدْعُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا یَضُرُّهُ وَمَا لَا یَنْفَعُهُؕ ذٰلِكَ هُوَ الضَّلٰلُ الْبَعٖیدُ ﴿12﴾
O, Allah’ı bırakır da kendisine ne zarar ne de fayda veren şeylere (gidip dert yanıp) yalvarır (ve şikâyet eder). İşte bu, sapıklığın (haktan) uzaklaşmışlığın ta kendisidir.
13
یَدْعُوا لَمَنْ ضَرُّهُٓ اَقْرَبُ مِنْ نَفْعِهٖؕ لَبِئْسَ الْمَوْلٰى وَلَبِئْسَ الْعَشٖیرُ ﴿13﴾
O, (böylece) kendisine zararı faydasından daha yakın olana yalvarır (tapar). O, ne kötü yardımcı ve ne kötü dosttur!
14
اِنَّ اللّٰهَ یُدْخِلُ الَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصّٰلِحٰتِ جَنّٰتٍ تَجْرٖی مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهٰرُؕ اِنَّ اللّٰهَ یَفْعَلُ مَا یُرٖیدُ ﴿14﴾
Şüphesiz ki Allah, iman edip de sâlih ameller işleyenleri, alt tarafından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Elbette Allah istediğini yapar.
15
مَنْ كَانَ یَظُنُّ اَنْ لَنْ یَنْصُرَهُ اللّٰهُ فِی الدُّنْیَا وَالْاٰخِرَةِ فَلْیَمْدُدْ بِسَبَبٍ اِلَى السَّمَٓاءِ ثُمَّ لْیَقْطَعْ فَلْیَنْظُرْ هَلْ یُذْهِبَنَّ كَیْدُهُ مَا یَغٖیظُ ﴿15﴾
Kim Allah’ın, o (Peygamberi’)ne dünyada ve âhirette asla yardım etmeyeceğini sanıyorsa (ve yardımı görünce öfkeleniyorsa her çareye başvursun, öfkesinden) semaya bir sebep (alet/araç) bulup uzansın, sonra O’(nun vahiy ve yardımı)nı kesmeye çalışsın* da (hele) bir baksın onun tuzağı, öfkelenmekte olduğu şeyi hiç giderebilecek mi?
*
* Bu yukarıdaki mâna, bazı meallerde “Tavana bir ip uzatıp sonra (protesto için nefesini) kessin (kendini assın, yardım yine kesilmez).” şeklinde verilen mânaya nispetle vâkıaya daha mutâbıktır.3
16
وَكَذٰلِكَ اَنْزَلْنٰهُ اٰیٰتٍ بَیِّنٰتٍۙ وَاَنَّ اللّٰهَ یَهْدٖی مَنْ یُرٖیدُ ﴿16﴾
İşte biz onu (Kur’an’ı) böyle apaçık âyetler halinde indirdik. Şüphesiz Allah (kullarının niyet ve amellerine göre) dilediğini doğru yola iletir.
*
Allahu Teâlâ’nın dilemesini, halis niyetle sâlih amel yaparak ve dua ederek istememiz lazımdır.1
17
اِنَّ الَّذٖینَ اٰمَنُوا وَالَّذٖینَ هَادُوا وَالصّٰبِـٖٔینَ وَالنَّصٰرٰى وَالْمَجُوسَ وَالَّذٖینَ اَشْرَكُواࣗ اِنَّ اللّٰهَ یَفْصِلُ بَیْنَهُمْ یَوْمَ الْقِیٰمَةِؕ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ شَهٖیدٌ ﴿17﴾
Şüphesiz o iman ed(ip müslüman ol)anlarla, o yahudiler, sâbiîler, hıristiyanlar, mecûsîler ve (Allah’a) eş tanıyanlar var ya, Allah kıyamet günü bunların arasını mutlaka ayıracak (haklarında layık olan hükmünü verecek)tir. Çünkü Allah her şeye şâhittir.2
2bk. 2/62; 3/113-114
18
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ یَسْجُدُ لَهُ مَنْ فِی السَّمٰوٰتِ وَمَنْ فِی الْاَرْضِ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ وَالنُّجُومُ وَالْجِبَالُ وَالشَّجَرُ وَالدَّوَٓابُّ وَكَثٖیرٌ مِنَ النَّاسِؕ وَكَثٖیرٌ حَقَّ عَلَیْهِ الْعَذَابُؕ وَمَنْ یُهِنِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ مُكْرِمٍؕ اِنَّ اللّٰهَ یَفْعَلُ مَا یَشَٓاءُ ﴿18﴾Secde âyeti
Görmüyor musun ki göklerdekiler, yerdekiler, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu, şüphesiz bizzat Allah’a secde ediyor. (İnsanlardan) birçoğunun da üzerine azap hak olmuştur. Allah kimi hor kılar (alçaltır)sa artık onu yükseltecek yoktur. Şüphe yok ki Allah ne dilerse (onu) yapar.3**Secde**
3bk. 17/44; Secde âyeti konusunda bk. 7/206
19–21
هٰذَانِ خَصْمَانِ اخْتَصَمُوا فٖی رَبِّهِمْؗ فَالَّذٖینَ كَفَرُوا قُطِّعَتْ لَهُمْ ثِیَابٌ مِنْ نَارٍؕ یُصَبُّ مِنْ فَوْقِ رُؤُسِهِمُ الْحَمٖیمُۚ ﴿19﴾
یُصْهَرُ بِهٖ مَا فٖی بُطُونِهِمْ وَالْجُلُودُؕ ﴿20﴾
وَلَهُمْ مَقٰمِعُ مِنْ حَدٖیدٍ ﴿21﴾
Bunlar, Rableri (ve O’nun dini) hakkında çekişen iki hasımdır. (Bunlardan) inkâr edenler için ateşten elbiseler biçilmiştir. Bu kimselerin başlarının üstünden kaynar su dökülecektir. (Öyle ki) onunla karınlarının içindeki her şey ve hatta derileri bile eritilir. (Bir de) onlara demirden topuzlar vardır.
22
كُلَّمَٓا اَرَادُٓوا اَنْ یَخْرُجُوا مِنْهَا مِنْ غَمٍّ اُعٖیدُوا فٖیهَا وَذُوقُوا عَذَابَ الْحَرٖیقِࣖ ﴿22﴾
Ne zaman (o) ıstıraptan dolayı oradan çıkmak isteseler oraya geri çevrilirler ve “Tadın yangın azabını!” (denilir).
23
اِنَّ اللّٰهَ یُدْخِلُ الَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصّٰلِحٰتِ جَنّٰتٍ تَجْرٖی مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهٰرُ یُحَلَّوْنَ فٖیهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤًاؕ وَلِبَاسُهُمْ فٖیهَا حَرٖیرٌ ﴿23﴾
Şüphesiz ki Allah, iman edip sâlih amellerde bulunanları alt tarafından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Orada altın bilezikler ve inci(ler) ile süslenirler. Orada elbiseleri de ipektir.
24
وَهُدُٓوا اِلَى الطَّیِّبِ مِنَ الْقَوْلِࣗ وَهُدُٓوا اِلٰى صِرٰطِ الْحَمٖیدِ ﴿24﴾
Onlar (dünyada) sözün en güzeli (olan tevhid kelimesi)ne eriştirilmişler ve çok övülmeye layık olan (Allah’)ın yoluna iletilmişlerdir.
*
Tevhid kelimesi ve ifadesi çok yücedir. Çünkü bu kelime ile insanlar, hem ruhlarında hem de toplumlarında inkılap yapıp bütün putlarını kırmışlardır. Böylece şirkten kurtulup insana değil Allah’a kullukla yücelmişlerdir.
25
اِنَّ الَّذٖینَ كَفَرُوا وَیَصُدُّونَ عَنْ سَبٖیلِ اللّٰهِ وَالْمَسْجِدِ الْحَرَامِ الَّذٖی جَعَلْنٰهُ لِلنَّاسِ سَوَٓاءً الْعٰكِفُ فٖیهِ وَالْبَادِؕ وَمَنْ یُرِدْ فٖیهِ بِاِلْحَادٍ بِظُـلْمٍ نُذِقْهُ مِنْ عَذَابٍ اَلٖیمٍࣖ ﴿25﴾
Gerek küfre sapanlar gerekse Allah’ın yolundan ve yerli olsun misafir olsun bütün (mü’min) insanları ziyarette eşit kıldığımız Mescid-i Haram’dan (insanları) alıkoymakta olanlar (bilmeli ki) kim orada zulümle yanlış yola sapmak isterse, ona pek acıklı bir azap tattıracağız.
26
وَاِذْ بَوَّاْنَا لِاِبْرٰهٖیمَ مَكَانَ الْبَیْتِ اَنْ لَا تُشْرِكْ بٖی شَیْـًٔا وَطَهِّرْ بَیْتِیَ لِلطَّٓائِفٖینَ وَالْقَٓائِمٖینَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ ﴿26﴾
Bir zaman Beyt(ullah)’ın yerini İbrahim’e belirlemiş (ve O’na şöyle vahyetmiş)tik: “Bana hiçbir şeyi eş tutma, tavaf edenler, (ibadet için) duranlar, rükû ve secde edenler için evimi temiz tut.”
27
وَاَذِّنْ فِی النَّاسِ بِالْحَجِّ یَاْتُوكَ رِجَالًا وَعَلٰى كُلِّ ضَامِرٍ یَاْتٖینَ مِنْ كُلِّ فَجٍّ عَمٖیقٍۙ ﴿27﴾
(Resûlüm!) İnsanlar içinde haccı ilan et;* gerek yaya gerekse uzak yoldan (hızlı yol alan) zayıf/arık develer üzerinde sana gelsinler.
*
* Rivayete göre, İbrahim (as.), Ebû Kubeys dağına çıkarak insanları haccetmeye davet etmiştir. Hasan-ı Basrî’nin rivayetine göre bu hitap Hz. Peygamber’edir. Beydâvî de bunu nakletmiştir. Hz. Peygamber, Vedâ haccında âyetin gereği olan haccı duyurmuştur.1
28
لِیَشْهَدُوا مَنٰفِعَ لَهُمْ وَیَذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ فٖٓی اَیَّامٍ مَعْلُومٰتٍ عَلٰى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَهٖیمَةِ الْاَنْعٰمِۚ فَكُلُوا مِنْهَا وَاَطْعِمُوا الْـبَٓائِسَ الْفَقٖیرَؗ ﴿28﴾
Gelsinler de, böylece kendileri için (dünya ve âhirete ait) birtakım faydalara şâhit olsunlar ve o belirli günlerde de (Allah’ın) kendilerine rızık olarak verdiği (bilinen dört ayaklı)* kurbanlık hayvanlar (boğazlanırken) üzerine Allah’ın ismini ansınlar. Onların etinden hem kendiniz yiyin hem de darlık içinde olan fakirlere yedirin.2
2krş. 3/96-97
*
* Bu hayvanlar En’âm sûresinde3 belirtilen kurbanlıklar olup; deve, inek, koyun ve keçidir. Hacda ceza dışında kesilen kurban, şükür kurbanı olup vâciptir; zenginliğinden dolayı keseceği kurban yerine geçmez. Hacda ceza veya nezir kurbanı dışındaki kurbanların etinin yenmesi hususunda fıkıh kitaplarında imamların bazı değişik görüşleri vardır.
29
ثُمَّ لْیَقْضُوا تَفَثَهُمْ وَلْیُوفُوا نُذُورَهُمْ وَلْیَطَّوَّفُوا بِالْبَیْتِ الْعَتٖیقِ ﴿29﴾
Sonra (maddî ve mânevî) kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler. Beyt-i Atîk’i (en eski ev olan Kâbe’yi) tavaf etsinler.
*
Hacıların kirlerini gidermelerinden maksat saçlarını tıraş etmek, bıyıklarını kısaltmak, tırnaklarını kesmek, koltuk altlarını, avret yerlerini tıraş etmek ve genel bir temizlik yapmaktır.
30
ذٰلِكَࣗ وَمَنْ یُعَظِّمْ حُرُمٰتِ اللّٰهِ فَهُوَ خَیْرٌ لَهُ عِنْدَ رَبِّهٖؕ وَاُحِلَّتْ لَكُمُ الْاَنْعٰمُ اِلَّا مَا یُتْلٰى عَلَیْكُمْ فَاجْتَنِبُوا الرِّجْسَ مِنَ الْاَوْثٰنِ وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِۙ ﴿30﴾
İşte (durum/emir) bu(ndan ibaret). Kim Allah’ın hürmet (edilmesini istediği hüküm)lerine saygı gösterirse işte o (saygı), Rabbi nezdinde kendisi için hayırlıdır. Size (âyetlerde) okunanlar dışında (kalan) hayvanlar, sizin için helal kılındı. Artık murdardan/pislikten, evsân (put ve putlaşanlar)*dan ve yalan sözden kaçının.4
4bk. 5/3, 90; 6/145; 16/115
*
* Arapça’da insan heykellerine (neden yapılırsa yapılsın) “vesen” denilmiştir. İbni Âbidîn; “Vesen; cüssesi olan, insan suretinde ağaçtan, taştan, gümüş ve saireden yapılan heykellerdir. Çoğulu ‘evsân’ şeklindedir. Sanem ise cüssesiz surettir.” diye kaydetmiştir. Müşrik Araplar’ın bunların dışında hevâ ve hevesini veya bir eşyayı yahut kendi cinsinden birisini dünyevî gaye ve pâyelerle yüceltip putlaştırmaları da çok olmuştur.5
31
حُنَفَٓاءَ لِلّٰهِ غَیْرَ مُشْرِكٖینَ بِهٖؕ وَمَنْ یُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَكَاَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَٓاءِ فَتَخْطَفُهُ الطَّیْرُ اَوْ تَهْوٖی بِهِ الرّٖیحُ فٖی مَكَانٍ سَحٖیقٍ ﴿31﴾
Allah’ı birley(ip O’na yönel)in ve O’na ortak koşmayanlar olarak (bu yasaklardan kaçının). (Bilesiniz ki) Allah’a ortak koşan kimse, sanki gökten savrulup düşmüş de kuşların (didikleyip) kapıştığı veya rüzgarların uzak bir yere sürükleyip götürdüğü kimseye benzer.1
1bk. 6/71
*
Bu âyet-i kerîmede yapılan benzetmeyle, Allah’a ortak koşanların yani “Allah var.” dedikleri halde O’nun hükümlerini benimsemeyerek O’ndan başka varlıkları yüceltip ilâhlaştıran veya putlaştıranların Allah katında paramparça ve değersiz hâle geldiği bildiriliyor.
32
ذٰلِكَࣗ وَمَنْ یُعَظِّمْ شَعٰٓئِرَ اللّٰهِ فَاِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ ﴿32﴾
Bu böyledir. Kim Allah’ın (dininin) alametlerine (hükümlerine) saygı gösterirse gerçekten bu, kalplerin takvâsından (Allah’a saygısından ve karşı gelmekten sakınmasından)dır.
33
لَكُمْ فٖیهَا مَنٰفِعُ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى ثُمَّ مَحِلُّـهَٓا اِلَى الْبَیْتِ الْعَتٖیقِࣖ ﴿33﴾
O (alamet)lerden (olan kurbanlık hayvanlardan) belli bir zamana kadar (süt ve yünlerinde) sizin için menfaatler vardır. Sonra (kurbanlık olarak) varacakları yer Beyt-i Atîk (Kâbe)’dir.2
2bk. 48/25
34
وَلِكُلِّ اُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنْسَكًا لِیَذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلٰى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَهٖیمَةِ الْاَنْعٰمِؕ فَاِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وٰحِدٌ فَلَـهُٓ اَسْلِمُواؕ وَبَشِّرِ الْمُخْبِتٖینَۙ ﴿34﴾
Biz her ümmet için kurban kesmeyi meşru kıldık ki kendilerine (Allah’ın) rızık olarak verdiği (dört ayaklı) kurbanlık hayvanlar (boğazlanırken) üzerine (yalnız) Allah’ın ismini ansınlar. Sizin ilâhınız bir tek ilâhtır. O halde O’na teslim olun. (Resûlüm!) İtaatkâr ve mütevâzı olanları müjdele!
35
اَلَّذٖینَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَالصّٰبِرٖینَ عَلٰى مَٓا اَصَابَهُمْ وَالْمُقٖیمِی الصَّلٰوةِۙ وَمِمَّا رَزَقْنٰهُمْ یُنْفِقُونَ ﴿35﴾
(Onlar ki) Allah anıldığı zaman kalpleri titreyen, başlarına gelen (sıkıntı)lara sabreden, namazı dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden (hayır için) harcayanlardır.
36
وَالْبُدْنَ جَعَلْنٰهَا لَكُمْ مِنْ شَعٰٓئِرِ اللّٰهِ لَكُمْ فٖیهَا خَیْرٌࣗ فَاذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلَیْهَا صَوَٓافَّۚ فَاِذَا وَجَبَتْ جُنُوبُهَا فَكُلُوا مِنْهَا وَاَطْعِمُوا الْقَانِـعَ وَالْمُعْتَرَّؕ كَذٰلِكَ سَخَّرْنٰهَا لَكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ﴿36﴾
Kurbanlık deve (ve sığır)lara gelince, onları da sizin için Allah’ın (dininin) alametlerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. O halde (develer) birer ayakları bağlı sıra sıra ayakta dur(up boğazlan)ırken,* üzerlerine Allah’ın adını anın. Yanları üstü düşüp ölünce de onlardan hem siz yiyin hem de kanaat edip istemeyen fakirlere ve isteyen (fakir)lere yedirin. İşte böylece şükredesiniz diye onları sizin fayda ve hizmetinize verdik.
*
* Develer ayakta boğazlanırken ön ayaklarının biri katlanıp bağlanır.
37
لَنْ یَنَالَ اللّٰهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَٓاؤُهَا وَلٰكِنْ یَنَالُهُ التَّقْوٰى مِنْكُمْؕ كَذٰلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللّٰهَ عَلٰى مَا هَدٰیكُمْؕ وَبَشِّرِ الْمُحْسِنٖینَ ﴿37﴾
O (kurban)ların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır. Fakat sizden O’na (yalnız) takvânız (saygı ve itaatiniz) ulaşır. Size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı tekbir edesiniz (büyüklüğünü anasınız) diye onları sizin fayda ve hizmetinize verdi. (Resûlüm!) Güzel hareket edenleri (cennetle) müjdele!
*
Kurban, kendisi ile Allah’a yaklaşılan şey demektir. Yani Allah’a yaklaştıran sebeplerdendir ki ancak bu eylemin içinin takvâ ile doldurulması gerekir. Yok eğer bu hareket, takvâdan ve Allah’ı içimizde hissetme ve O’na bağlılığımızı sunma şuurundan uzak olursa artık bu kurban, sevabı olmayan bir gelenek işi haline dönüşür. Allah Resûlü, Mekke’de Kevser sûresiyle kurban kesme emrini yerine getirmiş, bu âyette de kurban kesen mü’minler takvâ sahibi olmaları konusunda uyarılmıştır. Peygamber (sas.) de hadîs-i şerîfinde ehemmiyetinden dolayı; “Kim (bayram günü) namazı kılmadan önce kurban kesmişse onu iade etsin…” buyurmuştur.3
38
اِنَّ اللّٰهَ یُدٰفِعُ عَنِ الَّذٖینَ اٰمَنُواؕ اِنَّ اللّٰهَ لَا یُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍ كَفُورٍࣖ ﴿38﴾
Şüphesiz ki Allah, iman edenleri (inkârcılara karşı) savunur. Çünkü Allah, hiçbir haini ve hiçbir nankörü sevmez.
39
اُذِنَ لِلَّذٖینَ یُقٰتَلُونَ بِاَنَّهُمْ ظُلِمُواؕ وَاِنَّ اللّٰهَ عَلٰى نَصْرِهِمْ لَقَدٖیرٌۙ ﴿39﴾
Kendilerine savaş açılan (mü’min)lere, zulme uğradıklarından dolayı, (artık savaş için) izin verildi. Şüphesiz ki Allah, onlara yardım etmeye elbette kâdirdir.1
1Cihad emrinin safhaları için bk. 3/142; 9/5, 14-16; 15/94; 16/125; 22/39; 47/31
40
اَلَّذٖینَ اُخْرِجُوا مِنْ دِیٰرِهِمْ بِغَیْرِ حَقٍّ اِلَّٓا اَنْ یَقُولُوا رَبُّنَا اللّٰهُؕ وَلَوْلَا دَفْعُ اللّٰهِ النَّاسَ بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لَهُدِّمَتْ صَوٰمِعُ وَبِیَعٌ وَصَلَوٰتٌ وَمَسٰجِدُ یُذْكَرُ فٖیهَا اسْمُ اللّٰهِ كَثٖیرًاؕ وَلَیَنْصُرَنَّ اللّٰهُ مَنْ یَنْصُرُهُؕ اِنَّ اللّٰهَ لَقَوِیٌّ عَزٖیزٌ ﴿40﴾
O (mü’min) kimseler, sırf: “Rabbimiz Allah’tır.” dediklerinden (putlara inanmadıklarından) dolayı, haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Eğer Allah, bazı insanları (azgınlığını ve şerrini) diğer bazısıyla def etmeseydi, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah’ın adı çokça zikredilen mescidler muhakkak yıkılıp giderdi.
*
Çünkü “Allah’ı tanıyoruz.” deseler bile O’nun hüküm ve hâkimiyetini kabul etmeyen müşrikler, bütün mâbetlere düşmanlık ederler.
40
اَلَّذٖینَ اُخْرِجُوا مِنْ دِیٰرِهِمْ بِغَیْرِ حَقٍّ اِلَّٓا اَنْ یَقُولُوا رَبُّنَا اللّٰهُؕ وَلَوْلَا دَفْعُ اللّٰهِ النَّاسَ بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لَهُدِّمَتْ صَوٰمِعُ وَبِیَعٌ وَصَلَوٰتٌ وَمَسٰجِدُ یُذْكَرُ فٖیهَا اسْمُ اللّٰهِ كَثٖیرًاؕ وَلَیَنْصُرَنَّ اللّٰهُ مَنْ یَنْصُرُهُؕ اِنَّ اللّٰهَ لَقَوِیٌّ عَزٖیزٌ ﴿40﴾
Allah kendi (dini)ne yardım eden (onu hayata hâkim kılmak için gayret eden)lere elbette yardım eder. Şüphesiz ki Allah çok kuvvetlidir, her şeye galiptir.2
2bk. 1/4; 3/104; 9/31 ve açıklaması; 41/30; 46/13; 47/7
*
İktidar sahibi Mekkeli müşrikler, Kelime-i tevhid ile “Rabbim Allah’tan başkası değildir, artık O’nun kulluğuna girdim, gereğine göre yaşayacağım, sizin putlarınızdan ayrıldım.” diyen mü’minlere her türlü eziyet ve mahrumiyeti reva görüyorlardı. Allah da böylelerini, sünneti gereği, her zaman def etmiş, tevhid şirke galip gelmiştir.
41
اَلَّذٖینَ اِنْ مَكَّنّٰهُمْ فِی الْاَرْضِ اَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ وَاَمَرُوا بِالْمَعْرُوفِ وَنَهَوْا عَنِ الْمُنْكَرِؕ وَلِلّٰهِ عٰقِبَةُ الْاُمُورِ ﴿41﴾
O (mü’min) kimseler ki kendilerine yeryüzünde iktidar, mevki (ve servet) versek (şımarıp sapmazlar,) namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, (İslâmî ölçülerde) iyiliği emrederler ve kötülükten men ederler. (Çünkü bilirler ki bütün) işlerin sonu ancak Allah’a ait(tir ve O’na dönecek)tir.
42–44
وَاِنْ یُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَثَمُودُۙ ﴿42﴾
وَقَوْمُ اِبْرٰهٖیمَ وَقَوْمُ لُوطٍۙ ﴿43﴾
وَاَصْحٰبُ مَدْیَنَۚ وَكُذِّبَ مُوسٰى فَاَمْلَیْتُ لِلْكٰفِرٖینَ ثُمَّ اَخَذْتُهُمْۚ فَكَیْفَ كَانَ نَكٖیرِ ﴿44﴾
(Ey Muhammed!) Seni yalanlıyorlarsa (üzülme, bil ki) onlardan önce, Nuh kavmi, Âd ve Semûd (kavimleri), İbrahim kavmi, Lût kavmi ve Medyen halkı da (peygamberlerini) yalanlamışlardı. Musa da yalanlanmıştı.
*
Burada Hz. Musa’nın yalanlanmasının meçhul sîgası ile ifade edilmesinin sebebi onun diğer peygamberler gibi kavmi tarafından değil, Kıptîler tarafından yalanlandığına işaret etmek içindir.3
42–44
وَاِنْ یُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَثَمُودُۙ ﴿42﴾
وَقَوْمُ اِبْرٰهٖیمَ وَقَوْمُ لُوطٍۙ ﴿43﴾
وَاَصْحٰبُ مَدْیَنَۚ وَكُذِّبَ مُوسٰى فَاَمْلَیْتُ لِلْكٰفِرٖینَ ثُمَّ اَخَذْتُهُمْۚ فَكَیْفَ كَانَ نَكٖیرِ ﴿44﴾
Ben de kâfirlere (imtihan olarak önce) mühlet verdim, sonra onları (azapla) alıverdim. Beni inkâr nasıl olurmuş (görsünler)!
45
فَكَاَیِّنْ مِنْ قَرْیَةٍ اَهْلَكْنٰهَا وَهِیَ ظَالِمَةٌ فَهِیَ خَاوِیَةٌ عَلٰى عُرُوشِهَا وَبِئْرٍ مُعَطَّـلَةٍ وَقَصْرٍ مَشٖیدٍ ﴿45﴾
Nice şehirler vardır ki, biz onları (halkını) zulmedip dururlarken helak ettik. Şimdi (artık) duvarları, (o çöken) tavanlarının üzerine yıkılmıştır. Nice kullanılmaz kuyu(ları) ve nice (bomboş kalan) sağlam/muhteşem saray(ları) vardır!4
4bk. 17/17; 21/11
46
اَفَلَمْ یَسٖیرُوا فِی الْاَرْضِ فَتَكُونَ لَهُمْ قُلُوبٌ یَعْقِلُونَ بِهَٓا اَوْ اٰذَانٌ یَسْمَعُونَ بِهَاۚ فَاِنَّهَا لَا تَعْمَى الْاَبْصٰرُ وَلٰكِنْ تَعْمَى الْقُلُوبُ الَّتٖی فِی الصُّدُورِ ﴿46﴾
Hiç yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki bu sayede düşünen kalpleri yahut (olanları) duyacak kulakları olsun. Gerçek şu ki gözler kör olmaz, fakat (asıl) göğüslerde olan kalpler/basîretler kör olur.5
5bk. 20/128; 32/26
*
İnsanda asıl olan kalp gözünün görmesi/basîrettir. Gerçek körlük bunun körlüğüdür. İşte inkârcıların kafalarındaki gözler değil kalp gözleri kördür; ibret almazlar. Hakikat ne kadar meydanda olursa olsun idrak etmezler.
47
وَیَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَلَنْ یُخْلِفَ اللّٰهُ وَعْدَهُؕ وَاِنَّ یَوْمًا عِنْدَ رَبِّكَ كَاَلْفِ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ ﴿47﴾
(Ey Resûlüm!) Senden, azabın (kendilerine) acele gelmesini istiyorlar. Allah (acele etmez,) sözünden de asla caymaz. Bununla beraber Rabbinin yanında bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir.1
1krş. 32/5
*
Şu halde zaman izâfîdir. Özellikle insanlar, zamanın çabuk geçmesini istediklerinde bir türlü geçmek bilmeyişi bunu gösterir. Kaldı ki bizim hesabımıza göre bin yıl olan zaman parçası Allah katında bir gün kadardır. Bu âhiret azabına karşı bir uyarıdır.
48
وَكَاَیِّنْ مِنْ قَرْیَةٍ اَمْلَیْتُ لَهَا وَهِیَ ظَالِمَةٌ ثُمَّ اَخَذْتُهَاۚ وَاِلَیَّ الْمَصٖیرُࣖ ﴿48﴾
Nice memleket (halkı) vardır ki zalim olduğu halde ona mühlet verdim. Sonra onu (azabımla) alıverdim. Dönüş ancak banadır.
49
قُلْ یٰٓـاَیُّهَا النَّاسُ اِنَّـمَٓا اَنَا لَكُمْ نَذٖیرٌ مُبٖینٌۚ ﴿49﴾
(Resûlüm!) De ki: “Ey insanlar! Ben sizin için sadece apaçık bir uyarıcıyım.”
50
فَالَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصّٰلِحٰتِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرٖیمٌ ﴿50﴾
İman edip sâlih ameller işleyenler için bir mağfiret ve bol rızık vardır.
51
وَالَّذٖینَ سَعَوْا فٖٓی اٰیٰتِنَا مُعٰجِزٖینَ اُولٰٓئِكَ اَصْحٰبُ الْجَحٖیمِ ﴿51﴾
Âyetlerimizi (küçümseyip akıllarınca) âciz (geçersiz) bırakmaya çalışanlar ise (yahut, “Âyetlerimiz[i geçersiz bırakma] hususunda birbirlerini âciz bırakırcasına yarışanlar ise...”2) kesinlikle cehennem ehlidirler.
2krş. 34/5, 38
52
وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ وَلَا نَبِیٍّ اِلَّٓا اِذَا تَمَنّٰٓى اَلْقَى الشَّیْطٰنُ فٖٓی اُمْنِیَّتِهٖۚ فَیَنْسَخُ اللّٰهُ مَا یُلْقِی الشَّیْطٰنُ ثُمَّ یُحْكِمُ اللّٰهُ اٰیٰتِهٖؕ وَاللّٰهُ عَلٖیمٌ حَكٖیمٌۙ ﴿52﴾
Biz, senden evvel hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki o, (dâvâsına ait bir şey) temenni ettiği zaman, onun emeline dair şeytan, (insanların kalbine) bir vesvese atmış (duyduklarını saptırmış)3 olmasın. Fakat Allah, şeytanın atacağı şeyi derhal giderir, sonra da Allah kendi âyetlerini (fitneden koruyup) sağlamlaştırır. Allah hakkıyla bilendir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.
3Mehmed Vehbi, IX, 3562
53
لِیَجْعَلَ مَا یُلْقِی الشَّیْطٰنُ فِتْنَةً لِلَّذٖینَ فٖی قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ وَالْقَاسِیَةِ قُلُوبُهُمْؕ وَاِنَّ الظّٰلِمٖینَ لَفٖی شِقَاقٍ بَعٖیدٍۙ ﴿53﴾
(Allah’ın böyle yapması) şeytanın (ortaya) atacağı şeyi kalplerinde bir hastalık olanlara ve kalpleri katılaşanlara bir imtihan (konusu) yapması içindir. Şüphesiz ki zalimler, derin bir ayrılık içindedir.
54
وَلِیَعْلَمَ الَّذٖینَ اُوتُوا الْعِلْمَ اَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَیُؤْمِنُوا بِهٖ فَتُخْبِتَ لَهُ قُلُوبُهُمْؕ وَاِنَّ اللّٰهَ لَهَادِ الَّذٖینَ اٰمَنُٓوا اِلٰى صِرٰطٍ مُسْتَقٖیمٍ ﴿54﴾
(Ve yine,) kendilerine ilim verilenlerin, o (Kur’an’)ın, Rabbinden (gelen) bir gerçek olduğunu bilip de ona iman etmeleri, böylece kalplerinin ona saygı duyması (ve bağlanması) içindir. Elbette Allah, inananları mutlaka doğru yola iletir.
55
وَلَا یَزَالُ الَّذٖینَ كَفَرُوا فٖی مِرْیَةٍ مِنْهُ حَتّٰى تَاْتِیَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً اَوْ یَاْتِیَهُمْ عَذَابُ یَوْمٍ عَقٖیمٍ ﴿55﴾
Küfre sapanlar/inkâr edenler ise kendilerine ansızın o saat (ölüm veya kıyamet) veya (artık hayır getirmeyen) kısır bir günün azabı gelinceye kadar ondan (Kur’an’dan) şüphe üzere kalmaya devam ederler.
56
اَلْمُلْكُ یَوْمَئِذٍ لِلّٰهِؕ یَحْكُمُ بَیْنَهُمْؕ فَالَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصّٰلِحٰتِ فٖی جَنّٰتِ النَّعٖیمِ ﴿56﴾
O gün mülk (hükümranlık, hâkimiyet) Allah’ındır. (O,) insanlar arasındaki hükmünü verir. İman edip de sâlih (sevaplı) ameller işleyenler nimeti bol olan cennettedirler.1
1bk. 25/26; 82/19
57
وَالَّذٖینَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰیٰتِنَا فَاُولٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُهٖینٌ ﴿57﴾
Kâfir olanlar ve âyetlerimizi yalanlayanlar için ise pek alçaltıcı bir azap vardır.
58
وَالَّذٖینَ هَاجَرُوا فٖی سَبٖیلِ اللّٰهِ ثُمَّ قُتِلُٓوا اَوْ مَاتُوا لَیَرْزُقَنَّهُمُ اللّٰهُ رِزْقًا حَسَنًاؕ وَاِنَّ اللّٰهَ لَهُوَ خَیْرُ الرّٰزِقٖینَ ﴿58﴾
Allah yolunda göç edip de sonra öldürülen veya ölenlere gelince, muhakkak ki Allah onları en güzel rızıkla(rla) besleyecektir. Şüphesiz Allah rızık verenlerin en iyisidir.2
2bk. 4/100
59
لَیُدْخِلَنَّهُمْ مُدْخَلًا یَرْضَوْنَهُؕ وَاِنَّ اللّٰهَ لَعَلٖیمٌ حَلٖیمٌ ﴿59﴾
O, onları hoşnut olacakları bir yere mutlaka yerleştirecektir. Çünkü Allah (her şeyi) bilendir, Halîm’dir (hemen ceza vermeyendir).
60
ذٰلِكَۚ وَمَنْ عَاقَبَ بِمِثْلِ مَا عُوقِبَ بِهٖ ثُمَّ بُغِیَ عَلَیْهِ لَیَنْصُرَنَّهُ اللّٰهُؕ اِنَّ اللّٰهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ ﴿60﴾
İşte böyle. Her kim kendisine yapılan cezanın (kötülüğün, haksızlığın ancak) misli ile karşılık verir de sonra (tekrar) saldırıya uğrarsa Allah ona elbette yardım eder. Şüphesiz Allah çok affeden, çok bağışlayandır.
61
ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ یُولِجُ الَّیْلَ فِی النَّهَارِ وَیُولِجُ النَّهَارَ فِی الَّیْلِ وَاَنَّ اللّٰهَ سَمٖیعٌ بَصٖیرٌ ﴿61﴾
Bu böyledir. Kesinlikle (bilesiniz ki) Allah (istediğini yapar,) geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katar(ak uzatır kısaltır). Şüphesiz Allah (her şeyi) işitendir, görendir.
62
ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ وَاَنَّ مَا یَدْعُونَ مِنْ دُونِهٖ هُوَ الْبٰطِلُ وَاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْعَلِیُّ الْكَبٖیرُ ﴿62﴾
Bu böyledir. Şüphesiz Allah, hakkın ta kendisidir. O’nun dışında yalvardıkları (sığındıkları putlar/ilâhlar) da batılın ta kendisidir. Doğrusu O Allah, (her şeyden) yücedir, çok büyüktür.3
3bk. 4/139; 10/65; 31/30
*
Görüldüğü gibi batıldan maksat, Allah’ı bırakıp başkasına tapma ve bağlanma olup aynı zamanda O’nun rızasına aykırı iş ve hareketlerdir.
63
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًؗ فَتُصْبِـحُ الْاَرْضُ مُخْضَرَّةًؕ اِنَّ اللّٰهَ لَطٖیفٌ خَبٖیرٌۚ ﴿63﴾
Görmedin mi, Allah gökten yağmur indirir de, yer (onunla) yemyeşil oluverir. Doğrusu Allah çok lütufkârdır, (her şeyden) haberdardır.4
4krş. 10/61; 27/25; 31/16
64
لَهُ مَا فِی السَّمٰوٰتِ وَمَا فِی الْاَرْضِؕ وَاِنَّ اللّٰهَ لَهُوَ الْغَنِیُّ الْحَمٖیدُࣖ ﴿64﴾
Göklerde ve yerde olanlar(ın hepsi) O’nundur. Doğrusu Allah elbette Ganî’dir (hiçbir kimseye ve hiçbir şeye ihtiyacı yoktur), övülmeye lâyıktır.
65
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِی الْاَرْضِ وَالْفُلْكَ تَجْرٖی فِی الْبَحْرِ بِاَمْرِهٖؕ وَیُمْسِكُ السَّمَٓاءَ اَنْ تَقَعَ عَلَى الْاَرْضِ اِلَّا بِاِذْنِهٖؕ اِنَّ اللّٰهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُفٌ رَحٖیمٌ ﴿65﴾
Görmedin mi, Allah yerde olan şeyleri ve emri (kanunu) ile denizde akıp giden gemileri sizin fayda ve hizmetinize vermiştir. Göğü (ve içindekileri) de (kanunu ile) kendi izni olmadan yere düşmekten O tutuyor. Şüphesiz Allah insanlara karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.1
1bk. 31/29; 45/13
66
وَهُوَ الَّـذٖٓی اَحْیَاكُمْؗ ثُمَّ یُمٖیتُكُمْ ثُمَّ یُحْیٖیكُمْؕ اِنَّ الْاِنْسٰنَ لَكَفُورٌ ﴿66﴾
Size (önce) hayat verip sonra öldürecek, sonra yine diriltecek olan ancak O’dur. Gerçekten (bunları bilmeyen ve Rabbine kulluk etmeyen) insan, çok nankördür.2
2bk. 2/28; 40/11; 45/26
67
لِكُلِّ اُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنْسَكًا هُمْ نَاسِكُوهُ فَلَا یُنٰزِعُنَّكَ فِی الْاَمْرِ وَادْعُ اِلٰى رَبِّكَؕ اِنَّكَ لَعَلٰى هُدًى مُسْتَقٖیمٍ ﴿67﴾
Biz her ümmet için, (kendi çağlarında) uygulamakta oldukları bir ibadet tarzı (şeriat) koyduk. (Son din İslâm da gönderilen bir şeriattir.) O halde (ona uyup) bu işte, seninle asla çekişmesinler. Artık sen Rabbine davet et. Şüphesiz sen dosdoğru bir yol (olan İslâm) üzeresin.3
3krş. 2/148; 5/48
*
En doğru yol, Allah’ın son gönderdiği ve bütün hükümlerin tamamlandığı din, İslâm olup artık tartışmaya lüzum yoktur. Bundan önceki bütün dinler hem tahrif edilmiş hem de hükmü kalmamıştır. Dolayısıyla Yahudilik ve Hıristiyanlığı, İslâm ile eşit göstermek yanlıştır.4
68
وَاِنْ جٰدَلُوكَ فَقُلِ اللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ ﴿68﴾
Eğer seninle (dinde) mücadele ederlerse (onlara): “Allah yaptıklarınızı daha iyi bilendir.” de.5
5bk. 10/41; 46/8
69
اَللّٰهُ یَحْكُمُ بَیْنَكُمْ یَوْمَ الْقِیٰمَةِ فٖیمَا كُنْتُمْ فٖیهِ تَخْتَلِفُونَ ﴿69﴾
“Ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında Allah, kıyamet günü aranızda hüküm verecektir.”6
6bk. 32/25; 60/3
70
اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ یَعْلَمُ مَا فِی السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِؕ اِنَّ ذٰلِكَ فٖی كِتٰبٍؕ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ یَسٖیرٌ ﴿70﴾
Bilmez misin ki Allah gökte ve yerde ne varsa (hepsini) bilir. Çünkü bu(nların hepsi), Kitab’da (Levh-i Mahfûz’da)dır. Gerçekten bu (bilme), Allah’a göre pek kolaydır.
71
وَیَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَمْ یُنَزِّلْ بِهٖ سُلْطٰنًا وَمَا لَیْسَ لَهُمْ بِهٖ عِلْمٌؕ وَمَا لِلظّٰلِمٖینَ مِنْ نَصٖیرٍ ﴿71﴾
(Onlar) Allah’ı bırakıp da O’nun, delil olarak hakkında hiçbir şey indirmediği ve kendilerinde de ona dair bir bilgi bulunmayan şeylere taparlar. Zalimlerin (hiçbir) yardımcısı yoktur.
72
وَاِذَا تُتْلٰى عَلَیْهِمْ اٰیٰتُنَا بَیِّنٰتٍ تَعْرِفُ فٖی وُجُوهِ الَّذٖینَ كَفَرُوا الْمُنْكَرَؕ یَكَادُونَ یَسْطُونَ بِالَّذٖینَ یَتْلُونَ عَلَیْهِمْ اٰیٰتِنَاؕ قُلْ اَفَاُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذٰلِكُمْؕ اَلنَّارُؕ وَعَدَهَا اللّٰهُ الَّذٖینَ كَفَرُواؕ وَبِئْسَ الْمَصٖیرُࣖ ﴿72﴾
Kendilerine açık olarak âyetlerimiz okunduğu zaman, inkâr edenlerin yüzündeki inkâr (belirtisin)i anlarsın. Neredeyse âyetlerimizi karşılarında okuyanlara saldıracaklar. (Resûlüm!) De ki: “Size bundan daha kötüsünü haber vereyim mi? Ateş! Allah onu inkârcılara vaadetmiştir. O ne kötü (bir) dönüş yeridir!”
73
یٰٓـاَیُّهَا النَّاسُ ضُرِبَ مَثَلٌ فَاسْتَمِعُوا لَهُؕ اِنَّ الَّذٖینَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَنْ یَخْلُقُوا ذُبَابًا وَلَوِ اجْتَمَعُوا لَهُؕ وَاِنْ یَسْلُبْهُمُ الذُّبَابُ شَیْـًٔا لَا یَسْتَنْقِذُوهُ مِنْهُؕ ضَعُفَ الطَّالِبُ وَالْمَطْلُوبُ ﴿73﴾
Ey insanlar! İşte size bir temsil getirildi. Şimdi onu iyi dinleyin: Sizin Allah’ı bırakıp da yalvar(ıp/tap)tıklarınız; hepsi bir araya toplansalar dahi asla bir sineği bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapsa onu ondan kurtarmaya bile güçleri yetmez. İsteyen de âciz (kendisinden) istenen de.
*
Yani putun önüne varıp tapan, isteklerini, yapacaklarını veya şikâyetlerini söyleyen de âciz, put da âciz. İslâm öncesi câhiliye devrinin müşrik Arapları, heykel putlarının önünde törenler tertip ederler, övgü ve şikâyetlerini dile getirirler, birtakım adaklarla istekte bulunurlardı. İşte yüce Allah, bu ilkellik ve câhiliye âdetlerini veciz şekilde bildiriyor.
74
مَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِهٖؕ اِنَّ اللّٰهَ لَقَوِیٌّ عَزٖیزٌ ﴿74﴾
Onlar Allah’ı gereği gibi (anlayıp) takdir edemediler. Doğrusu Allah çok kuvvetlidir, mutlak üstündür.
75
اَللّٰهُ یَصْطَفٖی مِنَ الْمَلٰٓئِكَةِ رُسُلًا وَمِنَ النَّاسِؕ اِنَّ اللّٰهَ سَمٖیعٌ بَصٖیرٌۚ ﴿75﴾
Allah meleklerden de, insanlardan da elçiler seçer. (Bununla birlikte) kesinlikle Allah (her şeyi) işitendir, görendir.
76
یَعْلَمُ مَا بَیْنَ اَیْدٖیهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْؕ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ ﴿76﴾
(Allah) onların önlerindekini de arkalarındakini de (yaptıklarını da yapacaklarını da) bilir. (Bütün) işler, ancak Allah’a döndürülür.1
1bk. 72/28
77
یٰٓـاَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا ارْكَعُوا وَاسْجُدُوا وَاعْبُدُوا رَبَّكُمْ وَافْعَلُوا الْخَیْرَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَۚ ﴿77﴾
Ey iman edenler! Rükû edin, secde edin,* Rabbinize kulluk edin (emirlerine uygun yaşayın) ve hayır işleyin ki umduğunuza erişesiniz.
*
* İmam Şâfiî âyette geçen secdeyi tilâvet secdesi olarak almıştır, Hanefîlere göre ise buradaki secde namazda yapılması istenen secdedir.
*
Bu ve benzeri âyetlerin tatbiki, dünya ve âhiret için umduğuna kavuşmanın teminatıdır.
78
وَجٰهِدُوا فِی اللّٰهِ حَقَّ جِهَادِهٖؕ هُوَ اجْتَبٰیكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَیْكُمْ فِی الدّٖینِ مِنْ حَرَجٍؕ مِلَّةَ اَبٖیكُمْ اِبْرٰهٖیمَؕ هُوَ سَمّٰیكُمُ الْمُسْلِمٖینَ مِنْ قَبْلُ وَفٖی هٰذَا لِیَكُونَ الرَّسُولُ شَهٖیدًا عَلَیْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَٓاءَ عَلَى النَّاسِۚ فَاَقٖیمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللّٰهِؕ هُوَ مَوْلٰیكُمْۚ فَنِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّصٖیرُ ﴿78﴾
Allah uğrunda (gereği gibi) hakkıyla (ve ancak O’nun için) cihad edin.* Allah’a (teslimiyet gösterip emirlerine) sımsıkı yapışın. Sizi (cihad için) O seçti ve din konusunda da üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi. Tıpkı babanız İbrahim’in dini(nde olduğu) gibi. O (Allah) daha önce(ki kitaplarda) ve bu (Kur’an’)da size “müslümanlar” adını verdi. Tâ ki peygamber size şâhit olsun, siz de insanlara şâhit olasınız. Artık namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’a (emirlerine) sımsıkı yapışın. Mevlânız (sahibiniz) O’dur. (O) ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcıdır!2
2krş. 3/103
*
* Cihad ancak, müslümanlara cephe alan/düşmanlık eden ve savaş açanlara karşı, Allah nizamının hâkim olması için yapılır.