سُورَةُ فَاطِرٍ
Fâtır Sûresi
MEKKÎBu sûre hakkındaMekke döneminde nâzil olmuştur. 45 âyettir. 29 ve 32. âyetler Medine’de inmiştir. Fâtır, “yoktan var eden” demektir. Sûre adını ilk âyette geçen aynı kelimeden almıştır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ فَاطِرِ السَّمٰوٰتِ وَالْاَرْضِ جَاعِلِ الْمَلٰٓئِكَةِ رُسُلًا اُولٖٓی اَجْنِحَةٍ مَثْنٰى وَثُلٰثَ وَرُبٰعَؕ یَزٖیدُ فِی الْخَلْقِ مَا یَشَٓاءُؕ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖیرٌ ﴿1﴾
Gökleri ve yeri yoktan yaratan; melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah’a hamdolsun. (O) yaratmada, dilediğini (dilediği miktarda) artırır. (Herkesi ayrı bir kalıp, şekil, güzellik ve özellikte yaratır.) Hiç şüphesiz Allah, her şeye kâdirdir.
2
مَا یَفْتَحِ اللّٰهُ لِلنَّاسِ مِنْ رَحْمَةٍ فَلَا مُمْسِكَ لَهَاۚ وَمَا یُمْسِكْۙ فَلَا مُرْسِلَ لَهُ مِنْ بَعْدِهٖؕ وَهُوَ الْعَزٖیزُ الْحَكٖیمُ ﴿2﴾
Allah insanlara rahmetinden her neyi açar (gönderir)se onu tutup önleyecek yoktur. Her neyi de tutup kısarsa ondan sonra onu salıverecek de yoktur. O, mutlak galip, hüküm ve hikmet sahibidir.
3
یٰٓـاَیُّهَا النَّاسُ اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَیْكُمْؕ هَلْ مِنْ خٰلِقٍ غَیْرُ اللّٰهِ یَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِؕ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَؗ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ ﴿3﴾
Ey insanlar! Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Size gökten ve yerden rızık veren Allah’tan başka bir yaratıcı var mı? O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O halde nasıl (olup da imandan) çevriliyor (başka varlıklara tapıyor)sunuz?
4
وَاِنْ یُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَؕ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ ﴿4﴾
(Resûlüm!) Eğer seni yalanlıyorlarsa (buna üzülme), bilesin ki senden önceki peygamberler de yalanlandı. (Sonunda, bütün) işler ancak Allah’a döndürülür.
5
یٰٓـاَیُّهَا النَّاسُ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَیٰوةُ الدُّنْیَاࣞ وَلَا یَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ ﴿5﴾
Ey insanlar! Allah’ın verdiği söz (vaadi) gerçektir. O halde dünya hayatı sizi aldatmasın (ibadet ve taatten alıkoymasın). Çok aldatıcı (şeytan), sizi Allah’(ın affına güvendirmek)le aldatmasın.1
1krş. 31/33; 57/14; 82/6
6
اِنَّ الشَّیْطٰنَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُ عَدُوًّاؕ اِنَّمَا یَدْعُوا حِزْبَهُ لِیَكُونُوا مِنْ اَصْحٰبِ السَّعٖیرِؕ ﴿6﴾
Şüphesiz şeytan size (apaçık) bir düşmandır. Siz de onu düşman sayın. O, kendi taraftarlarını ancak alevli ateş ehlinden olmaları için çağırır.
7
اَلَّذٖینَ كَفَرُوا لَهُمْ عَذَابٌ شَدٖیدٌؕ وَالَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصّٰلِحٰتِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ كَبٖیرٌࣖ ﴿7﴾
İnkâr edenler için (gerçekten) pek şiddetli bir azap vardır. İman edip sâlih (sevaplı) amel işleyenlere gelince, onlar için de mağfiret (bağışlanma) ve büyük bir mükâfat vardır.
8
اَفَمَنْ زُیِّنَ لَهُ سُٓوءُ عَمَلِهٖ فَرَاٰهُ حَسَنًاؕ فَاِنَّ اللّٰهَ یُضِلُّ مَنْ یَشَٓاءُ وَیَهْدٖی مَنْ یَشَٓاءُؗ فَلَا تَذْهَبْ نَفْسُكَ عَلَیْهِمْ حَسَرٰتٍؕ اِنَّ اللّٰهَ عَلٖیمٌ بِمَا یَصْنَعُونَ ﴿8﴾
Hiç kötü işi kendisine süslü gösterilip de onu hoş gören kimse (iyi/sevaplı iş yapan, kötülüğü sevmeyen kimseye benzer) mi? Allah dilediğini (amelinin gereği olarak) sapıklık içinde bırakır, dilediğini de doğru yola iletir. O halde, onlar(ın sapıklığın)a karşı üzülüp de kendini mahvetme! Çünkü Allah, onların yaptıkları şeyleri hakkıyla bilendir.2
2krş. 47/14
9
وَاللّٰهُ الَّـذٖٓی اَرْسَلَ الرِّیٰحَ فَتُثٖیرُ سَحَابًا فَسُقْنٰهُ اِلٰى بَلَدٍ مَیِّتٍ فَاَحْیَیْنَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاؕ كَذٰلِكَ النُّشُورُ ﴿9﴾
Rüzgarları gönderen Allah’tır. (Onlar, yağmur yüklü) bir bulutu kaldırıp yürütür. Derken biz onu, (toprağı) ölü bir bölgeye sevk ederiz. Onunla yeri ölümünden sonra (bitkiyle) canlandırırız. İşte (öldükten sonra) dirilip kalkma da (tıpkı) böyledir.
10
مَنْ كَانَ یُرٖیدُ الْعِزَّةَ فَلِلّٰهِ الْعِزَّةُ جَمٖیعًاؕ اِلَیْهِ یَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّیِّبُ وَالْعَمَلُ الصّٰلِحُ یَرْفَعُهُؕ وَالَّذٖینَ یَمْكُرُونَ السَّیِّـَٔاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدٖیدٌؕ وَمَكْرُ اُولٰٓئِكَ هُوَ یَبُورُ ﴿10﴾
Kim şan ve şeref istiyorsa (Allah’tan istesin ve bilsin ki) bütün yücelik Allah’ındır. O’na ancak (tevhidi bildiren) güzel kelimeler yükselir; sâlih amel de onu yükseltir.
*
Yahut, “Ancak güzel söz Allah’a çıkar ve sâlih amel de Allah’a yükseltir”3
10
مَنْ كَانَ یُرٖیدُ الْعِزَّةَ فَلِلّٰهِ الْعِزَّةُ جَمٖیعًاؕ اِلَیْهِ یَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّیِّبُ وَالْعَمَلُ الصّٰلِحُ یَرْفَعُهُؕ وَالَّذٖینَ یَمْكُرُونَ السَّیِّـَٔاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدٖیدٌؕ وَمَكْرُ اُولٰٓئِكَ هُوَ یَبُورُ ﴿10﴾
Kötülükleri planlayıp kuranlara gelince: Onlar için şiddetli bir azap vardır. Onların tuzağı (ve planı) mahvolacak (boşa çıkacak)tır.4
4krş. 4/139 ve açıklaması; 10/65; 63/8
*
Sahih iman, sâlih ameli gerekli kılar. Çünkü riyâsız, şirksiz iman, hevâ ve hevesten kurtulup Allah’a teslimiyeti yani emirlere tam itaati gerektirir. Kişinin amelinin sahih ve sâlih olmasını istemesi de imanın sahih olmasını isteme bilincindendir. Kötülükleri planlama ve yapma ise sahih iman ve sâlih amel ile bağdaşmaz.5
11
وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ جَعَلَكُمْ اَزْوٰجًاؕ وَمَا تَحْمِلُ مِنْ اُنْثٰى وَلَا تَضَعُ اِلَّا بِعِلْمِهٖؕ وَمَا یُعَمَّرُ مِنْ مُعَمَّرٍ وَلَا یُنْقَصُ مِنْ عُمُرِهٖٓ اِلَّا فٖی كِتٰبٍؕ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ یَسٖیرٌ ﴿11﴾
Allah sizi (ilkin çeşitli cins) topraktan, sonra bir meniden yarattı, sonra da sizi çift çift yaptı. O’nun ilmi olmaksızın hiçbir dişi gebe kalmaz, doğurmaz da. Ömrü uzun olana uzun ömür verilmesi de, ömründen kısaltılması da mutlaka bir kitapta (yazılmış ve anne rahminde tespit edilmiş)tir.
*
Peygamberimiz (sas.); “Ömrün artması, sâlih zürriyet iledir. O sâlih zürriyet kendisinden sonra dua eder ve onun duasını Allahu Teâlâ kişiye kabrinde ulaştırır (sanki yaşıyor da iyi amel yapıyor gibi olur). İşte ömrün artması budur.” buyurmuştur.6
11
وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ جَعَلَكُمْ اَزْوٰجًاؕ وَمَا تَحْمِلُ مِنْ اُنْثٰى وَلَا تَضَعُ اِلَّا بِعِلْمِهٖؕ وَمَا یُعَمَّرُ مِنْ مُعَمَّرٍ وَلَا یُنْقَصُ مِنْ عُمُرِهٖٓ اِلَّا فٖی كِتٰبٍؕ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ یَسٖیرٌ ﴿11﴾
Şüphe yok ki (bu sayılanlar) Allah’a göre kolaydır.7
7krş. 6/59; 21/30
12
وَمَا یَسْتَوِی الْبَحْرَانِࣗ هٰذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ سَٓائِـغٌ شَرَابُهُ وَهٰذَا مِلْحٌ اُجَاجٌؕ وَمِنْ كُلٍّ تَاْكُلُونَ لَحْمًا طَرِیًّا وَتَسْتَخْرِجُونَ حِلْیَةً تَلْبَسُونَهَاۚ وَتَرَى الْفُلْكَ فٖیهِ مَوَاخِرَ لِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهٖ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ﴿12﴾
İki deniz(in suyu) bir (aynı) olmaz: Bu tatlıdır, susuzluğu keser, içimi boğazdan kolay geçer; bu da tuzludur, acıdır (boğazı yakar). Bununla beraber her ikisinden de taze et (balık) yersiniz, (inci, mercan gibi) takındığınız bir ziynet çıkarırsınız. (Allah’ın) lütfundan (rızkınızı) aramanız için gemilerin orada (denizi) yara yara gittiğini görürsün. Umulur ki artık şükredersiniz.1
1krş. 16/14; 25/53; 55/19-22
13
یُولِجُ الَّیْلَ فِی النَّهَارِ وَیُولِجُ النَّهَارَ فِی الَّیْلِۙ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَؗ كُلٌّ یَجْرٖی لِاَجَلٍ مُسَمًّىؕ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُؕ وَالَّذٖینَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِهٖ مَا یَمْلِكُونَ مِنْ قِطْمٖیرٍؕ ﴿13﴾
(Allah) geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katar (gece ve gündüzü uzatır, kısaltır). Güneşi ve ayı (emrinin altında) istifadeye sunmuştur. Her biri muayyen bir müddet için (kendi yörüngesinde) akıp gider. İşte (bunların hepsini yapan) Rabbiniz Allah’tır. Mülk/hükümranlık ancak O’nundur. O’ndan başka yalvardıklarınız/tapındıklarınız bir hurma çekirdeğinin zarına bile sahip değillerdir.
14
اِنْ تَدْعُوهُمْ لَا یَسْمَعُوا دُعَٓاءَكُمْۚ وَلَوْ سَمِعُوا مَا اسْتَجَابُوا لَكُمْؕ وَیَوْمَ الْقِیٰمَةِ یَكْفُرُونَ بِشِرْكِكُمْؕ وَلَا یُنَبِّئُكَ مِثْلُ خَبٖیرٍࣖ ﴿14﴾
Eğer onları, (yardımınıza) çağırsanız, çağrınızı işitmezler; (bir hayvan cinsinden olup da) işitseler bile, size cevap veremezler. Kıyamet gününde ise sizin (kendilerini yüceltip Allah’a) ortak koştuğunuzu inkâr ederler. (Bunları) sana, her şeyden haberi olan (Allah) gibi, (hiç kimse) haber veremez.
15
یٰٓـاَیُّهَا النَّاسُ اَنْتُمُ الْفُقَـرَٓاءُ اِلَى اللّٰهِۚ وَاللّٰهُ هُوَ الْغَنِیُّ الْحَمٖیدُ ﴿15﴾
Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise zengindir (hiçbir şeye ve hiçbir kimseye ihtiyacı yoktur) ve övülmeye layık olan ancak O’dur.2
2krş. 92/8-10
16–17
اِنْ یَشَاْ یُذْهِبْكُمْ وَیَاْتِ بِخَلْقٍ جَدٖیدٍۚ ﴿16﴾
وَمَا ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ بِعَزٖیزٍ ﴿17﴾
Eğer O dilerse sizi giderir (yerinize) yeni bir halk getirir. Bu da Allah’a (göre) güç değildir.
18
وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىؕ وَاِنْ تَدْعُ مُثْقَلَةٌ اِلٰى حِمْلِهَا لَا یُحْمَلْ مِنْهُ شَیْءٌ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰىؕ اِنَّمَا تُنْذِرُ الَّذٖینَ یَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَیْبِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَؕ وَمَنْ تَزَكّٰى فَاِنَّمَا یَتَزَكّٰى لِنَفْسِهٖؕ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَصٖیرُ ﴿18﴾
Hiçbir günahkâr, başkasının (işlediği veya günahına sebep olmadığı) günahını yüklenip çekmez. Eğer (günah) yükü ağır olan kimse, (başkasını) onu taşımaya çağırsa en yakını dahi olsa kendisine ondan herhangi bir şey yüklemek mümkün olmaz. Sen ancak görmediği halde Rablerine ‘yürekten saygı duyan, O’ndan korkanları’ ve namazı gereği üzere kılanları uyar(ıp korkut)abilirsin. Kim (günahlardan) temizlenirse sırf kendisi için temizlenmiş olur. Dönüş ancak Allah’adır.3
3krş. 6/164
*
“Rablerini görmedikleri halde O’na saygı duyup O’ndan korkanlar” ifadesi; “İnsanlardan uzak kendi başına iken de Allah’a saygı duyar ve O’nun azabından korkarlar.” mânasını içermektedir.
19–21
وَمَا یَسْتَوِی الْاَعْمٰى وَالْبَصٖیرُۙ ﴿19﴾
وَلَا الظُّلُمٰتُ وَلَا النُّورُۙ ﴿20﴾
وَلَا الظِّلُّ وَلَا الْحَرُورُۚ ﴿21﴾
Ne kör ile gören ne karanlıklar ile aydınlık ne de gölge ile sıcak bir olur.
*
Bunlar, mü’min ile kâfir, hak ile batıl, cennetle cehennem gibi birbirine zıt şeylerdir.
22
وَمَا یَسْتَوِی الْاَحْیَٓاءُ وَلَا الْاَمْوٰتُؕ اِنَّ اللّٰهَ یُسْمِــعُ مَنْ یَشَٓاءُۚ وَمَٓا اَنْتَ بِمُسْمِــعٍ مَنْ فِی الْقُبُورِ ﴿22﴾
Dirilerle ölüler de bir değildir. Şüphesiz ki Allah dilediğine işittirir. (Yoksa) sen, kabirlerde (imiş gibi) olanlara işittirecek değilsin!
*
Onlar rûhen/mânen ölüdürler. Yahut kulakları duysa bile yine İslâm’ın hakikatlerine karşı duyup da anlamayan diğer yaratıklar gibi olurlar.1
23
اِنْ اَنْتَ اِلَّا نَذٖیرٌ ﴿23﴾
Sen sadece bir uyarıcısın.
24
اِنَّٓا اَرْسَلْنٰكَ بِالْحَقِّ بَشٖیرًا وَنَذٖیرًاؕ وَاِنْ مِنْ اُمَّةٍ اِلَّا خَلَا فٖیهَا نَذٖیرٌ ﴿24﴾
Şüphesiz ki seni, (rahmetimiz için) müjdeci ve (azabımız için) bir uyarıcı olarak hak (Kur’an) ile gönderdik. Hiçbir ümmet yoktur ki (onların) içinden bir korkutan uyarıcı (peygamber) gelip geçmiş olmasın.2
2bk. 4/164; 40/78
25
وَاِنْ یُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَ الَّذٖینَ مِنْ قَبْلِهِمْۚ جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَیِّنٰتِ وَبِالزُّبُرِ وَبِالْكِتٰبِ الْمُنٖیرِ ﴿25﴾
(Resûlüm! Bunlar) seni yalanlıyorlarsa (üzülme. Çünkü) onlardan öncekiler de (peygamberlerini) yalanlamışlardı. Halbuki onların peygamberleri kendilerine, açık açık deliller, (hikmetli) sahifeler ve aydınlatıcı kitaplar da getirmişlerdi.
26
ثُمَّ اَخَذْتُ الَّذٖینَ كَفَرُوا فَكَیْفَ كَانَ نَكٖیرِࣖ ﴿26﴾
Sonra ben, o inkâr edenleri tutup yakala(yarak cezaya çarptır)dım. Benim inkâr edilişim nasıl oldu (gördüler)!
27
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۚ فَاَخْرَجْنَا بِهٖ ثَمَرٰتٍ مُخْتَلِفًا اَلْوٰنُهَاؕ وَمِنَ الْجِبَالِ جُدَدٌ بٖیضٌ وَحُمْرٌ مُخْتَلِفٌ اَلْوٰنُهَا وَغَرَابٖیبُ سُودٌ ﴿27﴾
Allah’ın gökten bir su indirdiğini görmedin mi? İşte biz o (indirdiğimiz su) ile renkleri çeşit çeşit meyveler çıkardık. Dağlardan da beyaz beyaz, kırmızı kırmızı, renkleri çeşitli ve simsiyah yollar (içinde maden bulunan tabakalar yarattık).
28
وَمِنَ النَّاسِ وَالدَّوَٓابِّ وَالْاَنْعٰمِ مُخْتَلِفٌ اَلْوٰنُهُ كَذٰلِكَؕ اِنَّمَا یَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَـمٰٓؤُاؕ اِنَّ اللّٰهَ عَزٖیزٌ غَفُورٌ ﴿28﴾
İnsanlardan, yerdeki canlılardan, davar (ve sığır gibi)lerden de yine böyle türlü renklerde olanlar vardır. Kulları içinde, Allah’tan (O’nun ilmi ve kudreti karşısında) ancak âlimler/bilginler korkar (saygı ve heyecan duyar)lar. Şüphesiz Allah mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.3
3krş. 39/9
*
Bu âyet-i kerîmede, Allah’tan ancak âlimlerin korktuğu bildirilerek onlar taltif edilmekle beraber onların sorumluluklarının büyük olduğuna da işaret edilmektedir. Çünkü Allah’ın yüceliğini gereği gibi bilip O’na saygı gösteren ve emirlerine uygun yaşayanlar gerçek âlimlerdir. Onlar, mü’minleri kıbleye yönelttiği gibi, ifade ettiği anlamıyla da tevhide yöneltirler. Bunu Allah’ın emirlerine müdahele eden, kısıtlayanların çizgisinde değil resûllerin gönderilme gayesi olan tevhid mücadelesini rehber edinerek yaparlar.4 Diğer yönüyle de Allah’a saygı duymayan, emrine uygun yaşamayanlar, O’nun yüceliğini bilmeyenlerdir. O’nun hükmüne bağlı olanın yeri ise cennettir.5 İlim edinmeye gelince: İnsanın aklını, düşüncesini aydınlatan fen ilimleridir; gönlünü aydınlatan ise din ilimleridir. Sadece fen ilimleriyle beslenen insan hile, şüphe ve çıkarcılığa yönelir, menfaatperest olur.6 Sadece din ilimleriyle eksik kalınır, her ikisiyle birlikte insan yücelir ve mutluluğa ulaşır.
29
اِنَّ الَّذٖینَ یَتْلُونَ كِتٰبَ اللّٰهِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنٰهُمْ سِرًّا وَعَلَانِیَةً یَرْجُونَ تِجٰرَةً لَنْ تَبُورَۙ ﴿29﴾
Muhakkak ki Allah’ın kitabını okuy(up yolundan gid)enler, namazı dosdoğru kılanlar ve kendilerine rızık olmak üzere verdiğimiz şeylerden gizli ve açık olarak (Allah için) sarf edenler, asla durgunluğa (ve zarara) uğramayacak bir ticaret (bir kazanç) umabilirler.
30
لِیُوَفِّیَهُمْ اُجُورَهُمْ وَیَزٖیدَهُمْ مِنْ فَضْلِهٖؕ اِنَّهُ غَفُورٌ شَكُورٌ ﴿30﴾
Çünkü (Allah), onların mükâfat-larını eksiksiz öder ve lütfundan onlara fazla fazla verir. Çünkü O, çok bağışlayandır, şükrün karşılığını bol bol verendir.
31
وَالَّـذٖٓی اَوْحَیْنَٓا اِلَیْكَ مِنَ الْكِتٰبِ هُوَ الْحَقُّ مُصَدِّقًا لِمَا بَیْنَ یَدَیْهِؕ اِنَّ اللّٰهَ بِعِبَادِهٖ لَخَبٖیرٌ بَصٖیرٌ ﴿31﴾
(Resûlüm! İndirdiğimiz) Kitab’da sana önceki (ilâhî kitapların asılları)nı tasdik edici olarak vahyettiklerimiz, gerçeğin ta kendisidir. Şüphesiz ki Allah, kullarından hakkıyla haberi olan, (her şeyi) görendir.
32
ثُمَّ اَوْرَثْنَا الْكِتٰبَ الَّذٖینَ اصْطَفَیْنَا مِنْ عِبَادِنَاۚ فَمِنْهُمْ ظَالِمٌ لِنَفْسِهٖۚ وَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌۚ وَمِنْهُمْ سَابِقٌ بِالْخَیْرٰتِ بِاِذْنِ اللّٰهِؕ ذٰلِكَ هُوَ الْفَضْلُ الْكَبٖیرُؕ ﴿32﴾
Sonra o Kitab’ı (Kur’an’ı) kullarımızdan seçtiklerimize (veya Hz. Muhammed’in ümmetine1) miras bıraktık. Onlardan kimi, (onu okumayı ve ona uymayı terk ederek) kendisine zulmeden/yazık edendir. Onlardan kimi, ortada kalan,* kimi de Allah’ın izniyle hayırlarda (ve Kur’an’a sahip çıkıp ona uygun yaşamada ve bu yarışmada) öne geçendir ki işte bu da en büyük lütuftur.2
1Beydâvî
2krş. 56/10-12
*
* Hasan-ı Basrî, âyet-i kerîmedeki “kendine zulmeden/yazık eden”i münafık, diğer bir rivâyette fâsık diye tefsir etmiştir. “İnsanın münâfıklıktan kurtulabilmesi için sözü ile işi ve bilgisi arasında çelişki olmaması lazımdır.” demiştir. “Ortada kalan (muktesıd) kelimesini de “kâh sevap kâh günah işleyen” diye açıkladığı rivayet edilmiştir.3
33
جَنّٰتُ عَدْنٍ یَدْخُلُونَهَا یُحَلَّوْنَ فٖیهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤًاۚ وَلِبَاسُهُمْ فٖیهَا حَرٖیرٌ ﴿33﴾
(Mükâfatları) Adn cennetleridir. Oraya girerler ve içinde (nice) altın bileziklerle ve inciyle süslenirler. Orada elbiseleri de ipektir.
34
وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّـذٖٓی اَذْهَبَ عَنَّا الْحَزَنَؕ اِنَّ رَبَّـنَا لَغَفُورٌ شَكُورٌۙ ﴿34﴾
Derler ki: “Bizden üzüntüyü gideren Allah’a hamdolsun. Doğrusu Rabbimiz çok bağışlayıcı, şükrün karşılığını bol bol verendir.”
35
اَلَّـذٖٓی اَحَلَّنَا دَارَ الْمُقَامَةِ مِنْ فَضْلِهٖۚ لَا یَمَسُّنَا فٖیهَا نَصَبٌ وَلَا یَمَسُّنَا فٖیهَا لُغُوبٌ ﴿35﴾
“O, bizi lütfundan (ebedî) kalınacak yurda koyup yerleştirdi. Orada bize hiçbir yorgunluk dokunmayacak, artık orada bize hiçbir bıkkınlık da gelmeyecektir.”
36
وَالَّذٖینَ كَفَرُوا لَهُمْ نَارُ جَهَنَّمَۚ لَا یُقْضٰى عَلَیْهِمْ فَیَمُوتُوا وَلَا یُخَفَّفُ عَنْهُمْ مِنْ عَذَابِهَاؕ كَذٰلِكَ نَجْزٖی كُلَّ كَفُورٍۚ ﴿36﴾
Küfre sapanlara gelince: Onlar için cehennem ateşi vardır. Onlara (ölümle) hükmedilmez ki ölsünler. (Cehennemin) azabı da üzerlerinden hafifletilmez. İşte biz küfürde (ve nankörlükte) ısrar eden herkesi böyle cezalandırırız.4
4krş. 43/77
37
وَهُمْ یَصْطَرِخُونَ فٖیهَاۚ رَبَّـنَٓا اَخْرِجْنَا نَعْمَلْ صٰلِحًا غَیْرَ الَّذٖی كُنَّا نَعْمَلُؕ اَوَلَمْ نُعَمِّرْكُمْ مَا یَتَذَكَّرُ فٖیهِ مَنْ تَذَكَّرَ وَجَٓاءَكُمُ النَّذٖیرُؕ فَذُوقُوا فَمَا لِلظّٰلِمٖینَ مِنْ نَصٖیرٍࣖ ﴿37﴾
Onlar orada şöyle bağrışırlar: “Ey Rabbimiz! Bizi çıkar ki (evvelce) yapmış olduklarımızı değil, sâlih amel işleyelim.” (Bu istediklerine karşı onlara denilir ki:) “Size orada, iyice düşünecek kimselerin düşüneceği ve öğüt alacağı kadar bir ömür vermedik mi? Halbuki size uyarıcı (olarak peygamber) de gelmişti. Öyle ise tadın (bu azabı)! Artık zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.”
38
اِنَّ اللّٰهَ عٰلِمُ غَیْبِ السَّمٰوٰتِ وَالْاَرْضِؕ اِنَّهُ عَلٖیمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ﴿38﴾
Şüphesiz ki Allah, göklerin ve yerin gaybını (bütün sırlarını) bilendir. Muhakkak O, gönüllerin özünü de hakkıyla bilendir.
39
هُوَ الَّذٖی جَعَلَكُمْ خَلٰٓئِفَ فِی الْاَرْضِؕ فَمَنْ كَفَرَ فَعَلَیْهِ كُفْرُهُؕ وَلَا یَزٖیدُ الْكٰفِرٖینَ كُفْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ اِلَّا مَقْتًاۚ وَلَا یَزٖیدُ الْـكٰفِرٖینَ كُفْرُهُمْ اِلَّا خَسَارًا ﴿39﴾
Sizi yeryüzünde halifeler yapan (ve size hâkimiyet veren) O’dur. Artık kim inkâr ederse inkârı kendi zararınadır. Kâfirlerin küfrü, Rablerinin katında gazabından başka (bir şey) artırmaz. Kâfirlerin küfrü, yine kendilerine bir hüsran (ve felaket)ten başkasını da artırmaz.
40
قُلْ اَرَاَیْتُمْ شُرَكَٓاءَكُمُ الَّذٖینَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِؕ اَرُونٖی مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْاَرْضِ اَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِی السَّمٰوٰتِۚ اَمْ اٰتَیْنٰهُمْ كِتٰبًا فَهُمْ عَلٰى بَیِّنَتٍ مِنْهُۚ بَلْ اِنْ یَعِدُ الظّٰلِمُونَ بَعْضُهُمْ بَعْضًا اِلَّا غُرُورًا ﴿40﴾
(Resûlüm!) De ki: “Allah’tan başka yalvardıklarınız, ortak (koştuk)larınızı gördünüz mü? Bana gösterin, onlar yeryüzünde neyi yarattılar? Yoksa onların göklerde (Allah ile) bir ortaklığı mı var? Yoksa kendilerine bir kitap verdik de onlar (yaptıklarının doğruluğu için) ondan açık bir delil üzerinde midirler?” Hayır! O zalimler birbirlerini aldatmaktan başka bir vaadde bulunmazlar.
41
اِنَّ اللّٰهَ یُمْسِكُ السَّمٰوٰتِ وَالْاَرْضَ اَنْ تَزُولَاۚ وَلَئِنْ زَالَتَٓا اِنْ اَمْسَكَهُمَا مِنْ اَحَدٍ مِنْ بَعْدِهٖؕ اِنَّهُ كَانَ حَلٖیمًا غَفُورًا ﴿41﴾
Şüphesiz ki Allah, gökleri ve yeri, (düzenleri bozulup) yok olurlar diye (kudret kanunlarıyla) tutmaktadır. Eğer onlar (bozulup) yok olurlarsa ondan sonra bunları hiç kimse (yerinde) tutamaz. Gerçekten O, cezada aceleci değildir, çok bağışlayıcıdır.1
1bk. 22/65; 30/25
42
وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَیْمٰنِهِمْ لَئِنْ جَٓاءَهُمْ نَذٖیرٌ لَیَكُونُنَّ اَهْدٰى مِنْ اِحْدَى الْاُمَمِۚ فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ نَذٖیرٌ مَا زَادَهُمْ اِلَّا نُفُورًاۙ ﴿42﴾
Onlar (Kureyşliler), kendilerine bir uyarıcı (peygamber) gelirse, kesinlikle (diğer) ümmetlerin (her) birinden daha fazla doğru yolda olacaklarına dair yeminlerinin en kuvvetlisiyle Allah’a yemin ettiler. Fakat onlara bir uyarıcı (ve azap ile korkutucu peygamber) gelince, bu, onların (Hak’tan) nefret etmelerinden başka bir şey artırmadı.2
2bk. 6/156-157; 37/168-169
43
اِسْتِكْبَارًا فِی الْاَرْضِ وَمَكْرَ السَّیِّئِؕ وَلَا یَحٖیقُ الْمَكْرُ السَّیِّئُ اِلَّا بِاَهْلِهٖؕ فَهَلْ یَنْظُرُونَ اِلَّا سُنَّتَ الْاَوَّلٖینَۚ فَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّتِ اللّٰهِ تَبْدٖیلًاۚ وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّتِ اللّٰهِ تَحْوٖیلًا ﴿43﴾
(Bu da onların yine putlarına bağlı kalıp) yeryüzünde büyüklük taslamaları, (Kur’an’ı ve İslâm’ı önlemek için) çirkin bir tuzak kurmaları (ve dalavere çevirmeleri) yüzündendir. Halbuki çirkin tuzak, sahibinden başkasına dolanmaz. Onlar, evvelkilerin (başlarına gelen azap) kanunundan başka bir şey mi bekliyorlar? Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın! Allah’ın kanununda asla bir sapma/değişme de bulamazsın!3
3krş. 17/77; 48/23
44
اَوَلَمْ یَسٖیرُوا فِی الْاَرْضِ فَیَنْظُرُوا كَیْفَ كَانَ عٰقِبَةُ الَّذٖینَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَكَانُٓوا اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةًؕ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِیُعْجِزَهُ مِنْ شَیْءٍ فِی السَّمٰوٰتِ وَلَا فِی الْاَرْضِؕ اِنَّهُ كَانَ عَلٖیمًا قَدٖیرًا ﴿44﴾
Onlar, kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görmeleri için yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı? Halbuki onlar, kendilerinden daha kuvvetli idiler. Göklerde ve yerde (olan) hiçbir şey, Allah’ı aciz bırakamaz. Şüphesiz ki O, hakkıyla bilendir, (her şeye) gücü yetendir.
45
وَلَوْ یُؤَاخِذُ اللّٰهُ النَّاسَ بِمَا كَسَبُوا مَا تَرَكَ عَلٰى ظَهْرِهَا مِنْ دَٓابَّةٍ وَلٰكِنْ یُؤَخِّرُهُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۚ فَاِذَا جَٓاءَ اَجَلُهُمْ فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِعِبَادِهٖ بَصٖیرًا ﴿45﴾
Eğer Allah, insanları kazandıkları (günahlar) yüzünden (hemen) cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat (Allah), onları belirlenmiş bir vakte kadar geciktirir. Vakitleri gelince de Allah muhakkak ki kullarını görücü (gereğini yapıcı)dır.1
1krş. 16/61; 18/58; 86/11-17