Feyzü’l FurkanTefsirli Kur’ân-ı Kerîm Meâli
50. KafÂyet 1
سُورَةُ قٓ

Kaf Sûresi

MEKKÎ45 âyet · Cüz 26 · Nüzûl sırası 34
Bu sûre hakkındaMekke döneminde nâzil olmuştur. 45 âyettir. 38. âyeti Medine döneminde inmiştir. Adını ilk âyetten almıştır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1
قٓࣞ وَالْقُرْاٰنِ الْمَجٖیدِۚ ﴿1﴾
Kâf. Çok şerefli Kur’an hakkı için.
2–3
بَلْ عَجِبُٓوا اَنْ جَٓاءَهُمْ مُنْذِرٌ مِنْهُمْ فَقَالَ الْكٰفِرُونَ هٰذَا شَیْءٌ عَجٖیبٌ ﴿2﴾
ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًاۚ ذٰلِكَ رَجْعٌ بَعٖیدٌ ﴿3﴾
O kâfirler; kendilerine içlerinden bir uyarıcı (peygamber) geldi diye şaştılar da: “Bu tuhaf bir şeydir! Öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (dirilecekmişiz)? Bu, (ihtimalden bile) uzak bir dönüştür.” dediler.
4
قَدْ عَلِمْنَا مَا تَنْقُصُ الْاَرْضُ مِنْهُمْۚ وَعِنْدَنَا كِتٰبٌ حَفٖیظٌ ﴿4﴾
(Kara) toprağın onlardan neleri (yiyip) eksilttiğini elbet bilmişizdir. Yanımızda (her şeyi) zapteden bir kitap vardır.
5
بَلْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَهُمْ فَهُمْ فٖٓی اَمْرٍ مَرٖیجٍ ﴿5﴾
Buna rağmen onlar, kendilerine hak (olan Kur’an ve Peygamber) gelince yalanladılar. Şimdi onlar (fikren) sıkıntılı bir kararsızlık içindedirler.
6
اَفَلَمْ یَنْظُرُٓوا اِلَى السَّمَٓاءِ فَوْقَهُمْ كَیْفَ بَنَیْنٰهَا وَزَیَّنّٰهَا وَمَا لَهَا مِنْ فُرُوجٍ ﴿6﴾
Üstlerindeki göğe hiç bakmadılar mı? Biz, onu nasıl bina ettik (kurduk) ve onu nasıl süsledik; onun hiçbir çatlağı yoktur.
7
وَالْاَرْضَ مَدَدْنٰهَا وَاَلْقَیْنَا فٖیهَا رَوٰسِىَ وَاَنْبَتْنَا فٖیهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَهٖیجٍۙ ﴿7﴾
Yere de (buna rağmen bakmadılar mı?) Onu (nasıl) yayıp döşedik ve ona sabit (ulu) dağlar koyduk! Orada gönülleri açan her çeşit çift (bitkiler)den bitirdik.
8
تَبْصِرَةً وَذِكْرٰى لِكُلِّ عَبْدٍ مُنٖیبٍ ﴿8﴾
(Bunların hepsini, Allah’a) yönelen her kulun kalp gözünü açmak ve (ona) ibret vermek/(kulluk görevini) hatırlatmak için (yaptık).
9
وَنَزَّلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً مُبٰرَكًا فَاَنْبَتْنَا بِهٖ جَنّٰتٍ وَحَبَّ الْحَصٖیدِۙ ﴿9﴾
Gökten de bereketli bir su indirdik; onunla da bahçeler ve biçilecek tane(li ekin)ler bitirdik.
10–11
وَالنَّخْلَ بَاسِقٰتٍ لَهَا طَلْعٌ نَضٖیدٌۙ ﴿10﴾
رِزْقًا لِلْعِبَادِۙ وَاَحْیَیْنَا بِهٖ بَلْدَةً مَیْتًاؕ كَذٰلِكَ الْخُرُوجُ ﴿11﴾
Kullara rızık olsun diye, küme küme tomurcuğu olan uzun boylu hurma ağaçları (yetiştirdik). Biz o (su) ile ölü bir memlekete can verdik. İşte (kabirden dirilerek) çıkış da böyledir.
12–13
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَاَصْحٰبُ الرَّسِّ وَثَمُودُۙ ﴿12﴾
وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ وَاِخْوٰنُ لُوطٍۙ ﴿13﴾
(Resûlüm!) Onlardan önce Nuh kavmi, Res halkı1 ve (Salih’in kavmi) Semûd, (Hz. Hûd’un kavmi) Âd, Firavun (ve kavmi ile) Lût’un kardeşleri (yani kavmi) de yalanlamıştı.
1Konuyla ilgili açıklama 25/38’de geçti.
14
وَاَصْحٰبُ الْاَیْكَةِ وَقَوْمُ تُبَّعٍؕ كُلٌّ كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ وَعٖیدِ ﴿14﴾
(Şuayb’ın gönderildiği) Eyke halkı ve (Himyer meliki olan) Tübba kavmi de... Her biri peygamberleri yalanladılar da benim tehdidim hak oldu (ve onlar yok oldu).
15
اَفَعَیٖینَا بِالْخَلْقِ الْاَوَّلِؕ بَلْ هُمْ فٖی لَبْسٍ مِنْ خَلْقٍ جَدٖیدٍࣖ ﴿15﴾
Biz ilk yaratışta aciz mi kaldık (ki tekrar diriltemeyelim)? Hayır! Onlar (yine de) bu yeni yaratıştan şüphe içindedirler.2
2bk. 30/27
16
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسٰنَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهٖ نَفْسُهُۚ وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَیْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرٖیدِ ﴿16﴾
Ve hiç şüphesiz, insanı (biz) yarattık ve nefsinin/duygusunun ona ne vesvese ver(ip düşündür)düğünü biliriz. (Çünkü ilmimizle) biz ona şahdamarından (kendisinden)1 daha yakınız.
1İbni Kesîr (Çetiner), XIII, 7452
17
اِذْ یَتَلَقَّى الْمُتَلَقِّیَانِ عَنِ الْیَمٖینِ وَعَنِ الشِّمَالِ قَعٖیدٌ ﴿17﴾
Unutma ki (insanın) sağında ve solunda oturan iki kaydedici (melek, onun söz ve hareketlerini) kaydedip durur.
18
مَا یَلْفِظُ مِنْ قَوْلٍ اِلَّا لَدَیْهِ رَقٖیبٌ عَتٖیدٌ ﴿18﴾
(O,) bir söz söylemeyegörsün, kesinlikle yanında (yazmaya) hazır bir gözcü vardır.2
2bk. 82/10-12
19
وَجَٓاءَتْ سَكْرَةُ الْمَوْتِ بِالْحَقِّؕ ذٰلِكَ مَا كُنْتَ مِنْهُ تَحٖیدُ ﴿19﴾
(Bir gün) ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir (gerçeği de ortaya getirir): “(Ey insan!) İşte bu, senin kendisinden kaçtığın şeydir.” (denilir.)
20
وَنُفِـخَ فِی الصُّورِؕ ذٰلِكَ یَوْمُ الْوَعٖیدِ ﴿20﴾
Sûr’a da üfürülür; işte bu tehdit edilen (azap) günüdür.
21
وَجَٓاءَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَعَهَا سَٓائِقٌ وَشَهٖیدٌ ﴿21﴾
(O gün, Rabbin huzuruna) herkes, beraberinde bir sevk edici (muhafız) ve bir şahit olduğu halde gelir.
22
لَقَدْ كُنْتَ فٖی غَفْلَةٍ مِنْ هٰذَا فَكَشَفْنَا عَنْكَ غِطَٓاءَكَ فَبَصَرُكَ الْیَوْمَ حَدٖیدٌ ﴿22﴾
“Kuşkusuz sen, (dünyada) bundan gaflette (habersiz) idin. İşte sen(in gözün)den perdeni kaldırıp açtık; artık bugün, gözün keskindir.” (denilir.)3
3bk. 19/38; 32/12
23
وَقَالَ قَرٖینُهُ هٰذَا مَا لَدَیَّ عَتٖیدٌؕ ﴿23﴾
Onun yoldaşı (olan melek): “İşte yanımdaki (yazılı) şey hazırdır.” der.
24–26
اَلْقِیَا فٖی جَهَنَّمَ كُلَّ كَفَّارٍ عَنٖیدٍۙ ﴿24﴾
مَنَّاعٍ لِلْخَیْرِ مُعْتَدٍ مُرٖیبٍۙ ﴿25﴾
اَلَّذٖی جَعَلَ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ فَاَلْقِیَاهُ فِی الْعَذَابِ الشَّدٖیدِ ﴿26﴾
(Allah, iki meleğe:)(Rabbini tanımayan) her inatçı nankörü, hayra (ve İslâm yoluna bütün gücüyle) engel olanı, azgını, (imanda) şüpheci olanı atın cehenneme! Allah ile beraber başka (sahte) ilâhlar edinen (Allah yerine onlara, onun emir ve ilkelerine bağlanan)ı, şiddetli azabın içine atın.” (buyurur.)4
4krş. 2/165-167
27
قَالَ قَرٖینُهُ رَبَّنَا مَٓا اَطْغَیْتُهُ وَلٰكِنْ كَانَ فٖی ضَلٰلٍ بَعٖیدٍ ﴿27﴾
Arkadaşı (olan şeytan): “Ey Rabbimiz! Onu (ben) azdırmadım. Fakat o kendisi, (haktan) uzak bir sapıklık içinde idi.” der.
28
قَالَ لَا تَخْتَصِمُوا لَدَیَّ وَقَدْ قَدَّمْتُ اِلَیْكُمْ بِالْوَعٖیدِ ﴿28﴾
(Allah) buyurur ki: “Huzurumda çekişmeyin. Ben size (azabıma dair) tehdidi önceden (peygamberlerim aracılığı ile) gönderip bildirmiştim.”
29
مَا یُبَدَّلُ الْقَوْلُ لَدَیَّ وَمَٓا اَنَا بِظَلّٰمٍ لِلْعَبٖیدِࣖ ﴿29﴾
“Benim huzurumda söz değiştirilmez ve ben kullarıma zulmedici de değilim.”
30
یَوْمَ نَقُولُ لِجَهَنَّمَ هَلِ امْتَلَاْتِ وَتَقُولُ هَلْ مِنْ مَزٖیدٍ ﴿30﴾
O gün cehenneme: “Doldun mu?” deriz. (O’da:) “Daha var mı?” der.
31
وَاُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّقٖینَ غَیْرَ بَعٖیدٍ ﴿31﴾
Cennet ise muttakîlere (Allah’ın emirlerine uygun yaşayanlara) uzak değildir, artık yakınlaşmıştır.
32–34
هٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِكُلِّ اَوَّابٍ حَفٖیظٍۚ ﴿32﴾
مَنْ خَشِیَ الرَّحْمٰنَ بِالْغَیْبِ وَجَٓاءَ بِقَلْبٍ مُنٖیبٍ ﴿33﴾
اُدْخُلُوهَا بِسَلٰمٍؕ ذٰلِكَ یَوْمُ الْخُلُودِ ﴿34﴾
İşte size vaadedilen bu cennet; her (tevbe ile Allah’a) yönelen, (O’nun buyruklarını) koruyan, görmediği halde Rahmân’dan (her yerde) korkan ve O’nun itaatine yönelmiş bir kalple gelen kimse içindir. (Onlara:) “Selametle girin oraya. İşte bu ebedîlik günüdür.” (denilir).
35
لَهُمْ مَا یَشَٓاؤُنَ فٖیهَا وَلَدَیْنَا مَزٖیدٌ ﴿35﴾
Orada onlar için istedikleri şeyler vardır. Katımızda daha fazlası da vardır.
*
Burada geçen “fazla”dan maksat, ru’yetullâhtır. Beydâvî şöyle der: “Bu ziyade, gözlerin görmediği kulakların işitmediği, hiçbir insanın hayal edemeyeceği sonsuz nimettir.”5
36
وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍ هُمْ اَشَدُّ مِنْهُمْ بَطْشًا فَنَقَّبُوا فِی الْبِلٰدِؕ هَلْ مِنْ مَحٖیصٍ ﴿36﴾
Bunlardan önce, nice (inkârcı) nesilleri helak ettik. Oysa onlar, kendilerinden kuvvetçe daha güçlü idiler. (Ölümden kurtulmak için) ülkeleri delik deşik ettiler. Ama hiç kaçacak bir yer var mı?
37
اِنَّ فٖی ذٰلِكَ لَذِكْرٰى لِمَنْ كَانَ لَهُ قَلْبٌ اَوْ اَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَهٖیدٌ ﴿37﴾
Şüphesiz ki bu (zikredilenlerin hepsi)nde kalbi olan, yahut hazır bulunup kulak veren kimse için elbette bir öğüt vardır.
38
وَلَقَدْ خَلَقْنَا السَّمٰوٰتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَیْنَهُمَا فٖی سِتَّةِ اَیَّامٍࣗ وَمَا مَسَّنَا مِنْ لُغُوبٍ ﴿38﴾
Andolsun ki (biz,) gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık; bize hiçbir yorgunluk dokunmadı.1
1bk. 46/33
*
Bu ve diğer âyetlerde geçtiği üzere yüce Allah’ın kendisi için “Biz” ifadesini kullanması, büyüklük ve yüceliğini vurgulamak içindir. Bu âyet, şanında yorulmak olmayan Allah’a, Tevrat’ta:2 “Yedinci gün (Cumartesi) de istirahate çekildi.” diyen yahudilerin kendi yazdıkları sözlerini reddeder. Bu da kitaplarının tahrif olduğunu gösterir. Bundan dolayı Tevrat ve İncil’e Allah kelamı diye itibar edilmez.
39
فَاصْبِرْ عَلٰى مَا یَقُولُونَ وَسَبِّـحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ الْغُرُوبِۚ ﴿39﴾
(Resûlüm!) Onların dediklerine sabret. Güneşin doğuşundan önce ve batışından evvel(ki vakitlerde) Rabbini hamd ile tesbih et (namaz kıl).
40
وَمِنَ الَّیْلِ فَسَبِّحْهُ وَاَدْبٰرَ السُّجُودِ ﴿40﴾
Gecenin bir kısmında(ki namazlarda) ve secdelerin (namazların) arkalarında O’nu tesbih et.3
3bk. 17/79; 30/17-18
*
Namazın arkasından tesbih: Sübhânallâh, Elhamdülillâh, Allâhu Ekber’dir.
41
وَاسْتَمِعْ یَوْمَ یُنَادِ الْمُنَادِ مِنْ مَكَانٍ قَرٖیبٍۙ ﴿41﴾
Seslenen (İsrafil’)in yakın bir yerden sesleneceği güne kulak ver.
42
یَوْمَ یَسْمَعُونَ الصَّیْحَةَ بِالْحَقِّؕ ذٰلِكَ یَوْمُ الْخُرُوجِ ﴿42﴾
O gün (bütün insanlar, Sûr’a ikinci üfürülüşteki) o (korkunç) çığlığı gerçek olarak işitecekler. Bu, (dirilip) çıkma günüdür.
43
اِنَّا نَحْنُ نُحْيٖ وَنُمٖیتُ وَاِلَیْنَا الْمَصٖیرُۙ ﴿43﴾
Öldürecek de diriltecek de kesinlikle biziz biz. Dönüş de ancak bizedir.
44
یَوْمَ تَشَقَّقُ الْاَرْضُ عَنْهُمْ سِرَاعًاؕ ذٰلِكَ حَشْرٌ عَلَیْنَا یَسٖیرٌ ﴿44﴾
O gün, süratle (mahşer yerine) koşmak için yer onlar(ın üzerlerin)den yarılır. İşte bu bir haşr (toplama)dır ki (bu) bize göre çok kolaydır.4
4bk. 31/28; 99/2
45
نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا یَقُولُونَ وَمَٓا اَنْتَ عَلَیْهِمْ بِجَبَّارٍ فَذَكِّرْ بِالْقُرْاٰنِ مَنْ یَخَافُ وَعٖیدِ ﴿45﴾
Biz onların dediklerini daha iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorlayıcı değilsin. Onun için benim tehdidimden korkanlara Kur’an ile öğüt ver.5
5krş. 2/272; 13/40; 88/21-22