سُورَةُ الْقَمَرِ
Kamer Sûresi
MEKKÎBu sûre hakkındaMekke döneminde nâzil olmuştur. 55 âyettir. Adını, aynı kelimenin geçtiği ilk âyetten almıştır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1
اِقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ ﴿1﴾
(Kıyamet) saat(i) yaklaştı ve ay yarıldı (ve birleşti).3
3bk. 16/1; 21/1; 33/63; 81/1-2
*
Mekkelilerce de görülen ayın ikiye ayrılma mucizesi, Buhârî ve Müslim’de rivayet edilmektedir. İbni Kesîr, tefsirinde, olayın Peygamber (sas.) zamanında cereyan ettiğini sahih senet ve mütevâtir hadislerle nakleder. Tarihinde ise “Böyle olduğunda icmâ vâki olmuştur.” der.4
2
وَاِنْ یَرَوْا اٰیَةً یُعْرِضُوا وَیَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ ﴿2﴾
Onlar (müşrikler) bir delil (mucize) görseler de yine yüz çevirirler: “(Bu,) devam edegelen bir sihirdir.” derler.
3
وَكَذَّبُوا وَاتَّـبَعُٓوا اَهْوَٓاءَهُمْ وَكُلُّ اَمْرٍ مُسْتَقِرٌّ ﴿3﴾
(Peygamber’i) yalanladılar, hevâ ve heveslerine uydular. Halbuki her iş kararlaştırılmış (Allah’ın dilediği gibi gerçekleşecek)tir.
4–5
وَلَقَدْ جَٓاءَهُمْ مِنَ الْاَنْـبَٓاءِ مَا فٖیهِ مُزْدَجَرٌۙ ﴿4﴾
حِكْمَةٌ بٰلِغَةٌ فَمَا تُغْنِ النُّذُرُۙ ﴿5﴾
Andolsun ki onlara içinde (ibret alıp da kendilerini küfür ve inattan) alıkoyacak şeyler, üstün hikmet bulunan haberlerden niceleri gelmiştir. Fakat (onlara gelen) uyarılar (kendilerine) hiç fayda vermiyor.5
5bk. 10/101
6
فَتَوَلَّ عَنْهُمْۘ یَوْمَ یَدْعُ الدَّاعِ اِلٰى شَیْءٍ نُكُرٍۙ ﴿6﴾
O halde (Resûlüm!) Davet edici (İsrafil’in) görülmemiş müthiş bir şeye (yeniden dirilmeye) çağırdığı gün, sen de onlardan yüz çevir.
7
خُشَّعًا اَبْصٰرُهُمْ یَخْرُجُونَ مِنَ الْاَجْدَاثِ كَاَنَّهُمْ جَرَادٌ مُنْتَشِرٌۙ ﴿7﴾
Gözleri, (korkudan yere) eğik bir halde kabirlerden çıkarlar. Onlar tıpkı (etrafa) yayılan çekirgeler gibidirler.
8
مُهْطِعٖینَ اِلَى الدَّاعِؕ یَقُولُ الْكٰفِرُونَ هٰذَا یَوْمٌ عَسِرٌ ﴿8﴾
O çağırıcıya (boyunlarını uzatıp) koşarlarken kâfirler (o zaman içlerinden): “Bu çok çetin bir gündür!” derler.
9
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا عَبْدَنَا وَقَالُوا مَجْنُونٌ وَازْدُجِرَ ﴿9﴾
(Resûlüm!) Bunlardan önce Nuh kavmi de yalanlamıştı. Kulumuzu yalancı saydılar ve “mecnun” dediler. O, (yapılan eziyetle davetten) alıkonulmuştu.
10
فَدَعَا رَبَّهُٓ اَنّٖی مَغْلُوبٌ فَانْتَصِرْ ﴿10﴾
Bunun üzerine Rabbine: “(Yâ Rab!) Doğrusu ben yenildim, bana yardım et!” diye yalvardı.
11
فَفَتَحْنَٓا اَبْوٰبَ السَّمَٓاءِ بِمَٓاءٍ مُنْهَمِرٍؗ ﴿11﴾
Biz de şarıl şarıl dökülen bir su ile semanın kapılarını açtık.
12
وَفَجَّرْنَا الْاَرْضَ عُیُونًا فَالْتَقَى الْمَٓاءُ عَلٰٓى اَمْرٍ قَدْ قُدِرَۚ ﴿12﴾
Yeri de kaynaklar halinde fışkırttık. (Her iki) su, (helakleri) takdir edilmiş bir emir üzerinde birleşiverdi.
13
وَحَمَلْنٰهُ عَلٰى ذَاتِ اَلْوٰحٍ وَدُسُرٍۙ ﴿13﴾
Onu (kulumuz Nuh’u) da tahtalar ve mıhlar(la yapılmış gemi) üzerinde taşıdık.
14
تَجْرٖی بِاَعْیُنِنَاۚ جَزَٓاءً لِمَنْ كَانَ كُفِرَ ﴿14﴾
(O gemi, kendisine) nankörlük edilmiş bulunan (kulumuz)a bir mükâfat olarak, gözlerimiz önünde akıp gidiyordu.
15
وَلَقَدْ تَرَكْنٰهَٓا اٰیَةً فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ ﴿15﴾
Andolsun ki biz, bunu, bir işaret (ve ibret) olarak bıraktık; hani düşün(üp ibret al)an (yok mu)?1
1krş. 29/15; 36/41; 69/11-12
16
فَكَیْفَ كَانَ عَذَابٖی وَنُذُرِ ﴿16﴾
Benim azabım ve uyarmalarım nasılmış?
17
وَلَقَدْ یَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ ﴿17﴾
Andolsun ki biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Hani düşünüp öğüt alan (yok mu)?2
2bk. 19/97
18
كَذَّبَتْ عَادٌ فَكَیْفَ كَانَ عَذَابٖی وَنُذُرِ ﴿18﴾
Âd (kavmi de) yalanladı. Fakat azabım ve uyarmalarım nasılmış (anladılar).
19
اِنَّٓا اَرْسَلْنَا عَلَیْهِمْ رٖیحًا صَرْصَرًا فٖی یَوْمِ نَحْسٍ مُسْتَمِرٍّۙ ﴿19﴾
Biz, onların üstüne uğursuz mu uğursuz (saydıkları) bir günde dondurucu bir fırtına gönderdik.
20
تَنْزِعُ النَّاسَۙ كَاَنَّهُمْ اَعْجَازُ نَخْلٍ مُنْقَعِرٍ ﴿20﴾
O (fırtına), insanları, sanki köklerinden sökülmüş hurma kütükleri gibi (yerlerinden) koparıp atıyordu.
21
فَكَیْفَ كَانَ عَذَابٖی وَنُذُرِ ﴿21﴾
İşte benim azabım ve uyarmalarım nasılmış (gördüler)!
22
وَلَقَدْ یَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍࣖ ﴿22﴾
Andolsun ki biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Hani düşünüp öğüt alan (yok mu)?
23–25
كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِالنُّذُرِ ﴿23﴾
فَقَالُٓوا اَبَشَرًا مِنَّا وٰحِدًا نَتَّبِعُهُٓۙ اِنَّٓا اِذًا لَفٖی ضَلٰلٍ وَسُعُرٍ ﴿24﴾
ءَاُلْقِیَ الذِّكْرُ عَلَیْهِ مِنْ بَیْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ اَشِرٌ ﴿25﴾
Semûd (kavmi) de uyarıcıları (peygamberlerini) yalanladı: “Bizden bir insana mı uyacağız? O takdirde biz, bir sapıklık ve bir delilik etmiş oluruz. Zikir (vahiy) aramızdan ona mı bırakıldı? Doğrusu o şımarık ve aşırı yalancıdır.” dediler.
26
سَیَعْلَمُونَ غَدًا مَنِ الْكَذَّابُ الْاَشِرُ ﴿26﴾
(Salih’e dedik ki:) “Yarın onlar şımarık ve aşırı yalancı kimmiş, bilecekler.”
27
اِنَّا مُرْسِلُوا النَّاقَةِ فِتْنَةً لَهُمْ فَارْتَقِبْهُمْ وَاصْطَبِرْؗ ﴿27﴾
Doğrusu biz, onlara bir imtihan olmak üzere o dişi deveyi (bir mucize olarak) gönderenleriz. (Şimdi sen) onları gözetle ve (eziyetlere) sabret.
28
وَنَبِّئْهُمْ اَنَّ الْمَٓاءَ قِسْمَةٌ بَیْنَهُمْۚ كُلُّ شِرْبٍ مُحْتَضَرٌ ﴿28﴾
Hem de onlara (kuyudan içecekleri) suyun, (o dişi deve ile) aralarında (gün aşırı nöbetle) taksim edilmiş olduğunu haber ver. Su sırası gelen herkes hazır bulun(up suyunu al)sın.1
1bk. 26/155
29
فَنَادَوْا صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطٰى فَعَقَرَ ﴿29﴾
(Bir müddet bu nöbetleşme emrine uydular.) Nihayet (Kudar b. Sâlif adındaki) arkadaşlarını çağırdılar, o da (kılıcı) aldı ve (o deveyi ayağından biçerek) devirip öldürdü.
30
فَكَیْفَ كَانَ عَذَابٖی وَنُذُرِ ﴿30﴾
Ama benim azabım ve uyarılarım(ın sonu onlara) ne biçim oldu (düşünün!)
*
Deveyi kesen kişiye engel olmadıkları için Semûd kavmine azap umumî gelmiştir.
31
اِنَّٓا اَرْسَلْنَا عَلَیْهِمْ صَیْحَةً وٰحِدَةً فَكَانُوا كَهَشٖیمِ الْمُحْتَظِرِ ﴿31﴾
Nitekim üzerlerine bir tek korkunç bir ses gönderdik (onlar) da, ağıl sahibinin (biçtiği) kuru ot gibi oluver(ip yere seril)diler.2
2krş. 7/78
32
وَلَقَدْ یَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ ﴿32﴾
Andolsun ki biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Hani düşünüp öğüt alan (yok mu)?
33
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ بِالنُّذُرِ ﴿33﴾
Lût kavmi de (onun) uyarılarını yalanladı.
34–35
اِنَّٓا اَرْسَلْنَا عَلَیْهِمْ حَاصِبًا اِلَّٓا اٰلَ لُوطٍؕ نَجَّیْنٰهُمْ بِسَحَرٍۙ ﴿34﴾
نِعْمَةً مِنْ عِنْدِنَاؕ كَذٰلِكَ نَجْزٖی مَنْ شَكَرَ ﴿35﴾
Biz de üzerlerine çakıl taşları yağdıran (bir fırtına) gönderdik (helak ettik). Yalnız Lût’un ailesi (iki kızı) hariçtir.
*
* Karısı da diğer helak olanlar içindedir.3
34–35
اِنَّٓا اَرْسَلْنَا عَلَیْهِمْ حَاصِبًا اِلَّٓا اٰلَ لُوطٍؕ نَجَّیْنٰهُمْ بِسَحَرٍۙ ﴿34﴾
نِعْمَةً مِنْ عِنْدِنَاؕ كَذٰلِكَ نَجْزٖی مَنْ شَكَرَ ﴿35﴾
Tarafımızdan bir nimet olarak, işte onları bir seher vakti kurtardık. (İman ve itaatle) şükredenleri böyle mükâfatlandırırız.
36
وَلَقَدْ اَنْذَرَهُمْ بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا بِالنُّذُرِ ﴿36﴾
Andolsun ki (Lût) onları bizim (azapla) yakalamamıza karşı uyarmıştı. Fakat (onlar), uyarmaları şüphe ile karşıla(yıp yalanla)dılar.
37
وَلَقَدْ رٰوَدُوهُ عَنْ ضَیْفِهٖ فَطَمَسْنَٓا اَعْیُنَهُمْ فَذُوقُوا عَذَابٖی وَنُذُرِ ﴿37﴾
Andolsun ki onlar, onun (melek olarak gelen) misafirlerine sarkıntılık etmek istediler. Biz de gözlerini sil(me kör ed)iverdik: “İşte azabımı ve uyarmalarımı(n kötü âkıbetini) tadın!” (dedik.)4
4bk. 11/77-83; 15/61-74
38
وَلَقَدْ صَبَّحَهُمْ بُكْرَةً عَذَابٌ مُسْتَقِرٌّۚ ﴿38﴾
Andolsun ki onları bir sabah, (artık kurtulamayacakları) kararlı bir azap bastır(ıp kapla)mıştı.
39
فَذُوقُوا عَذَابٖی وَنُذُرِ ﴿39﴾
“İşte, azabımı ve uyarılarımı(n âkıbetini) tadın!” (dedik.)
40
وَلَقَدْ یَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍࣖ ﴿40﴾
Andolsun ki Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Hani düşünüp öğüt alan (yok mu)?
41
وَلَقَدْ جَٓاءَ اٰلَ فِرْعَوْنَ النُّذُرُۚ ﴿41﴾
Andolsun ki, Firavun’un kavmine (yani Kıptîlere) de uyarıcılar gelmişti.
42
كَذَّبُوا بِاٰیٰتِنَا كُلِّهَا فَاَخَذْنٰهُمْ اَخْذَ عَزٖیزٍ مُقْتَدِرٍ ﴿42﴾
Bütün âyet (ve mucize)lerimizi yalanladılar. Biz de onları güçlü ve mutlak galip (olan zâtımız)ın yakalayışıyla yakaladık.5
5bk. 20/56
43
اَكُفَّارُكُمْ خَیْرٌ مِنْ اُولٰٓئِكُمْ اَمْ لَكُمْ بَرَٓاءَةٌ فِی الزُّبُرِۚ ﴿43﴾
(Ey Allah’tan başkasına kulluk edenler!) Sizin kâfirleriniz, bu (isimleri geçe)nlerden daha mı hayırlı (ya da üstün)? Yoksa (ilâhî) kitaplarda sizin için bir kurtuluş belgesi mi var?
44
اَمْ یَقُولُونَ نَحْنُ جَمٖیعٌ مُنْتَصِرٌ ﴿44﴾
(Resûlüm!) Yoksa onlar: “Korunan/dayanışma içinde olan bir topluluğuz.” mu diyorlar?
45
سَیُهْزَمُ الْجَمْعُ وَیُوَلُّونَ الدُّبُرَ ﴿45﴾
Yakında o topluluk bozguna uğratılacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.
*
Bu mucize Bedir gazvesinde gerçekleşti.6
46
بَلِ السَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَالسَّاعَةُ اَدْهٰى وَاَمَرُّ ﴿46﴾
Daha doğrusu onlara vaad edilen (asıl) azap vakti O (kıyamet) saat(i) dir. O saat(in azabı) daha belalı ve daha acıdır.
47
اِنَّ الْمُجْرِمٖینَ فٖی ضَلٰلٍ وَسُعُرٍۘ ﴿47﴾
Şüphesiz günahkârlar, sapıklık ve çılgınlık içindedirler.
48
یَوْمَ یُسْحَبُونَ فِی النَّارِ عَلٰى وُجُوهِهِمْؕ ذُوقُوا مَسَّ سَقَرَ ﴿48﴾
O gün (onlar), yüzleri üstü ateşte sürüklenecekler (ve kendilerine): “Tadın cehennemin dokunuşunu!” (denilecektir).
49
اِنَّا كُلَّ شَیْءٍ خَلَقْنٰهُ بِقَدَرٍ ﴿49﴾
Şüphesiz biz, her şeyi bir kader (hikmetli bir ölçü) ile yarattık.7
7bk. 25/2; 87/1-3
50
وَمَٓا اَمْرُنَٓا اِلَّا وٰحِدَةٌ كَلَمْحٍ بِالْبَصَرِ ﴿50﴾
(Bir şeyin olması için) bizim emrimiz, bir göz kırpması gibi, ancak bir tek (“ol” sözünü söylemek)ten ibarettir.1
1krş. 16/40; 31/28; 36/82
51
وَلَقَدْ اَهْلَكْنَٓا اَشْیَاعَكُمْ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ ﴿51﴾
Andolsun ki (inkârcılıkta/isyanda) sizin gibi (olan)ları helak ettik. Hâlâ düşünüp öğüt alan yok mu?
52
وَكُلُّ شَیْءٍ فَعَلُوهُ فِی الزُّبُرِ ﴿52﴾
Onların yaptıkları her şey kitaplarda (kayıtlı)dır.
53
وَكُلُّ صَغٖیرٍ وَكَبٖیرٍ مُسْتَطَرٌ ﴿53﴾
Küçük büyük hepsi defterlerde yazılmıştır.2
2bk. 82/10-12
54–55
اِنَّ الْمُتَّقٖینَ فٖی جَنّٰتٍ وَنَهَرٍۙ ﴿54﴾
فٖی مَقْعَدِ صِدْقٍ عِنْدَ مَلٖیكٍ مُقْتَدِرٍ ﴿55﴾
Şüphesiz takvâ sahipleri (Allah’ ın emirlerini tutup günahlardan sakınanlar), cennetlerde aydınlık, bolluk ve ferahlık içinde,* (hem de) doğruluk meclisinde (hoşnutluk içinde) gücü sonsuz olan hükümdarın huzurundadırlar.
*
* Âyetteki “... ferahlık içinde” ifadesine “nehir kıyılarında” diye mâna verenler de vardır.