Feyzü’l FurkanTefsirli Kur’ân-ı Kerîm Meâli
58. MücâdeleÂyet 1
سُورَةُ الْمُجَادَلَةِ

Mücâdele Sûresi

MEDENÎ22 âyet · Cüz 28 · Nüzûl sırası 105
Bu sûre hakkındaMedine döneminde nâzil olmuştur. 22 âyettir.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1
قَدْ سَمِعَ اللّٰهُ قَوْلَ الَّتٖی تُجٰدِلُكَ فٖی زَوْجِهَا وَتَشْتَكٖٓی اِلَى اللّٰهِࣗ وَاللّٰهُ یَسْمَعُ تَحَاوُرَكُمَاؕ اِنَّ اللّٰهَ سَمٖیعٌ بَصٖیرٌ ﴿1﴾
(Resûlüm!) Allah, kocası hakkında seninle tartışan (hüküm için ısrar eden) ve Allah’a şikâyette bulunan (kadın)ın sözünü işitti (dileğini kabul etti). Allah zaten sizin (her) konuşmanızı işitir. Çünkü Allah hakkıyla işitendir, görendir.
*
Câhiliye devrindeki Araplar arasında “zıhar yapma” âdeti vardı. Buna göre, bir adam karısına; “Sen bana anamın sırtı gibisin.” deyince, karısı ona anası gibi ebedî olarak haram olurdu. İşte ashabdan Evs b. Sâmit ufak bir şeye kızıp karısı Havle bint Sâlebe’ye önce böyle demiş, ardından pişman olmuştu. Fakat pişman olması kâfi değildi. Karısı, Resûlullah’a gitti, ağladı; kendisinin ihtiyar ve fakir olduğunu, çocuklarının da ortada perişan kaldığını anlattı. Allah’ın Resûlü ona; “Sen ona haramsın.” dedi. Fakat kadın, tekrar tekrar kocasına dönmek için bir fetva istedi. Bir fetva alamayınca nihayet elini Allah’a açtı, ıstırabını, şikâyetini O’na yöneltti ve dermanı O’ndan istedi. İşte her şeyi bilip işiten Allah, bunun üzerine ilgili âyetleri indirdi.
2
اَلَّذٖینَ یُظٰهِرُونَ مِنْكُمْ مِنْ نِسَٓائِهِمْ مَا هُنَّ اُمَّهٰتِهِمْؕ اِنْ اُمَّهٰتُهُمْ اِلَّا الّٰٓیٖٔ وَلَدْنَهُمْؕ وَاِنَّهُمْ لَیَقُولُونَ مُنْكَرًا مِنَ الْقَوْلِ وَزُورًاؕ وَاِنَّ اللّٰهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ ﴿2﴾
Sizden hanımlarına (“sen bana anamın sırtı gibisin” diyerek)* zıhar yapan (onları kendilerine haram kılan)lar (bilsinler ki) o kadınlar, onların anaları değildir. Anaları, ancak kendilerini doğuranlardır. Doğrusu onlar, çirkin ve yalan bir söz söylüyorlar. Şüphesiz ki Allah (tevbe edenleri) çok affedendir, çok bağışlayandır.
*
* Sırtı, vücudu anlamında söylenmektedir.1
3
وَالَّذٖینَ یُظٰهِرُونَ مِنْ نِسَٓائِهِمْ ثُمَّ یَعُودُونَ لِمَا قَالُوا فَـتَحْرٖیرُ رَقَـبَةٍ مِنْ قَبْلِ اَنْ یَتَمَٓاسَّاؕ ذٰلِكُمْ تُوعَظُونَ بِهٖؕ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبٖیرٌ ﴿3﴾
Kadınlarına zıhar yap(arak onlardan ayrıl)anların, sonra da söylediklerinden geri dönenlerin birbirleriyle karı koca ilişkisine girmeden önce bir köle azat etmesi lazımdır. İşte size, bu (hüküm) ile öğüt veriliyor. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
4
فَمَنْ لَمْ یَجِدْ فَصِیَامُ شَهْرَیْنِ مُتَتَابِعَیْنِ مِنْ قَبْلِ اَنْ یَتَمَٓاسَّاۚ فَمَنْ لَمْ یَسْتَطِعْ فَاِطْعَامُ سِتّٖینَ مِسْكٖینًاؕ ذٰلِكَ لِتُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهٖؕ وَتِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِؕ وَلِلْكٰفِرٖینَ عَذَابٌ اَلٖیمٌ ﴿4﴾
Kim de (bu imkânı) bulamazsa, (yine onun için) birbirleriyle ilişkide bulunmadan önce iki ay peş peşe oruç tutmak (lazım)dır. Buna da güç yetiremezse (yine önce) altmış yoksulu doyurmak (lazım)dır. Bu (kefâretteki kolaylıklar) Allah’a ve Resûlü’ne iman(da gereğini yapmaya sebat) gösterdiğiniz içindir. Bunlar Allah’ın (koyduğu) sınırlardır. (Bunları kabul etmeyen) kâfirler için acıklı bir azap vardır.
5
اِنَّ الَّذٖینَ یُحَٓادُّونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ كُبِتُوا كَمَا كُبِتَ الَّذٖینَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَقَدْ اَنْزَلْـنَٓا اٰیٰتٍ بَیِّنٰتٍؕ وَلِلْكٰفِرٖینَ عَذَابٌ مُهٖینٌۚ ﴿5﴾
Allah ve Resûlü’(nün emirleri)ne muhalefet eden/karşı olanlar, kendilerinden öncekilerin alçaltıldıkları gibi alçaltılacak (ve yere çarpılacak)lardır. Halbuki (bu konularda) biz apaçık âyetler de indirmişizdir. (Bunları) inkâr edenler için alçaltıcı bir azap vardır.
6
یَوْمَ یَبْعَثُهُمُ اللّٰهُ جَمٖیعًا فَیُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُواؕ اَحْصٰیهُ اللّٰهُ وَنَسُوهُؕ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ شَهٖیدٌࣖ ﴿6﴾
O gün Allah, onların hepsini diriltecek ve yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah (onların yaptıklarını) sayıp dökmüş, onlar ise unutmuştur. Allah, her şeye şahittir.
7
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ یَعْلَمُ مَا فِی السَّمٰوٰتِ وَمَا فِی الْاَرْضِؕ مَا یَكُونُ مِنْ نَجْوٰى ثَلٰثَةٍ اِلَّا هُوَ رَابِعُهُمْ وَلَا خَمْسَةٍ اِلَّا هُوَ سَادِسُهُمْ وَلَٓا اَدْنٰى مِنْ ذٰلِكَ وَلَٓا اَكْثَرَ اِلَّا هُوَ مَعَهُمْ اَیْنَ مَا كَانُواۚ ثُمَّ یُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُوا یَوْمَ الْقِیٰمَةِؕ اِنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَیْءٍ عَلٖیمٌ ﴿7﴾
Göklerde olanları ve yerde olanları Allah’ın bildiğini görmedin mi? Hangi üç (kişi) arasında bir fısıltı (ile konuşma) olmayagörsün, mutlaka O (Allah) bunların yanında dördüncüsüdür. Beş (kişi) arasında (bir fısıltı) olmayagörsün, mutlaka O, bunların (yanında) altıncısıdır. Bundan daha az (iki) ve daha çok ve nerede olsalar yine O, mutlaka onlarla beraberdir. Sonra (Allah) kıyamet günü onlara yaptıklarını haber verecektir. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir.1
1bk. 3/5; 9/78; 14/38; 43/80
8
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖینَ نُهُوا عَنِ النَّجْوٰى ثُمَّ یَعُودُونَ لِمَا نُهُوا عَنْهُ وَیَتَنٰجَوْنَ بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوٰنِ وَمَعْصِیَتِ الرَّسُولِؗ وَاِذَا جَٓاؤُكَ حَیَّوْكَ بِمَا لَمْ یُحَیِّكَ بِهِ اللّٰهُۙ وَیَقُولُونَ فٖٓی اَنْفُسِهِمْ لَوْلَا یُعَذِّبُنَا اللّٰهُ بِمَا نَقُولُؕ حَسْبُهُمْ جَهَنَّمُۚ یَصْلَوْنَهَاۚ فَبِئْسَ الْمَصٖیرُ ﴿8﴾
(Resûlüm!) Görmüyor musun şu (münafık ve yahudi olan) kimseleri ki fısıltı ile konuşmaktan men edildikten sonra yine kendilerine yasaklanan şeyi yapıyorlar; günahı, düşmanlığı ve Resûl’e isyanı fısıldaşıyorlar. Sana geldikleri zaman seni, Allah’ın selamlamadığı bir şekilde selamlıyorlar.
*
“es-Selâmu aleyk” yerine, “Sana ölüm olsun!” anlamında “es-Sâmü aleyk” diyorlar.
8
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖینَ نُهُوا عَنِ النَّجْوٰى ثُمَّ یَعُودُونَ لِمَا نُهُوا عَنْهُ وَیَتَنٰجَوْنَ بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوٰنِ وَمَعْصِیَتِ الرَّسُولِؗ وَاِذَا جَٓاؤُكَ حَیَّوْكَ بِمَا لَمْ یُحَیِّكَ بِهِ اللّٰهُۙ وَیَقُولُونَ فٖٓی اَنْفُسِهِمْ لَوْلَا یُعَذِّبُنَا اللّٰهُ بِمَا نَقُولُؕ حَسْبُهُمْ جَهَنَّمُۚ یَصْلَوْنَهَاۚ فَبِئْسَ الْمَصٖیرُ ﴿8﴾
Kendi içlerinde de: “Bizim (böyle) söylememiz sebebiyle Allah bize azap etmeli değil miydi?” diyorlar. Onlara cehennem yeter; girecekler oraya. O, ne kötü bir dönüş yeridir!
9
یٰٓـاَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُٓوا اِذَا تَنٰجَیْتُمْ فَلَا تَتَنٰجَوْا بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوٰنِ وَمَعْصِیَتِ الرَّسُولِ وَتَنٰجَوْا بِالْبِرِّ وَالتَّقْوٰىؕ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّـذٖٓی اِلَیْهِ تُحْشَرُونَ ﴿9﴾
Ey iman edenler! (Aranızda) gizli konuştuğunuz zaman, günahı, düşmanlığı ve Peygamber’e karşı gelmeyi fısıldaşmayın. İyiliği/iyi olanı, takvâyı fısıldaşın ve huzurunda toplanacağınız Allah’a saygılı olup emrine uyun.
10
اِنَّمَا النَّجْوٰى مِنَ الشَّیْطٰنِ لِیَحْزُنَ الَّذٖینَ اٰمَنُوا وَلَیْسَ بِضَٓارِّهِمْ شَیْـًٔا اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِؕ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْیَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ ﴿10﴾
O (günaha sebep olan) gizli konuşma(lar ve gizli toplantılar) ancak şeytandan(ve şeytan yanlısı olmaktan)dır. (Bu da) iman edenleri üzmek gayesiyledir. Halbuki Allah’ın izni olmadıkça o (fısıldaşmalar ve şeytan), onlara hiçbir şekilde zarar verici değildir. O halde mü’minler Allah’a güvenip dayansınlar.
11
یٰٓـاَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُٓوا اِذَا قٖیلَ لَكُمْ تَفَسَّحُوا فِی الْمَجٰلِسِ فَافْسَحُوا یَفْسَحِ اللّٰهُ لَكُمْۚ وَاِذَا قٖیلَ انْشُزُوا فَانْشُزُوا یَرْفَعِ اللّٰهُ الَّذٖینَ اٰمَنُوا مِنْكُمْۙ وَالَّذٖینَ اُوتُوا الْعِلْمَ دَرَجٰتٍؕ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبٖیرٌ ﴿11﴾
Ey iman edenler! Toplantılarda size: “(Gelenlere) yer açın.” denildiği zaman, hemen yer açın (genişletin) ki Allah da size genişlik ver(ip darlığınızı gider)sin. “Kalkın (yer verin).” denildiğinde kalkın ki Allah sizden iman edenlerle, kendilerine ilim verilmiş olanları derecelerle yükseltsin. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
*
Bu 9, 10 ve 11. âyetler İslâmî görgü kurallarından bazılarıdır. Resûlullah (sas.) “Eddebenî Rabbî.” (Beni Rabbim edeplendirdi.) buyurmuştur. İşte Resûl’ün yaşayışı Kur’an yaşayışıdır. Ne mutlu müslümanım deyip de tüm ahlâk ve görgü kurallarında Hz. Peygamber’i örnek alanlara! En büyük önder ve örnek Allah Resûlü Hz. Muhammed(sas.)dir.2
12
یٰٓـاَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُٓوا اِذَا نٰجَیْتُمُ الرَّسُولَ فَقَدِّمُوا بَیْنَ یَدَیْ نَجْوٰیكُمْ صَدَقَةًؕ ذٰلِكَ خَیْرٌ لَكُمْ وَاَطْهَرُؕ فَاِنْ لَمْ تَجِدُوا فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖیمٌ ﴿12﴾
Ey iman edenler! Siz Peygamber’e fısıltı ile (özel bir şey) arz edeceğiniz zaman, bu gizli konuşmanızdan önce bir sadaka verin. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temiz (bir yöntem)dir. Eğer (sadaka verecek bir şey) bulamazsanız şüphe yok ki Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
*
Allah Resûlü’nün meclisinde bazıları, özellikle zengin olan yeni müslümanlar, gerekli gereksiz onunla fısıldaşıyorlardı. Bu da onu rahatsız ediyordu. Yüce Allah, Resûlü’nü rahatlatmak için bu âyetle bir tedbir almış oldu. Fakat çok geçmeden maksat anlaşıldı ve aşağıdaki âyet indirildi:
13
ءَاَشْفَقْتُمْ اَنْ تُقَدِّمُوا بَیْنَ یَدَیْ نَجْوٰیكُمْ صَدَقٰتٍؕ فَاِذْ لَمْ تَفْعَلُوا وَتَابَ اللّٰهُ عَلَیْكُمْ فَاَقٖیمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاَطٖیعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُؕ وَاللّٰهُ خَبٖیرٌ بِمَا تَعْمَلُونَࣖ ﴿13﴾
Fısıltı ile (özel) konuşmanızdan önce sadakalar vereceğinizden korktunuz (hem fısıltıyı, hem de sadakayı kestiniz değil) mi? Madem ki yapmadınız, Allah da (özrünüzü ve) tevbenizi kabul etti (ve hayrı konuşmanıza izin verdi). O halde namazı gereğince kılın, zekâtı verin. Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
14
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖینَ تَوَلَّوْا قَوْمًا غَضِبَ اللّٰهُ عَلَیْهِمْؕ مَا هُمْ مِنْكُمْ وَلَا مِنْهُمْۙ وَیَحْلِفُونَ عَلَى الْكَذِبِ وَهُمْ یَعْلَمُونَ ﴿14﴾
Allah’ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu (yahudileri) dost edinen (münafık)ları görmedin mi? Onlar sizden de değildir, onlardan da değildir. Kendileri bildikleri halde (mü’miniz diye) yalan yere yemin ederler.
15
اَعَدَّ اللّٰهُ لَهُمْ عَذَابًا شَدٖیدًاؕ اِنَّهُمْ سَٓاءَ مَا كَانُوا یَعْمَلُونَ ﴿15﴾
Allah, o (münafık ola)nlar için şiddetli bir azap hazırladı. Doğrusu onların işledikleri şeyler ne kötüdür!
16
اِتَّخَذُٓوا اَیْمٰنَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَنْ سَبٖیلِ اللّٰهِ فَلَهُمْ عَذَابٌ مُهٖینٌ ﴿16﴾
Onlar (müslümanız diye) yeminlerini kalkan yapıp da (mü’minleri) Allah yolundan çevirdiler. İşte onlar için rezil edici bir azap vardır.
17
لَنْ تُغْنِیَ عَنْهُمْ اَمْوٰلُهُمْ وَلَٓا اَوْلٰدُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَیْـًٔاؕ اُولٰٓئِكَ اَصْحٰبُ النَّارِۚ هُمْ فٖیهَا خٰلِدُونَ ﴿17﴾
Onların malları ve evlatları, Allah’(ın azabın)dan hiçbir şeyi kendilerinden uzaklaştıramaz. Onlar ateş ehlidirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
18
یَوْمَ یَبْعَثُهُمُ اللّٰهُ جَمٖیعًا فَیَحْلِفُونَ لَهُ كَمَا یَحْلِفُونَ لَكُمْ وَیَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ عَلٰى شَیْءٍؕ اَلَٓا اِنَّهُمْ هُمُ الْكٰذِبُونَ ﴿18﴾
Allah onların hepsini tekrar dirilttiği gün, size (yalan yere) yemin ettikleri gibi, O’na da (mü’miniz diye) yemin ederler ve onlar hakikaten bir şey üzerinde olduklarını (bu yeminin kendilerine bir fayda vereceğini) sanırlar. Haberiniz olsun ki onlar, yalancıların (münâfıkların) ta kendileridir.1
1bk. 6/22-23; 16/28
19
اِسْتَحْوَذَ عَلَیْهِمُ الشَّیْطٰنُ فَاَنْسٰیهُمْ ذِكْرَ اللّٰهِؕ اُولٰٓئِكَ حِزْبُ الشَّیْطٰنِؕ اَلَٓا اِنَّ حِزْبَ الشَّیْطٰنِ هُمُ الْخٰسِرُونَ ﴿19﴾
Şeytan onları(n içini dışını) kaplamış da Allah’ı anmayı (O’nun hükümlerini) onlara unutturmuştur. Bunlar, şeytanın taraftarlarıdır. İyi bilin ki şeytanın taraftarları hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
20
اِنَّ الَّذٖینَ یُحَٓادُّونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُٓ اُولٰٓئِكَ فِی الْاَذَلّٖینَ ﴿20﴾
Allah’a ve Resûlü’ne (emirlerine) muhalefet/düşmanlık edenler, gerçekten, en aşağılıklar arasındadırlar.2
2bk. 58/5, 22
*
Bunlar, tevbe edip hallerini düzeltmedikçe, samimi mü’minler onlara rağbet edip değer vermezler.
21
كَتَبَ اللّٰهُ لَاَغْلِبَنَّ اَنَا وَرُسُلٖیؕ اِنَّ اللّٰهَ قَوِیٌّ عَزٖیزٌ ﴿21﴾
Allah (şöyle) yazmıştır: “Andolsun ki hem Ben hem de peygamberlerim galip geleceğiz.” Şüphe yok ki Allah güçlüdür, daima üstün gelir.3
3bk. 40/51
22
لَا تَجِدُ قَوْمًا یُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْیَوْمِ الْاٰخِرِ یُوَٓادُّونَ مَنْ حَٓادَّ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُٓوا اٰبَٓاءَهُمْ اَوْ اَبْنَٓاءَهُمْ اَوْ اِخْوٰنَهُمْ اَوْ عَشٖیرَتَهُمْؕ اُولٰٓئِكَ كَتَبَ فٖی قُلُوبِهِمُ الْاٖیمٰنَ وَاَیَّدَهُمْ بِرُوحٍ مِنْهُؕ وَیُدْخِلُهُمْ جَنّٰتٍ تَجْرٖی مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهٰرُ خٰلِدٖینَ فٖیهَاؕ رَضِیَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُؕ اُولٰٓئِكَ حِزْبُ اللّٰهِؕ اَلَٓا اِنَّ حِزْبَ اللّٰهِ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ﴿22﴾
Allah’a ve âhiret gününe (gerçekten) iman eden hiçbir kavmin, Allah’a ve Resûlü’ne (emirlerine) muhalefet/düşmanlık eden kimselerle dostluk ettiklerini göremezsin (onları sevip sayamazlar). İsterse onlar; babaları, oğulları, kardeşleri veya sülaleleri olsunlar. İşte O (Allah), onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendisinden bir ruh ile (kalbine verdiği sebatla yahut bir melekle1) desteklemiştir. Onları, içlerinde ebedî kalmak üzere alt tarafından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte bunlar Allah taraftarıdır(lar). Haberiniz olsun ki hakikaten Allah taraftarları, kurtuluş (ve saadet)e erenlerin ta kendileridir.
1Mukâtil, s.63
*
Allah taraftarları ya da Allah tarafında olanlar demek; Allah ve Resûlü’ne muhalefet edenlerin, yani şeytan, kâfir, müşrik ve tâğûtların taraftarlığını kabul etmeyen ve Allah’ın buyruklarını esas alıp ona göre yaşayışını düzenleyen demektir.2