Feyzü’l FurkanTefsirli Kur’ân-ı Kerîm Meâli
74. MüddessirÂyet 1
سُورَةُ الْمُدَّثِّرِ

Müddessir Sûresi

MEKKÎ56 âyet · Cüz 29 · Nüzûl sırası 4
Bu sûre hakkındaMekke döneminde nâzil olmuştur. 56 âyettir. Adını ilk âyette geçen ve “örtüsüne bürünen” anlamındaki aynı kelimeden almıştır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1
یٰٓـاَیُّهَا الْمُدَّثِّرُۙ ﴿1﴾
Ey (örtüsüne) bürünen! (Resûl)!
*
İlk vahiyden sonra üç yıl veya altı ay fetret (vahyin kesilme) devri yaşandı. Buna üç sene diyenler vardır. Fakat tercih edilen görüş altı aydır. Bundan sonra Resûlullah (sas.), yine Hira’dan dönüşte gökten bir ses işiterek Hz. Cebrail’i görmüş, korku ve titreme içinde eve dönüp “Beni örtün, beni örtün!” deyip yatmıştı. Bunun üzerine ilgili âyetler indi.8
2
قُمْ فَاَنْذِرْۙ ﴿2﴾
Kalk, (insanları) uyar.
3
وَرَبَّكَ فَـكَبِّرْۙ ﴿3﴾
Rabbini tekbir et (büyükle).
4
وَثِیَابَكَ فَطَهِّرْۙ ﴿4﴾
Elbiseni (kendini, kişiliğini ve seni çevreleyeni her türlü kirden)* arındır.
*
* Elbise, kendisi mânasında olmakla beraber bu parantez içindeki ifadelerden de kinâyedir.9
5
وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْۙ ﴿5﴾
Azaba götürecek şeyleri terk(e devam) et.
6
وَلَا تَمْنُنْ تَسْتَكْثِرُۙ ﴿6﴾
İyiliği, (karşılığında) daha çoğunu umarak yapma!
7
وَلِرَبِّكَ فَاصْبِرْؕ ﴿7﴾
Rabbin için (her şeye) katlan.
8
فَاِذَا نُقِرَ فِی النَّاقُورِۙ ﴿8﴾
O Sûr’a üfürüldüğü zaman,
9
فَذٰلِكَ یَوْمَئِذٍ یَوْمٌ عَسٖیرٌۙ ﴿9﴾
İşte o gün zor bir gündür.
10
عَلَى الْـكٰفِرٖینَ غَیْرُ یَسٖیرٍ ﴿10﴾
Kâfirlere kolay değildir.
11–14
ذَرْنٖی وَمَنْ خَلَقْتُ وَحٖیدًاۙ ﴿11﴾
وَجَعَلْتُ لَهُ مَالًا مَمْدُودًاۙ ﴿12﴾
وَبَنٖینَ شُهُودًاۙ ﴿13﴾
وَمَهَّدْتُ لَهُ تَمْهٖیدًاۙ ﴿14﴾
Tek başına (hiçbir şeysiz, çıplak) yarattığım adamı da bana bırak! Ona hem bolca mal verdim hem de (yanında) hazır bulunan oğullar (verdim)! Kendisine (bu nimetleri) döşedikçe döşedim.
15
ثُمَّ یَطْمَعُ اَنْ اَزٖیدَࣗ ﴿15﴾
Sonra yine de hırsla artırmamı ister.
16
كَلَّاؕ اِنَّهُ كَانَ لِاٰیٰتِنَا عَنٖیدًاؕ ﴿16﴾
Hayır! (artırmayacağım.) Çünkü o, bizim âyetlerimize karşı oldukça inatçı idi.
17
سَاُرْهِقُهُ صَعُودًاؕ ﴿17﴾
Ona zor bir meşakkat yükleyeceğim (Onu sarpa sardıracağım.)
18
اِنَّهُ فَكَّرَ وَقَدَّرَۙ ﴿18﴾
Çünkü o, (Velîd b. Muğîre Kur’an hakkında uzun uzun) düşündü, ölçtü biçti.
19
فَقُتِلَ كَیْفَ قَدَّرَۙ ﴿19﴾
Kahrolası nasıl da ölçtü biçti!
20
ثُمَّ قُتِلَ كَیْفَ قَدَّرَۙ ﴿20﴾
Yine kahrolası (aklınca) nasıl ölçtü biçti!
21–25
ثُمَّ نَظَرَۙ ﴿21﴾
ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَۙ ﴿22﴾
ثُمَّ اَدْبَرَ وَاسْتَكْبَرَۙ ﴿23﴾
فَقَالَ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ یُؤْثَرُۙ ﴿24﴾
اِنْ هٰذَٓا اِلَّا قَوْلُ الْبَشَرِؕ ﴿25﴾
Sonra baktı (baktı) da, (söyleyecek söz bulamayıp) surat astı ve kaşlarını çattı. Sonra arka döndü ve büyüklük tasladı da: “Bu (öğretilip) rivayet edilen bir sihirden başka bir şey değildir, bu sadece insan sözüdür.” (dedi).
26
سَاُصْلٖیهِ سَقَرَ ﴿26﴾
Onu (o güç yetiremeyeceği) Sekar’a (cehenneme) atacağım.
27
وَمَٓا اَدْرٰیكَ مَا سَقَرُؕ ﴿27﴾
Sen biliyor musun Sekar nedir?
28
لَا تُبْقٖی وَلَا تَذَرُۚ ﴿28﴾
O, ne geri(de bir şey) bırakır ne de (tekrar tekrar yakmaktan) vazgeçer.
29–30
لَـوَّاحَةٌ لِلْبَشَرِۚ ﴿29﴾
عَلَیْهَا تِسْعَةَ عَشَرَؕ ﴿30﴾
O (durmadan yenilenen) derileri yakıp (simsiyah) kavurandır. Onun üzerinde on dokuz (muhafız melek)1 vardır.
1Çoğunluğa göre. Nesefî (Medârik), IV, 329
31
وَمَا جَعَلْنَٓا اَصْحٰبَ النَّارِ اِلَّا مَلٰٓئِكَةًࣕ وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ اِلَّا فِتْنَةً لِلَّذٖینَ كَـفَرُواۙ لِیَسْتَیْقِنَ الَّذٖینَ اُوتُوا الْـكِتٰبَ وَیَزْدَادَ الَّذٖینَ اٰمَنُٓوا اٖیمٰنًا وَلَا یَرْتَابَ الَّذٖینَ اُوتُوا الْـكِتٰبَ وَالْمُؤْمِنُونَۙ وَلِیَقُولَ الَّذٖینَ فٖی قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ وَالْـكٰفِرُونَ مَاذَٓا اَرَادَ اللّٰهُ بِهٰذَا مَثَلًاؕ كَذٰلِكَ یُضِلُّ اللّٰهُ مَنْ یَشَٓاءُ وَیَـهْدٖی مَنْ یَشَٓاءُؕ وَمَا یَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ اِلَّا هُوَؕ وَمَا هِیَ اِلَّا ذِكْرٰى لِلْبَشَرِࣖ ﴿31﴾
Biz o ateşin zebânîlerini, sadece meleklerden kıldık. Onların sayısını da o inkâr edenler için ancak bir imtihan yaptık. (Böylece) kendilerine kitap verilenler de (Kur’an’ın hak olduğuna) iyice inansınlar,* inananların da imanı artsın (kuvvetlensin) diye. Artık hem kendilerine kitap verilenler hem de mü’minler şüpheye düşmesinler. (Bu,) kalplerinde bir hastalık bulunanlarla kâfirler: “Allah, bu misal ile ne demek istemiş olabilir?” desin(ler diyedir). İşte böylece Allah dilediğini (niyet ve amellerinin gereği olarak) sapıklıkta bırakır, dilediğini de doğru yola iletir. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilemez. Bu (cehennem, yahut zebânîlerin sayısı), insanlara (ibret için) bir hatırlatmadan başka bir şey değildir.2
2bk. 9/124
*
* 30. âyetteki “19”un ayrıca bu âyette de iman hususunda imtihana sebep bir sayı olduğu belirtilmektedir. Böylece bu sayının ihtiva ettiği incelik ve hikmet hakkında insanlar uyarılmaktadır.3
32
كَلَّا وَالْقَمَرِۙ ﴿32﴾
Hayır! (Onlar öğüt almazlar). Ay hakkı için...
33
وَالَّیْلِ اِذْ اَدْبَرَۙ ﴿33﴾
Dönüp geldiği zaman, gece hakkı için...
34
وَالصُّبْحِ اِذَٓا اَسْفَرَۙ ﴿34﴾
Ağardığı sırada sabah hakkı için...
35
اِنَّهَا لَاِحْدَى الْـكُـبَرِۙ ﴿35﴾
Muhakkak o (cehennem), büyük (bela)lardan biridir.
36–37
نَذٖیرًا لِلْبَشَرِۙ ﴿36﴾
لِمَنْ شَٓاءَ مِنْكُمْ اَنْ یَتَقَدَّمَ اَوْ یَتَاَخَّرَؕ ﴿37﴾
Hem sizden (ibadet ve hayırda) ileri geçmek veya geri kalmak isteyenleri korkutmak için insanları uyarıcıdır.
38
كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ رَهٖینَةٌۙ ﴿38﴾
Her nefis kazandığına bağlıdır.
*
Yahut “Her nefis kazandığı (günahlar) yüzünden bir rehine/tutsaktır.”
39
اِلَّٓا اَصْحٰبَ الْیَمٖینِؕۛ ﴿39﴾
Ancak bahtiyar olan (defteri sağından verilen)ler böyle değildir. (İman edip iyi amelleriyle kurtulmuşlardır.)
40–42
فٖی جَنّٰتٍؕۛ یَتَسَٓاءَلُونَۙ ﴿40﴾
عَنِ الْمُجْرِمٖینَۙ ﴿41﴾
مَا سَلَكَكُمْ فٖی سَقَرَ ﴿42﴾
(Onlar) cennetlerdedirler. Onlar suçlulara: “Sizi kavurucu ateşe sokan nedir?” (diye uzaktan sorarlar.)
43–45
قَالُوا لَمْ نَكُ مِنَ الْمُصَلّٖینَۙ ﴿43﴾
وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ الْمِسْكٖینَۙ ﴿44﴾
وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ الْخَٓائِضٖینَۙ ﴿45﴾
(Günahkârlar) derler ki: “Biz namaz kılanlardan değildik. Yoksula yedirmezdik. (Kur’an’ın buyruklarını bırakıp batıl şeylere) dalanlarla beraber biz de dalardık.”
46–47
وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِیَوْمِ الدّٖینِۙ ﴿46﴾
حَتّٰٓى اَتٰینَا الْیَقٖینُؕ ﴿47﴾
“Ceza gününü yalan sayardık. Nihayet (bu halde iken) bize (gelmesi) kesin olan (ölüm) gelip çattı.”
48
فَمَا تَنْفَعُهُمْ شَفٰعَةُ الشّٰفِعٖینَؕ ﴿48﴾
Artık onlara şefaatçilerin şefaati fayda vermez.
49–51
فَمَا لَهُمْ عَنِ التَّذْكِرَةِ مُعْرِضٖینَۙ ﴿49﴾
كَاَنَّهُمْ حُمُرٌ مُسْتَنْفِرَةٌۙ ﴿50﴾
فَرَّتْ مِنْ قَسْوَرَةٍؕ ﴿51﴾
Böyle iken onlara ne oluyor da sanki aslandan ürküp kaçan yaban eşekleri gibi (hâlâ Kur’an’daki) öğütten yüz çeviriyorlar?
52
بَلْ یُرٖیدُ كُلُّ امْرِئٍ مِنْهُمْ اَنْ یُؤْتٰى صُحُفًا مُنَشَّرَةًۙ ﴿52﴾
Fakat onlardan herkes, kendisine (Allah tarafından) dağıtılmış sahifeler (verilmesini) istiyor.1
1bk. 6/124
53
كَلَّاؕ بَلْ لَا یَخَافُونَ الْاٰخِرَةَؕ ﴿53﴾
Hayır! (Bu olacak şey değildir!) Doğrusu onlar (bu alaycı sözleriyle) âhiretten korkmuyorlar.
54
كَلَّٓا اِنَّهُ تَذْكِرَةٌۚ ﴿54﴾
Bilakis, (korkmaları gerekir.) Şüphesiz o (Kur’an) da (hayatta esas alınacak) bir öğüttür.
55
فَمَنْ شَٓاءَ ذَكَرَهُؕ ﴿55﴾
Artık kim dilerse onu düşünüp öğüt alsın.
56
وَمَا یَذْكُرُونَ اِلَّٓا اَنْ یَشَٓاءَ اللّٰهُؕ هُوَ اَهْلُ التَّقْوٰى وَاَهْلُ الْمَغْفِرَةِ ﴿56﴾
(Ne var ki) Allah dilemedikçe onlar öğüt alamazlar. Saygıyla emirlerine itaat edilmeye layık olan ancak O’dur, mağfiret sahibi de O’dur.
*
Allah’ın dilemesi için de dua ve ibadetle istemek lazımdır.2