سُورَةُ الْمُرْسَلَاتِ
Mürselât Sûresi
MEKKÎBu sûre hakkındaMekke döneminde nâzil olmuştur. 50 âyettir. 48. âyeti Medine döneminde inmiştir. Sûre, adını birinci âyetteki “mürselât” kelimesinden almıştır ve “gönderilenler” demektir.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1–7
وَالْمُرْسَلٰتِ عُرْفًاۙ ﴿1﴾
فَالْعٰصِفٰتِ عَصْفًاۙ ﴿2﴾
وَالنّٰشِرٰتِ نَشْرًاۙ ﴿3﴾
فَالْفٰرِقٰتِ فَرْقًاۙ ﴿4﴾
فَالْمُلْقِیٰتِ ذِكْرًاۙ ﴿5﴾
عُذْرًا اَوْ نُذْرًاۙ ﴿6﴾
اِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوٰقِعٌؕ ﴿7﴾
Andolsun (emrimizle meleklerden) birbiri ardınca gönderilenlere, (görevlerine) sert ‘rüzgarlar gibi koştukça koşanlara’, yaydıkça yayanlara, (hak ile batılı, emre göre) ayırdıkça ayıranlara, (kötülüklerden) özür dilemek veya (cezaya karşı) uyarmak için öğüt (vahiy) bırakanlara ki vaad (ve tehdit) edildiğiniz şeyler mutlaka olacaktır.
8–11
فَاِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْۙ ﴿8﴾
وَاِذَا السَّمَٓاءُ فُرِجَتْۙ ﴿9﴾
وَاِذَا الْجِبَالُ نُسِفَتْۙ ﴿10﴾
وَاِذَا الرُّسُلُ اُقِّتَتْؕ ﴿11﴾
Yıldızlar(ın ışığı) giderildiğinde, gök yarıldığı, dağlar (yerinden) sökülüp savrulduğunda, peygamberlere (ümmetlerine şahitlik için) belli bir vakit verildiğinde (artık kıyamet kopmuştur.)
12
لِاَیِّ یَوْمٍ اُجِّلَتْؕ ﴿12﴾
(Bunları duyanlar: “Bu hesap) hangi güne ertelenmiş?” derler.
13
لِیَوْمِ الْفَصْلِۚ ﴿13﴾
(Bil ki her şey) ayırıp hüküm verme gününe (ertelenmiştir.)
14
وَمَٓا اَدْرٰیكَ مَا یَوْمُ الْفَصْلِؕ ﴿14﴾
O ayırıp hüküm verme gününün ne olduğunu sana bildiren nedir?
15
وَیْلٌ یَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖینَ ﴿15﴾
(Bunları) yalanlayanların o gün vay haline!
16
اَلَمْ نُهْلِكِ الْاَوَّلٖینَؕ ﴿16﴾
Biz öncekileri (bu yüzden) helak etmedik mi?
17
ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْاٰخِرٖینَ ﴿17﴾
Sonra gerideki (inkârcı)ları da onların peşine takarız.
18
كَذٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمٖینَ ﴿18﴾
Biz günahkârlara böyle yaparız.
19
وَیْلٌ یَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖینَ ﴿19﴾
(Bunları) yalanlayanların o gün vay haline!
20
اَلَمْ نَخْلُقْكُمْ مِنْ مَٓاءٍ مَهٖینٍۙ ﴿20﴾
Biz sizi hakir bir sudan yaratmadık mı?
21–22
فَجَعَلْنٰهُ فٖی قَرَارٍ مَكٖینٍۙ ﴿21﴾
اِلٰى قَدَرٍ مَعْلُومٍۙ ﴿22﴾
Hem onu, (doğum için) belli bir vakte kadar sağlam bir yer (olan rahm)e koyduk.1
1krş. 23/13
23
فَقَدَرْنَاࣗ فَنِعْمَ الْقٰدِرُونَ ﴿23﴾
İşte (bunu), biz takdir ettik. Biz ne güzel takdir edeniz!
24
وَیْلٌ یَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖینَ ﴿24﴾
(Bunları) yalanlayanların o gün vay haline!
25–26
اَلَمْ نَجْعَلِ الْاَرْضَ كِفَاتًاۙ ﴿25﴾
اَحْیَٓاءً وَاَمْوٰتًاۙ ﴿26﴾
Yeri hem dirilere hem de ölülere bir toplanma yeri yapmadık mı?
27
وَجَعَلْنَا فٖیهَا رَوٰسِىَ شٰمِخٰتٍ وَاَسْقَیْنٰكُمْ مَٓاءً فُرَاتًاؕ ﴿27﴾
Orada yüksek sabit dağlar var etmedik mi? Size tatlı su(lar) içirmedik mi?
28
وَیْلٌ یَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖینَ ﴿28﴾
(Bunları) yalanlayanların o gün vay haline!
29
اِنْطَلِقُٓوا اِلٰى مَا كُنْتُمْ بِهٖ تُكَذِّبُونَۚ ﴿29﴾
“Haydi yalanladığınız (azab)a gidin!” (denilir onlara).
30–31
اِنْطَلِقُٓوا اِلٰى ظِلٍّ ذٖی ثَلٰثِ شُعَبٍۙ ﴿30﴾
لَا ظَلٖیلٍ وَلَا یُغْنٖی مِنَ اللَّهَبِؕ ﴿31﴾
“Haydi gidin, üç çatallı (dumandan) bir gölgeye (ki o) ne gölgelendirir ne de ateşten korur!”
32
اِنَّهَا تَرْمٖی بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِۚ ﴿32﴾
Çünkü o, saray gibi (büyük) bir kıvılcım saçar.
33
كَاَنَّهُ جِمٰلَتٌ صُفْرٌؕ ﴿33﴾
Sanki o, sarı sarı erkek develer gibi (heybetli)dir.
34
وَیْلٌ یَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖینَ ﴿34﴾
(Bunları) yalanlayanların o gün vay haline!
35
هٰذَا یَوْمُ لَا یَنْطِقُونَۙ ﴿35﴾
Bu, (imana ve Kur’an’a burun bükenlerin) konuşamayacakları bir gündür.
36
وَلَا یُؤْذَنُ لَهُمْ فَیَعْتَذِرُونَ ﴿36﴾
Onlara izin de verilmez ki özür dilesinler.2
2krş. 40/52
37
وَیْلٌ یَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖینَ ﴿37﴾
(Bunları) yalan sayanların o gün vay haline!
38
هٰذَا یَوْمُ الْفَصْلِۚ جَمَعْنٰكُمْ وَالْاَوَّلٖینَ ﴿38﴾
Bu ayırt edip hüküm verme günüdür ki sizi de, evvelki (ümmet)leri de bir araya toplarız.
39
فَاِنْ كَانَ لَكُمْ كَیْدٌ فَكٖیدُونِ ﴿39﴾
Eğer sizin (kurtulmak) için bir hileniz varsa hemen bana hile yapın (da beni atlatın).
40
وَیْلٌ یَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖینَࣖ ﴿40﴾
(Öldükten sonra dirilmeyi) yalan sayanların o gün vay haline!
41–42
اِنَّ الْمُتَّقٖینَ فٖی ظِلٰلٍ وَعُیُونٍۙ ﴿41﴾
وَفَوٰكِهَ مِمَّا یَشْتَهُونَؕ ﴿42﴾
Doğrusu takvâ sahipleri (Allah’ın emirlerine uygun yaşayanlar) gölgelerde, pınar (baş)larında, hem de canlarının istediği meyveler içindedirler.
43
كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنٖٓیـًٔا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿43﴾
(Onlara:) “İşledikleriniz (iyi ameller)e karşılık olarak afiyetle yiyin, için.” (denilir).
44
اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِی الْمُحْسِنٖینَ ﴿44﴾
Şüphe yok ki biz güzel hareket edenleri böyle mükâfatlandırırız.
45
وَیْلٌ یَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖینَ ﴿45﴾
(Bu hakikatleri) yalan sayanların o gün vay haline!
46
كُلُوا وَتَمَتَّعُوا قَلٖیلًا اِنَّكُمْ مُجْرِمُونَ ﴿46﴾
(Ey inkârcılar!/Allah’ın emirlerine boyun eğmeyenler!) Yiyin, biraz daha zevklenin (bakalım dünyada)! Muhakkak ki sizler, suçlusunuz.
47
وَیْلٌ یَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖینَ ﴿47﴾
(Bu nimetlerin sorulacağını) yalan sayanların o gün vay haline!3
3krş. 102/8
48
وَاِذَا قٖیلَ لَهُمُ ارْكَعُوا لَا یَرْكَعُونَ ﴿48﴾
Onlara: “Rükû edin (Allah’a boyun eğin).” denildiği zaman rükû etmezler. (Boyun eğmez, diğer emirlere itaatte bulunmazlar.)
49
وَیْلٌ یَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖینَ ﴿49﴾
(Bunları gereksiz ve) yalan sayanların o gün vay haline!
50
فَبِاَیِّ حَدٖیثٍ بَعْدَهُ یُؤْمِنُونَ ﴿50﴾
Artık bundan sonra (onlar) hangi söze inanacaklardır?