Feyzü’l FurkanTefsirli Kur’ân-ı Kerîm Meâli
8. EnfâlÂyet 1
سُورَةُ الْاَنْفَالِ

Enfâl Sûresi

MEDENÎ75 âyet · Cüz 9–10 · Nüzûl sırası 88
Bu sûre hakkındaMedine döneminde nâzil olmuştur. 75 âyettir. 30-36 ve 64. âyetler Mekkî’dir. Enfâl, “nefl”in çoğuludur, “harp ganimetleri” demektir.1
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1
یَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْاَنْفَالِؕ قُلِ الْاَنْفَالُ لِلّٰهِ وَالرَّسُولِۚ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَصْلِحُوا ذَاتَ بَیْنِكُمْࣕ وَاَطٖیعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُٓ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖینَ ﴿1﴾
(Ey Resûlüm!) Sana harp ganimetleri hakkında sorarlar. De ki: “Ganimetler, Allah ve Resûl(ü’n)e aittir.
*
Ganimetlerin Allah’a ait olması, İslâm devletine ait olması demektir. Bu sebeple, Allah’ın razı olduğu ve Resûlü’nün uygun gördüğü yerlere harcanması zorunludur; haram yerlere harcanamaz.
1
یَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْاَنْفَالِؕ قُلِ الْاَنْفَالُ لِلّٰهِ وَالرَّسُولِۚ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَصْلِحُوا ذَاتَ بَیْنِكُمْࣕ وَاَطٖیعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُٓ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖینَ ﴿1﴾
O halde, eğer (gerçekten) inanıyorsanız Allah’ın emrine aykırı davranmaktan sakının, aranızı düzeltin, Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin.”
2
اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذٖینَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَاِذَا تُلِیَتْ عَلَیْهِمْ اٰیٰتُهُ زَادَتْهُمْ اٖیمٰنًا وَعَلٰى رَبِّهِمْ یَتَوَكَّلُونَۚ ﴿2﴾
(Gerçek anlamda) inananlar, ancak o kimselerdir ki Allah’ın adı anıldığı zaman yürekleri titrer, O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman, (bu) onların iman (nur)larını artırır (kuvvetlendirir).
*
İmanın artması muhteva ve tafsil bakımından olurken, imanın kuvvetlenmesi takvâda ve ibadetleri ihlasla yerine getirmekte tezahür eder. Çünkü sâlih amelle/Allah’a itaatle iman artar, günahlarla zayıflar.
2
اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذٖینَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَاِذَا تُلِیَتْ عَلَیْهِمْ اٰیٰتُهُ زَادَتْهُمْ اٖیمٰنًا وَعَلٰى رَبِّهِمْ یَتَوَكَّلُونَۚ ﴿2﴾
Ve (her işlerinde) ancak Rablerine güvenirler.2
2bk. 9/124
3
اَلَّذٖینَ یُقٖیمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْنٰهُمْ یُنْفِقُونَؕ ﴿3﴾
Onlar namazlarını dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden (Allah yolunda) harcarlar.3
3bk. 2/3
4
اُولٰٓئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَـقًّاؕ لَهُمْ دَرَجٰتٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَمَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرٖیمٌۚ ﴿4﴾
İşte bunlar gerçek mü’minlerdir. Rableri katında onlara hem dereceler hem bağışlanma hem de tükenmez/bol rızık vardır.
5
كَمَٓا اَخْرَجَكَ رَبُّكَ مِنْ بَیْتِكَ بِالْحَقِّࣕ وَاِنَّ فَرٖیقًا مِنَ الْمُؤْمِنٖینَ لَكٰرِهُونَۙ ﴿5﴾
(Ganimetlerin taksiminden bazılarının hoşlanmayışı,) Rabbinin seni hak uğrunda (Bedir’de savaşmak için) evinden çıkardığı (zamanki) hâle benzer. (O zaman da) mü’minlerden bir kısmı (savaşa çıkmaktan) hoşlanmıyorlardı.
6
یُجٰدِلُونَكَ فِی الْحَقِّ بَعْدَمَا تَبَیَّنَ كَاَنَّمَا یُسَاقُونَ اِلَى الْمَوْتِ وَهُمْ یَنْظُرُونَؕ ﴿6﴾
Hak (yolunda savaş gerçeği) apaçık ortaya çıktıktan sonra sanki onlar göz göre göre ölüme sevkediliyorlarmış gibi seninle (bu hususta) tartışıyorlardı.
7
وَاِذْ یَعِدُكُمُ اللّٰهُ اِحْدَى الطَّٓائِفَتَیْنِ اَنَّهَا لَكُمْ وَتَوَدُّونَ اَنَّ غَیْرَ ذَاتِ الشَّوْكَةِ تَكُونُ لَكُمْ وَیُرٖیدُ اللّٰهُ اَنْ یُحِقَّ الْحَقَّ بِكَلِمٰتِهٖ وَیَقْطَعَ دَابِرَ الْكٰفِرٖینَۙ ﴿7﴾
Allah size iki tâifeden (Kureyş’in ya Şam’dan gelen ticaret kervanı veya silahlı birliklerinden) birinin muhakkak sizin olduğunu vaadettiği zaman, (siz) silahlı olmayanın kendinizin olmasını istiyordunuz. Allah da sözleriyle (bunun aksine), hakkı açığa vurmak ve kâfirlerin arkasını kesmek (için silahlı büyük kısımla savaşmanızı) istiyordu.
*
Allah Resûlü’nün gönlü de, müşriklere silah temini için Şam’dan dönen kervanı ele geçirmekten yana değil, Mekkeli müşriklerle harp etmekten yana idi.
8
لِیُحِقَّ الْحَقَّ وَیُبْطِلَ الْبٰطِلَ وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَۚ ﴿8﴾
(Bu,) o (müşrik olan) günahkârlar hoşlanmasa da hak (olan İslâm’)ı gerçekleştirmek ve batıl (olan küfrü ve şirk)i ortadan kaldırmak içindi.
*
Resûlullah (sas.) ve ashâbından 312 kişi Bedir’e üç günlük mesafeden geldikleri zaman, müslümanları ortadan kaldırmayı planlayan müşrikler de, 950 kişilik teçhizatlı bir ordu ile Mekke’den çıkıp on günlük mesafeden oraya gelmişlerdi. Bu savaş İslâm tarihinde iman ve küfrün ilk savaşıdır.1
9
اِذْ تَسْتَغٖیثُونَ رَبَّكُمْ فَاسْتَجَابَ لَكُمْ اَنّٖی مُمِدُّكُمْ بِاَلْفٍ مِنَ الْمَلٰٓئِكَةِ مُرْدِفٖینَ ﴿9﴾
Hani siz (Bedir’de) Rabbinizden yardım istiyordunuz, O da: “Hiç şüpheniz olmasın ki ben size, birbiri ardınca gelen bin(lerce) melekle yardımcıyım.” diye duanızı kabul buyurmuştu.
*
Resûlullah (sas.), gözyaşlarının dualarına karıştığı bir esnada; “Yâ Rabbi! Bir avuç müslüman ve bir avuç tevhid ordusu düşmana yenilir mahvolursa yeryüzünde sana ibadet edecek ve senin emirlerini tebliğ edecek kimse kalmaz.” diyordu. Duasını bitirdikten sonra gölgelikten yüzü gülerek ve 54/45. âyetini okuyarak çıktı.2
10
وَمَا جَعَلَهُ اللّٰهُ اِلَّا بُشْرٰى وَلِتَطْمَئِنَّ بِهٖ قُلُوبُكُمْۚ وَمَا النَّصْرُ اِلَّا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِؕ اِنَّ اللّٰهَ عَزٖیزٌ حَكٖیمٌࣖ ﴿10﴾
Allah bunu ancak bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla güvene kavuşsun diye yapmıştı. Yardım/zafer ancak Allah katındandır. Şüphesiz ki Allah mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.
11
اِذْ یُغَشّٖیكُمُ النُّعَاسَ اَمَنَةً مِنْهُ وَیُنَزِّلُ عَلَیْكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً لِیُطَهِّرَكُمْ بِهٖ وَیُذْهِبَ عَنْكُمْ رِجْزَ الشَّیْطٰنِ وَلِیَرْبِطَ عَلٰى قُلُوبِكُمْ وَیُثَبِّتَ بِهِ الْاَقْدَامَؕ ﴿11﴾
O zaman, (Allah) katından (verilen) bir güven olmak üzere sizi hafif bir uyku bürüyordu. Sizi tertemiz yapmak, (bulunduğunuz yerde suyun olmayışından dolayı) şeytanın pisliğini (vesvesesini) gidermek, kalplerinizi (ümitle Allah’a) bağlamak, ayakları(nızın altındaki kumları) pekiştirmek (ve sebatınızı sağlamak) için üzerinize gökten su indiriyordu.
12
اِذْ یُوحٖی رَبُّكَ اِلَى الْمَلٰٓئِكَةِ اَنّٖی مَعَكُمْ فَثَبِّتُوا الَّذٖینَ اٰمَنُواؕ سَاُلْقٖی فٖی قُلُوبِ الَّذٖینَ كَفَرُوا الرُّعْبَ فَاضْرِبُوا فَوْقَ الْاَعْنَاقِ وَاضْرِبُوا مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍؕ ﴿12﴾
O vakit meleklere Rabbin şöyle bildiriyordu: “Şüphesiz ben sizinle beraberim, siz, iman edenlere dayanma gücü verin. Ben kâfirlerin yüreklerine korku salacağım, hemen vurun boyunlarının üstüne, vurun onların her parmağına.”
13
ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ شَٓاقُّوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُۚ وَمَنْ یُشَاقِقِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَاِنَّ اللّٰهَ شَدٖیدُ الْعِقَابِ ﴿13﴾
Bu da, onların Allah’a ve Resûlü’ne karşı gelmeleri sebebi iledir. Kim de Allah’a ve Resûlü’ne karşı gelirse muhakkak Allah’ın (onlara) cezası çok şiddetlidir.
14
ذٰلِكُمْ فَذُوقُوهُ وَاَنَّ لِلْكٰفِرٖینَ عَذَابَ النَّارِ ﴿14﴾
İşte (şimdi) onu tadın! Kâfirler için bir de (cehennem) ateşin(in) azabı vardır.
15
یٰٓـاَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُٓوا اِذَا لَقٖیتُمُ الَّذٖینَ كَفَرُوا زَحْفًا فَلَا تُوَلُّوهُمُ الْاَدْبَارَۚ ﴿15﴾
Ey iman edenler! (Savaşta) kâfirlerle, (onlar) toplu halde iken karşılaştığınız zaman, onlara arka(larınızı) dön(üp kaç)mayın!
16
وَمَنْ یُوَلِّهِمْ یَوْمَئِذٍ دُبُرَهُٓ اِلَّا مُتَحَرِّفًا لِقِتَالٍ اَوْ مُتَحَیِّزًا اِلٰى فِئَةٍ فَقَدْ بَٓاءَ بِغَضَبٍ مِنَ اللّٰهِ وَمَاْوٰیهُ جَهَنَّمُؕ وَبِئْسَ الْمَصٖیرُ ﴿16﴾
(Düşmanı yanıltma ve onunla) tekrar muharebe için bir tarafa çekilen veya (hazırlık için) diğer bir bölüğe katılan hariç; kim o günde onlara arkasını döner (kaçar)sa muhakkak o, Allah’tan bir gazaba uğrar, üstelik onun varacağı yer cehennemdir. O, varılacak ne kötü bir yerdir!
17
فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ قَتَلَهُمْࣕ وَمَا رَمَیْتَ اِذْ رَمَیْتَ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ رَمٰىۚ وَلِیُبْلِیَ الْمُؤْمِنٖینَ مِنْهُ بَلَٓاءً حَسَنًاؕ اِنَّ اللّٰهَ سَمٖیعٌ عَلٖیمٌ ﴿17﴾
Onları siz (Bedir’de kendi kuvvetinizle) öldürmediniz; fakat onları Allah öldürdü. (Resûlüm! Bir avuç kumu) attığın zaman da sen atmadın; fakat Allah at(tırıp onları perişan ve mağlup et)ti. (Bu da) mü’minleri, katından (yaptığı) güzel bir imtihanla sınamak içindir. Şüphesiz ki, Allah (her şeyi) işitendir, bilendir.
*
Resûlullah (sas.) dokuzuncu âyette geçtiği üzere duasından sonra Hz. Cebrail’in söylemesiyle bir avuç kumlu toprak aldı: “Şâheti’l-vücûh” (yüzleriniz kara olsun) diyerek müşriklere doğru fırlattı. Müşriklerden hiç kimse kalmadı ki o toprak ve kum, onların gözlerine, burun deliklerine ve ağızlarına gitmiş olmasın. Hepsi perişan oldu ve arkalarını dönüp kaçtılar.1
18
ذٰلِكُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ مُوهِنُ كَیْدِ الْكٰفِرٖینَ ﴿18﴾
İşte bu (her zaman) böyledir. Şüphesiz Allah, kâfirlerin hilesini zayıflat(ıp iptal et)miştir.
19
اِنْ تَسْتَفْتِحُوا فَقَدْ جَٓاءَكُمُ الْفَتْحُۚ وَاِنْ تَنْتَهُوا فَهُوَ خَیْرٌ لَكُمْۚ وَاِنْ تَعُودُوا نَعُدْۚ وَلَنْ تُغْنِیَ عَنْكُمْ فِئَتُكُمْ شَیْـًٔا وَلَوْ كَـثُرَتْۙ وَاَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُؤْمِنٖینَࣖ ﴿19﴾
(Ey kâfirler!) Eğer siz fetih/zafer istiyorsanız işte size zafer (böyle aleyhinize) gelmiştir. Eğer (küfür ve düşmanlıktan) vazgeçerseniz işte bu, sizin için daha hayırlıdır. Eğer tekrar savaşa dönerseniz biz de döneriz. Topluluğunuz çok da olsa, sizden asla hiçbir şeyi savamaz. Muhakkak ki Allah, inananlarla beraberdir.2
2Son üç âyet ile krş. 7/179
20
یٰٓـاَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُٓوا اَطٖیعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَوَلَّوْا عَنْهُ وَاَنْتُمْ تَسْمَعُونَۚ ﴿20﴾
Ey iman edenler! Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin. (Kur’an’ı) işittiğiniz halde O’ndan yüz çevirmeyin.
21
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذٖینَ قَالُوا سَمِعْنَا وَهُمْ لَا یَسْمَعُونَ ﴿21﴾
Ve (samimi) dinlemedikleri halde: “Dinledik.” diyenler gibi olmayın.
22
اِنَّ شَرَّ الدَّوَٓابِّ عِنْدَ اللّٰهِ الصُّمُّ الْبُكْمُ الَّذٖینَ لَا یَعْقِلُونَ ﴿22﴾
Çünkü Allah katında yerde gezinen canlıların en kötüsü, aklını kullanıp (gerçeği) düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir.
*
Bu âyette verilen misal, Allah’ın âyetlerini duymak ve düşünmek istemeyenler içindir. Düşünmek, insana mahsus temel bir özelliktir. İnsanlık düşünmez hâle gelince biter; varlığının değeri yok sayılır. Duyup düşünen insan, gerçeği bulmaya, kendini ve gayesini bilmeye, söylemeye, gereğini de yapmaya çalışır. Peygamberimiz (sas.) de, “Kendini bilen Rabbini bilir.” buyurmuşlardır. Rabbini ve O’na kulluğunu bilemeyen ise henüz kalıp insanlığındadır. Kendi mahiyetini tanıyıp bilemeyen ve yüce Yaradıcı’sı ile münasebet kuramayan bahtı karalar, sırtlarında bir hazine taşıdıkları halde değerini bilemeyen, anlayamayan yük taşıyanlar gibi dünyadan göçüp giderler.3
23
وَلَوْ عَلِمَ اللّٰهُ فٖیهِمْ خَیْرًا لَاَسْمَعَهُمْؕ وَلَوْ اَسْمَعَهُمْ لَتَوَلَّوْا وَهُمْ مُعْرِضُونَ ﴿23﴾
Allah, onlarda bir hayır olduğunu görseydi elbette onlara duyururdu. Ama onlara (hakkı) duyursaydı bile, onlar elbette yine yüz çevirerek dönerlerdi.
24
یٰٓـاَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا اسْتَجٖیبُوا لِلّٰهِ وَلِلرَّسُولِ اِذَا دَعَاكُمْ لِمَا یُحْیٖیكُمْۚ وَاعْلَـمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ یَحُولُ بَیْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهٖ وَاَنَّـهُٓ اِلَیْهِ تُحْشَرُونَ ﴿24﴾
Ey iman edenler! (Peygamber,) sizi hayat verecek şeylere çağırdığı zaman, Allah’a ve Resûlü’ne uyun.Bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer (sözünüzle niyetinizin aynı olup olmadığını bilir) ve siz, elbette yalnız O’nun huzurunda toplanacaksınız.4
4krş. 2/186
*
İnsanın hayatı, nasıl ruh ile devam ederse, ruhun hayatiyeti/gıdası ve canlılığı da hak olan din (İslâm) iledir. Yine toplumun asırlarca güçlü ve sağlam olarak ayakta durması, kimliğini ve değerlerini koruması da din iledir. Bu da Allah ve Resûlü’nün çağrısına kulak verip bildirdiklerini yerine getirmekle olur.
25
وَاتَّقُوا فِتْنَةً لَا تُصٖیبَنَّ الَّذٖینَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَٓاصَّةًۚ وَاعْلَـمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ شَدٖیدُ الْعِقَابِ ﴿25﴾
(Ey inananlar!) Bir de öyle bir fitneden (günahlardan) sakının (ve sakındırın) ki o(nun cezası) sadece zulmedenlere isabet etmekle kalmaz (bütün toplumu perişan eder). Biliniz ki Allah elbette cezası çok şiddetli olandır.
*
Görüldüğü gibi âyet-i kerîmede bir toplumda zulüm, şirk ve günahların işlenmesi ve bunlara karşı iyiliği emir ve kötülüğü nehiy görevinin yapılmamasından dolayı o beldede cezanın umûma geleceği bildirilmektedir.
26
وَاذْكُـرُٓوا اِذْ اَنْتُمْ قَلٖیلٌ مُسْتَضْعَفُونَ فِی الْاَرْضِ تَخَافُونَ اَنْ یَتَخَطَّفَكُمُ النَّاسُ فَاٰوٰیكُمْ وَاَیَّدَكُمْ بِنَصْرِهٖ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّیِّبٰتِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ﴿26﴾
O zamanı da hatırlayın ki yeryüzünde (Mekke’de) zayıf ve (hakir) görülen bir azınlıktınız. İnsanların sizi kapıp (esir) götürmesinden korkuyordunuz. (Allah) sizi (Medine’de) barındırdı, yardımıyla sizi destekledi, şükredesiniz diye temiz/helal şeylerden size rızık verdi.
27
یٰٓـاَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا لَا تَخُونُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَ وَتَخُونُٓوا اَمٰنٰتِكُمْ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ ﴿27﴾
Ey iman edenler! Allah’a ve Peygamber’e hainlik etmeyin, (emirlerinin aksini yapmayın; yoksa) siz, bile bile kendi emanetlerinize hainlik etmiş olursunuz.
*
Yahut “... Allah’a, Peygamber’e ve aranızdaki emanetlere bile bile hainlik etmeyin.” diye de mâna verilir. Resûlullah (sas.), Hendek gazvesinde ahitlerini bozup ihanet eden Benû Kureyza yahudilerini kuşatmış, onlarla bazı şartları görüşmek için de Ebû Lübâbe’yi göndermişti. Ebû Lübâbe (ra.), kuşatılmalarının neticesinin ne olacağına dair sordukları bir soruya, bir irade zayıflığıyla eli ile boğazını göstermiş, dolayısıyla bir sır vermişti. Daha o anda yüce Allah, bu âyetle Resûlü’nü haberdar etmişti. Bu yapılanın bir ihanet olduğu ortaya çıkınca, Ebû Lübâbe (ra.) pişmanlığından kendisini mescidin direğine bağladı; ölünceye veya Allah tarafından bir af gelinceye kadar bir şey yiyip içmemeye yemin etti. Çünkü ihanet büyük bir suçtu. Ancak dokuz gün sonra nihayet affedildiğine dair bir âyet gelmiş, kendisi de bayılıp düşmüştü.1
28
وَاعْلَـمُٓوا اَنَّـمَٓا اَمْوٰلُكُمْ وَاَوْلٰدُكُمْ فِتْنَةٌۙ وَاَنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُٓ اَجْرٌ عَظٖیمٌࣖ ﴿28﴾
Bilin ki mallarınız ve çocuklarınız (size hem emanet hem de sizi günaha sürüklemek bakımından) bir fitne (bir imtihan)dır. Ama (bunlarda İslâmî ölçü ve görevlere uyulursa) büyük mükâfatın Allah katında olduğunu da bilin.2
2bk. 63/9
29
یٰٓـاَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُٓوا اِنْ تَتَّقُوا اللّٰهَ یَجْعَلْ لَكُمْ فُرْقَانًا وَیُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَیِّـَٔاتِكُمْ وَیَغْفِرْ لَكُمْؕ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظٖیمِ ﴿29﴾
Ey iman edenler! Eğer Allah’a saygı duyup emrine uygun yaşarsanız size, iyiyi kötüden ayırt eden bir anlayış/bir nur verir. Kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir.
30
وَاِذْ یَمْكُرُ بِكَ الَّذٖینَ كَفَرُوا لِیُثْبِتُوكَ اَوْ یَقْتُلُوكَ اَوْ یُخْرِجُوكَؕ وَیَمْكُرُونَ وَیَمْكُرُ اللّٰهُؕ وَاللّٰهُ خَیْرُ الْمٰكِرٖینَ ﴿30﴾
Hani, vaktiyle o inkâr eden (müşrik)ler, seni tutup bağlamak veya öldürmek ya da (Mekke’den) çıkarmak için tuzak kuruyor(lar)dı. Onlar tuzak kurarlarken, Allah da tuzaklarının karşılığını veriyor (onu başlarına geçiriyor)du. Allah, tuzak kuran(lara karşılık veren)lerin en iyisidir.3
3krş. 3/54; 10/21
31
وَاِذَا تُتْلٰى عَلَیْهِمْ اٰیٰتُنَا قَالُوا قَدْ سَمِعْنَا لَوْ نَشَٓاءُ لَقُلْنَا مِثْلَ هٰذَٓاۙ اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسٰطٖیرُ الْاَوَّلٖینَ ﴿31﴾
Âyetlerimiz o (müşrik) kimselere okunduğu zaman: “İşittik, eğer istesek elbette bunun aynısını biz de söylerdik! Bu eskilerin masallarından başkası değildir.” dediler.4
4krş. 6/25
32
وَاِذْ قَالُوا اللّٰهُمَّ اِنْ كَانَ هٰذَا هُوَ الْحَقَّ مِنْ عِنْدِكَ فَاَمْطِرْ عَلَیْنَا حِجَارَةً مِنَ السَّمَٓاءِ اَوِ ائْتِنَا بِعَذَابٍ اَلٖیمٍ ﴿32﴾
Yine bir zaman da: “Ey Allah’ım! Eğer bu (Kitab), gerçek olarak senin katından ise gökten üzerimize taş yağdır veya bize acı bir azap ver.” demişlerdi.
33
وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِیُعَذِّبَهُمْ وَاَنْتَ فٖیهِمْؕ وَمَا كَانَ اللّٰهُ مُعَذِّبَهُمْ وَهُمْ یَسْتَغْفِرُونَ ﴿33﴾
(Resûlüm!) Sen, onların aralarında iken (onlar her zaman sana ve buyruklarına itaat ettikçe) Allah, onlara azap edecek değildir. Onlar istiğfar ederlerken de Allah onlara azap edecek değildir.5
5bk. 8/24; 49/7
34
وَمَا لَهُمْ اَلَّا یُعَذِّبَهُمُ اللّٰهُ وَهُمْ یَصُدُّونَ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَمَا كَانُٓوا اَوْلِیَٓاءَهُؕ اِنْ اَوْلِیَٓاؤُهُٓ اِلَّا الْمُتَّقُونَ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا یَعْلَمُونَ ﴿34﴾
(Resûlüm! Sen aralarından ayrılıp çıktıktan sonra) onlar, hem (mü’minleri) Mescid-i Haram’dan men edip dururlarken hem de onun velîleri (hizmetine layık kimseler) değillerken Allah niçin onlara azap etmesin? Onun velîleri (onun hizmet ve yönetimine layık olanlar), ancak muttakîler (Allah’ın emirlerine uygun yaşayanlar)dır. Fakat onların pek çoğu (bunu) bilmezler.
35
وَمَا كَانَ صَلَاتُهُمْ عِنْدَ الْبَیْتِ اِلَّا مُكَٓاءً وَتَصْدِیَةًؕ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ ﴿35﴾
Onların Beyt(ullah) yanında (put heykellerinin etrafında) tapınmaları/duaları, ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildir. “O halde (ey kâfirler!) İnkâr ettikleriniz yüzünden tadın azabı!” (denilir.)
*
Müşrikler Allah’ın varlığına inanıyorlardı, fakat putlara olan saygıları öncelikli geliyordu.
36
اِنَّ الَّذٖینَ كَفَرُوا یُنْفِقُونَ اَمْوٰلَهُمْ لِیَصُدُّوا عَنْ سَبٖیلِ اللّٰهِؕ فَسَیُنْفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَیْهِمْ حَسْرَةً ثُمَّ یُغْلَبُونَؕ وَالَّذٖینَ كَفَرُٓوا اِلٰى جَهَنَّمَ یُحْشَرُونَۙ ﴿36﴾
Muhakkak ki küfre sapanlar, (İslâm’ı kaldırmak ve insanları) Allah yolundan alıkoymak (ve sindirmek) için mallarını harcarlar ve daha da harcayacaklar. Sonra o (mallar), kendilerine bir yürek acısı olacaktır. Sonra onlar yenilecek (gayelerine erişemeyecek)ler ve küfür(lerinde ısrar) edenler, cehenneme sevk edileceklerdir.1
1Beydâvî , bk. 2/217; 4/76
*
Bu âyet-i kerîmede mü’minlere ikaz ve tembih vardır. Şöyle ki: Bedir ve Uhud gazvelerinde olduğu gibi, her devirde kâfirler, müşrikler, münâfıklar ve bütün bunların yandaşları; müslümanların gelişme göstermesinden hep huzursuz olacaklar, İslâm’ı silmek ve müslümanları sindirmek, aynı zamanda ilkel veya modern putperestliği yaymak için bir araya gelip güç ve paralarını sarf edeceklerdir. Çünkü kâfir gruplar, müslümanların cahiliye/müşrik/putperest yaşantıya dönmesini ister ve bunu planlarlar. Vaktiyle Peygamberimiz’e yaptıkları teklifler gibi, ileri gelenlere kadın, para ve liderlik (mevki, koltuk) teklif ederler. Bunlarla onları elde edemezlerse onlar eliyle halka dinde taviz verdirmeleri, diliyle müslümanım deseler bile yaşantılarıyla gayrimüslimlere benzemeleri, aslından uzak, ılımlı müslüman olmaları için plan yapar, tuzak kurarlar. Bu küçük ve büyük taviz koparma işi de olmazsa ardından baskı ve işkence yoluna giderler. Ama imanı dilinden kalbine, ruhuna işlemiş bilinçli müslümanlara tesir edemezler.2
37
لِیَمٖیزَ اللّٰهُ الْخَبٖیثَ مِنَ الطَّیِّبِ وَیَجْعَلَ الْخَبٖیثَ بَعْضَهُ عَلٰى بَعْضٍ فَیَرْكُمَهُ جَمٖیعًا فَیَجْعَلَهُ فٖی جَهَنَّمَؕ اُولٰٓئِكَ هُمُ الْخٰسِرُونَࣖ ﴿37﴾
(Bütün bunlar) Allah’ın murdarı temizden, (kâfir grubunu mü’minden) ayırması, murdarın hepsini birbiri üzerine yığması ve cehenneme koyması içindir. İşte (dünya ve âhirette) hüsranda olan/kendilerine yazık edenler onlardır.
38
قُلْ لِلَّذٖینَ كَفَرُٓوا اِنْ یَنْتَهُوا یُغْفَرْ لَهُمْ مَا قَدْ سَلَفَۚ وَاِنْ یَعُودُوا فَقَدْ مَضَتْ سُنَّتُ الْاَوَّلٖینَ ﴿38﴾
(Resûlüm!) O inkâra/küfre sapanlara söyle: “(İnkâr ve düşmanlığa) son verirlerse kendilerinin geçmiş (günah)ları bağışlanır. (Düşmanlığa) dönerlerse öncekilerin (başlarına gelen Allah’ın felaket) kanunu, elbette (bunların başından da) geçmiş olacaktır.”
39
وَقٰتِلُوهُمْ حَتّٰى لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ وَیَكُونَ الدّٖینُ كُلُّهُ لِلّٰهِۚ فَاِنِ انْتَهَوْا فَاِنَّ اللّٰهَ بِمَا یَعْمَلُونَ بَصٖیرٌ ﴿39﴾
(Ortalıkta) hiçbir fitne (şirk)3 kalmayıncaya ve dinin (kısıtlamasız) tamamı Allah’ın (buyurduğu şekilde) oluncaya kadar savaşın. Eğer (onlar şirk ve inkârlarına) son verirlerse (bırakın). Muhakkak ki Allah, yaptıklarını hakkıyla görendir.4
3Zebîdî, hadis no: 1705
4bk. 2/193; 3/85; 4/76
40
وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَـمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ مَوْلٰیكُمْؕ نِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّصٖیرُ ﴿40﴾
Yok eğer (imandan) yüz çevirirler (düşmanlık yaparlar)sa (korkmayın), artık bilin ki Allah sizin Mevlânız (sahibiniz)dir. O ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcıdır!
41
وَاعْلَـمُٓوا اَنَّمَا غَنِمْتُمْ مِنْ شَیْءٍ فَاَنَّ لِلّٰهِ خُمُسَهُ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِی الْقُرْبٰى وَالْیَتٰمٰى وَالْمَسٰكٖینِ وَابْنِ السَّبٖیلِۙ اِنْ كُنْتُمْ اٰمَنْتُمْ بِاللّٰهِ وَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلٰى عَبْدِنَا یَوْمَ الْفُرْقَانِ یَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِؕ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖیرٌ ﴿41﴾
Bilesiniz ki (savaşta düşmandan harp yoluyla) ganimet olarak* aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri, mutlaka Allah’ın (namına),**  Resûl’ün, onun yakınların(ın), yetimlerin, yoksulların ve (fakir kalmış) yolcunun hakkıdır. Eğer Allah’a ve hakkın batıldan ayrıldığı o gün, iki topluluğun (sizinle müşriklerin savaş için, Bedir’de) karşılaştığı gün kulumuz (Muhammed’)e indirdiğimiz (âyetler)e inanmışsanız (böyle taksim edin). Allah her şeye hakkıyla kâdirdir.
*
* Savaşsız alınan ganimetlere ‘feyy’ denilir.1
*
** Ulemânın çoğunluğuna göre, burada Allah’ın zikredilmesi tâzim içindir.
*
Ganimetin kalan beşte dördü de savaşa katılanlarındır. Ganimetlerin, İslâm’ın öngörmediği yerlere dağıtılması söz konusu olamaz.
42
اِذْ اَنْتُمْ بِالْعُدْوَةِ الدُّنْیَا وَهُمْ بِالْعُدْوَةِ الْقُصْوٰى وَالرَّكْبُ اَسْفَلَ مِنْكُمْؕ وَلَوْ تَوَاعَدْتُمْ لَاخْتَلَفْتُمْ فِی الْمٖیعٰدِۙ وَلٰكِنْ لِیَقْضِیَ اللّٰهُ اَمْرًا كَانَ مَفْعُولًاۙ لِیَهْلِكَ مَنْ هَلَكَ عَنْ بَیِّنَةٍ وَیَحْیٰى مَنْ حَیَّ عَنْ بَیِّنَةٍؕ وَاِنَّ اللّٰهَ لَسَمٖیعٌ عَلٖیمٌۙ ﴿42﴾
O vakit (Bedir’de) siz vadinin (Medine’ye) en yakın yamacında, onlar, vadinin uzak yamacında (Mekke tarafında) idiler. (Mekkeliler’e ait) kervan kafilesi de sizden daha aşağıda idi. Eğer (savaş için onlarla bir yerde buluşmaya) sözleşmiş olsaydınız, mutlaka belirlenen yer hakkında anlaşmazlığa düşerdiniz. Fakat Allah, yapıl(ması takdir edil)miş bir emri yerine getirmek için (sizi böyle belirli yer ve vakitte toplamış)tır ki; (burada) helak olan kimse, açık bir delil (ve mucizeyi gördük)ten sonra helak olsun, yaşayan da açık bir delil (ve mucize ile İslâm’ın üstünlüğünü gözüyle gördük)ten sonra yaşasın. Şüphesiz ki Allah (her şeyi) hakkıyla işitendir, bilendir.
43
اِذْ یُرٖیكَهُمُ اللّٰهُ فٖی مَنَامِكَ قَلٖیلًاؕ وَلَوْ اَرٰیكَهُمْ كَثٖیرًا لَفَشِلْتُمْ وَلَتَنٰزَعْتُمْ فِی الْاَمْرِ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ سَلَّمَؕ اِنَّهُ عَلٖیمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ﴿43﴾
Hani Allah, uykunda onları sana (sayıca) az gösteriyordu. Eğer onları sana çok gösterseydi, korkup gevşerdiniz ve (bu iş hakkında elbette) ihtilafa düşerdiniz. Fakat Allah (sizi bundan) kurtardı. Çünkü O, gönüllerde olanı hakkıyla bilendir.
44
وَاِذْ یُرٖیكُمُوهُمْ اِذِ الْتَقَیْتُمْ فٖٓی اَعْیُنِكُمْ قَلٖیلًا وَیُقَلِّلُكُمْ فٖٓی اَعْیُنِهِمْ لِیَقْضِیَ اللّٰهُ اَمْرًا كَانَ مَفْعُولًاؕ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُࣖ ﴿44﴾
O vakit düşmanla karşılaştığınız sırada Allah, olması mukadder olan işi (onların mağlubiyetini) gerçekleştirmek için gözlerinizde onları size az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu. (Bilin ki) bütün işler, ancak Allah’a döndürülecektir (son karar O’na aittir).
*
Böylece Bedir’de iki taraf çözülmeyip birbirini gözlerine kestirmişti. Fakat savaş başlayınca artık imanlılar, imansızların gözünde iki misli fazla gözükmüştü ki netice galibiyetle sonuçlandı.
45
یٰٓـاَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُٓوا اِذَا لَقٖیتُمْ فِئَةً فَاثْبُتُوا وَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَثٖیرًا لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَۚ ﴿45﴾
Ey iman edenler! (Sizinle savaşacak) bir toplumla karşılaştığınız zaman sebat edin (yılmayın), Allah’ı çok zikredin ki umduğunuza kavuşur/kurtuluşa erersiniz.
46
وَاَطٖیعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنٰزَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رٖیحُكُمْ وَاصْبِرُواؕ اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصّٰبِرٖینَۚ ﴿46﴾
(Ey iman edenler!) Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin, yoksa korkaklaşırsınız da rüzgarınız (hızınız, cesaretiniz) kesilir (kuvvet ve devletiniz elden gider). Bunun için sabırlı (ve müsamahalı) olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.
*
Tarih boyunca sömürgeci devletler, sömürgesi olmalarını veya ezilmelerini istedikleri İslâm toplumlarını; iç ihtilaflara düşürme veya karşıt gruplara ayırma yoluna gitmiştir.
47
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذٖینَ خَرَجُوا مِنْ دِیٰرِهِمْ بَطَرًا وَرِئَٓاءَ النَّاسِ وَیَصُدُّونَ عَنْ سَبٖیلِ اللّٰهِؕ وَاللّٰهُ بِمَا یَعْمَلُونَ مُحٖیطٌ ﴿47﴾
Yurtlarından çalım satarak, insanlara gösteriş yaparak çıkanlar ve (insanları çeşitli usullerle) Allah yolundan alıkoyanlar gibi olmayın. Allah, onların bütün yaptıklarını çepeçevre kuşatan (kötü niyetlerini başlarına geçiren)dir.
48
وَاِذْ زَیَّنَ لَهُمُ الشَّیْطٰنُ اَعْمٰلَهُمْ وَقَالَ لَا غَالِبَ لَكُمُ الْیَوْمَ مِنَ النَّاسِ وَاِنّٖی جَارٌ لَكُمْۚ فَلَمَّا تَرَٓاءَتِ الْفِئَتَانِ نَكَصَ عَلٰى عَقِبَیْهِ وَقَالَ اِنّٖی بَرٖٓیءٌ مِنْكُمْ اِنّٖٓی اَرٰى مَا لَا تَرَوْنَ اِنّٖٓی اَخَافُ اللّٰهَؕ وَاللّٰهُ شَدٖیدُ الْعِقَابِࣖ ﴿48﴾
O zaman (Bedir’de) şeytan onlara yaptıklarını süsle(yip güzel göster)miş ve (müşriklere): “Bugün insanlardan sizi yenecek kimse yok, ben de kesinlikle sizin yanınızdayım.” demişti. (Fakat) iki topluluk birbirini görecek hale gelip karşılaşınca (şeytan), gerisin geriye dönüp: “Artık ben, kesinlikle sizden uzağım, üstelik ben sizin göremeyeceğiniz (melekler)i görüyorum ve ben Allah’tan korkuyorum, çünkü Allah cezası çok şiddetli olandır.” dedi.
49
اِذْ یَقُولُ الْمُنٰفِقُونَ وَالَّذٖینَ فٖی قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ غَرَّ هٰٓؤُلَٓاءِ دٖینُهُمْؕ وَمَنْ یَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ فَاِنَّ اللّٰهَ عَزٖیزٌ حَكٖیمٌ ﴿49﴾
Yine o zaman münâfıklar ve kalplerinde (inkâr ve şüpheden) bir hastalık bulunan (bazı yeni müslüman)lar, (sizin azlığınıza bakarak): “Bunları, dinleri aldattı (yenilirler).” diyorlardı. Halbuki kim Allah’a güvenip dayanırsa şüphesiz Allah mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.
50
وَلَوْ تَرٰٓى اِذْ یَتَوَفَّى الَّذٖینَ كَفَرُواۙ الْمَلٰٓئِكَةُ یَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَاَدْبٰرَهُمْۚ وَذُوقُوا عَذَابَ الْحَرٖیقِ ﴿50﴾
(Resûlüm!) Melekler, küfre sapanların yüzlerine ve sırtlarına vurarak: “Tadın (cehennemde) yakıcı azabı!” (diyerek) canlarını alırken (onları) bir görseydin!
51
ذٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ اَیْدٖیكُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ لَیْسَ بِظَلّٰمٍ لِلْعَبٖیدِۙ ﴿51﴾
İşte bu (azap, dünyada işleyip) kendi kendinize hazırladığınız (günahlar) yüzündendir. Yoksa Allah asla kullara zulmedici değildir.
52
كَدَاْبِ اٰلِ فِرْعَوْنَۙ وَالَّذٖینَ مِنْ قَبْلِهِمْؕ كَفَرُوا بِاٰیٰتِ اللّٰهِ فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُ بِذُنُوبِهِمْؕ اِنَّ اللّٰهَ قَوِیٌّ شَدٖیدُ الْعِقَابِ ﴿52﴾
(Bu müşriklerin/kâfirlerin âdeti de) tıpkı Firavun hanedanının ve onlardan öncekilerin âdeti gibidir. (Onlar,) Allah’ın âyetlerini hiçe sayıp (kendi otorite ve emirlerini hâkim kılıp) küfre sapmışlardı. Allah da günahları sebebiyle onları tutup alıvermişti. Çünkü Allah sonsuz kuvvet sahibidir, cezası çok şiddetlidir.
53
ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ لَمْ یَكُ مُغَیِّرًا نِعْمَةً اَنْعَمَهَا عَلٰى قَوْمٍ حَتّٰى یُغَیِّرُوا مَا بِاَنْفُسِهِمْۙ وَاَنَّ اللّٰهَ سَمٖیعٌ عَلٖیمٌۙ ﴿53﴾
Bu (ceza)nın sebebi şudur: Bir topluluk, kendilerinde bulunan (güzel ahlâk)ı değiştirmedikçe Allah onlara verdiği bir nimeti/güzel bir durumu değiştirmez. Allah, şüphesiz hakkıyla işitendir, bilendir.
*
Âyet-i kerîmede görüldüğü gibi, toplumsal değişmenin, çöküş ve azabın sebebi, fertlerin kendi iradeleriyle inanç, ahlâk ve yaşayışlarını bozmuş olmalarıdır. İyi, saadetli toplum olmamız için de halimizi ve yaşantımızı Allah’ın emirlerine uyarlamamız lazımdır.1
54
كَدَاْبِ اٰلِ فِرْعَوْنَۙ وَالَّذٖینَ مِنْ قَبْلِهِمْؕ كَذَّبُوا بِاٰیٰتِ رَبِّهِمْۚ فَاَهْلَكْنٰهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَاَغْرَقْـنَٓا اٰلَ فِرْعَوْنَۚ وَكُلٌّ كَانُوا ظٰلِمٖینَ ﴿54﴾
(Bunların âdeti de) tıpkı Firavun ailesinin/adamlarının ve onlardan öncekilerin gidişi gibidir. Onlar Rablerinin âyetlerini yalan saydılar; biz de onları günahları sebebiyle imha ettik, Firavun (ve) yandaşlarını suda boğduk. Zaten hepsi de zalimdiler.
55–57
اِنَّ شَرَّ الدَّوَٓابِّ عِنْدَ اللّٰهِ الَّذٖینَ كَفَرُوا فَهُمْ لَا یُؤْمِنُونَۚ ﴿55﴾
اَلَّذٖینَ عٰهَدْتَ مِنْهُمْ ثُمَّ یَنْقُضُونَ عَهْدَهُمْ فٖی كُلِّ مَرَّةٍ وَهُمْ لَا یَتَّقُونَ ﴿56﴾
فَاِمَّا تَثْقَفَنَّهُمْ فِی الْحَرْبِ فَشَرِّدْ بِهِمْ مَنْ خَلْفَهُمْ لَعَلَّهُمْ یَذَّكَّرُونَ ﴿57﴾
Allah katında, hareket eden canlı mahlûkâtın en kötüsü, şüphesiz küfre sapanlardır. Artık onlar iman etmezler. (Resûlüm!) Onlar, (Benî Kureyza yahudileri) kendileriyle antlaşma yaptığın, sonra da hiç çekinmeyerek her defasında o antlaşmalarını bozmuş kimselerdir. (Onun için) savaşta onları yakalarsan onlar(a vereceğin ağır ceza) ile, arkalarındaki kimselere de gözdağı vermiş ol. Ola ki onlar ibret alır(lar da ahitlerini bozmaz)lar.2
2krş. 9/5
58
وَاِمَّا تَخَافَنَّ مِنْ قَوْمٍ خِیَانَةً فَانْبِذْ اِلَیْهِمْ عَلٰى سَوَٓاءٍؕ اِنَّ اللّٰهَ لَا یُحِبُّ الْخَٓائِنٖینَࣖ ﴿58﴾
Eğer (antlaşma yaptığın bir topluluğun) hainlik yapmasından (şüphelenip) korkarsan sen de doğrudan (ve açıkça) antlaşmayı bozup kendilerine atıver. Çünkü Allah hainleri sevmez.
59
وَلَا یَحْسَبَنَّ الَّذٖینَ كَفَرُوا سَبَقُواؕ اِنَّهُمْ لَا یُعْجِزُونَ ﴿59﴾
Küfre sapanlar (azabımızdan kurtulup) geçtiklerini asla zannetmesinler. Çünkü onlar, (bizi) aciz bırakamazlar.
*
Veya “O küfre sapanlar, asla öne geçtiklerini zannetmesinler; çünkü onlar (bizi) aciz bırakamazlar.”
60
وَاَعِدُّوا لَهُمْ مَا اسْتَطَعْتُمْ مِنْ قُوَّةٍ وَمِنْ رِبَاطِ الْخَیْلِ تُرْهِبُونَ بِهٖ عَدُوَّ اللّٰهِ وَعَدُوَّكُمْ وَاٰخَرٖینَ مِنْ دُونِهِمْۚ لَا تَعْلَمُونَهُمْۚ اَللّٰهُ یَعْلَمُهُمْؕ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ شَیْءٍ فٖی سَبٖیلِ اللّٰهِ یُوَفَّ اِلَیْكُمْ وَاَنْتُمْ لَا تُظْلَمُونَ ﴿60﴾
(Ey iman edenler!) O (düşma)nlara karşı gücünüz yettiği kadar (her türlü) kuvvetten ve bağlı (besili) atlardan (harp araçlarından) hazırlayın ki onunla Allah’ın düşmanı, sizin düşmanınız ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah’ın bildiği diğer (düşman) kimseleri korkutasınız. Allah yolunda sarf ettiğiniz her şey(in karşılığı) size eksiksiz ödenir, asla haksızlığa uğratılmazsınız.3
3bk. 2/261
61
وَاِنْ جَنَحُوا لِلسَّلْمِ فَاجْنَحْ لَهَا وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِؕ اِنَّهُ هُوَ السَّمٖیعُ الْعَلٖیمُ ﴿61﴾
Eğer onlar barışa meylederlerse sen de meylet ve Allah’a güvenip dayan. Çünkü O, (her şeyi) hakkıyla işitendir, bilendir.
62
وَاِنْ یُرٖیدُٓوا اَنْ یَخْدَعُوكَ فَاِنَّ حَسْبَكَ اللّٰهُؕ هُوَ الَّـذٖٓی اَیَّدَكَ بِنَصْرِهٖ وَبِالْمُؤْمِنٖینَۙ ﴿62﴾
Eğer onlar sana hile yapmak suretiyle aldatmak isterlerse (bil ki) şüphesiz Allah sana kâfîdir. Seni hem yardımıyla hem de mü’minlerle destekleyen O’dur.
63
وَاَلَّفَ بَیْنَ قُلُوبِهِمْؕ لَوْ اَنْفَقْتَ مَا فِی الْاَرْضِ جَمٖیعًا مَٓا اَلَّفْتَ بَیْنَ قُلُوبِهِمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ اَلَّفَ بَیْنَهُمْؕ اِنَّهُ عَزٖیزٌ حَكٖیمٌ ﴿63﴾
Ve onların kalplerini birbirine ısındıran da (O’dur). Eğer yeryüzünde bulunan her şeyi sarf etseydin, yine onların kalplerini birbirine ısındıramazdın. Fakat Allah, onların aralarını (İslâm sayesinde sevgiyle) kaynaştırdı. Çünkü O, mutlak galip, hüküm ve hikmet sahibidir.
*
Câhiliye devrinde Evs ve Hazrec kabileleri arasında müthiş bir kin ve düşmanlık vardı. Bu, 120 yıl devam etti ve kanlı savaşlar oldu. Fakat yüce Allah, onları İslâm ile şereflendirince aralarındaki intikam duyguları kalktı, sevgiye dönüştü, kucaklaştılar ve tek vücut haline geldiler. İşte âyet-i kerîme, İslâm’dan başka hiçbir güç ve sistemin insanları birbirine sevdirip tek vücut haline getiremeyeceğini beyan etmektedir.
64
یٰٓـاَیُّهَا النَّبِیُّ حَسْبُكَ اللّٰهُ وَمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْمُؤْمِنٖینَࣖ ﴿64﴾
Ey Peygamber! Sana da, sana uyan mü’minlere de Allah yeter.
65
یٰٓـاَیُّهَا النَّبِیُّ حَرِّضِ الْمُؤْمِنٖینَ عَلَى الْقِتَالِؕ اِنْ یَكُنْ مِنْكُمْ عِشْرُونَ صٰبِرُونَ یَغْلِبُوا مِائَتَیْنِۚ وَاِنْ یَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ یَغْلِبُٓوا اَلْفًا مِنَ الَّذٖینَ كَفَرُوا بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا یَفْقَهُونَ ﴿65﴾
Ey Peygamber! Mü’minleri (düşmanlara karşı) savaşa teşvik et (hazırla). Eğer sizden sebatlı yirmi kişi olursa iki yüz (kâfir)i yener. Yine içinizden (sebatlı) yüz kişi olursa kâfirlerden bin kişiyi yener. Çünkü onlar (hakkı) anlamayan bir topluluktur.
66
اَلْـٰٔنَ خَفَّفَ اللّٰهُ عَنْكُمْ وَعَلِمَ اَنَّ فٖیكُمْ ضَعْفًاؕ فَاِنْ یَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ صَابِرَةٌ یَغْلِبُوا مِائَتَیْنِۚ وَاِنْ یَكُنْ مِنْكُمْ اَلْفٌ یَغْلِبُٓوا اَلْفَیْنِ بِاِذْنِ اللّٰهِؕ وَاللّٰهُ مَعَ الصّٰبِرٖینَ ﴿66﴾
(Böyle olmakla beraber) Allah, sizde bir zayıflık olduğunu bildi de şimdi (bir kişinin on kişiyle savaşma yükünü) hafifletti. Bundan böyle içinizden sebatlı yüz kişi olursa, iki yüz (kâfir)i yener. Eğer sizden sebatlı bin kişi olursa iki bin (kâfir)i Allah’ın izniyle yener. Allah sabredenlerle beraberdir.
67
مَا كَانَ لِنَبِیٍّ اَنْ یَكُونَ لَـهُٓ اَسْرٰى حَتّٰى یُثْخِنَ فِی الْاَرْضِؕ تُرٖیدُونَ عَرَضَ الدُّنْیَاࣗ وَاللّٰهُ یُرٖیدُ الْاٰخِرَةَؕ وَاللّٰهُ عَزٖیزٌ حَكٖیمٌ ﴿67﴾
Yeryüzünde ağırlığını hissettir(ip düşmanı tam mağlup ed)inceye kadar, hiçbir peygambere esir almak yaraşmaz.
*
Harpte savaşanlar kalmayınca, ancak savaşmayıp kalanlar yakalanıp esir edilirler.1
67
مَا كَانَ لِنَبِیٍّ اَنْ یَكُونَ لَـهُٓ اَسْرٰى حَتّٰى یُثْخِنَ فِی الْاَرْضِؕ تُرٖیدُونَ عَرَضَ الدُّنْیَاࣗ وَاللّٰهُ یُرٖیدُ الْاٰخِرَةَؕ وَاللّٰهُ عَزٖیزٌ حَكٖیمٌ ﴿67﴾
Siz geçici dünya malını istiyorsunuz. Halbuki Allah, âhireti (kazanmanızı) istiyor. Allah mutlak galip, hüküm ve hikmet sahibidir.
68
لَوْلَا كِتٰبٌ مِنَ اللّٰهِ سَبَقَ لَمَسَّكُمْ فٖیمَٓا اَخَذْتُمْ عَذَابٌ عَظٖیمٌ ﴿68﴾
Eğer, (yanılarak verilen hükümlerden dolayı azap etmeyeceğine dair önceden Levh-i Mahfûz’da) Allah’tan bir yazı geçmemiş (hüküm verilmemiş) olsaydı, (Bedir’deki esirleri bırakmak için fidye) aldığınızdan dolayı size mutlaka büyük bir azap dokunurdu.
*
67. âyet-i kerîmede; “Peygambere esir alması yaraşmaz.” ifadesinde ne yapılması gerektiği de açıklanmadığı için Resûlullah (sas.), Bedir gazvesi esirleri hakkında ashâbı ile istişare etmiştir. Hz. Ömer, “Allah ve Resûlü’nün düşmanı olan bu adamları öldürelim.” demiş, bir başkası; “Salıverelim, belki tevbe ederler.” demiş, Hz. Ebû Bekir de:“Bunları fidye karşılığında bırakalım.” teklifinde bulunmuştu. Hz. Peygamber de son teklifi kabul buyurmuşlardı. Bu da 68. âyetle onaylanmıştır.
69
فَكُلُوا مِمَّا غَنِمْتُمْ حَلٰلًا طَیِّبًاؗ وَاتَّقُوا اللّٰهَؕ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖیمٌࣖ ﴿69﴾
Artık ganimet olarak aldığınız şeylerden (fidye dâhil)2 temiz ve helal olarak yiyin ve Allah’ın emirlerine uygun yaşayın/günahlardan sakının. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
2Beydâvî
70
یٰٓـاَیُّهَا النَّبِیُّ قُلْ لِمَنْ فٖٓی اَیْدٖیكُمْ مِنَ الْاَسْرٰٓىۙ اِنْ یَعْلَمِ اللّٰهُ فٖی قُلُوبِكُمْ خَیْرًا یُؤْتِكُمْ خَیْرًا مِمَّٓا اُخِذَ مِنْكُمْ وَیَغْفِرْ لَكُمْؕ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَحٖیمٌ ﴿70﴾
Ey Peygamber! Esirlerden ellerinizde bulunan kimselere de ki: “Eğer Allah, kalplerinizde bir hayır (iman ve ihlas) olduğunu bilirse O, size, sizden alınan (fidye)den daha hayırlısını verir ve sizi bağışlar. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.”
*
Resûlullah’ın amcası Hz. Abbas, zaten gönülsüz gittiği Bedir’de esir düşmüştü. Bunun dışındaki esirlerin fidyelerini müşrikler, Allah Resûlü’ne göndermişlerdi. Hz. Abbas’a da kendisinin ve yeğenlerinin fidyelerini vermesi teklif edildi. O da, “Ey Allah’ın elçisi! Benim param yoktur, amcanın Mekke’de fakirler gibi el açıp dilenmesini uygun görüyor musun?” dedi. Resûlullah (sas.) de: “Mekke’den çıkarken, sen ve eşin Ümmü’l-Fadl’ın gömdüğü para nerede? Hani ona, ‘Şâyet ben ölürsem, bunlar senin ve oğullarımındır.’ demiştin.” diye sordu. Hz. Abbas, “Gece karanlığında ikimizden başka kimse yoktu, bunları sana kim söyledi?” dedi. Resûlullah (sas.), “Rabbim.” dedi. Bunun üzerine: “Ey Allah’ın Resûlü! Ben sana şimdiye kadar içimden inanıyor fakat şüphe ediyordum, şimdi şüphem de kalmadı.” diyerek fidyeleri verdi ve şehadet getirerek açıkça İslâm’a girdi. Bundan sonra yüce Allah’ın âyetteki vaadlerini birer birer gördüğünü açıkladı.1
71
وَاِنْ یُرٖیدُوا خِیَانَتَكَ فَقَدْ خَانُوا اللّٰهَ مِنْ قَبْلُ فَاَمْكَنَ مِنْهُمْؕ وَاللّٰهُ عَلٖیمٌ حَكٖیمٌ ﴿71﴾
Eğer (o esirler) sana hainlik yapmak isterlerse (şaşma). Onlar daha önce (akıllarınca) Allah’a da hainlik yap(mak iste)mişlerdi. O Allah da kendilerine karşı (Bedir’de sana) imkân ve kudret vermişti (de onları senin eline düşürmüştü). Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
72
اِنَّ الَّذٖینَ اٰمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجٰهَدُوا بِاَمْوٰلِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ فٖی سَبٖیلِ اللّٰهِ وَالَّذٖینَ اٰوَوْا وَنَصَرُٓوا اُولٰٓئِكَ بَعْضُهُمْ اَوْلِیَٓاءُ بَعْضٍؕ وَالَّذٖینَ اٰمَنُوا وَلَمْ یُهَاجِرُوا مَا لَكُمْ مِنْ وَلٰیَتِهِمْ مِنْ شَیْءٍ حَتّٰى یُهَاجِرُواۚ وَاِنِ اسْتَنْصَرُوكُمْ فِی الدّٖینِ فَعَلَیْكُمُ النَّصْرُ اِلَّا عَلٰى قَوْمٍ بَیْنَكُمْ وَبَیْنَهُمْ مٖیثٰقٌؕ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصٖیرٌ ﴿72﴾
İman edip de hicret edenler, Allah yolunda (İslâm’ı savunma ve onu hayata hâkim kılma uğrunda) mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp yardım edenler var ya, işte onlar, (şimdilik mirasta)* birbirinin velîleridir. İman edip de hicret etmeyen (müşriklerle yaşayan)lara (gelince), hicret edinceye kadar sizin için onlara velî olmak (ve miras bırakmak) diye bir şey yoktur. Eğer onlar din hususunda sizden yardım isterlerse sizinle aralarında antlaşma bulunan bir kavme karşı olmamak şartıyla (onlara) yardım etmek size borçtur. Allah işlediklerinizi hakkıyla görendir.
*
* Muhacirlerle Ensar, İslâm kardeşliği ile birbirine mirasçı olurlardı. Bu durum 33/6 ve diğer miras âyetleriyle yeniden hükme bağlanmıştır.
73
وَالَّذٖینَ كَفَرُوا بَعْضُهُمْ اَوْلِیَٓاءُ بَعْضٍؕ اِلَّا تَفْعَلُوهُ تَكُنْ فِتْنَةٌ فِی الْاَرْضِ وَفَسَادٌ كَبٖیرٌؕ ﴿73﴾
İnkâr edenler de birbirlerinin velîleri (dost ve yardımcıları)dır. Eğer siz de (dostluk ve yardım hususunda bunu) yapmazsanız yeryüzünde büyük bir fitne ve büyük bir kargaşa olur.
74
وَالَّذٖینَ اٰمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجٰهَدُوا فٖی سَبٖیلِ اللّٰهِ وَالَّذٖینَ اٰوَوْا وَنَصَرُٓوا اُولٰٓئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقًّاؕ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرٖیمٌ ﴿74﴾
İman edip de Allah yolunda cihad edenler, hicret edenler ve (hicret eden mü’minleri) barındıranlar ve yardım edenler var ya, işte gerçek mü’minler onlardır. Onlar için mağfiret ve bol rızık vardır.2
2bk. 9/100; 59/8-9
75
وَالَّذٖینَ اٰمَنُوا مِنْ بَعْدُ وَهَاجَرُوا وَجٰهَدُوا مَعَكُمْ فَاُولٰٓئِكَ مِنْكُمْؕ وَاُولُوا الْاَرْحَامِ بَعْضُهُمْ اَوْلٰى بِبَعْضٍ فٖی كِتٰبِ اللّٰهِؕ اِنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَیْءٍ عَلٖیمٌ ﴿75﴾
Sonradan iman edip hicret edenler ve sizinle beraber cihad edenler(e gelince): Onlar da sizdendir. (Fakat) Allah’ın Kitabı’na göre, hısımlar (mirasta) artık birbirlerine daha yakındır. Hiç şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir.3
3bk. 9/100; 59/10
*
Peygamberimiz (sas.), “Kâtile öldürdüğünün mirası yoktur.” buyurmuştur.4