سُورَةُ الْبُرُوجِ
Bürûc Sûresi
MEKKÎBu sûre hakkındaMekke döneminde nâzil olmuştur. 22 âyettir. Bürûc, ilk âyette geçtiği üzere “burçlar” demektir. Adını bu âyetteki aynı kelimeden almıştır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1–3
وَالسَّمَٓاءِ ذَاتِ الْبُرُوجِۙ ﴿1﴾
وَالْیَوْمِ الْمَوْعُودِۙ ﴿2﴾
وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍؕ ﴿3﴾
Burçlar sahibi göğe, o vaadolunan güne, şahitlik edene ve şahitlik edilene (görenlere ve görülenlere) andolsun ki;4
4bk. 25/61
4–5
قُتِلَ اَصْحٰبُ الْاُخْدُودِۙ ﴿4﴾
اَلنَّارِ ذَاتِ الْوَقُودِۙ ﴿5﴾
(İnananları dinlerinden vazgeçirmek üzere hazırladıkları hendeklerin) içini tutuşturulmuş ateşle dolduran hendek sahipleri, kahrolmuş (ve lanetlenmiş)tir.
6–7
اِذْ هُمْ عَلَیْهَا قُعُودٌۙ ﴿6﴾
وَهُمْ عَلٰى مَا یَفْعَلُونَ بِالْمُؤْمِنٖینَ شُهُودٌؕ ﴿7﴾
O vakit onlar, (o ateşin) karşısında oturmuşlardı, (ateşe attıkları) mü’minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
8–9
وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ اِلَّٓا اَنْ یُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ الْعَزٖیزِ الْحَمٖیدِۙ ﴿8﴾
اَلَّذٖی لَهُ مُلْكُ السَّمٰوٰتِ وَالْاَرْضِؕ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ شَهٖیدٌؕ ﴿9﴾
Onlardan öç almalarının sebebi, sırf (mü’minlerin) O tek galip, her övgüye layık Allah’a inandıklarından (ve imanlarının gereğini yapmak isteyip onlar gibi olmadıklarından)dı.
*
Uhdûd halkı içindeki mü’minlere yapılan baskı, sindirme ve işkenceler; muhtelif zamanlarda ve yerlerde, İslâm’a göre yaşamak isteyen mü’minlere karşı; putçu, inkârcı ve tâğûtî güçler tarafından çeşitli şekil ve adlar altında o yapılanlar aynen devam etmektedir. Bu böyle olurken inananlardan duyarsız ve seyirci olanlar da kendilerini vebalden kurtaramazlar.5
8–9
وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ اِلَّٓا اَنْ یُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ الْعَزٖیزِ الْحَمٖیدِۙ ﴿8﴾
اَلَّذٖی لَهُ مُلْكُ السَّمٰوٰتِ وَالْاَرْضِؕ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ شَهٖیدٌؕ ﴿9﴾
Oysa ki göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Allah, her şeye şahittir.6
6krş. 5/59; 7/126; 9/74
10
اِنَّ الَّذٖینَ فَتَنُوا الْمُؤْمِنٖینَ وَالْمُؤْمِنٰتِ ثُمَّ لَمْ یَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ الْحَرٖیقِؕ ﴿10﴾
Şüphesiz mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara (dinlerinden soğutmak/çevirmek için) işkencede bulunanlar, sonra (yaptıklarına) tevbe etmeyenler var ya! İşte onlar için cehennem azabı vardır, yakıcı azap da onlaradır.
11
اِنَّ الَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصّٰلِحٰتِ لَهُمْ جَنّٰتٌ تَجْرٖی مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهٰرُؕ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْـكَبٖیرُؕ ﴿11﴾
Doğrusu iman edip de sâlih ameller işleyenlere gelince, alt tarafından ırmaklar akan cennetler onlarındır. Büyük kurtuluş ve saadet budur.
12
اِنَّ بَطْشَ رَبِّكَ لَشَدٖیدٌؕ ﴿12﴾
Şüphesiz Rabbinin (zalimleri) yakalayışı pek şiddetlidir.
13
اِنَّهُ هُوَ یُبْدِئُ وَیُعٖیدُۚ ﴿13﴾
Doğrusu ilk defa var eden, hem de (öldükten sonra diriltip kendisine) döndürecek olan yalnız O’dur.
14–16
وَهُوَ الْغَفُورُ الْوَدُودُۙ ﴿14﴾
ذُو الْعَرْشِ الْمَجٖیدُۙ ﴿15﴾
فَعَّالٌ لِمَا یُرٖیدُؕ ﴿16﴾
O, (tevbe ve itaat edenleri) çok bağışlayan, çok sevendir. Arşın yüce sahibidir, dilediğini derhal yapandır.
17–18
هَلْ اَتٰیكَ حَدٖیثُ الْجُنُودِۙ ﴿17﴾
فِرْعَوْنَ وَثَمُودَؕ ﴿18﴾
(Resûlüm!) Sana geldi mi o Firavun ve Semûd ordularının (helak) haberi?
19
بَلِ الَّذٖینَ كَفَرُوا فٖی تَكْذٖیبٍۙ ﴿19﴾
Doğrusu inkâr edenler, (gerçekleri) bir yalanlama içindedirler.
20
وَاللّٰهُ مِنْ وَرَٓائِهِمْ مُحٖیطٌۚ ﴿20﴾
Halbuki Allah (onları) arkalarından kuşatmıştır.
21–22
بَلْ هُوَ قُرْاٰنٌ مَجٖیدٌۙ ﴿21﴾
فٖی لَوْحٍ مَحْفُوظٍ ﴿22﴾
(Bunlar inkâr ededursunlar) doğrusu o (Kitap) çok şerefli bir Kur’an’dır ki (onun aslı) Levh-i Mahfûz’dadır. (Koruma altındaki levhadadır.)