سُورَةُ الْحِجْرِ
Hicr Sûresi
MEKKÎBu sûre hakkındaMekke döneminde nâzil olmuştur. 99 âyettir. Yalnız 87, 90-91. âyetleri Medine döneminde nâzil olmuştur. Sûrenin adı olan Hicr, Medine ile Şam arasında, Tebük’e yakın bir yerdir. 80-84. âyetlerde bundan söz edilmektedir.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1
الٓرٰࣞ تِلْكَ اٰیٰتُ الْكِتٰبِ وَقُرْاٰنٍ مُبٖینٍ ﴿1﴾
Elif, Lâm, Râ. Bu (okuna)nlar, Kitab’ın ve (her şeyi) açıklayan (ve açık olan) Kur’an’ın âyetleridir.
2
رُبَمَا یَوَدُّ الَّذٖینَ كَفَرُوا لَوْ كَانُوا مُسْلِمٖینَ ﴿2﴾
Kâfirler (kıyamette), zaman zaman temenni ederler ki (keşke vaktiyle kendileri de) müslüman olsalardı (da bu azabı görmeselerdi).
3
ذَرْهُمْ یَاْكُلُوا وَیَتَمَتَّعُوا وَیُلْهِهِمُ الْاَمَلُ فَسَوْفَ یَعْلَمُونَ ﴿3﴾
Bırak onları (şimdilik) yesinler, faydalan(ıp eğlen)sinler, bitmez arzu onları oyalayadursun, sonra onlar (başlarına gelecek halleri anlayıp) bilecekler.1
1bk. 77/46
4
وَمَٓا اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْیَةٍ اِلَّا وَلَهَا كِتَابٌ مَعْلُومٌ ﴿4﴾
Biz hiçbir memleketi, onun (Levh-i Mahfûz’da) bilinen bir yazısı olmaksızın (azapla) yok etmedik.
5
مَا تَسْبِقُ مِنْ اُمَّةٍ اَجَلَهَا وَمَا یَسْتَـْٔخِرُونَ ﴿5﴾
Hiçbir ümmet ecelini ne öne alabilir ne de erteleyebilir.
6–7
وَقَالُوا یٰٓـاَیُّهَا الَّذٖی نُزِّلَ عَلَیْهِ الذِّكْرُ اِنَّكَ لَمَجْنُونٌؕ ﴿6﴾
لَوْ مَا تَاْتٖینَا بِالْمَلٰٓئِكَةِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصّٰدِقٖینَ ﴿7﴾
(Kâfirler:) “Ey kendisine zikir (Kur’an) indirilen (Muhammed)! Şüphesiz sen mecnunsun! Eğer doğru söyleyenlerden isen ne diye bize melekleri getirmiyorsun?” dediler.2
2bk. 25/21-22; 43/53
8
مَا نُنَزِّلُ الْمَلٰٓئِكَةَ اِلَّا بِالْحَقِّ وَمَا كَانُٓوا اِذًا مُنْظَرٖینَ ﴿8﴾
Biz melekleri ancak hak (ve bir hikmet) gereği indiririz (gerekmedikçe göndermeyiz). O zaman da onlara mühlet verilmez.3
3krş. 15/51-58
9
اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَاِنَّا لَهُ لَحٰفِظُونَ ﴿9﴾
Muhakkak ki o zikri (Kur’an’ı) biz indirdik biz; şüphesiz onun koruyucusu da ancak biziz.
*
Kur’ân-ı Kerîm Allah’ın koruması altında olup hiçbir değişikliğe uğramamıştır. Fakat Kur’an’ın metnine dokunamayan karşıtları tarafından, her devirde, müslümanların yaşantısı tahrif edilmeye, Kur’an kültürü engellenmeye ve müslüman olduğu halde Kur’an dışı yaşayan bir toplum haline getirilmeye çalışılmıştır.4
10
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ فٖی شِیَعِ الْاَوَّلٖینَ ﴿10﴾
(Ey Muhammed!) Andolsun ki senden önce geçmiş topluluklar içinden de peygamberler gönderdik.
11
وَمَا یَاْتٖیهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا كَانُوا بِهٖ یَسْتَهْزِؤُنَ ﴿11﴾
Onlara bir peygamber gelmeyegörsün, mutlaka onunla alay ederlerdi.
12
كَذٰلِكَ نَسْلُكُهُ فٖی قُلُوبِ الْمُجْرِمٖینَۙ ﴿12﴾
Böylece biz onu (o alayı) günahkârların kalplerine sokarız.
13
لَا یُؤْمِنُونَ بِهٖ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ الْاَوَّلٖینَ ﴿13﴾
(Fakat) evvelkilerin (inkâr ve alay etmeleri yüzünden Allah’ın kendilerini mahvetme) âdeti ve kanunu (ibretli bir sahne olarak) gelip geçmişken, onlar yine de (Kur’an’a) inanmazlar.
14–15
وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَیْهِمْ بَابًا مِنَ السَّمَٓاءِ فَظَلُّوا فٖیهِ یَعْرُجُونَۙ ﴿14﴾
لَقَالُٓوا اِنَّمَا سُكِّرَتْ اَبْصٰرُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَسْحُورُونَࣖ ﴿15﴾
Onlara gökten bir kapı açsaydık da oradan çıkacak olsalardı (ve bazı hakikatleri görselerdi): “Herhalde gözlerimiz döndü (iyi görmüyor), belki de biz büyülenmiş bir topluluğuz.” derlerdi.
16
وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِی السَّمَٓاءِ بُرُوجًا وَزَیَّنّٰهَا لِلنّٰظِرٖینَۙ ﴿16﴾
Andolsun ki biz, gökte burçlar (yıldız kümeleri) meydana getirdik ve onları, (ibretle) bakanlar için süsledik.1
1bk. 25/61
17
وَحَفِظْنٰهَا مِنْ كُلِّ شَیْطٰنٍ رَجٖیمٍۙ ﴿17﴾
Biz onları taşlanmış (kovulmuş) her şeytandan koruduk (oraya yaklaşamazlar).
18
اِلَّا مَنِ اسْتَرَقَ السَّمْعَ فَاَتْبَعَهُ شِهَابٌ مُبٖینٌ ﴿18﴾
Ancak dinleme hırsızlığı yapan (şeytan) olursa onu da (akıp yakan) parlak bir alev takip eder.2
2krş. 37/5-10
19
وَالْاَرْضَ مَدَدْنٰهَا وَاَلْقَیْنَا فٖیهَا رَوٰسِىَ وَاَنْبَتْنَا فٖیهَا مِنْ كُلِّ شَیْءٍ مَوْزُونٍ ﴿19﴾
Yeryüzünü ise, (yaşamaya elverişli bir halde) yayıp döşedik, oraya sabit dağlar koyduk ve orada ölçülen, tartılan her şeyden (belirli ölçüler dâhilinde) bitirdik.
20
وَجَعَلْنَا لَكُمْ فٖیهَا مَعٰیِشَ وَمَنْ لَسْتُمْ لَهُ بِرٰزِقٖینَ ﴿20﴾
Orada hem sizin için hem de (beslediğinizi sandığınız fakat Allah vermedikçe) kendisine rızıklarını veremedikleriniz için geçimlikler meydana getirdik.
21
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا عِنْدَنَا خَزَٓائِنُهُؗ وَمَا نُنَزِّلُـهُٓ اِلَّا بِقَدَرٍ مَعْلُومٍ ﴿21﴾
Hazinesi bizim yanımızda olmayan hiçbir şey yoktur. Fakat (her şeyi) ancak bilinen bir miktar dâhilinde indiririz (her şeyi bir ölçü halinde veririz).
22
وَاَرْسَلْنَا الرِّیٰحَ لَوٰقِحَ فَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَسْقَیْنٰكُمُوهُۚ وَمَٓا اَنْتُمْ لَهُ بِخٰزِنٖینَ ﴿22﴾
Rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik.
*
* Rüzgarlar vasıtasıyla bitkilerde döllenme/tozlaşma, bulutlarda yoğunlaşma meydana gelmektedir.4
22
وَاَرْسَلْنَا الرِّیٰحَ لَوٰقِحَ فَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَسْقَیْنٰكُمُوهُۚ وَمَٓا اَنْتُمْ لَهُ بِخٰزِنٖینَ ﴿22﴾
Gökten de su indirip onunla sizin su (ihtiyacınızı karşı)ladık. (Yoksa) onu hazinelerde (depolarda bütünüyle) saklayan siz değilsiniz.3
3bk. 16/10; 39/21; 56/68-70
23
وَاِنَّا لَنَحْنُ نُحْيٖ وَنُمٖیتُ وَنَحْنُ الْوٰرِثُونَ ﴿23﴾
Muhakkak ki biz, ancak biz, hem yaşatır hem öldürürüz; biz (herkesin bıraktığı mülke) vâris olanlarız.
24
وَلَقَدْ عَلِمْنَا الْمُسْتَقْدِمٖینَ مِنْكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا الْمُسْتَـْٔخِرٖینَ ﴿24﴾
Andolsun ki biz, içinizden önden gidenleri de bilmişizdir, geride kalanları* da bilmişizdir.
*
* ‘Geçmiş ve gelecek ümmetleri de’ anlamına geldiği gibi, ‘Müslümanlık’ta öne geçen veya geride kalanları da’ anlamına geldiği de söylenmiştir.5
25
وَاِنَّ رَبَّكَ هُوَ یَحْشُرُهُمْؕ اِنَّهُ حَكٖیمٌ عَلٖیمٌࣖ ﴿25﴾
Şüphe yok ki senin Rabbin, (ancak) O, onları mahşerde toplayacaktır. Gerçekten O, hüküm ve hikmet sahibidir, (her şeyi) hakkıyla bilendir.
26
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسٰنَ مِنْ صَلْصٰلٍ مِنْ حَمَاٍ مَسْنُونٍۚ ﴿26﴾
Andolsun ki biz, insanı kuru bir çamurdan, şekil verilebilen bir balçıktan yarattık.6
6bk. 6/2; 55/14
27
وَالْجَٓانَّ خَلَقْنٰهُ مِنْ قَبْلُ مِنْ نَارِ السَّمُومِ ﴿27﴾
Cin tâifesinden olan (şeytan)a gelince, onu da (insandan) daha önce, (dumansız) çok yakıcı alevli bir ateşten yarattık.
28
وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّٖی خٰلِقٌ بَشَرًا مِنْ صَلْصٰلٍ مِنْ حَمَاٍ مَسْنُونٍ ﴿28﴾
Bir zaman Rabbin meleklerine: “Muhakkak ben, kuru bir çamurdan, şekil verilebilen bir balçıktan bir insan yaratacağım.” demişti.7
7bk. 38/71-88
29
فَاِذَا سَوَّیْتُهُ وَنَفَخْتُ فٖیهِ مِنْ رُوحٖی فَقَعُوا لَهُ سٰجِدٖینَ ﴿29﴾
“Onu (insan şeklinde) tasarlayıp da ruhumdan üflediğim* (ve o da dirildiği) zaman, (kudretim için) siz hemen ona secde ederek yere kapanın.” (buyurmuştu).
*
* Burada ruhun Allah’a nispeti, ruhun O’na ait oluşu yönüyledir; “Allah’ın eseri” gibi. Yoksa O’nun ruhu anlamına değildir.8
30
فَسَجَدَ الْمَلٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ اَجْمَعُونَۙ ﴿30﴾
Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde etti.
31
اِلَّٓا اِبْلٖیسَؕ اَبٰٓى اَنْ یَكُونَ مَعَ السّٰجِدٖینَ ﴿31﴾
Ancak İblis, secde edenlerle beraber olmayı reddetti.
32
قَالَ یٰٓـاِبْلٖیسُ مَا لَكَ اَلَّا تَكُونَ مَعَ السّٰجِدٖینَ ﴿32﴾
(Allah:) “Ey İblis! Sen niçin secde edenlerle beraber olmuyorsun?” dedi.
33
قَالَ لَمْ اَكُنْ لِاَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُ مِنْ صَلْصٰلٍ مِنْ حَمَاٍ مَسْنُونٍ ﴿33﴾
(İblis:) “Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın insana secde etmek için (var) olmadım.” dedi.1
1bk. 2/34 ve dipnotu; 7/12
*
Böylece İblis, Allah’ın emrine rağmen hevâsına tâbi oldu. Allah’ı tanımasına rağmen emrini uygulamaya itiraz etti. Çünkü O’nun emri aklına yatmıyordu. İşte şeytanın kâfirleşmesi bu yüzden oldu.
34–35
قَالَ فَاخْرُجْ مِنْهَا فَاِنَّكَ رَجٖیمٌ ﴿34﴾
وَاِنَّ عَلَیْكَ اللَّعْنَةَ اِلٰى یَوْمِ الدّٖینِ ﴿35﴾
(Cenâb-ı Hak:) “Öyleyse çık oradan. Çünkü artık sen (rahmetimden) kovuldun! Muhakkak ki hesap gününe kadar lanet senin üzerine (olacaktır).” buyurdu.2
2bk. 38/77-78
36
قَالَ رَبِّ فَاَنْظِرْنٖٓی اِلٰى یَوْمِ یُبْعَثُونَ ﴿36﴾
(İblis:) “Ey Rabbim! Öyleyse (insanların) dirilecekleri güne kadar bana mühlet (ve fırsat) ver.” dedi.
37–38
قَالَ فَاِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَرٖینَۙ ﴿37﴾
اِلٰى یَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ ﴿38﴾
(Allah:) “Haydi, sen o bilinen günün vaktine (birinci sûr’a üflenene) kadar mühlet verilenlerdensin!” buyurdu.
39–40
قَالَ رَبِّ بِمَٓا اَغْوَیْتَنٖی لَاُزَیِّنَنَّ لَهُمْ فِی الْاَرْضِ وَلَاُغْوِیَنَّهُمْ اَجْمَعٖینَۙ ﴿39﴾
اِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصٖینَ ﴿40﴾
(İblis:) “Ey Rabbim! Beni (rahmet ve cennetinden kovup) azgın bırakmandan dolayı, andolsun ki ben de onlara yeryüzün(de günahlar)ı süsleyeceğim (hoş göstereceğim) ve onların hepsini muhakkak azdıracağım. Ancak onlardan ihlaslı kulların hariç (onları azdıramam).”3
3bk. 17/62; 38/82-83
*
42. âyette de görüleceği gibi şeytanın tesir gücü ihlaslı/samimi mü’minlere olmayıp onların dışındakilerden de ancak Allah’ın yolunu bırakıp şeytana uyanlar üzerinedir. Onlar da, İblis’in/şeytanın sevkiyle Allah’ın emirlerine önem vermeyerek hevâî (vahiy dışı) aklıyla şeytanın yerine başkalarını yanıltmaya, yönlendirmeye bizzat kendileri çalışacaklardır.
41
قَالَ هٰذَا صِرٰطٌ عَلَیَّ مُسْتَقٖیمٌ ﴿41﴾
(Allah) buyurdu ki: “İşte bu (ihlas), bana ulaşan dosdoğru bir yoldur.”4
4krş. 38/79-84
42
اِنَّ عِبَادٖی لَیْسَ لَكَ عَلَیْهِمْ سُلْطٰنٌ اِلَّا مَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْغَاوٖینَ ﴿42﴾
“Kuşkusuz, benim kullarıma karşı senin hiçbir tesir gücün yoktur; ancak azıp (da benim yolumdan) sapanlardan sana uyacak olanlara vardır.”
43
وَاِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ اَجْمَعٖینَۙ ﴿43﴾
“Şüphesiz cehennem o (sana uya)nların hepsinin, vaadolunan yeridir.”
44
لَهَا سَبْعَةُ اَبْوٰبٍؕ لِكُلِّ بَابٍ مِنْهُمْ جُزْءٌ مَقْسُومٌࣖ ﴿44﴾
(Katlarına giden) yedi kapısı vardır ki her bir kapıya, o (şeytana uya)nlardan bir grup ayrılmıştır.
45–46
اِنَّ الْمُتَّقٖینَ فٖی جَنّٰتٍ وَعُیُونٍؕ ﴿45﴾
اُدْخُلُوهَا بِسَلٰمٍ اٰمِنٖینَ ﴿46﴾
Takvâ sahipleri (Allah’ın emirlerine uygun yaşayıp şeytana ve şeytanlaşanlara uymaktan sakınanlar) ise cennetlerde ve pınar (baş)larındadır. Onlara: “(Ey takvâ sahipleri!) Oraya selametle, emin olarak girin.” (denilir).
47
وَنَزَعْنَا مَا فٖی صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ اِخْوٰنًا عَلٰى سُرُرٍ مُتَقٰبِلٖینَ ﴿47﴾
Onların göğüslerindeki (her türlü) kini söküp attık; (hepsi) kardeş olarak, karşılıklı tahtlar üzerinde (oturmakta)dırlar.
48
لَا یَمَسُّهُمْ فٖیهَا نَصَبٌ وَمَا هُمْ مِنْهَا بِمُخْرَجٖینَ ﴿48﴾
Orada, onlara hiçbir yorgunluk, bıkkınlık gelmez ve onlar, oradan çıkarılacak da değillerdir.
49–50
نَبِّئْ عِبَادٖٓی اَنّٖٓی اَنَا الْغَفُورُ الرَّحٖیمُۙ ﴿49﴾
وَاَنَّ عَذَابٖی هُوَ الْعَذَابُ الْاَلٖیمُ ﴿50﴾
(Resûlüm!) Kullarıma haber ver ki: “Gerçekten ben, ancak ben, çok bağışlayan ve çok merhamet edenim. (Fakat) azabım ise o çok acıklı bir azaptır.”
51
وَنَبِّئْهُمْ عَنْ ضَیْفِ اِبْرٰهٖیمَۘ ﴿51﴾
(Resûlüm!) Onlara İbrahim’in (melek olan) misafirlerini de haber ver.
52
اِذْ دَخَلُوا عَلَیْهِ فَقَالُوا سَلٰمًاؕ قَالَ اِنَّا مِنْكُمْ وَجِلُونَ ﴿52﴾
Hani vaktiyle, (misafir melekler) onun yanına girmişler de: “Selâm!” demişlerdi. (İbrahim de onların hazırlanan yemeği yemediğini görünce:) “Doğrusu biz sizden korkuyoruz.” demişti.1
1bk. 11/69-70; 51/25-27
53
قَالُوا لَا تَوْجَلْ اِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلٰمٍ عَلٖیمٍ ﴿53﴾
(Onlar:) “Korkma, biz sana çok bilgin bir oğul (olan İshak’ı da)2 müjdeliyoruz.” dediler.
2Beydâvî
54
قَالَ اَبَشَّرْتُمُونٖی عَلٰٓى اَنْ مَسَّنِیَ الْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ ﴿54﴾
(İbrahim:) “İhtiyarlık ‘yakama yapışmışken’ bana müjde mi veriyorsunuz? Artık beni nasıl müjdelersiniz?” dedi.
55
قَالُوا بَشَّرْنٰكَ بِالْحَقِّ فَلَا تَكُنْ مِنَ الْقٰنِطٖینَ ﴿55﴾
“Sana gerçeği müjdeledik. Artık ümit kesenlerden olma!” dediler.
56
قَالَ وَمَنْ یَقْنَطُ مِنْ رَحْمَةِ رَبِّهٖٓ اِلَّا الضَّٓالُّونَ ﴿56﴾
(İbrahim de: “Hak yoldan) sapanlardan başka Rabbinin rahmetinden kim ümit keser ki?” dedi.
57
قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ اَیُّهَا الْمُرْسَلُونَ ﴿57﴾
(İbrahim, onların melek olduğunu anlayınca:) “Ey gönderilen (elçi)ler! (Bundan sonra) işiniz nedir?” dedi.
58–60
قَالُٓوا اِنَّٓا اُرْسِلْـنَٓا اِلٰى قَوْمٍ مُجْرِمٖینَۙ ﴿58﴾
اِلَّٓا اٰلَ لُوطٍؕ اِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ اَجْمَعٖینَۙ ﴿59﴾
اِلَّا امْرَاَتَهُ قَدَّرْنَٓاۙ اِنَّهَا لَمِنَ الْغٰبِرٖینَࣖ ﴿60﴾
Onlar: “Biz Lût ailesi hariç, günahkâr bir topluma (onları helak için) gönderildik. Çünkü biz (Rabbinin emriyle Lût’un inanmayan) karısı dışında bu aile (ve inananlar)dan herkesi kurtaracağız.” dediler. (Ey Resûlüm!) Onun geride kalan (ve helak olan)lardan olmasını (ve her şeyi) biz takdir etmiştik.3
3krş. 11/77-83; 66/10
*
Âyet-i kerîmedeki “takdir etme/planlama” ifadesi, meallerde meleklere ait olarak alınmıştır. Fakat bu ifade ancak Allah’a ait olacağından ve bunu da Resûlü’ne anlattığı yönüyle yukardaki şekli tercih ettik.4
61–62
فَلَمَّا جَٓاءَ اٰلَ لُوطٍ الْمُرْسَلُونَۙ ﴿61﴾
قَالَ اِنَّكُمْ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ ﴿62﴾
Elçi (melek)ler, Lût ailesine geldiği zaman (Lût onlara): “Doğrusu siz, (bizce) tanınmayan kimselersiniz.” dedi.
63–65
قَالُوا بَلْ جِئْنٰكَ بِمَا كَانُوا فٖیهِ یَمْتَرُونَ ﴿63﴾
وَاَتَیْنٰكَ بِالْحَقِّ وَاِنَّا لَصٰدِقُونَ ﴿64﴾
فَاَسْرِ بِاَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِنَ الَّیْلِ وَاتَّبِـعْ اَدْبٰرَهُمْ وَلَا یَلْتَفِتْ مِنْكُمْ اَحَدٌ وَامْضُوا حَیْثُ تُؤْمَرُونَ ﴿65﴾
(Onlar da:) “Hayır, biz sana, (kavminin) hakkında şüphe etmekte oldukları şeyi (o azabı) getirdik. Sana hak(kın emri) ile geldik, elbette biz doğru söyleyenleriz. Hemen gecenin (son) bir kısmına doğru aileni (buradan) götür. Sen de arkalarından git. Sizden hiçbir kimse arkaya dönüp bakmasın (o belayı görmesin, kendisine de azap isabet etmesin). Emredildiğiniz yere (Şam’a) geçip gidin.” dediler.5
5bk. 11/81
66
وَقَضَیْنَٓا اِلَیْهِ ذٰلِكَ الْاَمْرَ اَنَّ دَابِرَ هٰٓؤُلَٓاءِ مَقْطُوعٌ مُصْبِحٖینَ ﴿66﴾
Böylece (Lût’a:) “Sabaha girerlerken muhakkak onların arkası (soyu) kesilmiş (tükenmiş) olacaktır.” diye hükmümüzü bildirdik.
67
وَجَٓاءَ اَهْلُ الْمَدٖینَةِ یَسْتَبْشِرُونَ ﴿67﴾
(Sodom) şehr(inin ahlâksız homoseksüel) halkı, (onlara kötülük yapmak için) sevine sevine (misafirlerin yanına) geldiler.
68
قَالَ اِنَّ هٰٓؤُلَٓاءِ ضَیْفٖی فَلَا تَفْضَحُونِۙ ﴿68﴾
(Lût onlara) dedi ki: “Hakikaten bunlar benim misafirlerimdir, (onlara kötülük ederek) beni rezil etmeyin.”
69
وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَلَا تُخْزُونِ ﴿69﴾
“Allah’tan korkun ve beni mahcup etmeyin!”
70
قَالُٓوا اَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ الْعٰلَمٖینَ ﴿70﴾
(Kavmi de:) “Biz seni, elâlem(in işine karışmandan ve misafir kabul etmen)den yasaklamadık mı?” dediler.
71
قَالَ هٰٓؤُلَٓاءِ بَنَاتٖٓی اِنْ كُنْتُمْ فٰعِلٖینَؕ ﴿71﴾
(Lût:) “Eğer (dediğinizi) yapanlarsanız işte kızlarım (sizi onlarla evlendireyim).” dedi.1
1bk. 11/78; 26/165-166
72
لَعَمْرُكَ اِنَّهُمْ لَفٖی سَكْرَتِهِمْ یَعْمَهُونَ ﴿72﴾
(Resûlüm!) Hayatın hakkı için doğrusu onlar (Lût kavmi kendilerini öyle kaybetmişlerdi ki) sarhoşlukları içinde şaşkınca bocalıyorlardı.
73
فَاَخَذَتْهُمُ الصَّیْحَةُ مُشْرِقٖینَۙ ﴿73﴾
Derken güneş doğarken onları korkunç bir ses yakaladı.
74
فَجَعَلْنَا عٰلِیَهَا سَافِلَهَا وَاَمْطَرْنَا عَلَیْهِمْ حِجَارَةً مِنْ سِجّٖیلٍؕ ﴿74﴾
Bir anda (şehirlerin) üstünü altına geçirdik ve üzerlerine de pişirilmiş çamurdan taş yağdırdık.
75
اِنَّ فٖی ذٰلِكَ لَاٰیٰتٍ لِلْمُتَوَسِّمٖینَ ﴿75﴾
Elbette bunda ince anlayışlı (kavrama kabiliyeti olan)lar için nice ibretler vardır.
76
وَاِنَّهَا لَبِسَبٖیلٍ مُقٖیمٍ ﴿76﴾
Ve o (şehrin harabeleri, Kureyş’in ve herkesin geçerken görebileceği işlek) bir yol üzerinde (hâlâ) durmaktadır. (Bunlardan ibret alsalar ya!)
77
اِنَّ فٖی ذٰلِكَ لَاٰیَةً لِلْمُؤْمِنٖینَؕ ﴿77﴾
Elbette bunda inananlar için bir ibret vardır.
78
وَاِنْ كَانَ اَصْحٰبُ الْاَیْكَةِ لَظٰلِمٖینَۙ ﴿78﴾
Gerçekten (Şuayb’ın kavmi olan) Eyke halkı da zalim (kimseler) idiler.
*
Eyke, sık ormanlık demektir. O kavim, böyle ormanlık bir bölgede oturuyor idi. Eyke halkı, Akabe Körfezi’nin doğu sahilinde bulunan Medyen’de, Hz. Şuayb’ın zamanında yaşayan bir toplumdur.2
79
فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْۘ وَاِنَّهُمَا لَبِاِمَامٍ مُبٖینٍؕࣖ ﴿79﴾
(Biz de) onlardan intikam aldık ve (Sodom ve Eyke yerlerinin) ikisi de apaçık ön(ünüzde yol üzerin)dedir.
80
وَلَقَدْ كَذَّبَ اَصْحٰبُ الْحِجْرِ الْمُرْسَلٖینَۙ ﴿80﴾
Andolsun ki (Salih’in gönderildiği Semûd kavmi olan) Hicr halkı da peygamberleri yalanladılar.
*
Hicr halkı, Hz. Salih’in kavmi olan Semûd kavmidir. Hicr, Tebük yolunda bir yer olup Hz. Peygamber, hacıların burada konaklamasını yasaklamıştır. (Tefsîru Taberî) Burası aynı zamanda Nemrud’un konakladığı yerdir.3
81
وَاٰتَیْنٰهُمْ اٰیٰتِنَا فَكَانُوا عَنْهَا مُعْرِضٖینَۙ ﴿81﴾
Biz onlara âyetlerimizi verdik de (onlar) bunlardan yüz çevirdiler.
82
وَكَانُوا یَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُیُوتًا اٰمِنٖینَ ﴿82﴾
(Onlar tehlikelere karşı) dağlardan emniyetli evler oyup yontuyorlardı.
83
فَاَخَذَتْهُمُ الصَّیْحَةُ مُصْبِحٖینَۙ ﴿83﴾
Sabaha girerlerken o korkunç ses onları yakaladı.
84
فَمَٓا اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا یَكْسِبُونَؕ ﴿84﴾
Kazandıkları (ve yaptıkları) şeyler, kendilerine fayda sağlamadı.
85
وَمَا خَلَقْنَا السَّمٰوٰتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَیْنَهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّؕ وَاِنَّ السَّاعَةَ لَاٰتِیَةٌ فَاصْفَحِ الصَّفْحَ الْجَمٖیلَ ﴿85﴾
Gökleri, yeri ve ikisi arasındaki şeyleri ancak gerçek (bir gaye ve hikmet) ile yarattık. (Beklenen) o saat mutlaka gelecektir. Şimdilik sen (o inkârcıların verdikleri sıkıntılara) aldırış etmeyip hoşgörülü davran.
86
اِنَّ رَبَّكَ هُوَ الْخَلّٰقُ الْعَلٖیمُ ﴿86﴾
Şüphesiz ki Rabbin, hakkıyla yaratan, (her şeyi) pek iyi bilendir.
87
وَلَقَدْ اٰتَیْنٰكَ سَبْعًا مِنَ الْمَثَانٖی وَالْقُرْاٰنَ الْعَظٖیمَ ﴿87﴾
Andolsun ki biz sana (her rekatta ve daima) tekrarlanan yedi âyet (olan Sûre-i Fâtiha’y)ı ve bu büyük Kur’an’ı verdik.
88
لَا تَمُدَّنَّ عَیْنَیْكَ اِلٰى مَا مَتَّعْنَا بِهٖٓ اَزْوٰجًا مِنْهُمْ وَلَا تَحْزَنْ عَلَیْهِمْ وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنٖینَ ﴿88﴾
Onlardan birkaç çifti (birtakımlarını) faydalandırdığımız (servet ve benzeri) şeylere asla gözünü dikme (imrenme), onlardan dolayı üzülme, mü’minlere de (şefkat) kanadını yay (onlara kol kanat ger).4
4bk. 20/131
89
وَقُلْ اِنّٖٓی اَنَا النَّذٖیرُ الْمُبٖینُۚ ﴿89﴾
Ve (Resûlüm!) De ki: “Şüphesiz ben, (eğer inanmadan göçerseniz size gelecek azaba karşı) açıkça uyarıcıyım!”
90
كَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلَى الْمُقْتَسِمٖینَۙ ﴿90﴾
Biz, (bir kısmına inanıp bir kısmına inanmamak veya yürürlükten kaldırmak için kitaplarını) bölük bölük yapan (yahudi ve hıristiyan)lara uyarıcı azap indirdiğimiz gibi (yine indiririz).
91
اَلَّذٖینَ جَعَلُوا الْقُرْاٰنَ عِضٖینَ ﴿91﴾
Onlar Kur’an’ı(n hükümlerini kendilerine ve çıkarlarına/ilkelerine uymayan yerleri almamak için çeşitli bahanelerle kabul edilecek ve edilmeyecek olanlar diye) bölük bölük ettiler.
*
İçlerinde küfür ve inkârlarını gizleyen münâfıklar, her devirde bu yola başvururlar.
92–93
فَوَرَبِّكَ لَنَسْـَٔلَنَّهُمْ اَجْمَعٖینَۙ ﴿92﴾
عَمَّا كَانُوا یَعْمَلُونَ ﴿93﴾
Rabbin hakkı için, onların hepsine yapmakta oldukları şey(in hesabın)ı mutlaka soracağız.
94
فَاصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَاَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكٖینَ ﴿94﴾
Artık sana emredilen şeyi (yılmadan) açıkça söyle ve müşriklere aldırma (onlara itibar etme)!
95–96
اِنَّا كَفَیْنٰكَ الْمُسْتَهْزِءٖینَۙ ﴿95﴾
اَلَّذٖینَ یَجْعَلُونَ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَۚ فَسَوْفَ یَعْلَمُونَ ﴿96﴾
(Seninle ve Kur’an ile) alay edenlere ve Allah ile beraber (put ve tâğût gibi) başka bir tanrı tanıyanlara karşı biz sana yeteriz. Onlar yakında (başlarına gelecek felaketleri) bilecekler.1
1krş. 9/31
97
وَلَقَدْ نَعْلَمُ اَنَّكَ یَضٖیقُ صَدْرُكَ بِمَا یَقُولُونَۙ ﴿97﴾
Andolsun ki onların söyledikleri şeylerle göğsünün cidden daraldığını biz biliyoruz.
98
فَسَبِّـحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَكُنْ مِنَ السّٰجِدٖینَۙ ﴿98﴾
Hemen Rabbini hamd ile tesbih et (“Sübhânallâhi ve bihamdih” de) ve secde edenlerden ol.
99
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتّٰى یَاْتِیَكَ الْیَقٖینُ ﴿99﴾
Sana (gelmesi) kesin olan (ölüm) gelinceye kadar da Rabbine ibadet (ve bütün emirlerine itaat) et.