سُورَةُ الرُّومِ
Rûm Sûresi
MEKKÎBu sûre hakkındaMekke döneminde nâzil olmuştur. Yalnız 17-18. âyetler Medine döneminde inmiştir. 60 âyettir. İranlılar ile Rumlar’ın yapacağı savaşta Rumlar’ın gâlibiyetinden bahseden olaydan hareketle sûreye bu ad verilmiştir.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1
الٓمٓࣞ ﴿1﴾
Elif, Lâm, Mîm.
2–5
غُلِبَتِ الرُّومُۙ ﴿2﴾
فٖٓی اَدْنَى الْاَرْضِ وَهُمْ مِنْ بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَیَغْلِبُونَۙ ﴿3﴾
فٖی بِضْعِ سِنٖینَؕ لِلّٰهِ الْاَمْرُ مِنْ قَبْلُ وَمِنْ بَعْدُؕ وَیَوْمَئِذٍ یَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَۙ ﴿4﴾
بِنَصْرِ اللّٰهِؕ یَنْصُرُ مَنْ یَشَٓاءُؕ وَهُوَ الْعَزٖیزُ الرَّحٖیمُ ﴿5﴾
Rumlar, (Arabistan’a) en yakın bir yerde (İranlılar’a) yenildi. Ama onlar (bu) yenilmelerinden sonra birkaç (3-9) yıl içinde onları yeneceklerdir. (Bundan) önce de sonra da emir yalnız Allah’ındır. İşte o gün mü’minler Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir. (Allah) dilediğine yardım eder (zafere ulaştırır). O, mutlak galiptir, çok merhametlidir.
*
Mecûsî İranlılar’ın, 613-616 yıllarında, Suriye, Mısır ve Anadolu’da Bizanslıları yenmesine Mekke müşrikleri sevinmişlerdi. Müslümanlar da Bizanslılar’ın yenilgisine, Ehl-i Kitab olmalarından dolayı üzülüyorlardı. Bu yüzden müşrikler, Kitablılar’ın yenildiğini dillerine dolayarak, müslümanlarla alay ediyorlar ve, “Biz de onlara galip geleceğiz.” diyorlardı. İşte ilk âyetler 3-9 yıl içinde İranlılar’ın yenileceğini bildirmektedir. Gerçekten 624 yılında Romalılar İran’a girdiler. Aynı gün müslümanlar da Bedir’de müşriklere galip geldiler.3
6
وَعْدَ اللّٰهِؕ لَا یُخْلِفُ اللّٰهُ وَعْدَهُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا یَعْلَمُونَ ﴿6﴾
(Bu) Allah’ın vaadidir. Allah vaadinden caymaz. Fakat insanların çoğu bilmezler.
7
یَعْلَمُونَ ظٰهِرًا مِنَ الْحَیٰوةِ الدُّنْیَاۚ وَهُمْ عَنِ الْاٰخِرَةِ هُمْ غٰفِلُونَ ﴿7﴾
Onlar, dünya hayatının (yalnız görünen) dış yüzünü bilirler (ona değer verirler). Fakat onlar âhiretten yana gafildirler.
8
اَوَلَمْ یَتَفَكَّرُوا فٖٓی اَنْفُسِهِمْࣞ مَا خَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوٰتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَیْنَهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّ وَاَجَلٍ مُسَمًّىؕ وَاِنَّ كَثٖیرًا مِنَ النَّاسِ بِلِقَٓائِ رَبِّهِمْ لَكٰفِرُونَ ﴿8﴾
(Onlar) kendi kendilerine hiç düşünmediler mi ki Allah; gökleri, yeri ve ikisinin arasında olan şeyleri (başka değil), ancak hak (bir nizam, ölçü ve gaye) ile muayyen bir vade için yaratmıştır. Böyle iken insanların çoğu, Rablerine kavuşmayı inkâr etmektedirler.
9
اَوَلَمْ یَسٖیرُوا فِی الْاَرْضِ فَیَنْظُرُوا كَیْفَ كَانَ عٰقِبَةُ الَّذٖینَ مِنْ قَبْلِهِمْؕ كَانُٓوا اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَاَثَارُوا الْاَرْضَ وَعَمَرُوهَٓا اَكْثَرَ مِمَّا عَمَرُوهَا وَجَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَیِّنٰتِؕ فَمَا كَانَ اللّٰهُ لِیَظْلِمَهُمْ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ یَظْلِمُونَؕ ﴿9﴾
Yeryüzünde gezip de kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? (Oysa) onlar, kendilerinden daha güçlü idiler. (Ekip dikmek, su ve maden çıkarmak için) toprağı sürmüş ve kazmışlar ve onu bunların imar ettiklerinden daha çok imar etmişlerdi. Peygamberleri de onlara açık deliller getirmişti. Allah, onlara asla zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.
*
Allah’a hizmet ve itaati esas almayan her türlü medenî ve teknik ilerleme ve üstünlüklerin erdeme değil, zulme dönüştüğüne tarih şahit olmaktadır.1
10
ثُمَّ كَانَ عٰقِبَةَ الَّذٖینَ اَسٰٓؤُا السُّٓوآٰى اَنْ كَذَّبُوا بِاٰیٰتِ اللّٰهِ وَكَانُوا بِهَا یَسْتَهْزِؤُنَࣖ ﴿10﴾
Sonra Allah’ın âyetlerini yalanlayarak ve onlarla alay ederek kötülükte bulunanların sonu çok korkunç oldu.
11
اَللّٰهُ یَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ یُعٖیدُهُ ثُمَّ اِلَیْهِ تُرْجَعُونَ ﴿11﴾
Allah, mahlûkâtı önce meydana getirir; (öldükten) sonra onu (mahşer günü aynen yaratıp) tekrar eder (diriltir). En sonunda da ancak O’na döndürülüp götürüleceksiniz.
12
وَیَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ یُبْلِسُ الْمُجْرِمُونَ ﴿12﴾
Kıyamet kopacağı gün, suçlular(ın ümitleri tamamen kesilince) susarlar.
13
وَلَمْ یَكُنْ لَهُمْ مِنْ شُرَكَٓائِهِمْ شُفَعٰٓؤُا وَكَانُوا بِشُرَكَٓائِهِمْ كٰفِرٖینَ ﴿13﴾
Onların (Allah’a) ortak koştukları (ve O’nunla eşdeğer hâle getirip bağlandıkları)ndan da kendilerine şefaatçiler olmayacaktır. Onlar (o zaman) ortaklarını da inkâr edeceklerdir.2
2krş. 2/165
14
وَیَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ یَوْمَئِذٍ یَتَفَرَّقُونَ ﴿14﴾
Kıyamet saati gelip çattığında, (işte) o gün, (Kur’an’a uygun olarak inananlar ve inanmayanlar) ayrılacaklar.3
3krş. 27/82
15
فَاَمَّا الَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصّٰلِحٰتِ فَهُمْ فٖی رَوْضَةٍ یُحْبَرُونَ ﴿15﴾
İman edip de sâlih (sevaplı) amel işleyenlere gelince, onlar (cennet bahçelerinden) bir bahçede (ağırlanıp) neşelendirilirler.
16
وَاَمَّا الَّذٖینَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰیٰتِنَا وَلِقَٓائِ الْاٰخِرَةِ فَاُولٰٓئِكَ فِی الْعَذَابِ مُحْضَرُونَ ﴿16﴾
Fakat küfre sapıp da âyetlerimizi ve âhiret buluşmasını yalanlayanlara gelince, işte onlar da azabın içinde hazır edileceklerdir.
17
فَسُبْحٰنَ اللّٰهِ حٖینَ تُمْسُونَ وَحٖینَ تُصْبِحُونَ ﴿17﴾
O halde akşama girdiğiniz zaman (akşam ve yatsıda), sabaha erdiğiniz zaman da (sabahta) Allah’ı tesbih edin (namaz kılın).
18
وَلَهُ الْحَمْدُ فِی السَّمٰوٰتِ وَالْاَرْضِ وَعَشِیًّا وَحٖینَ تُظْهِرُونَ ﴿18﴾
Göklerde ve yerde hamd O’na mahsustur. Yine siz, gündüzün sonunda (ikindide) ve öğle vaktine girdiğinizde de (namaz kılıp Allah’ı tesbih edin).
*
Bu iki âyet-i kerîme, beş vakit namazın delillerinden biridir.1
19
یُخْرِجُ الْحَیَّ مِنَ الْمَیِّتِ وَیُخْرِجُ الْمَیِّتَ مِنَ الْحَیِّ وَیُحْيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاؕ وَكَذٰلِكَ تُخْرَجُونَࣖ ﴿19﴾
Ölüden diriyi, diriden ölüyü O çıkarır. Yeri, ölümünden sonra O diriltiyor. İşte tıpkı bunun gibi, siz de (kabirlerinizden diriltilip) çıkarılacaksınız.2
2bk. 7/57; 22/5-7
20
وَمِنْ اٰیٰتِهٖٓ اَنْ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ اِذَٓا اَنْتُمْ بَشَرٌ تَنْتَشِرُونَ ﴿20﴾
Sizi (ilk önce) topraktan yaratması, O’nun âyetlerinden (kudretinin delillerinden)dir. Sonra da siz, çoğalıp (yeryüzüne) yayılmış insanlarsınız.
21
وَمِنْ اٰیٰتِهٖٓ اَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوٰجًا لِتَسْكُـنُٓوا اِلَیْهَا وَجَعَلَ بَیْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةًؕ اِنَّ فٖی ذٰلِكَ لَاٰیٰتٍ لِقَوْمٍ یَتَفَكَّرُونَ ﴿21﴾
Kaynaş(ıp huzura kavuş)manız için size kendi (cinsi)nizden zevceler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koyması O’nun (kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz ki bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.
22
وَمِنْ اٰیٰتِهٖ خَلْقُ السَّمٰوٰتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلٰفُ اَلْسِنَتِكُمْ وَاَلْوٰنِكُمْؕ اِنَّ فٖی ذٰلِكَ لَاٰیٰتٍ لِلْعٰلِمٖینَ ﴿22﴾
Gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin değişik olması da O’nun (kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda, bilgili (kimse)ler için ibretler vardır.
23
وَمِنْ اٰیٰتِهٖ مَنَامُكُمْ بِالَّیْلِ وَالنَّهَارِ وَابْتِغَٓاؤُكُمْ مِنْ فَضْلِهٖؕ اِنَّ فٖی ذٰلِكَ لَاٰیٰتٍ لِقَوْمٍ یَسْمَعُونَ ﴿23﴾
Gece ve gündüz gerek uyumanız gerekse O’nun lütfundan (rızkınızı) aramanız,* O’nun (kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda işiten bir toplum için elbette ibretler vardır.
*
* Âyet şöyle de ifade edilir: “Gecede uyumanız, gündüzde O’nun lütfundan (rızkınızı) aramanız...”.3 Yukarıdaki mânada, gece ve gündüzün hangisinde çalışılırsa diğerinde uyunacağı ifadesi vardır.
24
وَمِنْ اٰیٰتِهٖ یُرٖیكُمُ الْبَرْقَ خَوْفًا وَطَمَعًا وَیُنَزِّلُ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَیُحْيٖ بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاؕ اِنَّ فٖی ذٰلِكَ لَاٰیٰتٍ لِقَوْمٍ یَعْقِلُونَ ﴿24﴾
Size bir korku ve (yağmur) ümidi vermek için şimşeği göstermesi, gökten yağmur indirip onunla ölümünden sonra yeri diriltmesi de, O’nun (kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda akıl erdirecek bir toplum için elbette ibretler vardır.
25
وَمِنْ اٰیٰتِهٖٓ اَنْ تَقُومَ السَّمَٓاءُ وَالْاَرْضُ بِاَمْرِهٖؕ ثُمَّ اِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِنَ الْاَرْضِ اِذَٓا اَنْتُمْ تَخْرُجُونَ ﴿25﴾
Göğün ve yerin O’nun emriyle (bu şekilde) durması, O’nun (kudretinin) delillerindendir. Sonra sizi yattığınız yerden çağırdığı zaman hemen (kabirlerinizden) çıkacaksınız.1
1bk. 22/ 65; 30/25; 35/41
26
وَلَهُ مَنْ فِی السَّمٰوٰتِ وَالْاَرْضِؕ كُلٌّ لَهُ قٰنِتُونَ ﴿26﴾
Göklerde ve yerde bulunanlar O’nundur. Hepsi O’na boyun eğmektedirler.
27
وَهُوَ الَّذٖی یَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ یُعٖیدُهُ وَهُوَ اَهْوَنُ عَلَیْهِؕ وَلَهُ الْمَثَلُ الْاَعْلٰى فِی السَّمٰوٰتِ وَالْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَزٖیزُ الْحَكٖیمُࣖ ﴿27﴾
(Mahlûkâtı) ilkin yaratan, (öldükten) sonra onu (mahşer günü aynen yaratmayı) tekrar edecek olan O’dur. Bu, O’na göre pek kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce sıfat(lar) O’nundur. O, mutlak galiptir, mutlak hüküm ve hikmet sahibidir.2
2bk. 32/12 ve açıklaması
28
ضَرَبَ لَكُمْ مَثَلًا مِنْ اَنْفُسِكُمْؕ هَلْ لَكُمْ مِنْ مَا مَلَكَتْ اَیْمٰنُكُمْ مِنْ شُرَكَٓاءَ فٖی مَا رَزَقْنٰكُمْ فَاَنْتُمْ فٖیهِ سَوَٓاءٌ تَخَافُونَهُمْ كَخٖیفَتِكُمْ اَنْفُسَكُمْؕ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰیٰتِ لِقَوْمٍ یَعْقِلُونَ ﴿28﴾
(Allah, mülkünde ve hükümranlığında ortağı olmadığını anlamanız için) kendinizden şöyle bir temsil getirdi: Sizi rızıklandırdığımız (mallarda ve onların idaresin)de birbirinizi saydığınız gibi, ellerinizin (altındaki) sahip olduğunuz (kölelerden) de (kendilerini aynı şekilde) saydığınız ve bu nimetlerde eşit haklara sahip olarak ortak yaptıklarınız var mıdır? (Elbette yoktur.)
*
Çünkü köle ve uşak, efendisine ortak ve eşit olamaz. Allah’ın mülk ve mutlak hâkimiyetinde de kullar ortak olamaz.
28
ضَرَبَ لَكُمْ مَثَلًا مِنْ اَنْفُسِكُمْؕ هَلْ لَكُمْ مِنْ مَا مَلَكَتْ اَیْمٰنُكُمْ مِنْ شُرَكَٓاءَ فٖی مَا رَزَقْنٰكُمْ فَاَنْتُمْ فٖیهِ سَوَٓاءٌ تَخَافُونَهُمْ كَخٖیفَتِكُمْ اَنْفُسَكُمْؕ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰیٰتِ لِقَوْمٍ یَعْقِلُونَ ﴿28﴾
İşte biz, akıl erdirecek bir toplum için âyetleri böyle açıklıyoruz.
29
بَلِ اتَّبَعَ الَّذٖینَ ظَلَمُٓوا اَهْوَٓاءَهُمْ بِغَیْرِ عِلْمٍۚ فَمَنْ یَهْدٖی مَنْ اَضَلَّ اللّٰهُؕ وَمَا لَهُمْ مِنْ نٰصِرٖینَ ﴿29﴾
Fakat zulüm (ve inkâr) edenler, (Allah’ın hükümleri yerine) ilim dışı olarak kendi keyiflerine uydular. Allah’ın sapıklıkta bıraktığını kim doğru yola iletebilir? Onlara hiç yardım eden de olmaz.3
3bk. 28/50
30
فَاَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّٖینِ حَنٖیفًاؕ فِطْرَتَ اللّٰهِ الَّتٖی فَطَرَ النَّاسَ عَلَیْهَاؕ لَا تَبْدٖیلَ لِخَلْقِ اللّٰهِؕ ذٰلِكَ الدّٖینُ الْقَیِّمُࣗ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا یَعْلَمُونَࣗ ﴿30﴾
O halde sen yüzünü doğruca, ‘Allah’ı birleyen’ olarak dine, (yani) Allah’ın, insanları üzerinde yarattığı fıtrata (İslâm’a) çevir. Allah’ın (İslâm’a kabiliyetli) yaratışında hiç değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
31
مُنٖیبٖینَ اِلَیْهِ وَاتَّقُوهُ وَاَقٖیمُوا الصَّلٰوةَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُشْرِكٖینَۙ ﴿31﴾
Hepiniz O’na yönelerek, emrine uygun yaşayın; namazı da dosdoğru/gereğine uygun olarak kılın (fıtratın dışına çıkarak ve hevânıza taparak)*4 müşriklerden olmayın.
4Âlûsî, XXI, 40
*
* Peygamberimiz (sas.): “Her çocuk İslâm fıtratı üzere doğar, sonra onu anne babası yahudi, hıristiyan veya mecûsî yapar.” buyurmuştur. İslâm’a alternatif/karşıt olan her fikir ve davranış küfre ve şirke götürür.
32
مِنَ الَّذٖینَ فَرَّقُوا دٖینَهُمْ وَكَانُوا شِیَعًاؕ كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَیْهِمْ فَرِحُونَ ﴿32﴾
O (şirke sapan) kimseler (ve yahudiler çıkarları uğruna) dinlerini parçaladılar ve bölük bölük oldular. (Bunlardan) her grup kendi yanındaki (benimsedikleri) ile böbürlenmektedir.
*
Müşrikler Allah’a inanmakla beraber put heykellere, geçmiş hükümdarlara, kâhinlere, rahip ve bilginlere, sahte değerlere, yanlış gaye, arzu ve benzerlerine sarılıp tapınanlardır. Bunlardan her grup kendi benimsediklerini yüceltip onunla övündüler. İhtilaf içinde biri diğerini beğenmez oldu. Hakkı değil menfaati önde tuttular. Halbuki Allah’a gerçekten inananlar yalnız O’na kulluk ettiler; şirkin ve tâğûtun çarkına girip dinde ihtilafa düşmediler ve çekişip gruplaşmadılar. Çünkü Allah’ın dini bölünmez bir bütündür. Herkes ona bağlanır, onda bütünleşir.5
33–34
وَاِذَا مَسَّ النَّاسَ ضُرٌّ دَعَوْا رَبَّهُمْ مُنٖیبٖینَ اِلَیْهِ ثُمَّ اِذَٓا اَذَاقَهُمْ مِنْهُ رَحْمَةً اِذَا فَرٖیقٌ مِنْهُمْ بِرَبِّهِمْ یُشْرِكُونَۙ ﴿33﴾
لِیَكْفُرُوا بِمَٓا اٰتَیْنٰهُمْؕ فَتَمَتَّعُواࣞ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ ﴿34﴾
İnsanlar bir sıkıntıya düşünce, Rablerine dönerek O’na yalvarırlar. Sonra (Rableri Allah,) onlara katından bir rahmet (ve rahatlık) tattırdığı zaman da hemen içlerinden bir grup kendilerine verdiğimiz şeylere nankörlük eder, (bunun sebebini başka şeylerde arar.) Böylece Rablerine ortak koşarlar. Hele (şimdilik) sefa sürün bakalım! Yakında (âkıbetinizi) bileceksiniz.1
1bk. 17/67; 29/66; 31/32
35
اَمْ اَنْزَلْنَا عَلَیْهِمْ سُلْطٰنًا فَهُوَ یَتَكَلَّمُ بِمَا كَانُوا بِهٖ یُشْرِكُونَ ﴿35﴾
Yoksa onlara bir delil (kitap) indirdik de, o mu (Allah’a) ortak koşmalarını (Allah’ı bırakıp başka varlıklara bağlanmalarını) söylüyor?
36
وَاِذَٓا اَذَقْنَا النَّاسَ رَحْمَةً فَرِحُوا بِهَاؕ وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَیِّئَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَیْدٖیهِمْ اِذَا هُمْ یَقْنَطُونَ ﴿36﴾
İnsanlara bir rahmet (iyilik, bolluk) tattırdığımız zaman, sevinip şımarırlar. Kendi işledikleri (günahlar) yüzünden kendilerine bir kötülük erişince de (Allah’ı unutup) umutsuzluğa düşerler.2
2bk. 11/9-10; 70/20-21
37
اَوَلَمْ یَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ یَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ یَشَٓاءُ وَیَقْدِرُؕ اِنَّ فٖی ذٰلِكَ لَاٰیٰتٍ لِقَوْمٍ یُؤْمِنُونَ ﴿37﴾
Allah’ın rızkı dilediğine yayıp genişletmekte ve (dilediğine) daraltmakta olduğunu görmediler mi? Elbette bunda, inanan bir toplum için ibretler vardır.
38
فَاٰتِ ذَا الْقُرْبٰى حَقَّهُ وَالْمِسْكٖینَ وَابْنَ السَّبٖیلِؕ ذٰلِكَ خَیْرٌ لِلَّذٖینَ یُرٖیدُونَ وَجْهَ اللّٰهِؗ وَاُولٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ﴿38﴾
Akrabaya, yoksula, yolda kalmışa, (iyilik ve yardımla) hakkını verin. Bu, Allah’ın rızasını dileyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar kurtuluşa ve murada erenlerin ta kendileridir.
39
وَمَٓا اٰتَیْتُمْ مِنْ رِبًا لِیَرْبُوَا فٖٓی اَمْوٰلِ النَّاسِ فَلَا یَرْبُوا عِنْدَ اللّٰهِۚ وَمَٓا اٰتَیْتُمْ مِنْ زَكٰوةٍ تُرٖیدُونَ وَجْهَ اللّٰهِ فَاُولٰٓئِكَ هُمُ الْمُضْعِفُونَ ﴿39﴾
İnsanların mallarında artış olması için faizle verdiğiniz şeyler,* Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını dileyerek verdiğiniz zekâta gelince; İşte on(u veren)ler, (sevaplarını ve mallarını) kat kat artıranlardır.
*
* Karşı taraftan, karşılığının daha fazla gelmesi gözetilerek verilen bağış ve hediyeler de faiz sayılmaktadır. Bu âyet, faiz konusunda birinci merhaledir 3
40
اَللّٰهُ الَّذٖی خَلَقَكُمْ ثُمَّ رَزَقَكُمْ ثُمَّ یُمٖیتُكُمْ ثُمَّ یُحْیٖیكُمْؕ هَلْ مِنْ شُرَكَٓائِكُمْ مَنْ یَفْعَلُ مِنْ ذٰلِكُمْ مِنْ شَیْءٍؕ سُبْحٰنَهُ وَتَعٰلٰى عَمَّا یُشْرِكُونَࣖ ﴿40﴾
Sizi yaratan, sonra size rızık veren, sonra sizi öldüren, daha sonra da (mahşerde) diriltecek olan Allah’tır. Ortak (koştuk)larınız içinde, bunlardan birini yapan var mıdır? O, onların ortak koştuklarından uzak ve yücedir.
41
ظَهَرَ الْفَسَادُ فِی الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ اَیْدِی النَّاسِ لِیُذٖیقَهُمْ بَعْضَ الَّذٖی عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ یَرْجِعُونَ ﴿41﴾
İnsanların bizzat kendilerinin kazandıkları (günahlar ve cehaletleri)* yüzünden, karada ve denizde fesat (maddî mânevî bozulmalar, afet ve felaketler) çıktı (çıkar da). Bu ise yaptıklarının bir kısmını(n cezasını Allah’ın dünyada) onlara tattırması içindir. Olur ki onlar, (bu sayede kötü hallerinden) dönerler.
*
* Yani şirk, ahlâksızlık, çeşitli nefsî hareketler, beşerî ihtiraslar, zimmete geçirme, ihtikâr, kaçakçılık ve benzerleri4 Diğer taraftan insanlar cahilliğinin ve egoistliğinin bir sevki olarak kimyasal maddelerin kullanımı, zehirli atıklar ve ormanların tahribi gibi şeylerle ozon tabakasının delinmesi, atmosferin ısınması, hava, su ve toprağın kirlenmesi gibi şeyler ortaya çıkmıştır.
42
قُلْ سٖیرُوا فِی الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَیْفَ كَانَ عٰقِبَةُ الَّذٖینَ مِنْ قَبْلُؕ كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُشْرِكٖینَ ﴿42﴾
De ki: “Yeryüzünde gezip dolaşın da, öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bir bakın. Onların çoğu (Allah’a) ortak koşanlardan idi.”
*
Bu âyetin tefsirinde, Elmalılı merhum şöyle der: “Onların ekserisi müşrikti. Onlar şirk koşmakla, yani Allah’ın hüküm ve hikmetlerine karşı (onları beğenmeyip) kendileri ahkâm koymaya kalkışmakla, Allah’ın emirlerini işlerine karıştırmamaya, Allah’tan kurtulmaya çalıştılarsa da çaresini bulamadılar. Sonunda ister istemez Allah’ın hükmüne boyun eğerek kahrolup gittiler.”
43
فَاَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّٖینِ الْقَیِّمِ مِنْ قَبْلِ اَنْ یَاْتِیَ یَوْمٌ لَا مَرَدَّ لَهُ مِنَ اللّٰهِ یَوْمَئِذٍ یَصَّدَّعُونَ ﴿43﴾
Geri çevrilmesi asla mümkün olmayan (ecel), Allah tarafından, bir gün erişmeden önce, yüzünü dosdoğru dine (İslâm’a) yönelt. O gün (kıyamette insanlar, cennet ve cehenneme gitmek üzere) bölük bölük ayrılırlar.
44
مَنْ كَفَرَ فَعَلَیْهِ كُفْرُهُۚ وَمَنْ عَمِلَ صٰلِحًا فَلِاَنْفُسِهِمْ یَمْهَدُونَۙ ﴿44﴾
Kim küfre saparsa küfrü/inkârı kendi aleyhinedir. Kim de sâlih amel işlerse kendileri için (cennetteki yerlerine) hazırlanmış olurlar.
45
لِیَجْزِیَ الَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصّٰلِحٰتِ مِنْ فَضْلِهٖؕ اِنَّهُ لَا یُحِبُّ الْكٰفِرٖینَ ﴿45﴾
Çünkü (Allah), iman edip sâlih ameller işleyenleri lütf u keremi ile mükâfatlandırır. Elbette O, inkâr edenleri sevmez.
46
وَمِنْ اٰیٰتِهٖٓ اَنْ یُرْسِلَ الرِّیَاحَ مُبَشِّرٰتٍ وَلِیُذٖیقَكُمْ مِنْ رَحْمَتِهٖ وَلِتَجْرِیَ الْفُلْكُ بِاَمْرِهٖ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهٖ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ﴿46﴾
O’nun (kudretinin) delillerinden biri de rüzgarları (yağmurun) müjdecisi olarak göndermesidir ki size rahmeti (ile nimeti)nden tattırsın, gemiler emriyle ak(ıp git)sin, siz de O’nun lütfundan (rızık) arayasınız ve (verdiklerine) şükredesiniz.
47
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ رُسُلًا اِلٰى قَوْمِهِمْ فَجَٓاؤُهُمْ بِالْبَیِّنٰتِ فَانْتَقَمْنَا مِنَ الَّذٖینَ اَجْرَمُواؕ وَكَانَ حَقًّا عَلَیْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِنٖینَ ﴿47﴾
(Resûlüm!) Andolsun ki biz, senden önce de birçok peygamberi kavimlerine gönderdik ve onlara açık deliller getirdiler. Biz de, o (inanmayıp) suç işleyenlerden intikam aldık. (Çünkü) mü’minlere yardım etmek üzerimize bir hak olmuştur.1
1bk. 10/103
48
اَللّٰهُ الَّذٖی یُرْسِلُ الرِّیٰحَ فَتُثٖیرُ سَحَابًا فَیَبْسُطُهُ فِی السَّمَٓاءِ كَیْفَ یَشَٓاءُ وَیَجْعَلُهُ كِسَفًا فَتَرَى الْوَدْقَ یَخْرُجُ مِنْ خِلٰلِهٖۚ فَاِذَٓا اَصَابَ بِهٖ مَنْ یَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِهٖٓ اِذَا هُمْ یَسْتَبْشِرُونَ ﴿48﴾
Rüzgarları gönderen Allah’tır. Onlar, (yağmur yüklü) bir bulutu kaldırıp yürütür. Derken (Allah) gökte onu dilediği gibi yayar, parça parça eder. Sonuçta onun arasından yağmur tanelerinin çıktığını görürsün. Artık onu dilediği kullarına ulaştırınca, derhal onları bir sevinç alır.
49
وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلِ اَنْ یُنَزَّلَ عَلَیْهِمْ مِنْ قَبْلِهٖ لَمُبْلِسٖینَ ﴿49﴾
Halbuki onlar, daha önce o (yağmur), kendilerine indirilmezden evvel ümitlerini kesmişlerdi.
*
“Ve in kânû”, “Ve kad kânû” anlamında tefsir edilmiştir. Diğer mâna şöyledir: “Gerçi onlar, o (yağmur) kendilerine indirilmezden evvel ümitlerini kesmiş iseler de.”
50
فَانْظُرْ اِلٰٓى اٰثٰرِ رَحْمَتِ اللّٰهِ كَیْفَ یُحْيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاؕ اِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْيِ الْمَوْتٰىۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖیرٌ ﴿50﴾
İşte şimdi bak, Allah’ın rahmetinin eserlerine! Yeri, ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şüphesiz ki O, ölüleri de diriltecektir. O her şeye kâdirdir.
51
وَلَئِنْ اَرْسَلْنَا رٖیحًا فَرَاَوْهُ مُصْفَرًّا لَظَلُّوا مِنْ بَعْدِهٖ یَكْفُرُونَ ﴿51﴾
Andolsun ki sıcak, kavurucu bir rüzgar göndersek de o (ekinleri)ni sararmış görseler ondan sonra kesinlikle (Allah’a karşı) nankörlük etmeye başlarlar.
52
فَاِنَّكَ لَا تُسْمِعُ الْمَوْتٰى وَلَا تُسْمِعُ الصُّمَّ الدُّعَٓاءَ اِذَا وَلَّوْا مُدْبِرٖینَ ﴿52﴾
(Ey Resûlüm!) Bunun için sen, (kalpleri) ölülere (söz) dinletemezsin. Hele arkalarını dönüp giden sağırlara (hiç) duyuramazsın.
53
وَمَٓا اَنْـتَ بِهٰدِ الْعُمْیِ عَنْ ضَلٰلَتِهِمْؕ اِنْ تُسْمِعُ اِلَّا مَنْ یُؤْمِنُ بِاٰیٰتِنَا فَهُمْ مُسْلِمُونَࣖ ﴿53﴾
Sen (kalp gözleri) körleri de, sapıklıklarından (ayırıp) doğru yola iletici değilsin. Sen, âyetlerimizi ancak iman edecek olanlara duyurabilirsin. Onlar da müslüman olur (selamete erer)ler.
54
اَللّٰهُ الَّذٖی خَلَقَكُمْ مِنْ ضَعْفٍ ثُمَّ جَعَلَ مِنْ بَعْدِ ضَعْفٍ قُوَّةً ثُمَّ جَعَلَ مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ ضَعْفًا وَشَیْبَةًؕ یَخْلُقُ مَا یَشَٓاءُۚ وَهُوَ الْعَلٖیمُ الْقَدٖیرُ ﴿54﴾
Sizi, zayıf (meni/sperma)dan yaratan, sonra diğer zayıflığın (cenin ve sıbyanlığın) ardından size kuvvet veren (geliştiren), sonra kuvvetin ardından (yeniden) size bir güçsüzlük ve ihtiyarlık veren Allah’tır. (O) dilediğini yaratır ve O, hakkıyla bilendir, kâdir-i mutlaktır.1
1Erzel-i ömr için bk. 16/70
55
وَیَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ یُقْسِمُ الْمُجْرِمُونَۙ مَا لَبِثُوا غَیْرَ سَاعَةٍؕ كَذٰلِكَ كَانُوا یُؤْفَكُونَ ﴿55﴾
Kıyamet kopacağı gün, günahkârlar, (dünyada ve kabirde) bir saatten başka kalmadıklarına yemin ederler. İşte onlar, tıpkı bunun gibi (dünyada da yalan söylüyorlar, haktan) dönüyorlardı.2
2bk. 20/103; 23/ 113; 79/46
56
وَقَالَ الَّذٖینَ اُوتُوا الْعِلْمَ وَالْاٖیمٰنَ لَقَدْ لَبِثْتُمْ فٖی كِتٰبِ اللّٰهِ اِلٰى یَوْمِ الْبَعْثِؗ فَهٰذَا یَوْمُ الْبَعْثِ وَلٰكِنَّكُمْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ ﴿56﴾
Kendilerine ilim ve iman nasip edilenler de: “Andolsun ki siz, Allah’ın kitabındaki (yazılıp takdir edilen) yeniden dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bu, yeniden dirilme günüdür. Fakat siz bilmiyor (ve inanmıyor)dunuz.” derler.
57
فَیَوْمَئِذٍ لَا یَنْفَعُ الَّذٖینَ ظَلَمُوا مَعْذِرَتُهُمْ وَلَا هُمْ یُسْتَعْتَبُونَ ﴿57﴾
Artık o gün, zulmedenlere mazeretleri fayda vermeyecek ve onlardan tevbe edip hoşnutluk dilemeleri istenmeyecektir.
58
وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فٖی هٰذَا الْقُرْاٰنِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍؕ وَلَئِنْ جِئْتَهُمْ بِاٰیَةٍ لَیَقُولَنَّ الَّذٖینَ كَفَرُٓوا اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا مُبْطِلُونَ ﴿58﴾
Gerçekten biz, bu Kur’an’da, insanlara her çeşit temsiller getirdik. Andolsun ki (Resûlüm!) Eğer onlara bir âyet getirsen o küfre sapanlar yine kesinlikle: “Siz ancak boş/saçma şeyler ortaya atıyorsunuz.” derler.3
3bk. 6/111; 10/96-97; 15/14-15
59
كَذٰلِكَ یَطْبَعُ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِ الَّذٖینَ لَا یَعْلَمُونَ ﴿59﴾
İşte Allah, (kendisini ve hakikatleri) bilmeyenlerin kalplerini böyle mühürler.
60
فَاصْبِرْ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَلَا یَسْتَخِفَّنَّكَ الَّذٖینَ لَا یُوقِنُونَ ﴿60﴾
(Resûlüm!) Sabret. Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. İnanmayanlar seni (sabırda) hafif görmesin(ler).