Feyzü’l FurkanTefsirli Kur’ân-ı Kerîm Meâli
29. AnkebûtÂyet 1
سُورَةُ الْعَنْكَبُوتِ

Ankebût Sûresi

MEKKÎ69 âyet · Cüz 20–21 · Nüzûl sırası 85
Bu sûre hakkındaMekke döneminde nâzil olmuştur. 69 âyettir. Ankebût, “örümcek” demektir. Adını 41. âyette kâfirlerin işinin örümcek ağına benzetilmesinden almıştır. 1-10. âyetler Medine döneminde inmiştir.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1
الٓمٓࣞ ﴿1﴾
Elif, Lâm, Mîm.
2
اَحَسِبَ النَّاسُ اَنْ یُتْرَكُٓوا اَنْ یَقُولُٓوا اٰمَنَّا وَهُمْ لَا یُفْتَنُونَ ﴿2﴾
İnsanlar (dünyada Allah’a ibadet ve itaat etmeden, çeşitli çile ve güçlüklerle, bazen de verilen bol mal ve refah ile) imtihan edilmeden (sadece) “inandık” demeleriyle bırakılacaklarını mı sandılar?3
3bk. 2/214; 21/35
*
Kul için ilk derece, onun müslüman olmasıdır. Çünkü bunun altında küfür dereceleri bulunur. Bir kimse İslâm’a girmekle güzel bir başlangıç yapmıştır; artık pay almaya başlar. Bir kısmı gayret eder, imanı kalbine işler ve hareketlerine yansır. Allah’a kulluk görevlerini tam olarak yerine getirir, infak ve cihad ederek cennette yüksek dereceler kazanır. Bir kısmı da küfre girmez, ama görevlerini yerine getirmeyerek, nefsine düşkün olarak günahkârlar ve âsîler derecesine düşer.4
3
وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذٖینَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَلَیَعْلَمَنَّ اللّٰهُ الَّذٖینَ صَدَقُوا وَلَیَعْلَمَنَّ الْكٰذِبٖینَ ﴿3﴾
Andolsun ki biz, onlardan öncekileri de (sıkıntılarla) imtihan ettik. Allah elbette (iman yönüyle) doğru olanları da bilir, yalancıları da bilir.
4
اَمْ حَسِبَ الَّذٖینَ یَعْمَلُونَ السَّیِّـَٔاتِ اَنْ یَسْبِقُونَاؕ سَٓاءَ مَا یَحْكُمُونَ ﴿4﴾
Yoksa (gizli de olsa) kötülükleri yapanlar bizi geçip savuşacak (yakalanmayacak)larını mı sandılar? Ne kötü/fena hükmediyorlar!
5
مَنْ كَانَ یَرْجُوا لِقَٓاءَ اللّٰهِ فَاِنَّ اَجَلَ اللّٰهِ لَاٰتٍؕ وَهُوَ السَّمٖیعُ الْعَلٖیمُ ﴿5﴾
Kim Allah’a kavuşmayı arzuluyorsa bilsin ki (bunun için) Allah’ın tayin ettiği vakit elbette gelecektir. O, (her şeyi) işitendir, bilendir.
6
وَمَنْ جٰهَدَ فَاِنَّمَا یُجٰهِدُ لِنَفْسِهٖؕ اِنَّ اللّٰهَ لَغَنِیٌّ عَنِ الْعٰلَمٖینَ ﴿6﴾
Kim (nefsini düzeltmede veya Allah yolunda) cihad eder/çaba gösterirse ancak kendi (faydası) için cihad etmiş/çaba göstermiş olur. Çünkü Allah, elbette âlemlerden müstağnîdir. (Kimsenin ibadet ve cihadına ihtiyacı yoktur. Ancak O mükâfat vericidir.)5
5bk. 45/15
5bk. 16/25; 33/66-68; 38/59-61; 38/18; 70/10-11
7
وَالَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصّٰلِحٰتِ لَنُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَیِّـَٔاتِهِمْ وَلَنَجْزِیَنَّهُمْ اَحْسَنَ الَّذٖی كَانُوا یَعْمَلُونَ ﴿7﴾
İman edip de sâlih (sevaplı) işler yapanların günahlarını elbette örteceğiz ve mutlaka onlara yaptıklarının daha güzeliyle karşılık vereceğiz.1
1bk. 4/40; 16/96
8
وَوَصَّیْنَا الْاِنْسٰنَ بِوٰلِدَیْهِ حُسْنًاؕ وَاِنْ جٰهَدَاكَ لِتُشْرِكَ بٖی مَا لَیْسَ لَكَ بِهٖ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَاؕ اِلَیَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿8﴾
Biz insana anne ve babasına güzel davranmasını (ve iyilik yapmasını) tavsiye ettik. Bununla beraber eğer onlar, hakkında bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa onlara (bu hususta) itaat etme!2 Dönüşünüz ancak banadır. O zaman size yaptıklarınızı (ve karşılığını) haber vereceğim.3
2krş. 31/15
3krş. 17/23-24; 31/15
9
وَالَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصّٰلِحٰتِ لَنُدْخِلَنَّهُمْ فِی الصّٰلِحٖینَ ﴿9﴾
İman edip de sâlih (sevaplı) işler yapanları ise elbette onları iyiler içine koyacağız.
10
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ یَقُولُ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ فَاِذَٓا اُوذِیَ فِی اللّٰهِ جَعَلَ فِتْنَةَ النَّاسِ كَعَذَابِ اللّٰهِؕ وَلَئِنْ جَٓاءَ نَصْرٌ مِنْ رَبِّكَ لَیَقُولُنَّ اِنَّا كُنَّا مَعَكُمْؕ اَوَلَیْسَ اللّٰهُ بِاَعْلَمَ بِمَا فٖی صُدُورِ الْعٰلَمٖینَ ﴿10﴾
Kimi insanlar da var ki: “Allah’a inandık.” der, fakat Allah uğrunda eziyet gördüğü zaman, insanların eziyetini, Allah’ın azabı gibi sayar (da hemen dininde gevşemeye başlar). Andolsun ki (mü’minlere) Rabbinden bir yardım gelirse (münâfıklar): “Biz de hakikaten sizinle beraberdik.” derler. (Halbuki) Allah, âlemlerin sinelerinde olan (iman ve nifak)ı en iyi bilen değil midir?4
4bk. 22/11
11
وَلَیَعْلَمَنَّ اللّٰهُ الَّذٖینَ اٰمَنُوا وَلَیَعْلَمَنَّ الْمُنٰفِقٖینَ ﴿11﴾
Allah, elbette (gönülden/samimi) iman edenleri de bilir, (samimi olmayan) münâfıkları da bilir.
12
وَقَالَ الَّذٖینَ كَفَرُوا لِلَّذٖینَ اٰمَنُوا اتَّبِعُوا سَبٖیلَنَا وَلْنَحْمِلْ خَطٰیٰكُمْؕ وَمَا هُمْ بِحٰمِلٖینَ مِنْ خَطٰیٰهُمْ مِنْ شَیْءٍؕ اِنَّهُمْ لَكٰذِبُونَ ﴿12﴾
Küfre sapanlar/inkâr edenler, iman edenlere: “Bizim yolumuza uyun, (dediğimizi yapın, eğer yanlışsa) günahlarınızı biz yüklenelim.” derler. Oysa kendileri, onların günahlarından hiçbir şey yüklenip taşıyacak değillerdir. Şüphesiz ki onlar yalancıdırlar.
13
وَلَیَحْمِلُنَّ اَثْقَالَهُمْ وَاَثْقَالًا مَعَ اَثْقَالِهِمْؗ وَلَیُسْـَٔلُنَّ یَوْمَ الْقِیٰمَةِ عَمَّا كَانُوا یَفْتَرُونَࣖ ﴿13﴾
Ve hiç kuşkusuz onlar, hem kendi (günah) yüklerini hem de kendi yükleriyle beraber (saptırdıkları kimselerden veya üzerlerinde kalan başkalarının haklarından dolayı) daha nice yükleri yüklenecekler ve uydurdukları şeylerden elbette hesaba çekileceklerdir.
*
Kimse kimsenin günahını yüklenmez. Ancak saptıran, hem kendisini hem de sapanı saptırmasının günahını yüklenir. Sapan da özrü kabul edilmeksizin, sapmasının ve işlediğinin günahını yüklenir.5
14
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِهٖ فَلَبِثَ فٖیهِمْ اَلْفَ سَنَةٍ اِلَّا خَمْسٖینَ عَامًاؕ فَاَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظٰلِمُونَ ﴿14﴾
Andolsun ki biz, Nuh’u kavmine (peygamber) gönderdik de içlerinde bin seneden elli yıl eksik (950 yıl) kaldı. Nihayet onlar (yola gelmeyip) zulme devam ederlerken tûfan kendilerini yakalayıverdi.
15
فَاَنْجَیْنٰهُ وَاَصْحٰبَ السَّفٖینَةِ وَجَعَلْنٰهَٓا اٰیَةً لِلْعٰلَمٖینَ ﴿15﴾
Biz onu da, gemide bulunanları da kurtardık ve bunu âlemlere bir ibret yaptık.1
1bk. 36/41-44; 54/15; 69/11-12
16
وَاِبْرٰهٖیمَ اِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاتَّقُوهُؕ ذٰلِكُمْ خَیْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ﴿16﴾
İbrahim’i de (gönderdik). Hani o, kavmine demişti ki: “Allah’a kulluk edin. O’nun emrine uygun yaşayın/karşı gelmekten sakının; eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.”
17
اِنَّمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَوْثٰنًا وَتَخْلُقُونَ اِفْكًاؕ اِنَّ الَّذٖینَ تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَا یَمْلِكُونَ لَكُمْ رِزْقًا فَابْتَغُوا عِنْدَ اللّٰهِ الرِّزْقَ وَاعْبُدُوهُ وَاشْكُرُوا لَهُؕ اِلَیْهِ تُرْجَعُونَ ﴿17﴾
“Siz ancak, Allah’ı bırakıp birtakım putlara/heykellere tapıyorsunuz (onlara bağlılık gösterileri yapıyorsunuz). Bunun için de birtakım yalan (ve bahaneler) uyduruyorsunuz. Şüphesiz Allah’tan başka taptıklarınızın size rızık vermeye güçleri yetmez. O halde rızkı Allah katında arayın, (ibadet ve itaatle ancak)* O’na kulluk edin ve O’na şükredin. Siz ancak O’na döndürüleceksiniz.”
*
* Allah’a kulluk, yalnız ibadet etmekle değil, O’nun bütün emirlerine itaatle olur.
18
وَاِنْ تُكَذِّبُوا فَقَدْ كَذَّبَ اُمَمٌ مِنْ قَبْلِكُمْؕ وَمَا عَلَى الرَّسُولِ اِلَّا الْبَلٰغُ الْمُبٖینُ ﴿18﴾
“Eğer (beni) yalanlarsanız (bilesiniz ki) sizden önceki ümmetler de (peygamberlerini) yalanlamış (ve helak olmuş)lardı. Peygamberin üzerine düşen, apaçık bir tebliğden başkası değildir.”
19
اَوَلَمْ یَرَوْا كَیْفَ یُبْدِئُ اللّٰهُ الْخَلْقَ ثُمَّ یُعٖیدُهُؕ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ یَسٖیرٌ ﴿19﴾
“Allah, varlıkları yaratmaya nasıl başlıyor, görmediler mi? Sonra onu (mahşerde aynen diriltip) iade edecektir. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.”2
2bk. 30/17
20
قُلْ سٖیرُوا فِی الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَیْفَ بَدَاَ الْخَلْقَ ثُمَّ اللّٰهُ یُنْشِئُ النَّشْاَةَ الْاٰخِرَةَؕ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖیرٌۚ ﴿20﴾
De ki: “Yeryüzünde gezip dolaşın, (Allah’ın) yaratmaya nasıl başladığına bakın. Sonra, Allah (tıpkı bunun gibi, kıyamette) son yaratmayı da yapacaktır. Çünkü Allah her şeye kâdirdir.”
21
یُعَذِّبُ مَنْ یَشَٓاءُ وَیَرْحَمُ مَنْ یَشَٓاءُۚ وَاِلَیْهِ تُقْلَبُونَ ﴿21﴾
(Allah) dilediğine azap eder, dilediğine de merhamet eder. (Hepiniz) ancak O’na döndürüleceksiniz.”
22
وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِزٖینَ فِی الْاَرْضِ وَلَا فِی السَّمَٓاءِؗ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ وَلِیٍّ وَلَا نَصٖیرٍࣖ ﴿22﴾
“Siz ne yerde ne gökte (Allah’ı) aciz bırakacak değilsiniz. Sizin Allah’tan başka hiçbir dostunuz ve yardımcınız da yoktur.”
23
وَالَّذٖینَ كَفَرُوا بِاٰیٰتِ اللّٰهِ وَلِقَٓائِهٖٓ اُولٰٓئِكَ یَـئِسُوا مِنْ رَحْمَتٖی وَاُولٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ اَلٖیمٌ ﴿23﴾
“Allah’ın âyetlerini ve O’na kavuşmayı (ve aynen dirilip hesabın görüleceğini) inkâr edenlere gelince; işte onlar, benim rahmetimden ümit kesmişlerdir. Üstelik onlar için acıklı bir azap vardır.”
24
فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهٖٓ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا اقْتُلُوهُ اَوْ حَرِّقُوهُ فَاَنْجٰیهُ اللّٰهُ مِنَ النَّارِؕ اِنَّ فٖی ذٰلِكَ لَاٰیٰتٍ لِقَوْمٍ یُؤْمِنُونَ ﴿24﴾
Kavminin (İbrahim’e) cevabı: “Onu öldürün veya onu yakın!” demelerinden başka bir şey olmadı. (Kavmi onu ateşe atınca) Allah da onu ateşten koru(yup kurtar)dı. Şüphesiz bunda iman eden bir toplum için ibretler vardır.1
1bk. 37/97-98
25
وَقَالَ اِنَّمَا اتَّخَذْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَوْثٰنًاۙ مَوَدَّةَ بَیْنِكُمْ فِی الْحَیٰوةِ الدُّنْیَاۚ ثُمَّ یَوْمَ الْقِیٰمَةِ یَكْفُرُ بَعْضُكُمْ بِبَعْضٍ وَیَلْعَنُ بَعْضُكُمْ بَعْضًاؗ وَمَاْوٰیكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ نٰصِرٖینَࣗ ﴿25﴾
(İbrahim kavmine) dedi ki: “Siz dünya hayatında, aranızda sevgi (ve dostluk) olsun diye Allah’ı bırakıp birtakım heykel putlar edindiniz. (Putların ve putlaştırdıklarınızın etrafında birleşip sevgi ve dostluk kurdunuz.)(Oysa) sonra, kıyamet gününde (küfürle) birbirinizden uzaklaşacak* (putlara saygı ve tapınmada önderlik edenler ve onlara tâbi olanlar) birbirinize lanet edeceksiniz. Artık sizin barınağınız ateştir. Sizin için yardımcılar da yoktur.2
2krş. 7/38; 71/23
*
*Âyetteki “yekfurû”, burada “teberra’e” (uzaklaştı) anlamındadır.
*
Dünyada Allah’ın rızasına uygun olmayan sevgi ve bağlılıklar âhirette kişinin aleyhine dönecektir.3
26
فَاٰمَنَ لَهُ لُوطٌۘ وَقَالَ اِنّٖی مُهَاجِرٌ اِلٰى رَبّٖیؕ اِنَّهُ هُوَ الْعَزٖیزُ الْحَكٖیمُ ﴿26﴾
Bunun üzerine ona (İbrahim’e, önce yeğeni) Lût iman etti ve (İbrahim) dedi ki: “Ben, Rabbim(in emrettiği yer)e hicret edeceğim. Şüphesiz O, mutlak galip, hüküm ve hikmet sahibidir.”4
4bk. 21/71
27
وَوَهَبْنَا لَـهُٓ اِسْحٰقَ وَیَعْقُوبَ وَجَعَلْنَا فٖی ذُرِّیَّتِهِ النُّبُوَّةَ وَالْكِتٰبَ وَاٰتَیْنٰهُ اَجْرَهُ فِی الدُّنْیَاۚ وَاِنَّهُ فِی الْاٰخِرَةِ لَمِنَ الصّٰلِحٖینَ ﴿27﴾
Biz ona (İsmail’den sonra) İshak’ı da, (torunu) Yakub’u da bağışladık. Peygamberliği ve kitapları da onun nesline verdik. Dünyada ona mükâfatını verdik. Şüphesiz o, âhirette de iyilerdendir.5
5bk. 19/49; 21/72
28
وَلُوطًا اِذْ قَالَ لِقَوْمِهٖٓ اِنَّكُمْ لَتَاْتُونَ الْفٰحِشَةَؗ مَا سَبَقَكُمْ بِهَا مِنْ اَحَدٍ مِنَ الْعٰلَمٖینَ ﴿28﴾
Lût’a da (peygamberlik verdik), o kavmine dedi ki: “Gerçekten siz, sizden önce geçen milletlerden hiçbirinin yapmadığı bir hayasızlığı (çirkin işi) yapıyorsunuz.”
29
اَئِنَّكُمْ لَتَاْتُونَ الرِّجَالَ وَتَقْطَعُونَ السَّبٖیلَ وَتَاْتُونَ فٖی نَادٖیكُمُ الْمُنْكَرَؕ فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهٖٓ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا ائْتِنَا بِعَذَابِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصّٰدِقٖینَ ﴿29﴾
“Siz yine (kadınları bırakıp) erkeklere gidecek, (çocukların doğma) yolu(nu) kesecek6 ve toplantılarınızda meşru davranmayacak (edepsizlik yoluna gidecek) misiniz?” Kavminin ona cevabı: “(Tehdidinde) doğru söyleyenlerden isen Allah’ın azabını bize getir.” demelerinden başkası olmadı.
6bk. Taberî, XX, 93; Emiroğlu, IX, 23. Râzî de “yol kesme” kelimesine, “kadınlara gitme yolunu bırakma” anlamı vermiştir. (XVIII, 9); krş. 7/81; 27/55
30
قَالَ رَبِّ انْصُرْنٖی عَلَى الْقَوْمِ الْمُفْسِدٖینَࣖ ﴿30﴾
(Lût:) “Ey Rabbim! (Senin emrine uymayıp) bozgunculuk yapan* kavme karşı bana yardım et.” dedi.
*
* Bozguncular, Allah’ın emrine muhalefet eden ve O’nu dinlemeyenlerdir.
31
وَلَمَّا جَٓاءَتْ رُسُلُـنَٓا اِبْرٰهٖیمَ بِالْبُشْرٰىۙ قَالُٓوا اِنَّا مُهْلِكُٓوا اَهْلِ هٰذِهِ الْقَرْیَةِۚ اِنَّ اَهْلَهَا كَانُوا ظٰلِمٖینَۚ ﴿31﴾
Elçilerimiz (melekler), İbrahim’e (oğlu olacağına dair) müjdeyi getirince dediler ki: “Biz şu memleketin (Sodom’un) halkını helak edeceğiz. Çünkü oranın halkı (büsbütün) zalim kimselerdir.”
32
قَالَ اِنَّ فٖیهَا لُـوطًاؕ قَالُوا نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَنْ فٖیهَاؗ لَنُنَجِّیَنَّهُ وَاَهْلَـهُٓ اِلَّا امْرَاَتَهُؗ كَانَتْ مِنَ الْغٰبِرٖینَ ﴿32﴾
(İbrahim) dedi ki: “Ama içlerinde Lût vardır.” (Onlar:) “Biz orada kim olduğunu daha iyi biliyoruz. Onu ve ailesini elbette (Rabbimizin emriyle) kurtaracağız. Yalnız karısı geride (azapta) kalanlardan olacaktır.” dediler.
33
وَلَمَّٓا اَنْ جَٓاءَتْ رُسُلُنَا لُـوطًا سٖٓیءَ بِهِمْ وَضَـاقَ بِهِمْ ذَرْعًا وَقَالُوا لَا تَخَفْ وَلَا تَحْزَنْࣞ اِنَّا مُنَجُّوكَ وَاَهْلَكَ اِلَّا امْرَاَتَكَ كَانَتْ مِنَ الْغٰبِرٖینَ ﴿33﴾
Elçilerimiz Lût’a gelince, (Lût) onlar hakkında (tecavüze uğrayacakları korkusundan dolayı) fenalaştı ve onlar yüzünden (içi) pek daraldı.
*
Çünkü Lût (as.), genç kılığına bürünmüş olarak gelenlerin melek olduklarını bilmiyor ve kavminin onlara sarkıntılık yapmasından korkuyordu.
33
وَلَمَّٓا اَنْ جَٓاءَتْ رُسُلُنَا لُـوطًا سٖٓیءَ بِهِمْ وَضَـاقَ بِهِمْ ذَرْعًا وَقَالُوا لَا تَخَفْ وَلَا تَحْزَنْࣞ اِنَّا مُنَجُّوكَ وَاَهْلَكَ اِلَّا امْرَاَتَكَ كَانَتْ مِنَ الْغٰبِرٖینَ ﴿33﴾
Dediler ki: “(Bizden yana) korkma ve üzülme. Doğrusu biz, geride (azapta) kalacaklardan olan karın hariç, (Rabbimizin emriyle) seni ve aileni kurtaracağız.”
34
اِنَّا مُنْزِلُونَ عَلٰٓى اَهْلِ هٰذِهِ الْقَرْیَةِ رِجْزًا مِنَ السَّمَٓاءِ بِمَا كَانُوا یَفْسُقُونَ ﴿34﴾
“Muhakkak ki bu şehir (halkının) üzerine, yoldan çıkmış olmaları yüzünden, gökten bir azap indireceğiz.”
35
وَلَقَدْ تَرَكْنَا مِنْهَٓا اٰیَةً بَیِّنَةً لِقَوْمٍ یَعْقِلُونَ ﴿35﴾
Andolsun ki biz, aklını kullanacak bir toplum için ondan (o helak ettiğimiz ülkeden ibret alınacak) apaçık bir işaret bırakmışızdır.1
1bk. 37/137-138
36
وَاِلٰى مَدْیَنَ اَخَاهُمْ شُعَیْبًاۙ فَقَالَ یٰقَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَارْجُوا الْیَوْمَ الْاٰخِرَ وَلَا تَعْثَوْا فِی الْاَرْضِ مُفْسِدٖینَ ﴿36﴾
Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı (gönderdik): “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Âhiret günü(nün mükâfatı)na umut bağlayın. Yeryüzünde (Allah’ın hükümlerine karşı) bozgunculuk yaparak kargaşa çıkarmayın.” dedi.
37
فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَاَصْبَحُوا فٖی دَارِهِمْ جٰثِمٖینَؗ ﴿37﴾
Ama onu yalanladılar (Allah’tan gelen emirlere itibar etmediler). Derken kendilerini şiddetli bir sarsıntı yakaladı da yurtlarında dizüstü çöküp kaldılar.
38
وَعَادًا وَثَمُودَا وَقَدْ تَبَیَّنَ لَكُمْ مِنْ مَسٰكِنِهِمْࣞ وَزَیَّنَ لَهُمُ الشَّیْطٰنُ اَعْمٰلَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّبٖیلِ وَكَانُوا مُسْتَبْصِرٖینَۙ ﴿38﴾
Âd ve Semûd’u da (yok ettik). Bu, onların (harap olmuş) evlerinden siz (Mekkeliler’)e belli olmaktadır. Şeytan kendilerine (kötü) işlerini süslü gösterip onları doğru yoldan çevirdi. Halbuki onlar ileriyi görebilirlerdi (ama görmediler; başlarına gelen felaketleri, günahlarına değil başka sebeplere bağladılar).
*
Âyet-i kerîmede toplumların, Allah (cc.) ile ilgilerini kesip yaratılış gayelerinin dışına çıkarak, O’na isyan halinde yaşadıkları takdirde, bir gün onlara ilâhî bir afetin gelmesinin kaçınılmaz olduğu vurgulanmaktadır.2
39
وَقٰرُونَ وَفِرْعَوْنَ وَهٰمٰنَ وَلَقَدْ جَٓاءَهُمْ مُوسٰى بِالْبَیِّنٰتِ فَاسْتَكْبَرُوا فِی الْاَرْضِ وَمَا كَانُوا سٰبِقٖینَۚ ﴿39﴾
Kârun’u, Firavun’u ve (veziri) Hâmân’ı da (yok ettik). Andolsun ki Musa’nın onlara açık deliller getirmesine rağmen onlar (iman etmeyip) yeryüzünde büyüklük tasladılar. Halbuki (azabımızdan) geçip savuşacak değillerdi.
40
فَكُلًّا اَخَذْنَا بِذَنْبِهٖۚ فَمِنْهُمْ مَنْ اَرْسَلْنَا عَـلَیْهِ حَـاصِبًاۚ وَمِنْهُمْ مَنْ اَخَذَتْهُ الصَّیْحَةُۚ وَمِنْهُمْ مَنْ خَسَفْنَا بِهِ الْاَرْضَۚ وَمِنْهُمْ مَنْ اَغْرَقْنَاۚ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِیَظْلِمَهُمْ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ یَظْلِمُونَ ﴿40﴾
İşte her birini günahı sebebiyle yakaladık. Onların bir kısmının üzerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik, kimini korkunç bir çığlık aldı (batırıp yok etti,) kimini yere batırdık, kimini de (suda) boğduk. Allah onlara zulmetmiyordu, fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.1
1bk. 25/38
*
Lût kavmi taş yağmuruna tutuldu. Hz. Şuayb ile Hz. Salih’in kavmi korkunç bir çığlık ile helak edildi. Kârun ve beraberindekiler yere batırıldı. Firavun ve kavmi de suda boğuldu. Âyet ve musibetler her topluma ayrı nitelikte geldiği gibi bir topluma da ayrı zamanlarda gelebilir. Helak ise sadece kâfirlere yöneliktir ve toptandır.
41
مَثَلُ الَّذٖینَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَوْلِیَٓاءَ كَمَثَلِ الْعَنْكَبُوتِۚ اِتَّخَذَتْ بَیْتًاؕ وَاِنَّ اَوْهَنَ الْبُیُوتِ لَبَیْتُ الْعَنْكَبُوتِۘ لَوْ كَانُوا یَعْلَمُونَ ﴿41﴾
Allah’tan başka (sığınacak, bağlanacak) velîler edinenlerin durumu, tıpkı kendisine (ağdan) bir ev edinen örümceğe benzer. Halbuki evlerin en zayıfı, elbet örümcek ağıdır, keşke bilselerdi!
*
Ne yazık ki bunun böyle olduğunu bilmeyen ve ona tutunacak kadar gaflette olanlar vardır. Şurası bilinmeli ki hevâ ve hevese dayanan her şey -zulüm dâhil- örümcek ağı gibi kolay ve çabukça yok olmaya mahkumdur.
42
اِنَّ اللّٰهَ یَعْلَمُ مَا یَدْعُونَ مِنْ دُونِهٖ مِنْ شَیْءٍؕ وَهُوَ الْعَزٖیزُ الْحَكٖیمُ ﴿42﴾
Şüphesiz Allah, onların kendisinden başka neye yalvarıp taptıklarını bilir. O mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.
43
وَتِلْكَ الْاَمْثٰلُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِۚ وَمَا یَعْقِلُـهَٓا اِلَّا الْعٰلِمُونَ ﴿43﴾
İşte biz, bu misalleri insanlar için (ibret alsınlar diye) getiriyoruz. Ancak onları, âlimlerden başkası anlamaz.
44
خَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوٰتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّؕ اِنَّ فٖی ذٰلِكَ لَاٰیَةً لِلْمُؤْمِنٖینَࣖ ﴿44﴾
Allah gökleri ve yeri, hakkınca (tam yerli yerince) yarattı. Hiç şüphesiz bunda inananlar için (Allah’ın varlığına ve kudretine) elbette bir işaret vardır.2
2bk. 53/31
45
اُتْلُ مَٓا اُوحِیَ اِلَیْكَ مِنَ الْكِتٰبِ وَاَقِمِ الصَّلٰوةَؕ اِنَّ الصَّلٰوةَ تَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِؕ وَلَذِكْرُ اللّٰهِ اَكْبَرُؕ وَاللّٰهُ یَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ ﴿45﴾
(Resûlüm!) Kitab’dan sana vahyedileni oku ve namazı da dosdoğru/gereğine uygun olarak kıl. Çünkü namaz hayasızlıktan/utanmazlıktan ve kötü sayılan şey(ler)den alıkoyar. Allah’ın zikri (namaz)3 elbette ibadetlerin en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.
3Beydâvî, II, 235; Nesefî (Tefsîr), III, 259; Elmalılı, V, 3768
46
وَلَا تُجٰدِلُٓوا اَهْلَ الْكِتٰبِ اِلَّا بِالَّتٖی هِیَ اَحْسَنُࣗ اِلَّا الَّذٖینَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ وَقُولُٓوا اٰمَنَّا بِالَّـذٖٓی اُنْزِلَ اِلَیْنَا وَاُنْزِلَ اِلَیْكُمْ وَاِلٰهُنَا وَاِلٰهُكُمْ وٰحِدٌ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ ﴿46﴾
İçlerinden zulmedenler hariç, Ehl-i Kitab ile ancak en güzel olan (usul)le mücadele edin ve deyin ki: “Bize indirilene de size indirilene de inandık. Bizim ilâhımız da sizin ilâhınız da birdir (ve aynıdır) ve biz ancak O’na teslim olanlarız.”1
1bk. 3/64
47
وَكَذٰلِكَ اَنْزَلْـنَٓا اِلَیْكَ الْكِتٰبَؕ فَالَّذٖینَ اٰتَیْنٰهُمُ الْكِتٰبَ یُؤْمِنُونَ بِهٖۚ وَمِنْ هٰٓؤُلَٓاءِ مَنْ یُؤْمِنُ بِهٖؕ وَمَا یَجْحَدُ بِاٰیٰتِنَٓا اِلَّا الْكٰفِرُونَ ﴿47﴾
(Resûlüm!) İşte böylece sana, (önceki kitapların asıllarını tasdik eden ve doğrularını içine alan bu) Kitab’ı indirdik. Onun için, kendilerine kitap verdiklerimiz(den bir kısmı) ona inanırlar. Şu (Araplar’dan ve diğerleri)nden de ona inanacak (nice) kimseler vardır. Âyetlerimizi kâfirlerden başkası inkâr etmez.
48
وَمَا كُنْتَ تَتْلُوا مِنْ قَبْلِهٖ مِنْ كِتٰبٍ وَلَا تَخُطُّهُ بِیَمٖینِكَ اِذًا لَارْتَابَ الْمُبْطِلُونَ ﴿48﴾
(Resûlüm!) Sen bundan önce herhangi bir kitap okumuyordun, onu elinle de yazmıyordun. Şâyet böyle olmasaydı (o zaman, bu Kur’an’ı başka yerden okudun veya yazdın diye) batıla uyanlar (hevâ ve hevesine göre düşünen ve yaşayanlar), elbet şüphelenir(ler)di.2
2bk. 7/157-158
49
بَلْ هُوَ اٰیٰتٌ بَیِّنٰتٌ فٖی صُدُورِ الَّذٖینَ اُوتُوا الْعِلْمَؕ وَمَا یَجْحَدُ بِاٰیٰتِنَٓا اِلَّا الظّٰلِمُونَ ﴿49﴾
Hayır! O (Kur’an), kendilerine ilim verilenlerin sînelerinde (parlayan) apaçık âyetlerdir. Âyetlerimizi de zalimlerden başkası inkâr etmez.
*
Bir önceki âyette, Allah’ın âyetlerini inkâr edenlere “kâfirler” denmiştir. Bu âyette, onların bir de, kendilerine zulmetmelerinden dolayı, kâfir olmakla kalmayıp aynı zamanda zalim de oldukları bildirilmektedir. Zalim olunca da hem kendilerine hem de başkalarına zulmettiklerine işaret vardır.3
50
وَقَالُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَیْهِ اٰیٰتٌ مِنْ رَبِّهٖؕ قُلْ اِنَّمَا الْاٰیٰتُ عِنْدَ اللّٰهِؕ وَاِنَّـمَٓا اَنَا نَذٖیرٌ مُبٖینٌ ﴿50﴾
“Ona, Rabbinden birtakım âyetler (mucizeler) indirilmeli değil miydi?” dediler. (Onlara:) “Âyetler (mucizeler) ancak Allah’ın katındadır. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.” de.
51
اَوَلَمْ یَكْفِهِمْ اَنَّٓا اَنْزَلْنَا عَلَیْكَ الْكِتٰبَ یُتْلٰى عَلَیْهِمْؕ اِنَّ فٖی ذٰلِكَ لَرَحْمَةً وَذِكْرٰى لِقَوْمٍ یُؤْمِنُونَࣖ ﴿51﴾
(Resûlüm!) Kendilerine okunan (bu) Kitab’ı, sana bizim indirmemiz onlara yetmiyor mu? Hiç şüphesiz bunda inanan bir toplum için elbette (büyük) bir rahmet ve (kulluğunu yerine getirmede) bir öğüt/bir hatırlatma vardır.
52
قُلْ كَفٰى بِاللّٰهِ بَیْنٖی وَبَیْنَكُمْ شَهٖیدًاۚ یَعْلَمُ مَا فِی السَّمٰوٰتِ وَالْاَرْضِؕ وَالَّذٖینَ اٰمَنُوا بِالْبٰطِلِ وَكَفَرُوا بِاللّٰهِۙ اُولٰٓئِكَ هُمُ الْخٰسِرُونَ ﴿52﴾
De ki: “Benimle sizin aranızda şâhit olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde olan (şey)leri bilir. (Gerçek ortada iken) batıla inanıp Allah’a karşı kâfir olanlar ise ziyana uğrayanların ta kendileridir.”
*
Âyet-i kerîmede “batıla inanıp Allah’a karşı kâfir olanlar” ifadesi büyük bir uyarıdır. Allah’ı bırakıp tâğûtlara, putlara ve bunlara ait olan şeylere inanmak ve onlara bağlanmak, böylece batıla inanıp vahyi kabul etmemek küfürdür/kâfirliktir.4
53
وَیَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِؕ وَلَوْلَٓا اَجَلٌ مُسَمًّى لَجَٓاءَهُمُ الْعَذَابُؕ وَلَیَاْتِیَنَّهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا یَشْعُرُونَ ﴿53﴾
(Resûlüm!) Senden azabı hemen (getirmeni) istiyorlar. Eğer belirtilen bir vakit olmasaydı, o azap onlara çoktan gelmişti bile. (Fakat) hiç farkında olmadıkları bir sırada elbette o kendilerine gelecektir.
54
یَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِؕ وَاِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحٖیطَةٌ بِالْكٰفِرٖینَۙ ﴿54﴾
(Evet) senden azabı çabukça (getirmeni) istiyorlar; halbuki cehennem o kâfirleri zaten kuşatmıştır.
55
یَوْمَ یَغْشٰیهُمُ الْعَذَابُ مِنْ فَوْقِهِمْ وَمِنْ تَحْتِ اَرْجُلِهِمْ وَیَقُولُ ذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿55﴾
O gün azap, onları hem üstlerinden hem ayaklarının altından bürüyecek ve (Allah, onlara): “İşlemiş olduğunuz (günahların cezasın)ı tadın!” diyecek.1
1bk. 7/41; 21/39; 39/16
56
یٰعِبَادِىَ الَّذٖینَ اٰمَنُٓوا اِنَّ اَرْضٖی وٰسِعَةٌ فَاِیّٰىَ فَاعْبُدُونِ ﴿56﴾
Ey iman eden kullarım! Şüphesiz benim arzım geniştir. O halde (İslâm’ın gereğini rahatça söylemek ve yaşamak nerede mümkünse gidip orada) yalnız bana kulluk edin.2
2krş. 4/97; 39/10
57
كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِ ثُمَّ اِلَیْنَا تُرْجَعُونَ ﴿57﴾
Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.
58–59
وَالَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصّٰلِحٰتِ لَنُبَوِّئَنَّهُمْ مِنَ الْجَنَّةِ غُرَفًا تَجْرٖی مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهٰرُ خٰلِدٖینَ فٖیهَاؕ نِعْمَ اَجْرُ الْعٰمِلٖینَࣗ ﴿58﴾
اَلَّذٖینَ صَبَرُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ یَتَوَكَّلُونَ ﴿59﴾
İman edip de sâlih (sevaplı) işler yapanlar var ya, elbette onları cennette, içinde ebedî kalacakları ve alt tarafından (su, süt, şarap ve baldan)3 ırmaklar akan yüksek köşklere yerleştireceğiz. İşte ne güzeldir (böyle sâlih) amel işleyenlerin mükâfatı! Onlar, (sıkıntılara) sabreden ve yalnız Rablerine dayanıp güvenenlerdir.
3krş. 47/15
60
وَكَاَیِّنْ مِنْ دَٓابَّةٍ لَا تَحْمِلُ رِزْقَهَاࣗ اَللّٰهُ یَرْزُقُهَا وَاِیَّاكُمْؗ وَهُوَ السَّمٖیعُ الْعَلٖیمُ ﴿60﴾
Nice canlı (mahlûk) vardır ki rızkını (kendisi) taşıyamaz. Onlara da, size de Allah rızık verir. O, hakkıyla işitendir, bilendir.
*
Kendilerine hicret emredildiği zaman sahabîlerden bazıları, “Biz, geçimimiz bulunmayan bir yere gidiyoruz.” demişlerdi. Bunun üzerine bu âyet nâzil oldu.
61
وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوٰتِ وَالْاَرْضَ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لَیَقُولُنَّ اللّٰهُۚ فَاَنّٰى یُؤْفَكُونَ ﴿61﴾
Andolsun ki eğer onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı? Güneşi ve ayı (yararlanmanız için) kim buyruğu altına aldı?” diye sorarsan mutlaka: “Allah” derler. O halde nasıl (olup da Allah’a bağlanmaktan) çevriliyorlar.4
4krş. 31/25; 39/38; 43/9, 87
62
اَللّٰهُ یَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ یَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِهٖ وَیَقْدِرُ لَهُؕ اِنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَیْءٍ عَلٖیمٌ ﴿62﴾
Allah, kullarından dilediğine rızkı yayar (bol verir, dilediğine) kısar. Muhakkak ki Allah her şeyi bilendir.
63
وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ نَزَّلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَحْیَا بِهِ الْاَرْضَ مِنْ بَعْدِ مَوْتِهَا لَیَقُولُنَّ اللّٰهُؕ قُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِؕ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا یَعْقِلُونَࣖ ﴿63﴾
Eğer onlara: “Gökten suyu indirip onunla, ölümünden sonra yeri kim diriltti?” diye sorsan mutlaka “(Tabi ki) Allah.” derler. (Sen de:) “Bütün hamd Allah’ındır.” de. Fakat onların çoğu düşünmezler.5
5krş. 6/99; 7/57; 16/11; 27/60
*
61, 62 ve 63. âyetlerde görüldüğü üzere müşrikler, Allah’ın yaratıcılığını kabul ederler. Fakat hâkimiyetini, emir ve hükümlerini kabule ve onlara uymaya gelince onlardan yüz çevirip putlara gider; dilek ve şikâyetlerini bunlara bildirirlerdi.6
64
وَمَا هٰذِهِ الْحَیٰوةُ الدُّنْیَٓا اِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌؕ وَاِنَّ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ لَهِیَ الْحَیَوَانُۘ لَوْ كَانُوا یَعْلَمُونَ ﴿64﴾
Bu dünya hayatı, bir eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Âhiret yurdu (oradaki hayat) ise elbette (asıl yaşanacak) ebedî hayat odur; keşke bunu bilselerdi.
*
Hz. Ali’ye; “Dünya nedir?” diye sormuşlar. O da “Seni Mevlâ’dan alıkoyan her şey.” cevâbını vermiştir.
65–66
فَاِذَا رَكِبُوا فِی الْفُلْكِ دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِصٖینَ لَهُ الدّٖینَۚ فَلَمَّا نَجّٰیهُمْ اِلَى الْبَرِّ اِذَا هُمْ یُشْرِكُونَۙ ﴿65﴾
لِیَكْفُرُوا بِمَٓا اٰتَیْنٰهُمْۙ وَلِیَتَمَتَّعُواࣞ فَسَوْفَ یَعْلَمُونَ ﴿66﴾
İşte (insanlar) gemiye bindikleri (ve kendilerini bir tehlike sardığı) zaman, artık dini yalnız Allah’a has kılarak (ve dinde samimi kimseler gibi) O’na yalvarırlar. Fakat (Allah), onları karaya çıkarıp kurtarınca, bir de görürsün ki onlar, kendilerine verdiklerimizle hem faydalanmak hem de nankörlük yapmak suretiyle (yine Allah’a) ortak koşarlar (eski küfür hallerine dönerler). Ama yakında (bunun sonucunu) bilecekler.1
1bk. 17/67; 30/33-34; 31/32
67
اَوَلَمْ یَرَوْا اَنَّا جَعَلْنَا حَرَمًا اٰمِنًا وَیُتَخَطَّفُ النَّاسُ مِنْ حَوْلِهِمْؕ اَفَبِالْبٰطِلِ یُؤْمِنُونَ وَبِنِعْمَةِ اللّٰهِ یَكْفُرُونَ ﴿67﴾
Görmüyorlar mı ki çevrelerindeki insanlar kapıl(ıp öldürülür veya esir edil)irken, biz Harem’i (Mekke’yi nasıl) emniyetli (bir yer) yaptık? Hâlâ batıla inanıyorlar da Allah’ın nimetlerine (karşı) nankörlük mü ediyorlar?2
2bk. 14/35; 106/1-4
68
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ كَذَّبَ بِالْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَهُؕ اَلَیْسَ فٖی جَهَنَّمَ مَثْوًى لِلْكٰفِرٖینَ ﴿68﴾
Allah’a yalan isnad eden veya kendisine hak (Peygamber ve Kitab) gelince onu yalanlayanlardan daha zalim kim olabilir? Kâfirler için barınılacak yer (zaten) cehennem değil midir?
69
وَالَّذٖینَ جٰهَدُوا فٖینَا لَنَهْدِیَنَّهُمْ سُبُلَنَاؕ وَاِنَّ اللّٰهَ لَمَعَ الْمُحْسِنٖینَ ﴿69﴾
Bizim uğrumuzda cihad eden (ve çaba gösteren)lere (gelince); biz onları elbette yollarımıza eriştiririz. Şüphesiz ki Allah iyilik (ve iyi iş) yapanlarla beraberdir.