Feyzü’l FurkanTefsirli Kur’ân-ı Kerîm Meâli
32. SecdeÂyet 1
سُورَةُ السَّجْدَةِ

Secde Sûresi

MEKKÎ30 âyet · Cüz 21 · Nüzûl sırası 75
Bu sûre hakkındaMekke döneminde nâzil olmuştur. 30 âyettir. 18 ve 20. âyetler Medine’de inmiştir.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1
الٓمٓࣞ ﴿1﴾
Elif, Lâm, Mîm.
2
تَنْزٖیلُ الْكِتٰبِ لَا رَیْبَ فٖیهِ مِنْ رَبِّ الْعٰلَمٖینَؕ ﴿2﴾
İçinde hiç şüphe olmayan (bu) Kitab’ın indirilmesi, âlemlerin Rabbi (tarafı)ndandır.
3
اَمْ یَقُولُونَ افْتَرٰیهُۚ بَلْ هُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَٓا اَتٰیهُمْ مِنْ نَذٖیرٍ مِنْ قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ یَهْتَدُونَ ﴿3﴾
Yoksa: “Onu uydurdu!” mu diyorlar? Hayır! O (Kur’an), senden önce (asırlarca) kendilerine hiçbir uyarıcı (peygamber) gelmemiş olan bir kavmi uyarman için Rabbinden gelen bir gerçektir ki onlar, bu sayede doğru yolu bulsunlar.
4
اَللّٰهُ الَّذٖی خَلَقَ السَّمٰوٰتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَیْنَهُمَا فٖی سِتَّةِ اَیَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِؕ مَا لَكُمْ مِنْ دُونِهٖ مِنْ وَلِیٍّ وَلَا شَفٖیعٍؕ اَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ ﴿4﴾
Gökleri, yeri ve bunların arasında olan şeyleri altı günde (devirde, halde) yaratan, sonra Arş’ı hükmü altına alan (bütün yarattıklarının mâliki ve hükümranı olan) Allah’tır. Sizin için O’ndan başka hiçbir dost ve şefaatçi yoktur. (Hâlâ) düşünüp öğüt almıyor musunuz?1
1krş. 7/54; 41/9-12
5
یُدَبِّرُ الْاَمْرَ مِنَ السَّمَٓاءِ اِلَى الْاَرْضِ ثُمَّ یَعْرُجُ اِلَیْهِ فٖی یَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُٓ اَلْفَ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ ﴿5﴾
Gökten yere kadar her işi O idare eder. Sonra işler O’na bir günde yükselir ki o günün miktarı, sizin saydığınız (günler)den bin sene eder.2
2bk. 22/47; 70/4
6
ذٰلِكَ عٰلِمُ الْغَیْبِ وَالشَّهٰدَةِ الْعَزٖیزُ الرَّحٖیمُۙ ﴿6﴾
İşte O, görünmeyeni de görüneni de bilen, mutlak galip ve çok merhametli olandır.
7–9
اَلَّـذٖٓی اَحْسَنَ كُلَّ شَیْءٍ خَلَقَهُ وَبَدَاَ خَلْقَ الْاِنْسٰنِ مِنْ طٖینٍۚ ﴿7﴾
ثُمَّ جَعَلَ نَسْلَهُ مِنْ سُلٰلَةٍ مِنْ مَٓاءٍ مَهٖینٍۚ ﴿8﴾
ثُمَّ سَوّٰیهُ وَنَفَخَ فٖیهِ مِنْ رُوحِهٖ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصٰرَ وَالْاَفْـِٔدَةَؕ قَلٖیلًا مَا تَشْكُرُونَ ﴿9﴾
Yarattığı her şeyi güzel yapan ve (ilk) insanı yaratmaya da çamurdan başlayan, sonra onun neslini, hakir bir suyun özünden (spermadan) yaratan* sonra onu (tastamam) düzeltip ona kendi ruhundan üfleyen,* sizin için kulaklar, gözler ve gönüller yaratan O’dur. (Buna rağmen) ne kadar az şükrediyorsunuz!
*
* Ayette geçen “nutfe”, sperma demek olup dişi yumurtayı dölleyen ve üremeyi sağlayan hücredir. O da normalde dökülen milyonlarca hücreden yalnız bir tanesidir. Büyüklüğü ise milimetrenin on binde biri kadardır.
*
** Ruh’un Allah’a nisbet edilmesi, onun değerinin yüksekliğini belirtmek içindir. Kâbe’ye “Beytullah” denildiği gibi.3
10
وَقَالُٓوا ءَاِذَا ضَلَلْنَا فِی الْاَرْضِ ءَاِنَّا لَفٖی خَلْقٍ جَدٖیدٍؕ بَلْ هُمْ بِلِقَٓاءِ رَبِّهِمْ كٰفِرُونَ ﴿10﴾
(İnkârcılar): “Biz yerde (çürüyüp) kaybolduğumuz zaman, yeni bir yaratılışta mı olacağız?” dediler. Çünkü onlar, Rableriyle karşılaşmalarını da inkâr ederler.
11
قُلْ یَتَوَفّٰیكُمْ مَلَكُ الْمَوْتِ الَّذٖی وُكِّلَ بِكُمْ ثُمَّ اِلٰى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَࣖ ﴿11﴾
De ki: “Üzerinize vekil kılınan ölüm meleği canınızı alacak, sonra da Rabbinize döndürüleceksiniz.”
12
وَلَوْ تَرٰٓى اِذِ الْمُجْرِمُونَ نَاكِسُوا رُؤُسِهِمْ عِنْدَ رَبِّهِمْؕ رَبَّـنَٓا اَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا فَارْجِعْنَا نَعْمَلْ صٰلِحًا اِنَّا مُوقِنُونَ ﴿12﴾
Günahkârların, Rablerinin huzurunda (utançtan) başlarını öne eğerek: “Ey Rabbimiz! (Şimdi her şeyi) gördük, işittik, bizi (dünyaya) geri gönder de sâlih amel işleyelim. Çünkü artık biz kesin inananlarız.” (dediklerini) bir görsen!1
1bk. 6/27-28; 7/53; 14/44; 23/99-100; 42/44; 63/10-11
*
Bütün varlıkları yaratan Allah, bizleri de insan olarak yaratmış2 fakat başıboş bırakmamıştır.3 Sorumluluk yüklemiş ve hangimiz daha güzel (sevaplı) işler yapacak diye imtihan etmek için de ölümü yaratmıştır.4 Ölüm, dönüşü olmayan5 bir uyanış ve gittiğimiz dünyada ölümsüzce yaşamaktır.6 Herkes dünyada yaptıklarının karşılığını orada eksiksiz görecektir.7 Bunlar, kısaca kaynağı ilâhî olan en kesin bilgilerdir. Fakat insan kaynaklı, âhiret inancı olmayan çok tanrılı Hint dinlerinin, ilâhî dayanağı olmayarak ortaya attıkları reenkarnasyon (tenâsuh, ölen insan ruhunun insan veya bir hayvan cesedine girerek tekrar dünyaya gelmesi) olayı, hem akla hem İslâm’a aykırı hayalî bir tasavvur (kurgu)dur. Bunlar, Allah’ın yapmadığını, kendi akıllarına yaptırmak istemektedirler. Ancak Allah’ın emirlerine gönüllerini, kulaklarını ve gözlerini kapayanlar, Kur’an ifadesiyle ‘onlar (mânen) hayvan gibidirler; hatta daha da aşağı!’8 Mü’minler de bunu böyle bilirler. Mühim olan hayvanî vasıflardan kurtulmayı bilmek ve Allah’a bu sıfatla gitmemektir. Her devirde Allah’a, Kitab’ına, peygamberlerine ve âhiret gününe inanmayan dinsizler yine de kendilerinin ürettiği bir tapacak bulmuş veya bulma peşindedirler.
13
وَلَوْ شِئْنَا لَاٰتَیْنَا كُلَّ نَفْسٍ هُدٰیهَا وَلٰكِنْ حَقَّ الْقَوْلُ مِنّٖی لَاَمْلَاَنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ اَجْمَعٖینَ ﴿13﴾
Biz dileseydik herkese (dünyada) hidayetini verir (doğru yola iletir)dik. (Ancak herkesi kendi iradesine bıraktık.) Fakat: “Kesinlikle cehennemi, cinlerden ve insanlardan bütün (günahkârlarla) dolduracağım.” şeklindeki sözüm haktır (gerçekleşecektir).9
9krş. 7/179; 10/99; 64/2; 76/3
14
فَذُوقُوا بِمَا نَسٖیتُمْ لِقَٓاءَ یَوْمِكُمْ هٰذَاۚ اِنَّا نَسٖینٰكُمْ وَذُوقُوا عَذَابَ الْخُلْدِ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿14﴾
“O halde siz, bugününüze kavuşmayı unuttuğunuzdan (ve hevânıza göre yaşadığınızdan) dolayı tadın (azabı)! Doğrusu biz de sizi (şimdi cehennemde bırakıp) terk ettik.10 Yapmakta olduklarınıza karşı tadın ebedî azabı!” (denilecek)
10Mukâtil, s.114
15
اِنَّمَا یُؤْمِنُ بِاٰیٰتِنَا الَّذٖینَ اِذَا ذُكِّرُوا بِهَا خَرُّوا سُجَّدًا وَسَبَّحُوا بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَهُمْ لَا یَسْتَكْبِرُونَ ﴿15﴾Secde âyeti
Bizim âyetlerimize ancak, kendilerine öğüt verildiği zaman büyüklük taslamayarak secdeye kapanan ve Rablerini hamd ile tesbih eden kimseler iman eder.11**Secde**
11Secde âyeti konusunda  bk. 7/206
16
تَتَجَافٰى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ یَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًاؗ وَمِمَّا رَزَقْنٰهُمْ یُنْفِقُونَ ﴿16﴾
Onlar (gece namazı için) yataklarından kalkarlar, korkarak ve umarak Rablerine yalvarırlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan da (hayır yolunda) harcarlar.12
12krş. 2/25
17
فَلَا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَٓا اُخْفِیَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ اَعْیُنٍۚ جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا یَعْمَلُونَ ﴿17﴾
Artık, yaptıklarına bir karşılık olarak, onlar için gözler aydınlığı nice (nimetlerin) saklandığını hiç kimse bilmez.
18
اَفَمَنْ كَانَ مُؤْمِنًا كَمَنْ كَانَ فَاسِقًاؕ لَا یَسْتَوُنَ ﴿18﴾
İman eden bir kimse, (Allah yolundan çıkarak) fâsık olan kimse gibi midir? Onlar (elbette) bir olmazlar.13
13krş. 11/23-24; 40/58; 45/21; 59/20
19
اَمَّا الَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصّٰلِحٰتِ فَلَهُمْ جَنّٰتُ الْمَاْوٰىؗ نُزُلًا بِمَا كَانُوا یَعْمَلُونَ ﴿19﴾
İman edip de sâlih (Allah’ın rızasına uygun) amellerde bulunanlara gelince: Onlar için, (bu yapmış olduklarına karşılık) bir ağırlama/bir konaklama yeri olarak (barınacakları) Me’vâ cennetleri vardır.
20
وَاَمَّا الَّذٖینَ فَسَقُوا فَمَاْوٰیهُمُ النَّارُؕ كُلَّمَٓا اَرَادُٓوا اَنْ یَخْرُجُوا مِنْهَٓا اُعٖیدُوا فٖیهَا وَقٖیلَ لَهُمْ ذُوقُوا عَذَابَ النَّارِ الَّذٖی كُنْتُمْ بِهٖ تُكَذِّبُونَ ﴿20﴾
Fâsıklara (hak yoldan çıkan, âsî olanlara) gelince, onların barınacakları yer de ateştir. Ne zaman oradan çıkmak isteseler yine oraya geri çevrilirler ve onlara: “O yalan saydığınız ateşin azabını tadın!” denilir.
21
وَلَنُذٖیقَنَّهُمْ مِنَ الْعَذَابِ الْاَدْنٰى دُونَ الْعَذَابِ الْاَكْبَرِ لَعَلَّهُمْ یَرْجِعُونَ ﴿21﴾
Belki (doğru yola) dönerler diye onlara, o büyük azaptan önce, yakın (dünya) azabın(ın çeşitlerin)den de mutlaka tattıracağız.
22
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ ذُكِّرَ بِاٰیٰتِ رَبِّهٖ ثُمَّ اَعْرَضَ عَنْهَاؕ اِنَّا مِنَ الْمُجْرِمٖینَ مُنْتَقِمُونَࣖ ﴿22﴾
Kendisine Rabbinin âyetleriyle öğüt verilip de sonra onlardan yüz çeviren kimseden daha zalim kim olabilir? Muhakkak ki biz günahkârlardan öç alıcıyız.
*
Demek ki Rabbinin âyetleriyle öğütlenip hayatına bu doğrultuda yön vermeyen, hevâ ve hevesine göre yaşayan kimse en zalim kimsedir.
23
وَلَقَدْ اٰتَیْنَا مُوسَى الْكِتٰبَ فَلَا تَكُنْ فٖی مِرْیَةٍ مِنْ لِقَٓائِهٖ وَجَعَلْنٰهُ هُدًى لِبَنٖٓی اِسْرٰٓیٖٔلَۚ ﴿23﴾
Andolsun ki biz, Musa’ya Kitab’ı verdik, sen de ona (onun gibi bir Kitab’a) kavuşacağından şüphe etme!1 Onu İsrâiloğulları’na bir rehber kılmıştık.
1Beydâvî; Elmalılı, VI, 3864. Yahut: “O (Musa)’nın Kitab’a kavuşmasından şüphede olma.”
24
وَجَعَلْنَا مِنْهُمْ اَئِمَّةً یَهْدُونَ بِاَمْرِنَا لَمَّا صَبَرُواؕ وَكَانُوا بِاٰیٰتِنَا یُوقِنُونَ ﴿24﴾
Sabrettikleri ve (Tevrat’taki) âyetlerimize kesin inandıkları zaman,* içlerinden (onları) emrimizle doğru yola çağırıp götürecek önderler yetiştirdik.2
2bk. 17/2
*
* Yahut “...için.” Bu “zaman” kelimesine “için” mânası, “lemmâ” edatını “limâ” okuyan kıraatlere göredir.
25
اِنَّ رَبَّكَ هُوَ یَفْصِلُ بَیْنَهُمْ یَوْمَ الْقِیٰمَةِ فٖیمَا كَانُوا فٖیهِ یَخْتَلِفُونَ ﴿25﴾
Şüphesiz ki Rabbin, hakkında ayrılığa düştükleri şeylerde, kıyamet günü onların arasında hükmünü verecek (haklıyı, haksızı ayıracak)tır.
26
اَوَلَمْ یَهْدِ لَهُمْ كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْقُرُونِ یَمْشُونَ فٖی مَسٰكِنِهِمْؕ اِنَّ فٖی ذٰلِكَ لَاٰیٰتٍؕ اَفَلَا یَسْمَعُونَ ﴿26﴾
(Şimdi) yurtlarında gezip durdukları, kendilerinden önceki nice nesilleri yok etmiş olmamız, hâlâ onları doğru yola sevk etmez mi? Doğrusu bunda elbette ibretler vardır. Hâlâ (öğüt) dinlemeyecekler mi?3
3bk. 19/ 98; 22/45-46
27
اَوَلَمْ یَرَوْا اَنَّا نَسُوقُ الْمَٓاءَ اِلَى الْاَرْضِ الْجُرُزِ فَنُخْرِجُ بِهٖ زَرْعًا تَاْكُلُ مِنْهُ اَنْعٰمُهُمْ وَاَنْفُسُهُمْؕ اَفَلَا یُبْصِرُونَ ﴿27﴾
Görmüyorlar mı ki biz kurak yere suyu sevk ediyoruz da, onun sayesinde içinden hem hayvanlarının hem kendilerinin yediği ekini çıkarıyoruz; hâlâ görmeyecekler mi?
28
وَیَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْفَتْحُ اِنْ كُنْتُمْ صٰدِقٖینَ ﴿28﴾
(Bir de:) “Eğer doğru söylüyorsanız bu hüküm (kıyamet) günü ne zaman (bildirin!)” diyorlar.
29
قُلْ یَوْمَ الْفَتْحِ لَا یَنْفَعُ الَّذٖینَ كَفَرُٓوا اٖیمٰنُهُمْ وَلَا هُمْ یُنْظَرُونَ ﴿29﴾
(Resûlüm!) De ki: “Hüküm günü, küfre sapanlara (artık) iman etmeleri fayda vermeyecek ve onlara mühlet de verilmeyecek.”
30
فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَانْتَظِرْ اِنَّهُمْ مُنْتَظِرُونَ ﴿30﴾
Artık onlardan yüz çevir (ve azaplarını) bekle. Çünkü onlar da, (zanlarınca senin helakini) beklemektedirler.*
*
* Tirmizî’nin rivayet ettiği bir hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmuştur: “Peygamber Secde ve Mülk sûrelerini okumadan uyumazdı.” İbni Mes’ûd da “Secde sûresini okumak kabir azabını önler.” buyurmuştur.