Feyzü’l FurkanTefsirli Kur’ân-ı Kerîm Meâli
33. AhzâbÂyet 1
سُورَةُ اْلاَحْزَابِ

Ahzâb Sûresi

MEDENÎ73 âyet · Cüz 21–22 · Nüzûl sırası 90
Bu sûre hakkındaMedine döneminde nâzil olmuştur. 73 âyettir. Ahzâb, hizb kelimesinin çoğuludur. Hizb topluluk, grup, parti anlamlarına gelir. Burada, 9. âyette müslümanlara karşı savaşmak için birleşen müşrik Arap kabileleri kastedilmektedir. Sûreye ad olan bu kelime, 20 ve 22. âyetlerde geçmektedir.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1
یٰٓـاَیُّهَا النَّبِیُّ اتَّقِ اللّٰهَ وَلَا تُطِعِ الْـكٰفِرٖینَ وَالْمُنٰفِقٖینَؕ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٖیمًا حَكٖیمًاۙ ﴿1﴾
Ey Peygamber! Allah’ın emirlerine uygun yaşama konusunda sebat et. Kâfirlere ve münâfıklara itaat etme! Şüphesiz ki Allah hakkıyla bilendir, mutlak hüküm ve hikmet sahibidir.
*
Müşriklerden ileri gelenler Uhud gazvesinden sonra Medine’ye teklif götürmüşlerdi. “Sen bizim taptıklarımızı diline dolamaktan vazgeç, biz de seni Rabbinle başbaşa bırakalım.” demişlerdi. Putperest sistemlerini ayakta tutmak için İslam’dan taviz verme teklifini yapan müşriklere ve içten içe İslam düşmanlığı yapan ve aynı zamanda müşriklerle birlikte olan münâfıklara itaati/boyun eğmeyi yüce Allah yasak etmiştir.1
2
وَاتَّبِعْ مَا یُوحٰٓى اِلَیْكَ مِنْ رَبِّكَؕ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبٖیرًاۙ ﴿2﴾
Sen, Rabbinden sana vahyedilene uy! Hiç şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
3
وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِؕ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَكٖیلًا ﴿3﴾
Allah’a güvenip dayan. Vekil olarak Allah yeter.
4
مَا جَعَلَ اللّٰهُ لِرَجُلٍ مِنْ قَلْبَیْنِ فٖی جَوْفِهٖۚ وَمَا جَعَلَ اَزْوٰجَكُمُ الّٰٓئٖ تُظٰهِرُونَ مِنْهُنَّ اُمَّهٰتِكُمْۚ وَمَا جَعَلَ اَدْعِیَٓاءَكُمْ اَبْنَٓاءَكُمْؕ ذٰلِكُمْ قَوْلُكُمْ بِاَفْوٰهِكُمْؕ وَاللّٰهُ یَقُولُ الْحَقَّ وَهُوَ یَهْدِی السَّبٖیلَ ﴿4﴾
Allah, hiçbir insanın (iç) boşluğunda iki kalp (iki vicdan, iki zıt şeyi beraber sevme duygusu) ile yaratmadı ve zıhar yaptığınız (:“Sen bana artık, annemin sırtı, yani annem gibisin.” dediğiniz) eşlerinizi, anneleriniz (gibi haram) yapmadı. Evlatlıklarınızı da (öz) oğullarınız (gibi) kılmadı. Bu sizin kendi ağızlarınızla söylediğiniz bir laf(tan ibaret olup evde yabancı hükmünde)dir. Allah gerçeği söyler ve O (doğru) yolu gösterir.
*
Bu âyet-i kerîme, Câhiliye devrindeki üç yanlış hususu ihtar edip kaldırmıştır:
*
1. Cahiliyede bazı kimseler insanın iki kalpli/iki vicdanlı olanları olduğunu iddia ederlerdi.
*
2. Karısından ayrılmak isteyen kimse;“Sen bana annemin sırtı gibisin.” derdi. (Bu “sırt” ifadesi, şahsı belirtmek için kullanılır.)
*
3. Evlatlıklar, kendi babasının adıyla değil, evlat edinenin öz oğlu gibi onun adıyla çağırılırdı. Bunların laftan ibaret, geçersiz âdetler olduğu bildirilmiştir.2
*
Ayrıca, karısını annesine benzeterek veya: “Sen bana artık anam gibisin.” diyerek boşayanın boşamasından dönmesi ancak kefaretle câizdir.3
5
اُدْعُوهُمْ لِاٰبَٓائِهِمْ هُوَ اَقْسَطُ عِنْدَ اللّٰهِۚ فَاِنْ لَمْ تَعْلَـمُٓوا اٰبَٓاءَهُمْ فَاِخْوٰنُكُمْ فِی الدّٖینِ وَمَوٰلٖیكُمْؕ وَلَیْسَ عَلَیْكُمْ جُنَاحٌ فٖیمَٓا اَخْطَاْتُمْ بِهٖۙ وَلٰكِنْ مَا تَعَمَّدَتْ قُلُوبُكُمْؕ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَحٖیمًا ﴿5﴾
(Evlatlık aldığınız çocuklara gelince) onları, babalarına nisbetle (onların adıyla) çağırın. Bu, Allah katında daha adaletlidir. Babalarını bilmiyorsanız bile (ancak) dinde kardeşleriniz ve dostlarınızdır. (Ancak) yanıl(ıp yap)tıklarınızda size bir günah yoktur. Fakat kalplerinizin bile bile yaptığında (günah) vardır. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.
6
اَلنَّبِیُّ اَوْلٰى بِالْمُؤْمِنٖینَ مِنْ اَنْفُسِهِمْ وَاَزْوٰجُهُٓ اُمَّهٰتُهُمْؕ وَاُولُوا الْاَرْحَامِ بَعْضُهُمْ اَوْلٰى بِبَعْضٍ فٖی كِتٰبِ اللّٰهِ مِنَ الْمُؤْمِنٖینَ وَالْمُهٰجِرٖینَ اِلَّٓا اَنْ تَفْعَلُٓوا اِلٰٓى اَوْلِیَٓائِكُمْ مَعْرُوفًاؕ كَانَ ذٰلِكَ فِی الْكِتٰبِ مَسْطُورًا ﴿6﴾
O Peygamber, mü’minlere kendi canlarından daha evladır (yakındır). Onun zevceleri de (mü’minlerin) anneleridir. Akraba olanlar, Allah’ın kitabında birbirlerine mü’minlerden ve muhacirlerden daha yakındır. (Miras artık akrabayadır.)* Ancak dostlarınıza bir iyilik (bir vasiyet) yapmanız hariçtir. Bu (hüküm), Kitab’da yazılmıştır.
*
* Bu âyetle, hicretin ilk yıllarındaki, Ensar ile Muhacirler arasındaki din kardeşliğine bağlı olan mirasçı olunma durumu kalkmış, bu ancak vasiyet hükmüne bağlanmıştır.4
7
وَاِذْ اَخَذْنَا مِنَ النَّبِیّٖنَ مٖیثٰقَهُمْ وَمِنْكَ وَمِنْ نُوحٍ وَاِبْرٰهٖیمَ وَمُوسٰى وَعٖیسَى ابْنِ مَرْیَمَࣕ وَاَخَذْنَا مِنْهُمْ مٖیثٰقًا غَلٖیظًاۙ ﴿7﴾
(Resûlüm!) Hani vaktiyle biz, peygamberlerden (tebliğ ve davet hususunda) ahitlerini almıştık. Senden, Nuh’tan, İbrahim’den ve Musa ile Meryemoğlu İsa’dan da. (Evet) biz, onlardan kuvvetli bir söz almıştık.1
1krş. 3/81; 7/6
8
لِیَسْـَٔلَ الصّٰدِقٖینَ عَنْ صِدْقِهِمْۚ وَاَعَدَّ لِلْكٰفِرٖینَ عَذَابًا اَلٖیمًاࣖ ﴿8﴾
(Bu da Allah’ın) o doğruluk üzere (olan peygamber)lere (tebliğ ve davet konusundaki) sözlerine sadâkatlarını sorması ve inkârcılara da pek acıklı azabı hazırlaması içindir.
9
یٰٓـاَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَیْكُمْ اِذْ جَٓاءَتْكُمْ جُنُودٌ فَاَرْسَلْنَا عَلَیْهِمْ رٖیحًا وَجُنُودًا لَمْ تَرَوْهَاؕ وَكَانَ اللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصٖیرًاۚ ﴿9﴾
Ey iman edenler! Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani (Hendek gazvesinde) üzerinize ordular* gelmişti de biz onların üzerine bir rüzgar ve görmediğiniz (meleklerden) ordular göndermiştik. Allah yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
*
* Hicret’in beşinci yılında Mekkeli Kureyş müşrikleri ve Gatafân kabilesi bütün kolları ile birleşik ordu (ahzâb) halinde Medine üzerine yürümüş ve Medine’de oturan yahudi Benû Nadir ve Benû Kureyza kabileleri de müslümanlarla olan ittifak antlaşmalarını bozup “Muhammed ve O’nunla birlikte olanların kökünü kazıma” söylemiyle onlara katılmıştı.2
10
اِذْ جَٓاؤُكُمْ مِنْ فَوْقِكُمْ وَمِنْ اَسْفَلَ مِنْكُمْ وَاِذْ زَاغَتِ الْاَبْصٰرُ وَبَلَغَتِ الْقُلُوبُ الْحَنَاجِرَ وَتَظُنُّونَ بِاللّٰهِ الظُّنُونَا ﴿10﴾
O vakit (kâfirler) size hem üst taraftan (vadinin doğusundan) hem aşağı taraftan (vadinin batısından) gelmişlerdi. O zaman gözler (korku ve şaşkınlıktan yerinden) kaymış, yürekler de gırtlaklara dayanmıştı da, Allah’a karşı (türlü) zanlarda bulunuyordunuz.
11
هُنَالِكَ ابْتُلِیَ الْمُؤْمِنُونَ وَزُلْزِلُوا زِلْزَالًا شَدٖیدًا ﴿11﴾
İşte orada mü’minler imtihana tâbi tutulmuş ve şiddetli bir sarsıntı ile sarsılmışlardı.
12
وَاِذْ یَقُولُ الْمُنٰفِقُونَ وَالَّذٖینَ فٖی قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ مَا وَعَدَنَا اللّٰهُ وَرَسُولُـهُٓ اِلَّا غُرُورًا ﴿12﴾
Hani münâfıklar ve kalplerinde (mânevî) bir hastalık (ve şüphe) bulunanlar: “Allah ve Resûlü bize (zafer diye) boş bir vaadden başka bir şeyde bulunmadı.” diyorlardı.
13
وَاِذْ قَالَتْ طَٓائِفَةٌ مِنْهُمْ یٰٓـاَهْلَ یَثْرِبَ لَا مُقَامَ لَكُمْ فَارْجِعُواۚ وَیَسْتَـْٔذِنُ فَرٖیقٌ مِنْهُمُ النَّبِیَّ یَقُولُونَ اِنَّ بُیُوتَنَا عَوْرَةٌ وَمَا هِیَ بِعَوْرَةٍؕ اِنْ یُرٖیدُونَ اِلَّا فِرَارًا ﴿13﴾
O zaman yine onların bir kısmı da: “Ey Yesrib (Medine) halkı! Artık size (burada) duracak yer yok, haydi (evlerinize) dönün!” demişti. Onların bir kısmı da: “Hakikaten evlerimiz açık (korumasız)dır.” diyerek Peygamber’den izin istiyordu. Halbuki onlar(ın evleri) açık değildi. Onlar kaçmaktan başka bir şey istemiyorlardı.
14
وَلَوْ دُخِلَتْ عَلَیْهِمْ مِنْ اَقْطَارِهَا ثُمَّ سُئِلُوا الْفِتْنَةَ لَاٰتَوْهَا وَمَا تَلَبَّثُوا بِهَٓا اِلَّا یَسٖیرًا ﴿14﴾
Eğer o (Medine’)nin etrafından üzerlerine hücum edilse de sonra kendilerinden karışıklık çıkarmaları (küfre dönüp müslümanlara saldırmaları) istenseydi, elbette buna katılırlar ve bunda pek az gecikirlerdi.
15
وَلَقَدْ كَانُوا عٰهَدُوا اللّٰهَ مِنْ قَبْلُ لَا یُوَلُّونَ الْاَدْبٰرَؕ وَكَانَ عَهْدُ اللّٰهِ مَسْؤُلًا ﴿15﴾
Halbuki onlar, bundan evvel (Uhud’da) arkalarına dön(üp kaç)mayacaklarına dair Allah’a söz vermişlerdi. Allah’a verilen söz(ün hesabı) sorulacaktır.
16
قُلْ لَنْ یَنْفَعَكُمُ الْفِرَارُ اِنْ فَرَرْتُمْ مِنَ الْمَوْتِ اَوِ الْقَتْلِ وَاِذًا لَا تُمَتَّعُونَ اِلَّا قَلٖیلًا ﴿16﴾
(Resûlüm!) De ki: “Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız (bilin ki) kaçmak size asla fayda vermez. O takdirde (kaçsanız) bile, (hayatta kalıp dünyadan) faydalanacağınız süre pek azdır.”1
1bk. 4/78; 62/8
17
قُلْ مَنْ ذَا الَّذٖی یَعْصِمُكُمْ مِنَ اللّٰهِ اِنْ اَرَادَ بِكُمْ سُٓوءًا اَوْ اَرَادَ بِكُمْ رَحْمَةًؕ وَلَا یَجِدُونَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلِیًّا وَلَا نَصٖیرًا ﴿17﴾
De ki: “Eğer (Allah) size bir kötülük dilese veya size bir rahmet istese (bunlara engel olmak için) Allah’tan gelenlere karşı sizi kim saklayabilir?” Onlar kendileri için Allah’tan başka ne bir dost bulurlar ne de bir yardımcı.
18
قَدْ یَعْلَمُ اللّٰهُ الْمُعَوِّقٖینَ مِنْكُمْ وَالْقَٓائِلٖینَ لِاِخْوٰنِهِمْ هَلُمَّ اِلَیْنَاۚ وَلَا یَاْتُونَ الْبَاْسَ اِلَّا قَلٖیلًاۙ ﴿18﴾
Allah, içinizden (savaşta Peygamber’e yardımdan) alıkoyan (münafık)ları ve kardeşlerine de: “(Savaşa gidip ölmeyin.) Bize gelin!” diyenleri elbet biliyor. Zaten bunların pek azı dışındakiler savaşa gelmezler.
19
اَشِحَّةً عَلَیْكُمْۚ فَاِذَا جَٓاءَ الْخَوْفُ رَاَیْتَهُمْ یَنْظُرُونَ اِلَیْكَ تَدُورُ اَعْیُنُهُمْ كَالَّذٖی یُغْشٰى عَلَیْهِ مِنَ الْمَوْتِۚ فَاِذَا ذَهَبَ الْخَوْفُ سَلَقُوكُمْ بِاَلْسِنَةٍ حِدَادٍ اَشِحَّةً عَلَى الْخَیْرِؕ اُولٰٓئِكَ لَمْ یُؤْمِنُوا فَاَحْبَطَ اللّٰهُ اَعْمٰلَهُمْؕ وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ یَسٖیرًا ﴿19﴾
(Gelseler bile) size karşı cimri olarak (ve gösteriş için gelirler). Bir de (savaşta) korku gelince, üzerine ölümden baygınlık çökmüş kimse gibi, gözleri dönerek sana baktıklarını görürsün. O korku gidince de hayra karşı cimri (fakat alınan ganimete düşkün) kimseler olarak, keskin dilleriyle sizi incitirler. Onlar, (gönülden) inanmamışlardır. Allah, onların amellerini boşa çıkarmıştır. Bu Allah’a göre çok kolaydır.
20
یَحْسَبُونَ الْاَحْزَابَ لَمْ یَذْهَبُواۚ وَاِنْ یَاْتِ الْاَحْزَابُ یَوَدُّوا لَوْ اَنَّهُمْ بَادُونَ فِی الْاَعْرَابِ یَسْـَٔلُونَ عَنْ اَنْبَٓائِكُمْؕ وَلَوْ كَانُوا فٖیكُمْ مَا قٰتَلُٓوا اِلَّا قَلٖیلًاࣖ ﴿20﴾
Bunlar, (korkularından dolayı düşman) birliklerin(in Medine etrafından) henüz gitmediklerini sanıyorlardı. Eğer o birlikler (bir daha) gelse (o münâfıklar) isterlerdi ki kendileri bedevî Araplarla çölde olsunlar da sizin haberlerinizi (oradan) sorsunlar. Esasen içinizde bulunsalar bile çok azı savaşırlardı.
21
لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فٖی رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ یَرْجُوا اللّٰهَ وَالْیَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَثٖیرًاؕ ﴿21﴾
Andolsun ki Allah’ı(n rızasını) ve âhiret gününü(n saadetini) umanlar ve Allah’ı çokça ananlar için Allah’ın Resûlü’nde, sizin için, pek güzel bir örnek vardır.
*
Allah’ın Resûlü Muhammed (sas.), Kur’an’ı yaşama örneği ve onun muallimidir. O’nun hayatı ve sünneti bilinmeden Kur’an gayesine uygun anlaşılmaz. Allah’ı sevmek ve onun hoşnutluğunu kazanmak için de kimseyi değil, ancak prensip olarak onu örnek almak Kur’an ifadesidir.2 Onun hayatı ve sahih sünneti ortada iken, başkalarını öne çıkarmak veya onu devre dışı bırakarak, Allah ile Resûlü’nün ve kullarının arasını açmak, “Peygamber’in görevi yalnız Kur’an’ı getirmektir.” demek, Allah’a ve Kur’an’a münâfıkça inanmak anlamına gelmektedir.3
22
وَلَمَّا رَاَ الْمُؤْمِنُونَ الْاَحْزَابَۙ قَالُوا هٰذَا مَا وَعَدَنَا اللّٰهُ وَرَسُولُهُ وَصَدَقَ اللّٰهُ وَرَسُولُهُؗ وَمَا زَادَهُمْ اِلَّٓا اٖیمٰنًا وَتَسْلٖیمًاؕ ﴿22﴾
Mü’minler (o düşman) birlikleri(ni) görünce: “İşte bu, (bir imtihan vesilesi ve zafer olarak) Allah ve Resûlü’nün bize vaadettiği şeydir. Allah ve Resûlü doğru söylemiştir.” derler. (Bu da) ancak onların iman ve teslimiyetini artırır (kuvvetlendirir).4
4bk. 9/124
23
مِنَ الْمُؤْمِنٖینَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عٰهَدُوا اللّٰهَ عَلَیْهِۚ فَمِنْهُمْ مَنْ قَضٰى نَحْبَهُ وَمِنْهُمْ مَنْ یَنْتَظِرُؗ وَمَا بَدَّلُوا تَبْدٖیلًاۙ ﴿23﴾
Mü’minlerden öyle yiğitler vardır ki Allah’a verdikleri sözde durdular. Onlardan kimi (can) adağını ödedi (çarpışıp şehit oldu), kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar (verdikleri sözü) hiçbir şekilde (asla) değiştirmediler.
24
لِیَجْزِیَ اللّٰهُ الصّٰدِقٖینَ بِصِدْقِهِمْ وَیُعَذِّبَ الْمُنٰفِقٖینَ اِنْ شَٓاءَ اَوْ یَتُوبَ عَلَیْهِمْؕ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُورًا رَحٖیمًاۚ ﴿24﴾
Çünkü Allah sâdık kalan (mü’min)leri doğruluklarıyla mükâfatlandıracak, münâfıklara da dilerse azap edecek yahut tevbelerini kabul edecektir. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
25
وَرَدَّ اللّٰهُ الَّذٖینَ كَفَرُوا بِغَیْظِهِمْ لَمْ یَنَالُوا خَیْرًاؕ وَكَفَى اللّٰهُ الْمُؤْمِنٖینَ الْقِتَالَؕ وَكَانَ اللّٰهُ قَوِیًّا عَزٖیزًاۚ ﴿25﴾
Allah, o kâfir (birlik)leri(ni), hiçbir hayra (başarıya) erememiş bir halde, öfkeleriyle geri çevirdi. Allah savaşta (fırtına çıkarıp melekleriyle yardım ederek) mü’minlerin imdadına yetişti. Allah güçlüdür, mutlak galiptir.1
1bk. 33/9 ve dipnotu
26
وَاَنْزَلَ الَّذٖینَ ظٰهَرُوهُمْ مِنْ اَهْلِ الْكِتٰبِ مِنْ صَیَاصٖیهِمْ وَقَذَفَ فٖی قُلُوبِهِمُ الرُّعْبَ فَرٖیقًا تَقْتُلُونَ وَتَاْسِرُونَ فَرٖیقًاۚ ﴿26﴾
(Allah,) Ehl-i Kitab’dan (hainlik ederek) onlara yardım eden (Kureyza yahudi)lerini de kalplerine korku düşürerek kalelerinden indirdi. (Siz, onları kuşatıp) bir kısmını öldürüyor, bir kısmını da esir ediyordunuz.
27
وَاَوْرَثَكُمْ اَرْضَهُمْ وَدِیٰرَهُمْ وَاَمْوٰلَهُمْ وَاَرْضًا لَمْ تَطَؤُهَاؕ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖیرًاࣖ ﴿27﴾
Onların yerlerine, evlerine, mallarına ve henüz (fethedip) ayak basmadığınız topraklara da sizi mirasçı yaptı. Allah her şeye kâdirdir.
28
یٰٓـاَیُّهَا النَّبِیُّ قُلْ لِاَزْوٰجِكَ اِنْ كُنْتُنَّ تُرِدْنَ الْحَیٰوةَ الدُّنْیَا وَزٖینَتَهَا فَتَعَالَیْنَ اُمَتِّعْكُنَّ وَاُسَرِّحْكُنَّ سَرَاحًا جَمٖیلًا ﴿28﴾
Ey Peygamber! (Bu sırada seni dünyalık isteyerek huzursuz eden) hanımlarına de ki: “Eğer siz dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız gelin size boşanma bedellerini vereyim ve sizi güzellikle serbest bırakayım.”
29
وَاِنْ كُنْتُنَّ تُرِدْنَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَالدَّارَ الْاٰخِرَةَ فَاِنَّ اللّٰهَ اَعَدَّ لِلْمُحْسِنٰتِ مِنْكُنَّ اَجْرًا عَظٖیمًا ﴿29﴾
“Eğer Allah’ı, Resûlü’nü ve âhiret yurdunu istiyorsanız şüphe yok ki Allah, içinizden güzel hareket edenlere büyük mükâfat(lar) hazırlamıştır.”
*
Resûlullah (sas.), bütün Arabistan’a hâkim olmuş ve halkın refah seviyesi artmıştı. Bu arada Resûlullah’ın hanımları da kendisinden daha iyi geçim, giyim kuşam ve ziynet istemiş, Resûlullah (sas.) da bundan huzursuz olmuştu. Çünkü o, dünyalık elde etmek ve beğenilmek için gelmemişti. İşte bunun üzerine bu iki âyet-i kerîme gelince onları dünyalık ile kendisini tercih etmek hususunda bir ay serbest bıraktı. Sonra Hz. Âişe’den başlamak suretiyle her bir hanımına ayrı ayrı sordu; hepsi de dünya isteklerinden vazgeçip Allah’ı, Resûlü’nü ve âhiret yurdunun güzelliğini istediler. Bu âyete “tahyîr” (muhayyer bırakma) âyeti denilir.2
30
یٰنِسَٓاءَ النَّبِیِّ مَنْ یَاْتِ مِنْكُنَّ بِفٰحِشَةٍ مُبَیِّنَةٍ یُضٰعَفْ لَهَا الْعَذَابُ ضِعْفَیْنِؕ وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ یَسٖیرًا ﴿30﴾
Ey peygamber hanımları! İçinizden kim çirkinliği âşikâr bir günah işlerse onun azabı iki kat artırılır. Bu, Allah’a göre kolaydır.
31
وَمَنْ یَقْنُتْ مِنْكُنَّ لِلّٰهِ وَرَسُولِهٖ وَتَعْمَلْ صٰلِحًا نُؤْتِهَٓا اَجْرَهَا مَرَّتَیْنِۙ وَاَعْتَدْنَا لَهَا رِزْقًا كَرٖیمًا ﴿31﴾
Sizden kim de Allah’a ve Resûlü’ne itaat eder, sâlih (sevaplı) amel işlerse ona mükâfatını iki kere veririz. Ona (cennette) bol bir rızık hazırlamışızdır.
32
یٰنِسَٓاءَ النَّبِیِّ لَسْتُنَّ كَاَحَدٍ مِنَ النِّسَٓاءِ اِنِ اتَّقَیْتُنَّ فَلَا تَخْضَعْنَ بِالْقَوْلِ فَیَطْمَعَ الَّذٖی فٖی قَلْبِهٖ مَرَضٌ وَقُلْنَ قَوْلًا مَعْرُوفًاۚ ﴿32﴾
Ey peygamber hanımları! Siz, kadınlardan herhangi bir (kadın) gibi değilsiniz. Eğer ‘Allah’a saygı duyuyor/emrine uygun yaşamak istiyorsanız’ (yabancı erkeklere karşı) edalı ve cilveli konuşmayın. Sonra kalbinde bir hastalık (kötü duygu) bulunan kimse umuda kapılır (ve kendine bir pay çıkarır). Sözü uygun (ölçülü ve ciddi) şekilde söyleyin.
33
وَقَرْنَ فٖی بُیُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجٰهِلِیَّةِ الْاُولٰى وَاَقِمْنَ الصَّلٰوةَ وَاٰتٖینَ الزَّكٰوةَ وَاَطِعْنَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُؕ اِنَّمَا یُرٖیدُ اللّٰهُ لِیُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ اَهْلَ الْبَیْتِ وَیُطَهِّرَكُمْ تَطْهٖیرًاۚ ﴿33﴾
(Çoğu zaman, vakarla) evlerinizde oturun. Dışarıya da evvelki câhiliye zamanı/İslâm öncesi kadınlarının çıkışı gibi süslenip kendinizi teşhir ederek çıkmayın. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! (Peygamberin ev halkı!) [Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin dâhildir.] Allah, sizden ancak kiri (günahı) gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister.1
1krş. 24/31; 33/59
34
وَاذْكُرْنَ مَا یُتْلٰى فٖی بُیُوتِكُنَّ مِنْ اٰیٰتِ اللّٰهِ وَالْحِكْمَةِؕ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ لَطٖیفًا خَبٖیرًاࣖ ﴿34﴾
Evlerinizde okunan Allah’ın âyetlerini ve hikmeti [İnce mânaları, Resûlullah’ın öğrettiği hüküm ve uygulamaları2] hatırda tutun. Şüphesiz ki Allah, Latîf (her şeyin inceliklerini bilen)dir, hakkıyla haberdardır.
2bk. 2/129, 152
35
اِنَّ الْمُسْلِمٖینَ وَالْمُسْلِمٰتِ وَالْمُؤْمِنٖینَ وَالْمُؤْمِنٰتِ وَالْقٰنِتٖینَ وَالْقٰنِتٰتِ وَالصّٰدِقٖینَ وَالصّٰدِقٰتِ وَالصّٰبِرٖینَ وَالصّٰبِرٰتِ وَالْخٰشِعٖینَ وَالْخٰشِعٰتِ وَالْمُتَصَدِّقٖینَ وَالْمُتَصَدِّقٰتِ وَالصّٰٓئِمٖینَ وَالصّٰٓئِمٰتِ وَالْحٰفِظٖینَ فُرُوجَهُمْ وَالْحٰفِظٰتِ وَالذّٰكِرٖینَ اللّٰهَ كَثٖیرًا وَالذّٰكِرٰتِ اَعَدَّ اللّٰهُ لَهُمْ مَغْفِرَةً وَاَجْرًا عَظٖیمًا ﴿35﴾
Şüphesiz ki müslüman olan (Allah’ın emirlerine teslim olan) erkeklerle, müslüman kadınlar; iman eden erkeklerle iman eden kadınlar; itaat (ve ibadet)e devam eden erkeklerle itaat (ve ibadet)e devam eden kadınlar; doğru erkeklerle, doğru kadınlar; sabreden erkeklerle sabreden kadınlar; alçak gönüllü (ve saygılı) erkeklerle alçak gönüllü (ve saygılı) kadınlar; sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar; oruç tutan erkeklerle, oruç tutan kadınlar; mahrem yerlerini (haramdan) koruyan/hayalı erkeklerle mahrem yerlerini (ve görünümlerini haramdan) koruyan/iffetli kadınlar; Allah’ı çok anan* erkeklerle (Allah’ı çok) anan kadınlar (var ya, işte) Allah, onlar için mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.
*
Bu âyet-i kerîmede hayalı kadın ve erkekler tabiri geçmektedir. Bir toplumda erkek ve kadınların hayasız olmaları ve ırzlarını (namus, iffet, şeref ve vakarlarını) korumamaları, toplumda câhiliye (İslâm öncesi) belirtilerini gösteren hususlardır. Böyle bir toplum, ilim ve endüstride ilerlemiş de olsa İslâmî ve insânî seviye yönünden câhiliye toplumu durumundadır. Kadınlarının haya ve ırzlarını koruyan toplum, çok gelişmemiş bile olsa İslâm ve insanlık açısından medenî bir toplumdur.3
36
وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ اِذَا قَضَى اللّٰهُ وَرَسُولُهُٓ اَمْرًا اَنْ یَكُونَ لَهُمُ الْخِیَرَةُ مِنْ اَمْرِهِمْؕ وَمَنْ یَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلٰلًا مُبٖینًا ﴿36﴾
Allah ve Resûlü bir meselede hüküm verdiği zaman, inanan bir erkek ve kadına, artık o işte, kendi (arzu ve heves)lerine göre (başka) tercih hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resûlü’ne karşı gelir (onlar tarafından verilmiş hükümleri beğenmez, kendi tercihlerine önem verir)se, kesinlikle o, apaçık bir sapıklıkla sapmış olur.1
1krş. 4/65
*
Allah ve Resûlü’nün, herhangi bir konuda koyduğu bir hüküm varken hiç kimse onun aksine bir tercih yapamayacağı gibi, başkası için de “İsteyen yapsın istemeyen yapmasın.” diye bir serbesti tanıyamaz, bir ideolojik fikri dayatamaz. Çünkü ideolojiler hevâ ve heves putunun2 söylem şekilleridir. Çünkü bu durumda yeni bir din icat etmiş ve sapıtmış olur ki Allah ve Resûlü’nün hükümlerine bağlı mü’minlerce itibar görmezler.
37
وَاِذْ تَقُولُ لِلَّـذٖٓی اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَیْهِ وَاَنْعَمْتَ عَلَیْهِ اَمْسِكْ عَلَیْكَ زَوْجَكَ وَاتَّقِ اللّٰهَ وَتُخْفٖی فٖی نَفْسِكَ مَا اللّٰهُ مُبْدٖیهِ وَتَخْشَى النَّاسَۚ وَاللّٰهُ اَحَقُّ اَنْ تَخْشٰیهُؕ فَلَمَّا قَضٰى زَیْدٌ مِنْهَا وَطَرًا زَوَّجْنٰكَهَا لِكَیْ لَا یَكُونَ عَلَى الْمُؤْمِنٖینَ حَرَجٌ فٖٓی اَزْوٰجِ اَدْعِیَٓائِهِمْ اِذَا قَضَوْا مِنْهُنَّ وَطَرًاؕ وَكَانَ اَمْرُ اللّٰهِ مَفْعُولًا ﴿37﴾
(Resûlüm!) Hani Allah’ın kendisine (İslâm ile) nimet verdiği, senin de yine kendisine nimet ver(ip kölelikten azat et)tiğin kimseye (Zeyd’e): “Hanımın (Zeyneb’)i yanında tut, Allah’a saygılı ol (boşanma).” diyordun. Fakat Allah’ın açığa çıkaracağı (boşanan evlatlık hanımıyla evlenilebilinir emri)ni, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Halbuki kendisinden korkmana Allah daha layıktır. Şimdi madem ki Zeyd, (kendi dileğiyle boşayıp) onunla ilişkisini kesti, biz de onu sana zevce yaptık ki (bundan böyle) evlatlıkların, kendilerinden ilişkisini kestiği hanımların(ı nikâhlama)da mü’minlere bir günah olmasın. Allah’ın emri yerine getirilmiştir.
*
Kur’an’ da ismi geçen tek sahâbî Hz. Zeyd b. Hârise’dir. Hz. Hatice tarafından satın alınıp Resûlullah’a hediye edilmiş, o da onu azat etmiş, sonra da Zeyneb bint Cahş (r.anhâ) ile nikâhlamıştı. Peygamberimiz’in hatırı için evlenen Zeyneb, bir köle azadlısı ile evlenmeyi kendisine yediremiyordu. Bunu da Zeyd’e söylüyordu. Zeyd artık buna dayanamayıp Peygamberimiz’in; “Hanımını yanında tut.” demesine rağmen boşamıştı. Bu arada Hz. Peygamber, Cenâb-ı Hakk’ın, onunla evleneceğine dair kalbine bildirdiğini gizliyordu. Fakat onda gözü yoktu. Olsa idi, daha önce kendisi alırdı. Ancak daha sonra Allah’ın emri üzerine onu nikâhlamıştı. Burada aslolan bir hikmetin, İslâm hukukuna ait bir hükmün ortaya çıkmasıdır. O da evlatlığın, evlat hükmünde olamayacağı, dolayısıyla onun bir din kardeşi olup ayrıldığı hanımıyla da evlenilebileceğidir. Allahu Teâlâ bu hükmü Resûlü’nde uygulamış oldu.
38
مَا كَانَ عَلَى النَّبِیِّ مِنْ حَرَجٍ فٖیمَا فَرَضَ اللّٰهُ لَهُؕ سُنَّةَ اللّٰهِ فِی الَّذٖینَ خَلَوْا مِنْ قَبْلُؕ وَكَانَ اَمْرُ اللّٰهِ قَدَرًا مَقْدُورًاۙ ﴿38﴾
Allah’ın kendisine farz (ve takdir) buyurduğu şeyler(i yerine getirme)de Peygamber’e hiçbir vebal yoktur. Daha önce geçen (peygamber)lerde de, bu, Allah’ın âdeti olarak böyledir. Allah’ın emri takdir edilmiş bir kader (ve kat’î bir hüküm)dür.
39
اَلَّذٖینَ یُبَلِّغُونَ رِسٰلٰتِ اللّٰهِ وَیَخْشَوْنَهُ وَلَا یَخْشَوْنَ اَحَدًا اِلَّا اللّٰهَؕ وَكَفٰى بِاللّٰهِ حَسٖیبًا ﴿39﴾
(Peygamberler) öyle kimselerdir ki Allah’ın gönderdiklerini tebliğ ederler, Allah’tan korkarlar ve O’ndan başka hiçbir kimseden korkmazlar. (Dinlemeyenlere) hesap görücü olarak Allah yeter.
40
مَا كَانَ مُحَمَّدٌ اَبَٓا اَحَدٍ مِنْ رِجَالِكُمْ وَلٰكِنْ رَسُولَ اللّٰهِ وَخَاتَمَ النَّبِیّٖنَؕ وَكَانَ اللّٰهُ بِكُلِّ شَیْءٍ عَلٖیمًاࣖ ﴿40﴾
Muhammed, adamlarınızdan hiçbirisinin babası değildir; fakat o Allah’ ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
41
یٰٓـاَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا اذْكُرُوا اللّٰهَ ذِكْرًا كَثٖیرًاۙ ﴿41﴾
Ey iman edenler! Allah’ı çok anın (zikredin).
42
وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَاَصٖیلًا ﴿42﴾
O’nu, sabah akşam tesbih edin.3
3bk. 30/17-18
43
هُوَ الَّذٖی یُصَلّٖی عَلَیْكُمْ وَمَلٰٓئِكَتُهُ لِیُخْرِجَكُمْ مِنَ الظُّلُمٰتِ اِلَى النُّورِؕ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنٖینَ رَحٖیمًا ﴿43﴾
Sizi (cehâlet, küfür ve şirk gibi) karanlıklardan (Kur’an’la) aydınlığa çıkarmak için üzerinize rahmetini gönderen O’dur ve (sizin için) bağışlama dileyen de melekleridir.
*
Melekler mü’minlerin bağışlanmasını ister.4
43
هُوَ الَّذٖی یُصَلّٖی عَلَیْكُمْ وَمَلٰٓئِكَتُهُ لِیُخْرِجَكُمْ مِنَ الظُّلُمٰتِ اِلَى النُّورِؕ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنٖینَ رَحٖیمًا ﴿43﴾
(Allah) mü’minlere çok merhamet edendir.
44
تَحِیَّتُهُمْ یَوْمَ یَلْقَوْنَهُ سَلٰمٌۚ وَاَعَدَّ لَهُمْ اَجْرًا كَرٖیمًا ﴿44﴾
(Mü’minler,) O’na kavuştukları gün, (Allah’ın) onlara yönelik iltifatı “selâm”dır. (Allah) onlara şerefli bir mükâfat hazırlamıştır.1
1bk. 10/10; 36/58
45–46
یٰٓـاَیُّهَا النَّبِیُّ اِنَّٓا اَرْسَلْنٰكَ شٰهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذٖیرًاۙ ﴿45﴾
وَدَاعِیًا اِلَى اللّٰهِ بِاِذْنِهٖ وَسِرَاجًا مُنٖیرًا ﴿46﴾
Ey Peygamber! Muhakkak biz seni, (ümmetin üzerine) bir şâhit, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak, hem de Allah’ın izniyle, bir davetçi ve nur saçan bir kandil olarak gönderdik.
47
وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنٖینَ بِاَنَّ لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ فَضْلًا كَبٖیرًا ﴿47﴾
(Resûlüm!) Mü’minlere, Allah’tan kendilerine, cidden büyük bir lütuf verileceğini müjdele!
48
وَلَا تُطِـعِ الْكٰفِرٖینَ وَالْمُنٰفِقٖینَ وَدَعْ اَذٰیهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِؕ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَكٖیلًا ﴿48﴾
Kâfirlere ve münâfıklara itaat etme, onların sana verdikleri eziyetlere (şimdilik) aldırma, Allah’a güvenip dayan. Koruyucu olarak Allah (sana) yeter.
49
یٰٓـاَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُٓوا اِذَا نَكَحْتُمُ الْمُؤْمِنٰتِ ثُمَّ طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِنْ قَبْلِ اَنْ تَمَسُّوهُنَّ فَمَا لَكُمْ عَلَیْهِنَّ مِنْ عِدَّةٍ تَعْتَدُّونَهَاۚ فَمَتِّعُوهُنَّ وَسَرِّحُوهُنَّ سَرَاحًا جَمٖیلًا ﴿49﴾
Ey iman edenler! Mü’min kadınları nikâhlayıp da sonra kendileri ile (cinsî) temastan önce onları (bir talak ile de) boşadığınız zaman, sizin için üzerlerinde sayıp bekleyeceğiniz bir iddet hakkı yoktur (hemen başkasıyla evlenebilirler). Bu takdirde onlara nikâh haklarını verin ve kendilerini güzel bir şekilde salıverin.
*
Kendileriyle nikâhlanıp da gerdeğe girmeden ve mehirleri belirlenmeden önce boşanan kadınların uygun hediyelerle gönülleri hoş edilmelidir. Eğer mehirleri belirlenmiş ise o zaman mehrin yarısı verilir. Ancak kendileriyle halvet-i sahîhada (başbaşa) bulunmamış olmak lazımdır.2
50
یٰٓـاَیُّهَا النَّبِیُّ اِنَّٓا اَحْلَلْنَا لَكَ اَزْوٰجَكَ الّٰـتٖٓی اٰتَیْتَ اُجُورَهُنَّ وَمَا مَلَكَتْ یَمٖینُكَ مِمَّٓا اَفَٓاءَ اللّٰهُ عَلَیْكَ وَبَنَاتِ عَمِّكَ وَبَنَاتِ عَمّٰتِكَ وَبَنَاتِ خَالِكَ وَبَنَاتِ خٰلٰتِكَ الّٰتٖی هَاجَرْنَ مَعَكَؗ وَامْرَاَةً مُؤْمِنَةً اِنْ وَهَبَتْ نَفْسَهَا لِلنَّبِیِّ اِنْ اَرَادَ النَّبِیُّ اَنْ یَسْتَنْكِحَهَاࣗ خَالِصَةً لَكَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنٖینَؕ قَدْ عَلِمْنَا مَا فَرَضْنَا عَلَیْهِمْ فٖٓی اَزْوٰجِهِمْ وَمَا مَلَكَتْ اَیْمٰنُهُمْ لِكَیْلَا یَكُونَ عَلَیْكَ حَرَجٌؕ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَحٖیمًا ﴿50﴾
Ey Peygamber! Biz, mehirlerini verdiğin hanımlarını, Allah’ın sana ganimet (olarak) verdiklerinden elinin altında bulunan (kadın)ları,* seninle beraber (Medine’ye) göç eden amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını, teyzelerinin kızlarını sana helal kıldık. Bir de mü’min bir kadın kendisini Peygamber’e (mehirsiz) bağışlar ve Peygamber de onu nikâhlamak isterse başka mü’minlere değil, yalnız sana mahsus olmak üzere bunu (helal kıldık). Öteki (mü’min)lerin hanımları ve ellerinin (altında) mâlik oldukları (cariyeleri) hakkında üzerlerine farz ettiğimiz şeyleri elbette biz bildirdik. (Bu da) sana bir zorluk (ve sıkıntı) olmaması içindir. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.3**
3bk. 4/3-5, 20-25
*
* Ayette sözü edilen kadınların Hz. Safiyye ve Cüveyriyye olduğu rivayet edilmiştir.4
*
** Hz. Peygamber’in hanımları mü’minlerin anneleri olup kimseyle evlenmediklerinden, onun yanında kalmalarına Allah müsaade etmiştir. Hz. Peygamber Medine’ye hicret etmeden önce Hz. Hatice vefat etmişti. Yüce Allah, verilen izin dâhilinde mehirlerini vererek onun evlenmesine müsaade etmiştir. Ancak kendisini mehirsiz bağışlayan kadınları da yalnız kendine mahsus olarak almasına izin vermiş; fakat kötü niyet ve neticeler doğuracağından bu izni başkalarına vermemiştir.
51
تُرْجٖی مَنْ تَشَٓاءُ مِنْهُنَّ وَتُــْٔـوٖٓی اِلَیْكَ مَنْ تَشَٓاءُؕ وَمَنِ ابْتَغَیْتَ مِمَّنْ عَزَلْتَ فَلَا جُنَاحَ عَلَیْكَؕ ذٰلِكَ اَدْنٰٓى اَنْ تَقَرَّ اَعْیُنُهُنَّ وَلَا یَحْزَنَّ وَیَرْضَیْنَ بِمَٓا اٰتَیْتَهُنَّ كُلُّهُنَّؕ وَاللّٰهُ یَعْلَمُ مَا فٖی قُلُوبِكُمْؕ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٖیمًا حَلٖیمًا ﴿51﴾
(Resûlüm!) Onlardan dilediğini (dargınlık sebebiyle nöbetinden) geri bırakır, dilediğini de yanına alırsın. (Geçici olarak) ayrıldıklarından,* arzu ettiğine dönmekte de sana bir günah yoktur. Bu, gözleri aydın olup mahzun olmamalarına ve hepsinin, kendilerine verdiğin şeyle razı olmalarına en elverişli (ve münasip) olandır. (Çünkü onlar kendileri hakkında ilâhî emri uygulayacağını bilirler.) Allah kalplerinizde olanı bilir. Allah hakkıyla bilendir. Halîmdir (ceza vermede acele etmeyendir).
*
* Resûlullah’ın, Nisâ sûresinin üçüncü âyeti gelinceye kadar istediği kadar kadınla evlenebilmesi mümkün iken, en genç ve enerjik çağlarında (25’ten 55 yaşına kadar) tek evli olarak yaşadı. Ancak 55 yaşında Hz. Ebû Bekir’in kızı Hz. Âişe ile evlenerek kendisini ikinci hanım olarak aldı. Bu ise, kız olarak aldığı tek hanımıdır. Bundan sonra hayatının kalan kısa müddeti içinde çeşitli sosyal ve siyâsî sebep ve maksatlarla hanımlarının sayısı dokuza kadar ulaşmıştı. Ancak meşru şartlara uygun olarak dörde kadar evlenmeye müsaade eden âyet-i kerîmeden sonra, yalnız Peygamber’e mahsus olarak hanımları yanında kaldı. Çünkü Peygamber hanımları mü’minlerin annesi olup kimseyle evlenemezdi.
52
لَا یَحِلُّ لَكَ النِّسَٓاءُ مِنْ بَعْدُ وَلَٓا اَنْ تَبَدَّلَ بِهِنَّ مِنْ اَزْوٰجٍ وَلَوْ اَعْجَبَكَ حُسْنُهُنَّ اِلَّا مَا مَلَكَتْ یَمٖینُكَؕ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ رَقٖیـبًاࣖ ﴿52﴾
Bu (zevceleri)nden sonra başka kadınlar(la evlenmen) de, güzellikleri hoşuna gitse bile, bunları başka kadınlarla değişmen de sana helal değildir. Yalnız elinin mâlik olduğu (cariyeler) hariçtir. Allah her şeyi gözetendir.1
1bk. 33/28-29
53
یٰٓـاَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُیُوتَ النَّبِیِّ اِلَّٓا اَنْ یُؤْذَنَ لَكُمْ اِلٰى طَعَامٍ غَیْرَ نٰظِرٖینَ اِنٰیهُۙ وَلٰكِنْ اِذَا دُعٖیتُمْ فَادْخُلُوا فَاِذَا طَعِمْتُمْ فَانْتَشِرُوا وَلَا مُسْتَـْٔنِسٖینَ لِحَدٖیثٍؕ اِنَّ ذٰلِكُمْ كَانَ یُؤْذِی النَّبِیَّ فَیَسْتَحْيٖ مِنْكُمْؗ وَاللّٰهُ لَا یَسْتَحْيٖ مِنَ الْحَقِّؕ وَاِذَا سَاَلْتُمُوهُنَّ مَتٰعًا فَسْـَٔلُوهُنَّ مِنْ وَرَٓاءِ حِجَابٍؕ ذٰلِكُمْ اَطْهَرُ لِقُلُوبِكُمْ وَقُلُوبِهِنَّؕ وَمَا كَانَ لَكُمْ اَنْ تُؤْذُوا رَسُولَ اللّٰهِ وَلَٓا اَنْ تَنْكِحُٓوا اَزْوٰجَهُ مِنْ بَعْدِهٖٓ اَبَدًاؕ اِنَّ ذٰلِكُمْ كَانَ عِنْـدَ اللّٰهِ عَظٖیـمًا ﴿53﴾
Ey iman edenler! Artık Peygamber’in evlerine, siz bir yemeğe çağrılmaksızın, vaktine (de) bakmaksızın (vakitli vakitsiz) girmeyin. Ancak davet edildiğiniz zaman girin; yemeği yiyince de hemen dağılın, söze dalıp eğleşmeyin. Çünkü bu, Peygamber’e eziyet veriyor, o da siz(e söylemek)ten çekiniyor. Fakat Allah, hak(kı açıklamak)tan çekinmez. Bir de onlardan (yani Peygamber’in hanımlarından) gerekli bir şey istediğiniz (veya sorduğunuz) zaman, perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz hem de onların kalpleri için daha temizdir. Sizin, Allah’ın Resûlü’ne eziyet vermeniz, kendisinden sonra onun hanımlarını nikâhlamanız asla mümkün değildir. Bu, Allah katında büyük (bir günah)tır.
54
اِنْ تُبْدُوا شَیْـًٔا اَوْ تُخْفُوهُ فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُلِّ شَیْءٍ عَلٖیمًا ﴿54﴾
Bir şeyi açığa vursanız da gizleseniz de şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla (gayet iyi) bilendir.
55
لَا جُنَاحَ عَلَیْهِنَّ فٖٓی اٰبَٓائِهِنَّ وَلَٓا اَبْنَٓائِهِنَّ وَلَٓا اِخْوٰنِهِنَّ وَلَٓا اَبْنَٓاءِ اِخْوٰنِهِنَّ وَلَٓا اَبْنَٓاءِ اَخَوٰتِهِنَّ وَلَا نِسَٓائِهِنَّ وَلَا مَا مَلَكَتْ اَیْمٰنُهُنَّۚ وَاتَّقٖینَ اللّٰهَؕ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ شَهٖیدًا ﴿55﴾
Onlara (Peygamber’in hanımlarına) ne babaları, ne oğulları, ne erkek kardeşleri ne erkek kardeşlerinin oğulları, ne kız kardeşlerinin oğulları, ne (kendileri gibi mü’min) kadınları ne de ellerinin (altında) mâlik oldukları (cariyeleri ile perdesiz görüşmeleri) dolayısıyla bir günah vardır. (Dayı ve amca da anne ve baba hükmündedir.)1 Bununla beraber (Ey hanımlar!) Allah’a saygılı olup emrine uygun yaşayın, çünkü Allah her şeye hakkıyla şâhittir.2
1Zebîdî, XI, hadis no: 1724
2bk. 24/31
*
Mü’min kadınlar, kâfir kadınların yanında da açılıp saçılamazlar.3
56
اِنَّ اللّٰهَ وَمَلٰٓئِكَتَهُ یُصَلُّونَ عَلَى النَّبِیِّؕ یٰٓـاَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا صَلُّوا عَلَیْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلٖیمًا ﴿56﴾
Şüphesiz ki Allah ve melekleri Peygamber’e salât eder (onu kutsar/övgü ve iltifatla anar)lar! Ey iman edenler! Siz de ona salâtü selam edin (kutsayın, onun şanını yüceltmeye ve ona tam bir teslimiyete özen gösterin).
*
Yüce Allah’ın peygamberine salavâtı; ona rahmet etmesi ve onun şânını yüceltmesidir. Meleklerin salavâtı Peygam-ber’in şânını yüceltme ve mü’minlere bağış dilemesidir. Mü’minlerin de Hz. Peygamber’e salât ve selam getirmesidir. Selef imamlarına ve müfessirlere göre bu emir, hükmün vâcip olduğunu ifade eder. Salât ve selam Allah’ın rahmetine, Peygamber’in şefaatine ve duaların kabulüne vesiledir. İsmi anılınca salavât getirmeyenlere, gerek Hz. Peygamber’in gerekse meleklerin bedduaları vardır. Salavât “Allâhümme salli alâ Muhammed” demek, selam “es-Selâmü aleyke eyyühennebiyyü” demektir; birçok çeşidi de vardır.4
57
اِنَّ الَّذٖینَ یُؤْذُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ لَعَنَهُمُ اللّٰهُ فِی الدُّنْیَا وَالْاٰخِرَةِ وَاَعَدَّ لَهُمْ عَذَابًا مُهٖینًا ﴿57﴾
Hiç şüphesiz Allah’a ve Resûlü’ne eziyet ver(mek istey)enlere, (işte) onlara Allah dünyada ve âhirette lanet etmiş ve onlara alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.
58
وَالَّذٖینَ یُؤْذُونَ الْمُؤْمِنٖینَ وَالْمُؤْمِنٰتِ بِغَیْرِ مَا اكْتَسَبُوا فَقَدِ احْتَمَلُوا بُهْتٰنًا وَاِثْمًا مُبٖینًاࣖ ﴿58﴾
Mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara hak etmedikleri (yapmadıkları) bir şeyden dolayı eziyet edenler, bir iftira(da bulunmuş) ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.
59
یٰٓـاَیُّهَا النَّبِیُّ قُلْ لِاَزْوٰجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَٓاءِ الْمُؤْمِنٖینَ یُدْنٖینَ عَلَیْهِنَّ مِنْ جَلٰبٖیبِهِنَّؕ ذٰلِكَ اَدْنٰٓى اَنْ یُعْرَفْنَ فَلَا یُؤْذَیْنَؕ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَحٖیمًا ﴿59﴾
Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle: (Bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman, kendilerini baştan ayağa bolca örten, şeffaf olmayan) dış elbiselerini üzerlerine iyice giyinip örtsünler. Bu, onların (cariye veya hafifmeşrep değil, şerefli ve namuslu) bilinmelerine, (cinsel) taciz/sarkıntılık edilmemelerine daha elverişlidir. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.5
5bk. 24/31 ve dipnotu
*
İslâm öncesi (câhiliyyede) satılık köle/cariye kadınların vücutlarının çoğu çıplak bulunur, göz ve gönül doldurucu oluşuna göre fiyat biçilirdi. İslâm’ın gelişi ile bu durumun kalkmasına rağmen, toplum ahlâkını bozan çağdaşlık görünümü altında gönüllü cariyelerin, nikâhsız/metreslerin veya zevk, macera ve teşhir düşkünü kadınların ortaya çıkıp çoğalması iffetsiz erkeklere hoş gelse de, meydana gelen gayr-i meşrûluklar ve neticeleri hakiketen çok üzücüdür.
60–61
لَئِنْ لَمْ یَنْتَهِ الْمُنٰفِقُونَ وَالَّذٖینَ فٖی قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ وَالْمُرْجِفُونَ فِی الْمَدٖینَةِ لَنُغْرِیَنَّكَ بِهِمْ ثُمَّ لَا یُجَاوِرُونَكَ فٖیهَٓا اِلَّا قَلٖیلًاۚۛ ﴿60﴾
مَلْعُونٖینَۚۛ اَیْنَ مَا ثُقِفُٓوا اُخِذُوا وَقُتِّلُوا تَقْتٖیلًا ﴿61﴾
Andolsun ki münâfıklar, kalplerinde (ahlâksızlıktan) bir hastalık bulunanlar ve şehirde kötü/yalan yanlış haber yayanlar eğer (bu hallerinden) vazgeçmezlerse seni elbette kendilerine musallat ederiz (savaşıp şehirden çıkarmanı emrederiz). Bundan sonra da orada, sana ancak pek az bir zaman komşu kalabilirler. Lanetlik olarak nerede ele geçirilirlerse tutulur ve öldürülürler.
62
سُنَّةَ اللّٰهِ فِی الَّذٖینَ خَلَوْا مِنْ قَبْلُۚ وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّةِ اللّٰهِ تَبْدٖیلًا ﴿62﴾
Daha önce gelen (münafık)lar hakkında Allah’ın kanunu bu idi. Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.
63
یَسْـَٔلُكَ النَّاسُ عَنِ السَّاعَةِؕ قُلْ اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ اللّٰهِؕ وَمَا یُدْرٖیكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ تَكُونُ قَرٖیبًا ﴿63﴾
İnsanlar sana (kıyamet) saat(in)i sorarlar. De ki: “O’nun ilmi ancak Allah katındadır.” Ne bilirsin, belki de o saat yakındır.1
1bk. 2/166-167; 16/1; 21/1; 25/27-29; 54/1
64–65
اِنَّ اللّٰهَ لَعَنَ الْكٰفِرٖینَ وَاَعَدَّ لَهُمْ سَعٖیرًاۙ ﴿64﴾
خٰلِدٖینَ فٖیهَٓا اَبَدًاۚ لَا یَجِدُونَ وَلِیًّا وَلَا نَصٖیرًاۚ ﴿65﴾
Şüphe yok ki Allah, (kendisini veya hükümlerini tanımayıp) küfre sapanları lanetlemiş (rahmetinden kovmuş) ve onlara içinde ebedî kalacakları çılgın alevli bir ateş hazırlamıştır. Onlar artık ne bir dost ne bir yardımcı bulurlar.
66
یَوْمَ تُقَلَّبُ وُجُوهُهُمْ فِی النَّارِ یَقُولُونَ یٰلَیْتَنَٓا اَطَعْنَا اللّٰهَ وَاَطَعْنَا الرَّسُولَا ﴿66﴾
O gün, onların yüzleri ateşte evirilip çevirilirken; “Ah! Keşke biz, Allah’a itaat etseydik, Peygamber’e de itaat etseydik.” diyecekler.
67
وَقَالُوا رَبَّنَٓا اِنَّٓا اَطَعْنَا سَادَتَنَا وَكُـبَرَٓاءَنَا فَاَضَلُّونَا السَّبٖیلَا ﴿67﴾
Ve diyecekler ki: “Ey Rabbimiz! Doğrusu biz, efendilerimize ve büyüklerimize (onların isteklerine, hevâlarına ve çağırdıklarına) uyduk, (onlar) da bizi (hak) yoldan saptırdı.”2
2krş. 2/165-167; 25/27-29
68
رَبَّـنَٓا اٰتِهِمْ ضِعْفَیْنِ مِنَ الْعَذَابِ وَالْعَنْهُمْ لَعْنًا كَبٖیرًاࣖ ﴿68﴾
“Ey Rabbimiz! Onlara azaptan iki kat ver ve onları büyük bir lanetle rahmetinden kov.”
*
Allah’ın emirlerini gereksiz gören ve insanları hidayetten uzaklaştıran önderlerle, hayatı için bir tehlike olmadığı halde onların peşinden gidenler, hesap gününde birbirine düşman olacaktır.3
69
یٰٓـاَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا لَا تَكُونُوا كَالَّذٖینَ اٰذَوْا مُوسٰى فَبَرَّاَهُ اللّٰهُ مِمَّا قَالُواؕ وَكَانَ عِنْدَ اللّٰهِ وَجٖیهًا ﴿69﴾
Ey iman edenler! (Resûl’e karşı tıpkı) Musa’yı (iftira ile) incitenler gibi olmayın. Nihayet Allah onu, dediklerinden temize çıkardı. O, Allah yanında yüzü (itibarı) olan idi.
70–71
یٰٓـاَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَقُولُوا قَوْلًا سَدٖیدًاۙ ﴿70﴾
یُصْلِحْ لَكُمْ اَعْمٰلَكُمْ وَیَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْؕ وَمَنْ یُطِـعِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ فَازَ فَوْزًا عَظٖیمًا ﴿71﴾
Ey iman edenler! ‘Allah’a saygılı olun/emirlerine uyun’ ve doğru söz söyleyin ki (Allah) işlerinizi düzeltsin ve sizin günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederse muhakkak ki en büyük bir başarıya/kurtuluşa ermiş olur.
72
اِنَّا عَرَضْنَا الْاَمَانَةَ عَلَى السَّمٰوٰتِ وَالْاَرْضِ وَالْجِبَالِ فَاَبَیْنَ اَنْ یَحْمِلْنَهَا وَاَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْاِنْسٰنُؕ اِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًاۙ ﴿72﴾
Doğrusu biz emaneti (emir ve yasakları) yerine getirme sorumluluğunu göklere, yere ve dağlara arz (ve teklif) ettik de (onlar) bunu yüklenmekten kaçındılar ve on(un getireceği sorumluluk)tan korktular da onu insan yüklendi. (Eğer bunun gereğini yapmaktan kaçınırsa) cidden o çok zalim, çok cahil (demek)tir.4
4krş. 59/21
*
Eğer insan, ilâhî teklifi unutur, nefsine uyar ve aklını putlaştırarak işlerini Allah’ın emir ve yasakları doğrultusunda değil de kendi hevâ ve hevesine göre yaparsa hem cahil hem de zalim olacağı bildiriliyor.
73
لِیُعَذِّبَ اللّٰهُ الْمُنٰفِقٖینَ وَالْمُنٰفِقٰتِ وَالْمُشْرِكٖینَ وَالْمُشْرِكٰتِ وَیَتُوبَ اللّٰهُ عَلَى الْمُؤْمِنٖینَ وَالْمُؤْمِنٰتِؕ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَحٖیمًا ﴿73﴾
Böylelikle Allah, (bu emanete hainlik eden) münafık erkeklerle münafık kadınlara, Allah’a ortak koşan erkeklerle Allah’a ortak koşan kadınlara azap edecek, mü’min erkeklerle, mü’min kadınların tevbelerini de kabul edecektir. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.