سُورَةُ الْمُؤْمِنِ
Mü'min (Gâfir) Sûresi
MEKKÎBu sûre hakkındaMekke döneminde nâzil olmuştur. 85 âyettir. 56-57. âyetleri Medine döneminde inmiştir. Sûre, adını 28. âyette geçen aynı kelimeden almıştır. Bir diğer adı da “Gâfir”dir.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1
حٰمٓؕ ﴿1﴾
Hâ, Mîm.
*
Bu ve bundan sonraki altı sûre (40-46) bu şekilde başladığı için bu sûrelerin hepsine birden “Havâmîm” (yedi hâmîmler) denilir.
2–3
تَنْزٖیلُ الْكِتٰبِ مِنَ اللّٰهِ الْعَزٖیزِ الْعَلٖیمِۙ ﴿2﴾
غَافِرِ الذَّنْبِ وَقَابِلِ التَّوْبِ شَدٖیدِ الْعِقَابِ ذِی الطَّوْلِؕ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَؕ اِلَیْهِ الْمَصٖیرُ ﴿3﴾
Bu Kitab’ın indirilmesi, mutlak galip ve (her şeyi) hakkıyla bilen, günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, azabı şiddetli olan, hem de lütuf sahibi olan Allah tarafındandır. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Dönüş ancak O’nadır.
4
مَا یُجٰدِلُ فٖٓی اٰیٰتِ اللّٰهِ اِلَّا الَّذٖینَ كَفَرُوا فَلَا یَغْرُرْكَ تَقَلُّبُهُمْ فِی الْبِلٰدِ ﴿4﴾
Allah’ın âyetleri hakkında, küfre sapan/nankörlük edenlerden başkası mücadele etmez. (Resûlüm!) Şimdi onların şehirlerde (rahatça) gezip dolaşması seni aldatmasın (zamanı gelince onların cezaları ihmal edilmez).
5
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَالْاَحْزَابُ مِنْ بَعْدِهِمْࣕ وَهَمَّتْ كُلُّ اُمَّةٍ بِرَسُولِهِمْ لِیَاْخُذُوهُ وَجٰدَلُوا بِالْبٰطِلِ لِیُدْحِضُوا بِهِ الْحَقَّ فَاَخَذْتُهُمْࣞ فَكَیْفَ كَانَ عِقَابِ ﴿5﴾
Onlardan önce Nuh kavmi ve bunlardan sonraki topluluklar da (peygamberlerini) yalanladı. Her ümmet, peygamberlerini yakala(yıp öldür)meye kastetti. Hakkı giderip yerine batılı koymak için mücadele edip durdular. Ben de onları (azabımla) tutup alıverdim. (İşte bak) benim azabım nasıl oldu?
*
Her devirde birtakım insanlar, Allah’ın Rabliğinden uzaklaşmış, küfre sapmış, buna karşılık şeytana ve onun yolundakilere uymuşlardır. Bu yüzden Allah’ın buyruklarına ve onlara uymak isteyen mü’minlere karşı hasım kesilmiş ve onlarla mücadele etmişler, Allah’ın da bir hesabı olduğunu düşünmemişlerdir.
6
وَكَذٰلِكَ حَقَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ عَلَى الَّذٖینَ كَفَرُٓوا اَنَّهُمْ اَصْحٰبُ النَّارِۘ ﴿6﴾
Böylece inkâr edenlere karşı Rabbinin: “Kesinlikle onlar ateş ehlidir.” (şeklindeki) sözü gerçekleşti.
7
اَلَّذٖینَ یَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ یُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَیُؤْمِنُونَ بِهٖ وَیَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذٖینَ اٰمَنُواۚ رَبَّـنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَیْءٍ رَحْمَةً وَعِلْمًا فَاغْفِرْ لِلَّذٖینَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَبٖیلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ الْجَحٖیمِ ﴿7﴾
Arşı taşıyanlar ve onun etrafındaki (tavaf eden melek)ler, Rablerini hamd ile tesbih ederler.
*
“Sübhânallâhi ve bihamdihî” derler.2
7
اَلَّذٖینَ یَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ یُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَیُؤْمِنُونَ بِهٖ وَیَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذٖینَ اٰمَنُواۚ رَبَّـنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَیْءٍ رَحْمَةً وَعِلْمًا فَاغْفِرْ لِلَّذٖینَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَبٖیلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ الْجَحٖیمِ ﴿7﴾
O’na iman ederler ve mü’minlerin bağışlanmasını da (şöylece) isterler: “Ey Rabbimiz! Senin rahmet ve ilmin her şeyi kaplamıştır. Tevbe edip senin yoluna uyanları bağışla, onları cehennem azabından koru!”
8
رَبَّنَا وَاَدْخِلْهُمْ جَنّٰتِ عَدْنٍ الَّتٖی وَعَدْتَهُمْ وَمَنْ صَلَحَ مِنْ اٰبَٓائِهِمْ وَاَزْوٰجِهِمْ وَذُرِّیّٰتِهِمْؕ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَزٖیزُ الْحَكٖیمُۚ ﴿8﴾
“Ey Rabbimiz! Onları ve atalarından, zevcelerinden, nesillerinden iyi olan (emrine uygun yaşayan)ları, kendilerine söz verdiğin Adn cennetlerine koy. Şüphesiz, mutlak galip, hüküm ve hikmet sahibi sadece sensin!”1
1bk. 13/23
9
وَقِهِمُ السَّیِّـَٔاتِؕ وَمَنْ تَقِ السَّیِّـَٔاتِ یَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمْتَهُؕ وَذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظٖیمُࣖ ﴿9﴾
“Onları kötülüklerden koru. Sen kimi (bu dünyada) kötülüklerden korursan o gün, muhakkak ona rahmet etmişsindir. Bu da en büyük kurtuluş (ve saadet)in ta kendisidir.”
10
اِنَّ الَّذٖینَ كَفَرُوا یُنَادَوْنَ لَمَقْتُ اللّٰهِ اَكْبَرُ مِنْ مَقْتِكُمْ اَنْفُسَكُمْ اِذْ تُدْعَوْنَ اِلَى الْاٖیمٰنِ فَتَكْفُرُونَ ﴿10﴾
Kâfir olanlara şöyle seslenilir: “Allah’ın (size olan) gazabı, (artık bugün) kendi kendinize (olan) kızgınlığınızdan daha şiddetlidir. Çünkü siz, (dünyada) imana çağırılıyordunuz da inkâr ediyordunuz.”
11
قَالُوا رَبَّنَٓا اَمَتَّنَا اثْنَتَیْنِ وَاَحْیَیْتَنَا اثْنَتَیْنِ فَاعْتَرَفْنَا بِذُنُوبِنَا فَهَلْ اِلٰى خُرُوجٍ مِنْ سَبٖیلٍ ﴿11﴾
(Onlar da:) “Ey Rabbimiz! Bizi iki kere öldürdün ve iki kere dirilttin.
*
Birinci ölüm hali rahimdeki canlanmadan önceki haldir. İkincisi, doğduktan sonraki ölümdür. Birinci dirilme rahimdeki canlanmadır. İkinci diriliş de öldükten sonrakidir.
11
قَالُوا رَبَّنَٓا اَمَتَّنَا اثْنَتَیْنِ وَاَحْیَیْتَنَا اثْنَتَیْنِ فَاعْتَرَفْنَا بِذُنُوبِنَا فَهَلْ اِلٰى خُرُوجٍ مِنْ سَبٖیلٍ ﴿11﴾
İşte günahlarımızı da itiraf ettik. (Acaba bu ateşten) çıkmaya bir yol var mıdır?” derler.2
2bk. 2/28; 22/66; 45/26
12
ذٰلِكُمْ بِاَنَّـهُٓ اِذَا دُعِیَ اللّٰهُ وَحْدَهُ كَفَرْتُمْۚ وَاِنْ یُشْرَكْ بِهٖ تُؤْمِنُواؕ فَالْحُكْمُ لِلّٰهِ الْعَلِیِّ الْكَبٖیرِ ﴿12﴾
(Onlara denilir ki:) “Bu (azap) şundandır: Bir olan Allah’a (iman ve itaate) çağrıldığınız zaman küfrettiniz (inkâra ya da nankörlüğe saptınız). O’na ortak koşulunca (O’nun yetkisi başkalarına verilince O’na) inandınız. Artık hüküm, O çok yüce, çok büyük (olan) Allah’a aittir.”
13
هُوَ الَّذٖی یُرٖیكُمْ اٰیٰتِهٖ وَیُنَزِّلُ لَكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ رِزْقًاؕ وَمَا یَتَذَكَّرُ اِلَّا مَنْ یُنٖیبُ ﴿13﴾
O (Allah), size (kudretine delâlet eden) alametleri gösteren ve sizin için gökten rızık (sebepleri) indirendir. (Allah’a) yönelen kimseden başkası ibret almaz.
14
فَادْعُوا اللّٰهَ مُخْلِصٖینَ لَهُ الدّٖینَ وَلَوْ كَرِهَ الْكٰفِرُونَ ﴿14﴾
O halde kâfirlerin hoşuna gitmese de dini yalnız Allah’a has kılarak O’na dua (ve ibadet) edin.
*
Dini Allah’a has kılmak; dinin gereğini yerine getirirken onun üzerine nefsin ve dış güçlerin izin verdiği kadarıyla yapabilmek gibi bir gölge düşürmemek, samimi olmak, başka şeyleri gönülden çıkarmaktır. Dinin emirlerini yerine getirmede Allah’ın hâkimiyeti geçerli olmalı ki din Allah’a has kılınmış olsun.3
15
رَفٖیعُ الدَّرَجٰتِ ذُو الْعَرْشِۚ یُلْقِی الرُّوحَ مِنْ اَمْرِهٖ عَلٰى مَنْ یَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِهٖ لِیُنْذِرَ یَوْمَ التَّلَاقِۙ ﴿15﴾
(O,) dereceleri yükselten, arşın sahibi (olan Allah), o kavuşma gününün dehşetine karşı (insanları) uyarmak için emriyle ruhu (vahyi ve nübüvveti) kullarından dilediğine indirir.
16
یَوْمَ هُمْ بٰرِزُونَۚ لَا یَخْفٰى عَلَى اللّٰهِ مِنْهُمْ شَیْءٌؕ لِمَنِ الْمُلْكُ الْیَوْمَؕ لِلّٰهِ الْوٰحِدِ الْقَهَّارِ ﴿16﴾
O gün onlar, (kabirlerinden) ortaya çıkarlar. Onlar(ın yaptıkların)dan hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz. (O kıyamet günü bütün varlıklar helak olunca Allah buyurur ki:) “Bugün mülk (hükümranlık) kimindir?” (Yine kendisi cevap verir): “Tek ve Kahhâr olan (gücü her şeye yeten) Allah’ındır.”
17
اَلْیَوْمَ تُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْؕ لَا ظُلْمَ الْیَوْمَؕ اِنَّ اللّٰهَ سَرٖیعُ الْحِسَابِ ﴿17﴾
Bugün (âhirette) herkese, kazandığının karşılığı verilecektir. Bugün (kimseye karşı) hiçbir haksızlık yoktur. Şüphesiz ki Allah, hesabı pek çabuk görendir.
18
وَاَنْذِرْهُمْ یَوْمَ الْاٰزِفَةِ اِذِ الْقُلُوبُ لَدَى الْحَنَاجِرِ كٰظِمٖینَؕ مَا لِلظّٰلِمٖینَ مِنْ حَمٖیمٍ وَلَا شَفٖیعٍ یُطَاعُؕ ﴿18﴾
(Resûlüm!) Onları, yaklaşan (kıyamet) günü için uyar. O zaman, yürekleri (korkudan âdeta) gırtlaklarına dayanır; yutkunup dururlar. Zalimlere ne bir yakın (akraba ve dost) ne de (sözü) dinlenecek bir şefaatçi vardır.
19
یَعْلَمُ خَٓائِنَةَ الْاَعْیُنِ وَمَا تُخْفِی الصُّدُورُ ﴿19﴾
(Allah) gözlerin hain (bakış)ını da göğüslerin gizlediği şeyleri de bilir.
20
وَاللّٰهُ یَقْضٖی بِالْحَقِّؕ وَالَّذٖینَ یَدْعُونَ مِنْ دُونِهٖ لَا یَقْضُونَ بِشَیْءٍؕ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ السَّمٖیعُ الْبَصٖیرُࣖ ﴿20﴾
Allah, adaletle hükmeder. O’ndan başka yalvarıp taptıkları ise hiçbir şeye hükmedemez. Çünkü Allah, (her şeyi) hakkıyla işitendir, görendir.
21
اَوَلَمْ یَسٖیرُوا فِی الْاَرْضِ فَیَنْظُرُوا كَیْفَ كَانَ عٰقِبَةُ الَّذٖینَ كَانُوا مِنْ قَبْلِهِمْؕ كَانُوا هُمْ اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَاٰثَارًا فِی الْاَرْضِ فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُ بِذُنُوبِهِمْ وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ وَاقٍ ﴿21﴾
(Onlar) yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı? Baksalar ya, kendilerinden öncekilerin sonu nasıl olmuştur? Onlar, kendilerinden hem kuvvet hem de yeryüzündeki eserler yönünden daha üstün idiler. Öyle iken, Allah onları günahları yüzünden kıskıvrak yakalayıverdi. Onları Allah’(ın gazabın)dan koruyan da olmadı.1
1bk. 30/9; 46/26-27
22
ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَانَتْ تَاْتٖیهِمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَیِّنٰتِ فَكَفَرُوا فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُؕ اِنَّهُ قَوِیٌّ شَدٖیدُ الْعِقَابِ ﴿22﴾
Bu (dünya azabı)nın sebebi şudur: Onlara peygamberleri, açık deliller (mucizeler ve dinî, içtimâî hükümler) getirdi, onlar da inkâr ettiler. Bu yüzden Allah kendilerini kıskıvrak yakalayıverdi. Çünkü O’nun kudreti sonsuzdur, azabı pek şiddetlidir.
23–24
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰیٰتِنَا وَسُلْطٰنٍ مُبٖینٍۙ ﴿23﴾
اِلٰى فِرْعَوْنَ وَهٰمٰنَ وَقٰرُونَ فَقَالُوا سٰحِرٌ كَذَّابٌ ﴿24﴾
Andolsun ki biz, Musa’yı, mucizelerimizle ve apaçık delil ile Firavun’a, (veziri) Hâmân’a ve Kârun’a gönderdik de onlar: “(Bu) bir sihirbazdır, yalancının tekidir.” dediler.
25
فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ بِالْحَقِّ مِنْ عِنْدِنَا قَالُوا اقْتُلُٓوا اَبْنَٓاءَ الَّذٖینَ اٰمَنُوا مَعَهُ وَاسْتَحْیُوا نِسَٓاءَهُمْؕ وَمَا كَیْدُ الْكٰفِرٖینَ اِلَّا فٖی ضَلٰلٍ ﴿25﴾
(Musa) onlara, tarafımızdan hakkı getirince de: “Onunla beraber, ona inananların oğullarını öldürün, kadınlarını sağ bırakın.” dediler. (Fakat) kâfirlerin hilesi, ancak boşuna (bir uğraş)tır.2
2krş. 2/49; 14/6
26
وَقَالَ فِرْعَوْنُ ذَرُونٖٓی اَقْتُلْ مُوسٰى وَلْیَدْعُ رَبَّهُۚ اِنّٖٓی اَخَافُ اَنْ یُبَدِّلَ دٖینَكُمْ اَوْ اَنْ یُظْهِرَ فِی الْاَرْضِ الْفَسَادَ ﴿26﴾
Firavun: “Bırakın beni, şu Musa’yı öldüreyim de o (kurtulabilecekse) Rabbine yalvaradursun. Çünkü ben onun, dininizi değiştirmesinden yahut bu yerde (ülkede sizlere ve düzenimize karşı) fesat çıkarmasından1 korkuyorum.” dedi.
1Mukâtil, s.23
27
وَقَالَ مُوسٰٓى اِنّٖی عُذْتُ بِرَبّٖی وَرَبِّكُمْ مِنْ كُلِّ مُتَكَبِّرٍ لَا یُؤْمِنُ بِیَوْمِ الْحِسَابِࣖ ﴿27﴾
Musa: “Şüphesiz ben, hesap gününe inanmadığından kendini büyük gören herkesten, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan (Allah’)a sığındım.” dedi.
28
وَقَالَ رَجُلٌ مُؤْمِنٌࣗ مِنْ اٰلِ فِرْعَوْنَ یَكْتُمُ اٖیمٰنَهُٓ اَتَقْتُلُونَ رَجُلًا اَنْ یَقُولَ رَبِّیَ اللّٰهُ وَقَدْ جَٓاءَكُمْ بِالْبَیِّنٰتِ مِنْ رَبِّكُمْؕ وَاِنْ یَكُ كٰذِبًا فَعَلَیْهِ كَذِبُهُۚ وَاِنْ یَكُ صَادِقًا یُصِبْكُمْ بَعْضُ الَّذٖی یَعِدُكُمْؕ اِنَّ اللّٰهَ لَا یَهْدٖی مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ كَذَّابٌ ﴿28﴾
Firavun ailesinden (olan ve o ana kadar) imanını gizleyen mü’min bir adam* (orada) dedi ki: “Siz, bir adamı sırf ‘Rabbim Allah’tır.’ dedi diye (tehlikeli görüp) öldürür müsünüz? Halbuki o, size Rabbinizden açık mucizeler de getirmiştir. Eğer o yalancı ise yalanı kendi aleyhinedir. Eğer doğru söylüyor ise sizi tehdit ettiğinin (en azından) bir kısmı size isabet eder. Şüphesiz Allah haddi aşan, yalana dadanan kimseyi doğru yola eriştirmez.”
*
* Bazılarına göre bu mü’min kişi, Firavun’un amcasının oğludur.2
29
یٰقَوْمِ لَكُمُ الْمُلْكُ الْیَوْمَ ظٰهِرٖینَ فِی الْاَرْضِؗ فَمَنْ یَنْصُرُنَا مِنْ بَاْسِ اللّٰهِ اِنْ جَٓاءَنَاؕ قَالَ فِرْعَوْنُ مَٓا اُرٖیكُمْ اِلَّا مَٓا اَرٰى وَمَٓا اَهْدٖیكُمْ اِلَّا سَبٖیلَ الرَّشَادِ ﴿29﴾
“Ey kavmim! Bugün (bu) yerde (Mısır’da İsrâiloğulları’na) galip (kimse)ler olarak hükümranlık sizindir. Fakat (Musa’yı öldürmeniz yüzünden) Allah’ın hışmı bize gelip çatarsa (ondan) bizi kim kurtarır?” (Buna karşı) Firavun: “Size ben, kendi görüşümden başkasını uygun görmüyorum ve ben size, ancak doğru yolu (Hz. Musa’nın öldürülmesi işini) gösteriyorum.” dedi.
30
وَقَالَ الَّـذٖٓی اٰمَنَ یٰقَوْمِ اِنّٖٓی اَخَافُ عَلَیْكُمْ مِثْلَ یَوْمِ الْاَحْزَابِۙ ﴿30﴾
İnanan (o kimse): “Ey kavmim! Doğrusu ben sizin için, (evvelki inkârcı) toplulukların (başlarına gelen azap) gününün benzerinden korkuyorum.” dedi.
31
مِثْلَ دَاْبِ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَالَّذٖینَ مِنْ بَعْدِهِمْؕ وَمَا اللّٰهُ یُرٖیدُ ظُلْمًا لِلْعِبَادِ ﴿31﴾
“Nuh kavminin, Âd ve Semûd’un ve onlardan sonrakilerin durumu gibi. (Yoksa) Allah, (günahsız) kullara hiç (bir şekilde) zulmetmek istemez.”
32
وَیٰقَوْمِ اِنّٖٓی اَخَافُ عَلَیْكُمْ یَوْمَ التَّنَادِۙ ﴿32﴾
“Ey kavmim! Cidden ben sizin için o bağrışıp çağrışma, (o birbirinizden imdat isteme) gününden korkuyorum.”3
3bk. 7/44-50
33
یَوْمَ تُوَلُّونَ مُدْبِرٖینَۚ مَا لَكُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ عَاصِمٍۚ وَمَنْ یُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ ﴿33﴾
“O gün arkanızı dönüp kaç (mayı arzu ed)ersiniz. Artık sizi Allah’(ın azabın)dan koruyacak hiç kimse yoktur. Allah kimi sapıklığa bırakırsa onu doğru yola getirecek yoktur.”
34
وَلَقَدْ جَٓاءَكُمْ یُوسُفُ مِنْ قَبْلُ بِالْبَیِّنٰتِ فَمَا زِلْتُمْ فٖی شَكٍّ مِمَّا جَٓاءَكُمْ بِهٖؕ حَتّٰٓى اِذَا هَلَكَ قُلْتُمْ لَنْ یَبْعَثَ اللّٰهُ مِنْ بَعْدِهٖ رَسُولًاؕ كَذٰلِكَ یُضِلُّ اللّٰهُ مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ مُرْتَابٌۚ ﴿34﴾
“Doğrusu (Musa’dan) önce Yusuf da size açık deliller (mucizeler) getirmişti; size getirdiği şeylerden (o zaman) şüphelenip durmuştunuz. Nihayet o ölünce; ‘Allah, ondan sonra asla bir peygamber göndermez.’ demiştiniz. İşte Allah, aşırı giden şüpheci kimseleri böyle sapıklıkta bırakır.”
35
اَلَّذٖینَ یُجٰدِلُونَ فٖٓی اٰیٰتِ اللّٰهِ بِغَیْرِ سُلْطٰنٍ اَتٰیهُمْؕ كَبُرَ مَقْتًا عِنْدَ اللّٰهِ وَعِنْدَ الَّذٖینَ اٰمَنُواؕ كَذٰلِكَ یَطْبَعُ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ قَلْبِ مُتَكَبِّرٍ جَبَّارٍ ﴿35﴾
“Kendilerine gelmiş hiçbir delil olmaksızın, Allah’ın âyetleri hakkında tartışanlar, gerek Allah nezdinde gerek iman edenler yanında buğzu/nefreti artırır (nefretle karşılanırlar). İşte Allah, her kibirli zorbanın kalbini böyle mühürler.”
36–37
وَقَالَ فِرْعَوْنُ یٰهٰمٰنُ ابْنِ لٖی صَرْحًا لَعَلّٖٓی اَبْلُغُ الْاَسْبٰبَۙ ﴿36﴾
اَسْبٰبَ السَّمٰوٰتِ فَاَطَّلِعَ اِلٰٓى اِلٰهِ مُوسٰى وَاِنّٖی لَاَظُنُّهُ كٰذِبًاؕ وَكَذٰلِكَ زُیِّنَ لِفِرْعَوْنَ سُٓوءُ عَمَلِهٖ وَصُدَّ عَنِ السَّبٖیلِؕ وَمَا كَیْدُ فِرْعَوْنَ اِلَّا فٖی تَبَابٍࣖ ﴿37﴾
Firavun (vezirine) dedi ki: “Ey Hâmân! Benim için yüksek bir kule yap. Olur ki ben o yollara (yani), göklerin yollarına erişirim de çıkıp Musa’nın ilâhını görebilirim. Çünkü ben, onu mutlaka yalancı sanıyorum.” İşte böylece Firavun’un kötü işi kendisine cazip gösterildi ve (doğru) yoldan alıkonuldu. Firavun’un tuzağı elbette yok olacaktı.1
1krş. 28/38
*
Firavun, yüksek bir kule yaptırarak, çıkıp oradan Hz. Musa’nın Rabbini gözetlemek ve öyle bir şey göremediğini söyleyip onu ve inananlarını yalanlamak, böylece yeni inanacakları da engellemek istiyordu. Sonraki âyet onun çabalarının boş olduğunu ve anlamsızlığını ortaya koyar.
38
وَقَالَ الَّـذٖٓی اٰمَنَ یٰقَوْمِ اتَّبِعُونِ اَهْدِكُمْ سَبٖیلَ الرَّشَادِۚ ﴿38﴾
O imanlı (adam) dedi ki: “Ey kavmim! Bana uyun ki sizi doğru yola ileteyim.”
39
یٰقَوْمِ اِنَّمَا هٰذِهِ الْحَیٰوةُ الدُّنْیَا مَتٰعٌؗ وَاِنَّ الْاٰخِرَةَ هِیَ دَارُ الْقَرَارِ ﴿39﴾
“Ey kavmim! Bu dünya hayatı geçici bir faydalanma (ve eğlence)den ibarettir. Âhiret hayatı ise doğrusu (işte) asıl (devamlı) durulacak yurt orasıdır.”
40
مَنْ عَمِلَ سَیِّئَةً فَلَا یُجْزٰٓى اِلَّا مِثْلَهَاۚ وَمَنْ عَمِلَ صٰلِحًا مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَاُولٰٓئِكَ یَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ یُرْزَقُونَ فٖیهَا بِغَیْرِ حِسَابٍ ﴿40﴾
“Kim bir kötülük işlerse (ona) ancak o kötülük kadar ceza verilir. (Fakat) erkek ve kadın kim de mü’min olarak sâlih (sevabı olan) bir iş yaparsa işte onlar cennete girerler; orada hesapsız rızıklandırılırlar.”
41
وَیٰقَوْمِ مَا لٖٓی اَدْعُوكُمْ اِلَى النَّجٰوةِ وَتَدْعُونَنٖٓی اِلَى النَّارِؕ ﴿41﴾
“Ey kavmim! Benim (karşılaştığım) bu ne haldir? Ben sizi kurtuluşa (ve cennete) çağırıyorum, siz de beni ateşe davet ediyorsunuz.”
42
تَدْعُونَنٖی لِاَكْفُرَ بِاللّٰهِ وَاُشْرِكَ بِهٖ مَا لَیْسَ لٖی بِهٖ عِلْمٌؗ وَاَنَا اَدْعُوكُمْ اِلَى الْعَزٖیزِ الْغَفّٰرِ ﴿42﴾
“Siz beni, Allah’a karşı kâfirliğe/nankörlüğe ve kendileri hakkında hiçbir bilgim olmayan şeyleri O’na ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ben de sizi O çok üstün, çok bağışlayan (Allah’)a davet ediyorum.”
43
لَا جَرَمَ اَنَّمَا تَدْعُونَنٖٓی اِلَیْهِ لَیْسَ لَهُ دَعْوَةٌ فِی الدُّنْیَا وَلَا فِی الْاٰخِرَةِ وَاَنَّ مَرَدَّنَٓا اِلَى اللّٰهِ وَاَنَّ الْمُسْرِفٖینَ هُمْ اَصْحٰبُ النَّارِ ﴿43﴾
“Hiç şüphe yok ki beni kendisine çağırdığınız (putlarınız)ın* ne dünyada ne de âhirette (ibadete) davet etme (yetkisi ve bağışlama gücü) vardır. Şüphesiz dönüşümüz Allah’adır. (Hareketlerinde) haddi aşanlar, ateş ehlinin ta kendileridir.”1
1bk. 35/14
*
* Put, Allah’a karşılık önde tutulan, bağlılık gösterilen veya tapılan her şey olabilir, bunu yapanlara da putperest veya müşrik denilir.
44
فَسَتَذْكُرُونَ مَٓا اَقُولُ لَكُمْؕ وَاُفَوِّضُ اَمْرٖٓی اِلَى اللّٰهِؕ اِنَّ اللّٰهَ بَصٖیرٌ بِالْعِبَادِ ﴿44﴾
“Size söylediklerimi yakında hatırlayacaksınız. Artık ben işimi Allah’a bırakıyorum. Şüphesiz Allah, kulları(nı) çok iyi görendir.”
45
فَوَقٰیهُ اللّٰهُ سَیِّـَٔاتِ مَا مَكَرُوا وَحَاقَ بِاٰلِ فِرْعَوْنَ سُٓوءُ الْعَذَابِۚ ﴿45﴾
Nihayet Allah, onu (o imana davet eden adamı), onların kurdukları tuzakların kötülüklerinden korudu, Firavun taraftarlarını da kötü azap kuşatıverdi (boğulup gittiler).
46
اَلنَّارُ یُعْرَضُونَ عَلَیْهَا غُدُوًّا وَعَشِیًّاۚ وَیَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُࣞ اَدْخِلُٓوا اٰلَ فِرْعَوْنَ اَشَدَّ الْعَذَابِ ﴿46﴾
(Onların uğratılacağı azabın biri de) ateştir ki onlar sabah akşam (kabirde, kıyamete kadar)2 o ateşe arz edileceklerdir. Kıyametin koptuğu gün de: “Firavun kavmini, azabın en şiddetlisine sokun.” (denilir).
2Nesefî (Tefsîr), IV, 80-81
47
وَاِذْ یَتَحَٓاجُّونَ فِی النَّارِ فَیَقُولُ الضُّعَفٰٓؤُا لِلَّذٖینَ اسْتَكْـبَرُٓوا اِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَبَعًا فَهَلْ اَنْتُمْ مُغْنُونَ عَنَّا نَصٖیبًا مِنَ النَّارِ ﴿47﴾
O vakit, ateşin içinde (inkârcı önderlerle, onlara uyan takım) birbiriyle tartışacaklar. Güçsüzler takımı (dünyada) büyüklük taslayan (Allah’a teslimiyeti küçümseyen önder)lere: “Doğrusu biz (hak dine aykırı işlerde) size uymuştuk. Şimdi siz, bir parçacık (olsun) bizi ateşten kurtarabilir misiniz?” derler.
48
قَالَ الَّذٖینَ اسْتَكْبَرُٓوا اِنَّا كُلٌّ فٖیهَٓا اِنَّ اللّٰهَ قَدْ حَكَمَ بَیْنَ الْعِبَادِ ﴿48﴾
Büyüklük taslayan (güç ve yetki sahibi olan)lar da: “Biz hepimiz onun içindeyiz (biz kendimizi de kurtaramadık). Şüphesiz Allah, kullar arasında kat’î hükmü verdi.” diyecekler.3
3krş. 2/166-167
49
وَقَالَ الَّذٖینَ فِی النَّارِ لِخَزَنَةِ جَهَنَّمَ ادْعُوا رَبَّكُمْ یُخَفِّفْ عَنَّا یَوْمًا مِنَ الْعَذَابِ ﴿49﴾
O ateşte olanlar, (bu kez de) cehennemin bekçilerine: “(Ne olur!) Rabbinize yalvarın da (hiç olmazsa) bir gün olsun bizim azabımızı hafifletsin.” derler.4
4krş. 43/77
50
قَالُٓوا اَوَلَمْ تَكُ تَاْتٖیكُمْ رُسُلُكُمْ بِالْبَیِّنٰتِؕ قَالُوا بَلٰىؕ قَالُوا فَادْعُواۚ وَمَا دُعٰٓؤُا الْكٰفِرٖینَ اِلَّا فٖی ضَلٰلٍࣖ ﴿50﴾
(Bekçiler, onlara:) “Size, açık deliller (mucizeler)le peygamberleriniz gelmemiş miydi?” derler. “Evet (geldi).” diye cevap verirler. (Bekçiler de:) “O halde, (kendiniz Allah’a) yalvarın.” derler. Oysa kâfirlerin yalvarması artık tamamen boşunadır.1
1bk. 17/15; 67/8-9
51
اِنَّا لَنَنْصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذٖینَ اٰمَنُوا فِی الْحَیٰوةِ الدُّنْیَا وَیَوْمَ یَقُومُ الْاَشْهٰدُۙ ﴿51﴾
Şüphesiz biz, peygamberlerimize ve iman edenlere hem dünya hayatında hem de şâhitlerin (şâhitlik için kalkıp) dikileceği günde, elbette yardım edeceğiz.
52
یَوْمَ لَا یَنْفَعُ الظّٰلِمٖینَ مَعْذِرَتُهُمْ وَلَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُٓوءُ الدَّارِ ﴿52﴾
O gün zalimlere, özür dilemeleri (mazeretleri) fayda ver(meyeceğinden izin de veril)meyecektir. Onlar için sadece lanet ve en kötü yurt (cehennem) vardır.2
2krş. 77/36
53
وَلَقَدْ اٰتَیْنَا مُوسَى الْهُدٰى وَاَوْرَثْنَا بَنٖٓی اِسْرٰٓیٖٔلَ الْكِتٰبَۙ ﴿53﴾
Andolsun ki biz, Musa’ya hidayeti (mucizeleri ve Tevrat’ı) verdik ve İsrâiloğulları’na da o Kitab’ı miras bıraktık.
54
هُدًى وَذِكْرٰى لِاُولِی الْاَلْبٰبِ ﴿54﴾
(Bunu onların) temiz akıl sahiplerine, doğru bir yol rehberi ve bir öğüt olarak (yaptık).
55
فَاصْبِرْ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَسَبِّـحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ بِالْعَشِیِّ وَالْاِبْكٰرِ ﴿55﴾
O halde (Resûlüm! Sen) sabret. Çünkü Allah’ın (zafer) vaadi gerçektir. (Küçük kusurlardan ibaret olan) günahına istiğfâr et* ve akşam sabah (devamlı) Rabbini hamd ile tesbih** et.
*
* Peygamberlerin istiğfârı hususunda daima, “zenb” kelimesi kullanılır. Bunun mânası, açıkça bir günah ve isyan değildir. Ancak, bu bir yanılma, bir gaflet ve ihmaldir.3
*
** Bu aynı zamanda ümmete bırakılan bir sünnettir ki hem dille hem de fiille yapılır.
56
اِنَّ الَّذٖینَ یُجٰدِلُونَ فٖٓی اٰیٰتِ اللّٰهِ بِغَیْرِ سُلْطٰنٍ اَتٰیهُمْۙ اِنْ فٖی صُدُورِهِمْ اِلَّا كِبْرٌ مَا هُمْ بِبٰلِغٖیهِۚ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِؕ اِنَّهُ هُوَ السَّمٖیعُ الْبَصٖیرُ ﴿56﴾
Kendilerine (Allah’tan) gelmiş bir delil olmaksızın, Allah’ın âyetleri hakkında mücadele eden (ve beğenmeyip içlerine sindiremeyen)ler var ya, (bu) onların içlerindeki asla ulaşamayacakları bir büyüklük (hevesin)den başka bir şey değildir. Hemen sen (onların şerrine karşı) Allah’a sığın. Çünkü O, hakkıyla işitendir, görendir.
57
لَخَلْقُ السَّمٰوٰتِ وَالْاَرْضِ اَكْبَرُ مِنْ خَلْقِ النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا یَعْلَمُونَ ﴿57﴾
Elbette, göklerin ve yerin yaratılışı, insanların yaratılışından daha büyüktür. Fakat insanların çoğu (bu kadarını) bilmezler.4
4krş. 17/99; 36/81-82; 46/33
58
وَمَا یَسْتَوِی الْاَعْمٰى وَالْبَصٖیرُ وَالَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصّٰلِحٰتِ وَلَا الْمُسٖٓیءُؕ قَلٖیلًا مَا تَـتَذَكَّرُونَ ﴿58﴾
Kör ile gören; iman edip sâlih amel işleyenler ile kötülük yapan aynı olmaz. Ne kadar az düşünüyorsunuz!5
5krş. 34/18
59
اِنَّ السَّاعَةَ لَاٰتِیَةٌ لَا رَیْبَ فٖیهَا وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا یُؤْمِنُونَ ﴿59﴾
Hiç şüphesiz (kıyamet) saat(i) kesinlikle gelecektir. Onda asla şüphe yoktur. Fakat insanların çoğu inanmazlar.
60
وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونٖٓی اَسْتَجِبْ لَكُمْؕ اِنَّ الَّذٖینَ یَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتٖی سَیَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرٖینَࣖ ﴿60﴾
Rabbiniz buyurdu ki: “Bana dua edin, (isteyin) size karşılık ver(ip duanızı kabul ed)eyim. Çünkü bana ibadet/kulluk etmeye karşı kibirlenip (buna) tenezzül etmeyenler, aşağılıklar olarak cehenneme gireceklerdir.”1
1bk. 2/153; krş. 40/47
*
Âyet-i kerîmede duanın kulluk için ne kadar önemli olduğu ifade edilmektedir. Esasen, dua etmek insanın tamamen Rabbine yönelmesi, O’nun dışındaki her şeyden uzaklaşması demektir. Rabbimiz yanında da ancak dua ve ibadetle değer kazanırız.2 Nitekim sevgili Peygamberimiz; “Dua ibadetin özüdür.” buyurmuştur.
61
اَللّٰهُ الَّذٖی جَعَلَ لَكُمُ الَّیْلَ لِتَسْكُنُوا فٖیهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِرًاؕ اِنَّ اللّٰهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا یَشْكُرُونَ ﴿61﴾
Allah, size dinlenmeniz için geceyi, (çalışmanız için de) aydınlık olarak gündüzü yaratandır. Şüphesiz Allah, insanlara karşı lütufkârdır; buna rağmen insanların çoğu şükretmezler.
62
ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ خٰلِقُ كُلِّ شَیْءٍۘ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَؗ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ ﴿62﴾
İşte sizin Rabbiniz, her şeyi yaratan Allah’tır ki O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Böyle iken nasıl olup da (O’nu bir olarak tanımaktan) döndürülüyorsunuz?
*
Bu âyet-i kerîmede bir uyarı vardır ki o da, Rabbin ancak Allah olmasıdır. Çünkü Rab, Allah olmazsa, O’na karşılık yüceltilen, sevilen ve kendisine bağlanılanlar rab olur.3
63
كَذٰلِكَ یُؤْفَكُ الَّذٖینَ كَانُوا بِاٰیٰتِ اللّٰهِ یَجْحَدُونَ ﴿63﴾
İşte Allah’ın âyetlerini (kasten) inkâr etmekte olanlar, (inatla) böyle çevrilir(ler).
64
اَللّٰهُ الَّذٖی جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ قَرَارًا وَالسَّمَٓاءَ بِنَٓاءً وَصَوَّرَكُمْ فَاَحْسَنَ صُوَرَكُمْ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّیِّبٰتِؕ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْۚ فَـتَبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّ الْعٰلَمٖینَ ﴿64﴾
Yeryüzünü sizin için durulacak bir karargâh, göğü de (üstünüze) bina yapan, size şekil veren, şeklinizi de güzelleştiren, size temiz, helal şeylerden rızık veren (ancak) Allah’tır. İşte bu Allah, sizin Rabbinizdir. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!
65
هُوَ الْحَیُّ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ فَادْعُوهُ مُخْلِصٖینَ لَهُ الدّٖینَؕ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعٰلَمٖینَ ﴿65﴾
O, daima diridir. Hiçbir tanrı yoktur, ancak O (Allah) vardır. Dini yalnız O’na has kılın ve ihlaslı kimseler olarak O’na yalvarın. Hamd (sadece) âlemlerin Rabbi olan Allah’adır.4
4krş. 40/14
66
قُلْ اِنّٖی نُهٖیتُ اَنْ اَعْبُدَ الَّذٖینَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَمَّا جَٓاءَنِیَ الْبَیِّنٰتُ مِنْ رَبّٖی وَاُمِرْتُ اَنْ اُسْلِمَ لِرَبِّ الْعٰلَمٖینَ ﴿66﴾
(Resûlüm!) De ki: “Rabbimden bana açık deliller gelmekle, sizin Allah’tan başkasına yalvarıp taptıklarınıza kulluk etmem bana kesinlikle yasak edildi. Hem de ben, âlemlerin Rabbine teslim olmakla emredildim.”
67
هُوَ الَّذٖی خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ یُخْرِجُكُمْ طِفْلًا ثُمَّ لِتَبْلُغُٓوا اَشُدَّكُمْ ثُمَّ لِتَكُونُوا شُیُوخًاۚ وَمِنْكُمْ مَنْ یُتَوَفّٰى مِنْ قَبْلُ وَلِتَبْلُغُٓوا اَجَلًا مُسَمًّى وَلَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ ﴿67﴾
Sizi (atanız Âdem’i) topraktan, sonra (ayrı ayrı) sizi bir meni(deki sperma)dan, sonra alakadan (“rahim duvarına asılıp gömülen hücre topluluğu”ndan.1) yaratan; sonra bir bebek olarak (sizi dünyaya) çıkaran, sonra yiğitlik çağınıza eresiniz, sonra da ihtiyarlar olasınız diye yaşatan2 O’dur. İçinizden kimine de (yiğitlik ve ihtiyarlık çağından) önce ölüm geli(p çata)r. Kiminizin ömrü (belli) bir vadeye kadar uzatılır. (Allah bunları) düşünesiniz diye (yapmakta)dır.
1bk. 22/5 ve dipnotu
2Celâleyn
68
هُوَ الَّذٖی یُحْيٖ وَیُمٖیتُۚ فَاِذَا قَضٰٓى اَمْرًا فَاِنَّمَا یَقُولُ لَهُ كُنْ فَیَكُونُࣖ ﴿68﴾
Yaşatan ve öldüren O’dur. Bir işin olmasını dilediği zaman, ona sadece “ol” der, o da oluverir.
69
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖینَ یُجٰدِلُونَ فٖٓی اٰیٰتِ اللّٰهِؕ اَنّٰى یُصْرَفُونَۚۛ ﴿69﴾
(Resûlüm!) Allah’ın âyetleri hakkında (dil uzatıp) tartışanları görmedin mi? Nasıl da (hakikatleri kabul etmekten ve imandan) yüz çeviriyorlar?
70
اَلَّذٖینَ كَذَّبُوا بِالْكِتٰبِ وَبِمَٓا اَرْسَلْنَا بِهٖ رُسُلَنَاࣞۛ فَسَوْفَ یَعْلَمُونَۙ ﴿70﴾
(Onlar), o Kitab’ı, peygamberlerimizle gönderdiğimiz şeyleri (mesajları) yalanlayanlardır. Artık (o gün hakikati ve günahların neticesini) bilecekler.
71–72
اِذِ الْاَغْلٰلُ فٖٓی اَعْنٰقِهِمْ وَالسَّلٰسِلُؕ یُسْحَبُونَۙ ﴿71﴾
فِی الْحَمٖیمِ ثُمَّ فِی النَّارِ یُسْجَرُونَۚ ﴿72﴾
O vakit, boyunlarında demir halkalar ve zincirler vardır. (Bu halde) sürüklenecekler; (önce) kaynar suda sonra ateşte yakılacaklar.
73–74
ثُمَّ قٖیلَ لَهُمْ اَیْنَ مَا كُنْتُمْ تُشْرِكُونَۙ ﴿73﴾
مِنْ دُونِ اللّٰهِؕ قَالُوا ضَلُّوا عَنَّا بَلْ لَمْ نَكُنْ نَدْعُوا مِنْ قَبْلُ شَیْـًٔاؕ كَذٰلِكَ یُضِلُّ اللّٰهُ الْكٰفِرٖینَ ﴿74﴾
Sonra onlara: “Allah’ı bırakıp da ortak koştuklarınız (Allah yerine sevip bağlandığınız şeyler) nerededir?” denilecek. Onlar da: “Bizden uzaklaşıp kayboldular. Daha doğrusu bundan önce biz, hiçbir şeye tapmamışız (meğer onların hiçbir hükmü yokmuş)!” diyecekler. İşte Allah, kâfirleri böyle şaşkın halde bırakır.3
3bk. 2/164-165, 167 ve dipnotu
75
ذٰلِكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَفْرَحُونَ فِی الْاَرْضِ بِغَیْرِ الْحَقِّ وَبِمَا كُنْتُمْ تَمْرَحُونَۚ ﴿75﴾
Bu (hâl), sizin yeryüzünde haksız yere şımarmanız ve böbürlenip taşkınlık yapmanız yüzündendir.
76
اُدْخُلُٓوا اَبْوٰبَ جَهَنَّمَ خٰلِدٖینَ فٖیهَاۚ فَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّرٖینَ ﴿76﴾
(Onlara denilir ki:) “İçinde ebedî kalmak üzere girin cehennemin kapılarından! (Bakın, Hakk’a karşı) kibirlenenlerin yeri ne kötüdür!”
77
فَاصْبِرْ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّۚ فَاِمَّا نُرِیَنَّكَ بَعْضَ الَّذٖی نَعِدُهُمْ اَوْ نَتَوَفَّیَنَّكَ فَاِلَیْنَا یُرْجَعُونَ ﴿77﴾
(Resûlüm! İman etmeyenlere karşı) sabret. Çünkü Allah’ın (azap) vaadi gerçektir. Ya onları tehdit ettiğimiz (azab)ın bir kısmını sana gösteririz, yahut seni vefat ettiririz (de o azabı görmezsin. Nasıl olsa) onlar ancak bize döndürüleceklerdir.
78
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلًا مِنْ قَبْلِكَ مِنْهُمْ مَنْ قَصَصْنَا عَلَیْكَ وَمِنْهُمْ مَنْ لَمْ نَقْصُصْ عَلَیْكَؕ وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ اَنْ یَاْتِیَ بِاٰیَةٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِۚ فَاِذَا جَٓاءَ اَمْرُ اللّٰهِ قُضِیَ بِالْحَقِّ وَخَسِرَ هُنَالِكَ الْمُبْطِلُونَࣖ ﴿78﴾
Andolsun ki senden önce (de birçok) peygamberler gönderdik; onlardan kimini sana anlattık kimini de anlatmadık. (Bilesin ki) hiçbir peygamber, Allah’ın izni olmadıkça bir âyet (veya bir mucize) getiremez. Allah’ın emri gelince de adalet yerine getirilir. Batıl taraftarları işte böylece hüsrana uğrarlar.1
1bk. 4/164
79
اَللّٰهُ الَّذٖی جَعَلَ لَكُمُ الْاَنْعٰمَ لِتَرْكَبُوا مِنْهَا وَمِنْهَا تَاْكُلُونَؗ ﴿79﴾
Kimine binesiniz ve kiminden de yiyesiniz diye sizin için hayvanlar yaratan (ancak) Allah’tır.
80
وَلَكُمْ فٖیهَا مَنٰفِعُ وَلِتَبْلُغُوا عَلَیْهَا حَاجَةً فٖی صُدُورِكُمْ وَعَلَیْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَؕ ﴿80﴾
Onlarda sizin için (süt, yün, deri gibi birçok) faydalar da vardır. Gönüllerinizdeki bir ihtiyaca (arzuya) ulaşmanız için (karada) onların üstünde, (denizde de) gemilerin üstünde taşınırsınız.2
2bk. 16/7; 23/21-22; 43/12-14
81
وَیُرٖیكُمْ اٰیٰتِهٖࣗ فَاَیَّ اٰیٰتِ اللّٰهِ تُنْكِرُونَ ﴿81﴾
(Allah) size, (kudretine ait) âyet (ve delil)leri gösteriyor. Şimdi Allah’ın âyet (ve delil)lerinden hangisini inkâr edersiniz?
82
اَفَلَمْ یَسٖیرُوا فِی الْاَرْضِ فَیَنْظُرُوا كَیْفَ كَانَ عٰقِبَةُ الَّذٖینَ مِنْ قَبْلِهِمْؕ كَانُٓوا اَكْثَرَ مِنْهُمْ وَاَشَدَّ قُوَّةً وَاٰثَارًا فِی الْاَرْضِ فَمَٓا اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا یَكْسِبُونَ ﴿82﴾
Onlar, yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görmediler mi? Üstelik onlar, bunlardan hem daha çok hem de kuvvet ve yeryüzündeki eserler bakımından daha güçlü idiler. (Fakat) kazanmakta oldukları şeylerin kendilerine (hiçbir) faydası olmadı.3
3krş. 30/9; 40/21; 46/26-27
83
فَلَمَّا جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَیِّنٰتِ فَرِحُوا بِمَا عِنْدَهُمْ مِنَ الْعِلْمِ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِهٖ یَسْتَهْزِؤُنَ ﴿83﴾
Peygamberleri kendilerine açık delil (ve mucize)lerle geldiği zaman, kendi yanlarındaki (beşerî) bilgilerle şımar(ıp gururlan)dılar. Sonunda (peygamberleri) alaya aldıkları şey(in cezası) kendilerini (çepeçevre) kuşatıverdi.
84
فَلَمَّا رَاَوْا بَاْسَنَا قَالُٓوا اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَحْدَهُ وَكَفَرْنَا بِمَا كُنَّا بِهٖ مُشْرِكٖینَ ﴿84﴾
Artık şiddetli azabımızı görünce: “Allah’ın birliğine inandık ve O’na ortak koştuğumuz şeyleri de inkâr ettik.” dediler.
*
Çünkü onlar Allah’tan başkalarını yüceltip Allah yerine onlara bağlanıyorlar, hayat tarzlarını Allah’ın gönderdiği kurallara göre değil, sevip bağlandıklarının kurallarına ve bilgilerine göre tertip ve tanzim ediyorlardı.
85
فَلَمْ یَكُ یَنْفَعُهُمْ اٖیمٰنُهُمْ لَمَّا رَاَوْا بَاْسَنَاؕ سُنَّتَ اللّٰهِ الَّتٖی قَدْ خَلَتْ فٖی عِبَادِهٖۚ وَخَسِرَ هُنَالِكَ الْكٰفِرُونَ ﴿85﴾
Ama şiddetli azabımızı gördükleri zaman (son pişmanlık anındaki) inanmaları kendilerine fayda vermedi. Allah’ın kulları hakkında süregelen kanunu (bu)dur. İşte kâfirler (o zaman) orada hüsrana uğrayacaklardır.