Feyzü’l FurkanTefsirli Kur’ân-ı Kerîm Meâli
42. ŞûrâÂyet 1
سُورَةُ الشُورٰى

Şûrâ Sûresi

MEKKÎ53 âyet · Cüz 25 · Nüzûl sırası 62
Bu sûre hakkındaMekke döneminde nâzil olmuştur. 53 âyettir. Adını 38. âyette geçen; “İşleri aralarında danışma iledir.” anlamındaki “şûrâ” ibaresinden almıştır. 23, 24, 25 ve 27. âyetleri Medine döneminde inmiştir.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1
حٰمٓ ﴿1﴾
Hâ, Mîm.
2
عٓسٓقٓࣞ ﴿2﴾
Ayn, Sîn, Kâf.
3
كَذٰلِكَ یُوحٖٓی اِلَیْكَ وَاِلَى الَّذٖینَ مِنْ قَبْلِكَۙ اللّٰهُ الْعَزٖیزُ الْحَكٖیمُ ﴿3﴾
(Resûlüm!) Mutlak galip, hüküm ve hikmet sahibi Allah, sana ve senden öncekilere işte şöyle vahyeder:
4
لَهُ مَا فِی السَّمٰوٰتِ وَمَا فِی الْاَرْضِؕ وَهُوَ الْعَلِیُّ الْعَظٖیمُ ﴿4﴾
Göklerde olanların da yerde olanların da hepsi ancak O’nundur. O, pek yücedir, çok büyüktür.
5
تَكَادُ السَّمٰوٰتُ یَتَفَطَّرْنَ مِنْ فَوْقِهِنَّ وَالْمَلٰٓئِكَةُ یُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَیَسْتَغْفِرُونَ لِمَنْ فِی الْاَرْضِؕ اَلَٓا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحٖیمُ ﴿5﴾
Neredeyse gökler (Allah’ın heybetinden) tâ üstlerinden yarılacak! Melekler, Rablerini hamd ile tesbih ederler ve yerdeki (mü’min)ler için mağfiret dilerler. Haberiniz olsun ki Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.1
1bk. 40/7-9
6
وَالَّذٖینَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهٖٓ اَوْلِیَٓاءَ اللّٰهُ حَفٖیظٌ عَلَیْهِمْؗ وَمَٓا اَنْتَ عَلَیْهِمْ بِوَكٖیلٍ ﴿6﴾
O’ndan başka (birtakım ilâh ve tâğûtları) velîler/dostlar edinenler var ya, Allah onları(n hallerini) gözetlemektedir. (Resûlüm!) Sen, onlar üzerinde bir vekil değilsin (yalnız uyarıcısın).
7
وَكَذٰلِكَ اَوْحَیْنَٓا اِلَیْكَ قُرْاٰنًا عَرَبِیًّا لِتُنْذِرَ اُمَّ الْقُرٰى وَمَنْ حَوْلَهَا وَتُنْذِرَ یَوْمَ الْجَمْعِ لَا رَیْبَ فٖیهِؕ فَرٖیقٌ فِی الْجَنَّةِ وَفَرٖیقٌ فِی السَّعٖیرِ ﴿7﴾
(Resûlüm!) Biz sana işte bu şekilde Arapça bir Kur’an vahyettik ki (bütün) şehirlerin anası (merkezi olan Mekke şehri sakinleri)ni ve etrafında bulunan (dünyadaki insan)ları uyarasın ve (onları) hakkında hiç şüphe olmayan o toplanma günü(nün dehşeti)ne karşı korkutasın. (O gün toplananlardan) bir kısmı cennette, bir kısmı da çılgın alevdedir.
8
وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَجَعَلَهُمْ اُمَّةً وٰحِدَةً وَلٰكِنْ یُدْخِلُ مَنْ یَشَٓاءُ فٖی رَحْمَتِهٖؕ وَالظّٰلِمُونَ مَا لَهُمْ مِنْ وَلِیٍّ وَلَا نَصٖیرٍ ﴿8﴾
Eğer Allah dileseydi, onları bir tek ümmet yapardı. Fakat O, dilediğini/dileyeni (niyet ve amellerine göre) rahmetine sokar. Zalimlerin ise ne bir dostu ne de bir yardımcısı vardır.
9
اَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهٖٓ اَوْلِیَٓاءَۚ فَاللّٰهُ هُوَ الْوَلِیُّ وَهُوَ یُحْيِ الْمَوْتٰىؗ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖیرٌࣖ ﴿9﴾
Yoksa O’nu bırakıp başkasını mı velî (dost ve yardımcı)lar edindiler? Oysa asıl (ve hakiki) “dost ve yardımcı” Allah’tır. Ölüleri O diriltir. O, her şeye hakkıyla kâdirdir.
10
وَمَا اخْتَلَفْتُمْ فٖیهِ مِنْ شَیْءٍ فَحُكْمُهُٓ اِلَى اللّٰهِؕ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبّٖی عَلَیْهِ تَوَكَّلْتُࣗ وَاِلَیْهِ اُنٖیبُ ﴿10﴾
Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şey hakkında onun hükmü/çözümü Allah’(ın buyruğun)a2 göredir. İşte O Allah, benim Rabbimdir. O’na dayanıp güvendim ve ancak O’na yönelirim.
2Fîrûzâbâdî, s.300; Mehmet Vehbi, XIII, 5111.  bk. 4/53-60, 65
11
فَاطِرُ السَّمٰوٰتِ وَالْاَرْضِؕ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوٰجًا وَمِنَ الْاَنْعٰمِ اَزْوٰجًاۚ یَذْرَؤُكُمْ فٖیهِؕ لَیْسَ كَمِثْلِهٖ شَیْءٌۚ وَهُوَ السَّمٖیعُ الْبَصٖیرُ ﴿11﴾
(O) gökleri ve yeri yoktan yaratandır. Size de kendinizden eşler, hayvanlara da (kendilerinden) eşler yarattı. Bu (nizam içinde) sizin neslinizi devam ettiriyor. Hiçbir şey O’nun benzeri değildir. O, hakkıyla işitendir, görendir.
12
لَهُ مَقَالٖیدُ السَّمٰوٰتِ وَالْاَرْضِۚ یَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ یَشَٓاءُ وَیَقْدِرُؕ اِنَّهُ بِكُلِّ شَیْءٍ عَلٖیمٌ ﴿12﴾
Göklerin ve yerin (hazinelerinin)1 anahtarları yalnız O’nundur. (O,) rızkı dilediğine yayar (genişletir), dilediğine de kısar. Çünkü O, her şeyi hakkıyla bilendir.
1Celâleyn
13
شَرَعَ لَكُمْ مِنَ الدّٖینِ مَا وَصّٰى بِهٖ نُوحًا وَالَّـذٖٓی اَوْحَیْنَٓا اِلَیْكَ وَمَا وَصَّیْنَا بِهٖٓ اِبْرٰهٖیمَ وَمُوسٰى وَعٖیسٰٓى اَنْ اَقٖیمُوا الدّٖینَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا فٖیهِؕ كَـبُرَ عَلَى الْمُشْرِكٖینَ مَا تَدْعُوهُمْ اِلَیْهِؕ اَللّٰهُ یَجْتَبٖٓی اِلَیْهِ مَنْ یَشَٓاءُ وَیَهْدٖٓی اِلَیْهِ مَنْ یُنٖیبُ ﴿13﴾
(Allah) Nuh’a dinden buyurduğu şeyleri, size (de aynen) şeriat (din ve umumî kanun) yaptı.
*
Nuh (as.), kendisine şeriat gelen peygamberlerin ilkidir.2
13
شَرَعَ لَكُمْ مِنَ الدّٖینِ مَا وَصّٰى بِهٖ نُوحًا وَالَّـذٖٓی اَوْحَیْنَٓا اِلَیْكَ وَمَا وَصَّیْنَا بِهٖٓ اِبْرٰهٖیمَ وَمُوسٰى وَعٖیسٰٓى اَنْ اَقٖیمُوا الدّٖینَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا فٖیهِؕ كَـبُرَ عَلَى الْمُشْرِكٖینَ مَا تَدْعُوهُمْ اِلَیْهِؕ اَللّٰهُ یَجْتَبٖٓی اِلَیْهِ مَنْ یَشَٓاءُ وَیَهْدٖٓی اِلَیْهِ مَنْ یُنٖیبُ ﴿13﴾
Gerek sana vahyettiğimiz gerek İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya vasiyet ettiğimiz şey: Dini dosdoğru tutmanız ve onda ayrılığa düşmemenizdir.
*
Bunlar ilâhî dinlerin esasını teşkil etmektedir.
13
شَرَعَ لَكُمْ مِنَ الدّٖینِ مَا وَصّٰى بِهٖ نُوحًا وَالَّـذٖٓی اَوْحَیْنَٓا اِلَیْكَ وَمَا وَصَّیْنَا بِهٖٓ اِبْرٰهٖیمَ وَمُوسٰى وَعٖیسٰٓى اَنْ اَقٖیمُوا الدّٖینَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا فٖیهِؕ كَـبُرَ عَلَى الْمُشْرِكٖینَ مَا تَدْعُوهُمْ اِلَیْهِؕ اَللّٰهُ یَجْتَبٖٓی اِلَیْهِ مَنْ یَشَٓاءُ وَیَهْدٖٓی اِلَیْهِ مَنْ یُنٖیبُ ﴿13﴾
Fakat müşrikleri davet ettiğin şey (yani tevhid), onlara ağır geldi. Allah (niyet ve amellerine göre) dilediğini bu (tevhid dini)ne seçer ve (kendisine itaatle) yöneleni de buna eriştirir.
14
وَمَا تَفَرَّقُٓوا اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْیًا بَیْنَهُمْؕ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى لَقُضِیَ بَیْنَهُمْؕ وَاِنَّ الَّذٖینَ اُورِثُوا الْكِتٰبَ مِنْ بَعْدِهِمْ لَفٖی شَكٍّ مِنْهُ مُرٖیبٍ ﴿14﴾
Onlar (Ehl-i Kitab ve diğerleri) ancak kendilerine (Allah’ın kitapları) bilgi geldikten sonra, aralarındaki dikbaşlılık/çekememezlik yüzünden (dinde) ayrılığa düştüler. Eğer belli bir vakte kadar (azaplarının ertelenmesine dair) Rabbinden bir söz geçmemiş olsaydı, aralarında elbet hüküm verilir, (işleri bitirilir)di. Arkalarından Kitab’a mirasçı kılınanlar da onun hakkında endişe dolu bir şüphe içindedirler.3
3krş. 41/45
15
فَلِذٰلِكَ فَادْعُۚ وَاسْتَقِمْ كَمَٓا اُمِرْتَۚ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَهُمْۚ وَقُلْ اٰمَنْتُ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنْ كِتٰبٍۚ وَاُمِرْتُ لِاَعْدِلَ بَیْنَكُمْؕ اَللّٰهُ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْؕ لَـنَٓا اَعْمٰلُنَا وَلَكُمْ اَعْمٰلُكُمْؕ لَا حُجَّةَ بَیْنَنَا وَبَیْنَكُمْؕ اَللّٰهُ یَجْمَعُ بَیْنَنَاۚ وَاِلَیْهِ الْمَصٖیرُؕ ﴿15﴾
(Resûlüm!) İşte bunun için sen, (onları tevhid dinine) davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların arzularına uyma ve de ki: “Ben Allah’ın indirdiği her Kitab’a inandım ve bana aranızda âdil davranmam emredildi. Allah, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz de size aittir. Bizimle sizin aranızda artık hiçbir tartışma (konusu) yoktur. Allah (kıyamette) hepimizi bir araya toplayacaktır. Zaten dönüş ancak O’nadır.”4
4bk. 5/49; 10/41; 23/71; 38/26
16
وَالَّذٖینَ یُحَٓاجُّونَ فِی اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ مَا اسْتُجٖیبَ لَهُ حُجَّتُهُمْ دَاحِضَةٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَعَلَیْهِمْ غَضَبٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ شَدٖیدٌ ﴿16﴾
(İnsanlar tarafından)1 kabul edildikten sonra, Allah (ve son dini) hakkında (hâlâ saptırmak için) tartışanlar var ya, onların delilleri, Rableri yanında boştur. Onların üzerine hem bir gazap vardır hem de şiddetli bir azap onlar içindir.
1Merâğî, XXV, 30
17
اَللّٰهُ الَّـذٖٓی اَنْزَلَ الْكِتٰبَ بِالْحَقِّ وَالْمٖیزَانَؕ وَمَا یُدْرٖیكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ قَرٖیبٌ ﴿17﴾
Hak olarak Kitab’ı ve mîzânı (adalet ve ölçüyü) indiren Allah’tır. Ne bilirsin belki de (kıyamet) saat(i) yakındır.
18
یَسْتَعْجِلُ بِهَا الَّذٖینَ لَا یُؤْمِنُونَ بِهَاۚ وَالَّذٖینَ اٰمَنُوا مُشْفِقُونَ مِنْهَاۙ وَیَعْلَمُونَ اَنَّهَا الْحَقُّؕ اَلَٓا اِنَّ الَّذٖینَ یُمَارُونَ فِی السَّاعَةِ لَفٖی ضَلٰلٍ بَعٖیدٍ ﴿18﴾
Ona inanmayanlar (alay ederek) onun, acele gelmesini isterler. İnananlar ise ondan korkarlar ve onun (geleceğinin) gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki o (kıyamet) saat(i) hakkında tartışan (ve ondan şüphe eden)ler, elbet (haktan) uzak bir sapıklık içindedirler.
19
اَللّٰهُ لَطٖیفٌ بِعِبَادِهٖ یَرْزُقُ مَنْ یَشَٓاءُۚ وَهُوَ الْقَوِیُّ الْعَزٖیزُࣖ ﴿19﴾
Allah, kullarına çok lütufkârdır; dilediğini rızıklandırır. O, çok kuvvetlidir, (her şeye) galiptir.2
2bk. 11/6
20
مَنْ كَانَ یُرٖیدُ حَرْثَ الْاٰخِرَةِ نَزِدْ لَهُ فٖی حَرْثِهٖۚ وَمَنْ كَانَ یُرٖیدُ حَرْثَ الدُّنْیَا نُؤْتِهٖ مِنْهَا وَمَا لَهُ فِی الْاٰخِرَةِ مِنْ نَصٖیبٍ ﴿20﴾
Kim (ameliyle) âhiret kazancını/sevabını* isterse onun kazancını artırırız. Kim de (bile bile âhiret sorumluluklarını terk eder ya da gerekli görmez de yalnız) dünya ekinini (menfaatini) isterse ona da bundan veririz. Fakat âhirette ona (sevaptan) hiçbir nasip yoktur.3**
3bk. 2/114; 3/85; 5/41; 11/15-16; 17/18-19; 29/36; 87/11; 92/15
*
* Âyetteki “hars” (ekin) kelimesine bu anlam verilmiştir.4
*
** Âyet-i kerîmede hem müjde hem büyük bir ihtar vardır.
21
اَمْ لَهُمْ شُرَكٰٓؤُا شَرَعُوا لَهُمْ مِنَ الدّٖینِ مَا لَمْ یَاْذَنْ بِهِ اللّٰهُؕ وَلَوْلَا كَلِمَةُ الْفَصْلِ لَقُضِیَ بَیْنَهُمْؕ وَاِنَّ الظّٰلِمٖینَ لَهُمْ عَذَابٌ اَلٖیمٌ ﴿21﴾
Yoksa onların, Allah’ın izin vermediği şeyleri, dinde kendilerine meşru sayıp/hüküm koyan (Allah’a karşılık edindikleri) ortakları mı var?
*
Demek ki Allah’ın koyduğu hükümleri beğenmeyip onlara aykırı hükümleri koymakta kendini meşru/yetkili saymak Allah’a ortaklık etmektir. 9/31. âyette ise bunları istekle kabul edenlerin durumu bildirilmektedir.5
21
اَمْ لَهُمْ شُرَكٰٓؤُا شَرَعُوا لَهُمْ مِنَ الدّٖینِ مَا لَمْ یَاْذَنْ بِهِ اللّٰهُؕ وَلَوْلَا كَلِمَةُ الْفَصْلِ لَقُضِیَ بَیْنَهُمْؕ وَاِنَّ الظّٰلِمٖینَ لَهُمْ عَذَابٌ اَلٖیمٌ ﴿21﴾
Eğer (azabın kıyamet gününe ertelenmesine dair) O’nun sözü (hükmü) kesin olmasaydı, onların aralarında (dünyada), elbet hüküm veril(ir, işleri bitiril)irdi. Şüphesiz zalimler için pek acıklı bir azap vardır.
22
تَرَى الظّٰلِمٖینَ مُشْفِقٖینَ مِمَّا كَسَبُوا وَهُوَ وَاقِـعٌ بِهِمْؕ وَالَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصّٰلِحٰتِ فٖی رَوْضَاتِ الْجَنَّاتِۚ لَهُمْ مَا یَشَٓاؤُنَ عِنْدَ رَبِّهِمْؕ ذٰلِكَ هُوَ الْفَضْلُ الْكَبٖیرُ ﴿22﴾
O zalimlerin (dünyada) kazandıkları (kötülükler) yüzünden (kıyamette) korku içinde olacaklarını ve onun (cezasının) başlarına geleceğini göreceksin. İman edip de sâlih (sevaplı) amel işleyenler ise cennet bahçelerindedir. Rablerinin huzurunda diledikleri şeyler kendilerinindir. İşte bu, (mü’minlere) büyük lütfun ta kendisidir.
23
ذٰلِكَ الَّذٖی یُبَشِّرُ اللّٰهُ عِبَادَهُ الَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصّٰلِحٰتِؕ قُلْ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَیْهِ اَجْرًا اِلَّا الْمَوَدَّةَ فِی الْقُرْبٰىؕ وَمَنْ یَقْتَرِفْ حَسَنَةً نَزِدْ لَهُ فٖیهَا حُسْنًاؕ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ شَكُورٌ ﴿23﴾
İşte bu (lütfu)nu Allah, iman edip de sâlih amel işleyen kullarına müjdelemektedir. (Resûlüm!) De ki: “Bun(u duyurmam)a karşı sizden (Allah’a) yakınlıkta* sevgiden başka bir karşılık istemiyorum.”
*
* Âyet-i kerîmedeki “kurbâ” (yakınlık) lafzı, 25/57. âyette belirtilen hususa göre “Allah’a yakınlık” olarak alınıp birinci tercih yapılmıştır. Hasan-ı Basrî’ye göre de “akrabalıkta” anlamındadır. Bu durumda ifade; “Sizden akrabalıkta sevgi ve saygıdan başka bir mükâfat istemiyorum.” şeklinde olur. Bu isteğin altındaki sebep, Hz. Peygamber’in, Kureyş kabilesi içinde hatta her oymağı arasında var olan güçlü akrabalık bağından dolayı, kendisini sevmelerini, bunun için de eziyet etmemelerini, tebliğinin önünü kesmemelerini istemesidir.
23
ذٰلِكَ الَّذٖی یُبَشِّرُ اللّٰهُ عِبَادَهُ الَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصّٰلِحٰتِؕ قُلْ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَیْهِ اَجْرًا اِلَّا الْمَوَدَّةَ فِی الْقُرْبٰىؕ وَمَنْ یَقْتَرِفْ حَسَنَةً نَزِدْ لَهُ فٖیهَا حُسْنًاؕ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ شَكُورٌ ﴿23﴾
Kim bir iyilik işlerse onun için bu iyiliği (karşısında alacağı sevabı) artırırız. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayan, (güzel amele) bol karşılık verendir.
24
اَمْ یَقُولُونَ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًاۚ فَاِنْ یَشَاِ اللّٰهُ یَخْتِمْ عَلٰى قَلْبِكَؕ وَیَمْحُ اللّٰهُ الْبٰطِلَ وَیُحِقُّ الْحَقَّ بِكَلِمٰتِهٖؕ اِنَّهُ عَلٖیمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ﴿24﴾
Yoksa (Kur’an’la ilgili olarak senin için), Allah’a karşı yalan uydurdu mu diyorlar? Allah, izin verseydi (de öyle yapsaydın) ebedî olarak senin kalbini mühürlerdi. (Ama böyle olmadığı için) Allah, (onların söyledikleri) batılı mahveder ve (Peygamberi’ne indirdiği) sözleriyle hakkı gerçekleştirir. Şüphesiz ki O, gönüllerde (gizli) olanları bilendir.1
1krş. 69/40-47
25
وَهُوَ الَّذٖی یَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهٖ وَیَعْفُوا عَنِ السَّیِّـَٔاتِ وَیَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَۙ ﴿25﴾
O, kullarından tevbeyi kabul eden, (tevbe ile) kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir.
26
وَیَسْتَجٖیبُ الَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصّٰلِحٰتِ وَیَزٖیدُهُمْ مِنْ فَضْلِهٖؕ وَالْكٰفِرُونَ لَهُمْ عَذَابٌ شَدٖیدٌ ﴿26﴾
(O) iman edip de sâlih amel işleyenler(in duasın)ı kabul eden ve onlara lütfundan (verdiğini) artırandır. Kâfirlere gelince: Onlara da şiddetli bir azap vardır.
27
وَلَوْ بَسَطَ اللّٰهُ الرِّزْقَ لِعِبَادِهٖ لَبَغَوْا فِی الْاَرْضِ وَلٰكِنْ یُنَزِّلُ بِقَدَرٍ مَا یَشَٓاءُؕ اِنَّهُ بِعِبَادِهٖ خَبٖیرٌ بَصٖیرٌ ﴿27﴾
Eğer Allah, (bütün) kullarına rızkı bollaştırsaydı, yeryüzünde muhakkak azgınlık ederlerdi. Fakat (O, rızkı) dilediği kadar indirir. Çünkü O, kullarından hakkıyla haberi olandır, (her şeyi) görendir.
28
وَهُوَ الَّذٖی یُنَزِّلُ الْغَیْثَ مِنْ بَعْدِ مَا قَنَطُوا وَیَنْشُرُ رَحْمَتَهُؕ وَهُوَ الْوَلِیُّ الْحَمٖیدُ ﴿28﴾
O, (insanlar) ümit kestikten sonra (kullarına) yağmuru indiren, rahmet (ve bereket)ini (her yere) yayandır. Övülmeye layık gerçek dost ve yardımcı da O’dur.
29
وَمِنْ اٰیٰتِهٖ خَلْقُ السَّمٰوٰتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَثَّ فٖیهِمَا مِنْ دَٓابَّةٍؕ وَهُوَ عَلٰى جَمْعِهِمْ اِذَا یَشَٓاءُ قَدٖیرٌࣖ ﴿29﴾
Gökleri ve yeri yaratması ve canlıları (yaratıp) oralarda yayması O’nun (sonsuz kudretinin) alametlerindendir. O, dilediği zaman onları (tekrar) toplamaya da kâdirdir.2
2krş. 2/164
30
وَمَٓا اَصٰبَكُمْ مِنْ مُصٖیبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ اَیْدٖیكُمْ وَیَعْفُوا عَنْ كَثٖیرٍؕ ﴿30﴾
Sizin başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizle kazandığınız (günahlar) yüzündendir.
*
Toplumlara gelen zelzele, sel baskını, tûfan, kasırga, kıtlık ve benzeri afetler birer musibet olduğu gibi; ahlâkî çöküşler, geçim sıkıntısı, sevgisizlik, saygısızlık, güvensizlik, beceriksiz idareciler, ekonomik bozukluklar, haksızlık, adaletsizlik ve benzerleri de toplum için birer musibettir.3
30
وَمَٓا اَصٰبَكُمْ مِنْ مُصٖیبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ اَیْدٖیكُمْ وَیَعْفُوا عَنْ كَثٖیرٍؕ ﴿30﴾
(O,) yine de çoğunu affeder.
*
Hz. Ali buyurmuştur ki; “Kur’an’ın bu âyeti mü’minler için en ümit verici âyetidir. Zira Kerîm olan Allah bir kere azap etti mi artık tekrar azap etmez. Affedince de onu geri almaz.”4
31
وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِزٖینَ فِی الْاَرْضِۚ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ وَلِیٍّ وَلَا نَصٖیرٍ ﴿31﴾
Siz, yeryüzünde (Allah’ı) aciz bırakacak (belalara engel olacak) da değilsiniz. Sizin için Allah’tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.
32
وَمِنْ اٰیٰتِهِ الْجَوَارِ فِی الْبَحْرِ كَالْاَعْلٰمِؕ ﴿32﴾
Denizde dağlar gibi akıp giden (gemi)ler de, O’nun (kudretinin) alametlerindendir.
33
اِنْ یَشَاْ یُسْكِنِ الرّٖیحَ فَیَظْلَلْنَ رَوَاكِدَ عَلٰى ظَهْرِهٖؕ اِنَّ فٖی ذٰلِكَ لَاٰیٰتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍۙ ﴿33﴾
Eğer O dilerse rüzgarı durdurur da, onlar da denizin üstünde durakalırlar. Şüphesiz ki bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.
34
اَوْ یُوبِقْهُنَّ بِمَا كَسَبُوا وَیَعْفُ عَنْ كَثٖیرٍؗ ﴿34﴾
Yahut onları (o gemilere binenleri, çıkaracağı fırtınalarla) kazandıkları (günahlar) yüzünden helak eder. (O,) yine de birçoğunu affeder (kurtarır).
35
وَیَعْلَمَ الَّذٖینَ یُجٰدِلُونَ فٖٓی اٰیٰتِنَاؕ مَا لَهُمْ مِنْ مَحٖیصٍ ﴿35﴾
Âyetlerimiz hakkında tartışanlar bilsin(ler) ki kendileri için kaçacak hiçbir yer yoktur.
36
فَمَٓا اُوتٖیتُمْ مِنْ شَیْءٍ فَمَتٰعُ الْحَیٰوةِ الدُّنْیَاۚ وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ خَیْرٌ وَاَبْقٰى لِلَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ یَتَوَكَّلُونَۚ ﴿36﴾
Size verilen ne varsa dünya hayatının (geçici) menfaat(ler)idir. Allah yanında bulunan (mükâfat)lar daha hayırlı ve daha devamlıdır.
*
Hz. Ebû Bekir (ra.), bu âyetin inişiyle birlikte Allah uğrunda bütün malını vermişti.
36
فَمَٓا اُوتٖیتُمْ مِنْ شَیْءٍ فَمَتٰعُ الْحَیٰوةِ الدُّنْیَاۚ وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ خَیْرٌ وَاَبْقٰى لِلَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ یَتَوَكَّلُونَۚ ﴿36﴾
(Bu da) iman eden ve Rablerine güvenip dayananlar içindir.
37
وَالَّذٖینَ یَجْتَنِبُونَ كَبٰٓئِرَ الْاِثْمِ وَالْفَوٰحِشَ وَاِذَا مَا غَضِبُوا هُمْ یَغْفِرُونَۚ ﴿37﴾
(Onlar) büyük günahlardan, hayasızlık (ve çirkin işler)den kaçınırlar; kızdıkları zaman (da onlar) bağışlarlar.1
1bk. 3/134
38
وَالَّذٖینَ اسْتَجَابُوا لِرَبِّهِمْ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَࣕ وَاَمْرُهُمْ شُورٰى بَیْنَهُمْࣕ وَمِمَّا رَزَقْنٰهُمْ یُنْفِقُونَۚ ﴿38﴾
(Onlar) Rableri(nin çağrısı)na gelirler, namazı dosdoğru kılarlar. İşleri aralarında danışma iledir. (Onlar) kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de (Allah için) harcarlar.
*
Bu âyet-i kerîme müslümanların mühim işlerinde şûrâ usulüne başvurmaları gerektiğine, İslâm idare şeklinin ise kendi aralarında ehliyet ve takvâ sahibi kimselerden seçecekleri şûrânın kararlarıyla olması lazım geldiğine delil teşkil etmektedir.
39
وَالَّذٖینَ اِذَٓا اَصَابَهُمُ الْبَغْیُ هُمْ یَنْتَصِرُونَ ﴿39﴾
Onlar, bir zulüm ve saldırıya uğradıkları zaman yardımlaşıp kendilerini savunur (zulme baş eğmez)ler.
*
Âyet-i kerîmede görüldüğü gibi, hangi şekliyle olursa olsun zulme elbirliği ile karşı konulur. Çünkü zulme göz yummak caiz değildir. Bu durum, zalimin zulmüne, günah ve azabına ortak olmaktır. Hz. Ömer’in adaleti gibi bir adalet isteyenler O’nun halkı gibi bir halk olmalıdır.2
40
وَجَزٰٓؤُا سَیِّئَةٍ سَیِّئَةٌ مِثْلُهَاۚ فَمَنْ عَفَا وَاَصْلَحَ فَاَجْرُهُ عَلَى اللّٰهِؕ اِنَّهُ لَا یُحِبُّ الظّٰلِمٖینَ ﴿40﴾
Kötülüğün karşılığı, onun dengi bir kötülüktür. Kim de affeder, barışı sağlarsa onun mükâfatı Allah’a aittir. Doğrusu O, zulmedenleri sevmez.3
3bk. 16/126
41
وَلَمَنِ انْتَصَرَ بَعْدَ ظُلْمِهٖ فَاُولٰٓئِكَ مَا عَلَیْهِمْ مِنْ سَبٖیلٍؕ ﴿41﴾
Kim de zulme/haksızlığa uğradıktan sonra o (hasmı)ndan aynı şekilde öcünü/hakkını alırsa işte bunlar aleyhine olacak bir yol (hiçbir sorumluluk) yoktur.
42
اِنَّمَا السَّبٖیلُ عَلَى الَّذٖینَ یَظْلِمُونَ النَّاسَ وَیَبْغُونَ فِی الْاَرْضِ بِغَیْرِ الْحَقِّؕ اُولٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ اَلٖیمٌ ﴿42﴾
Ancak sorumluluk ve ceza insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız yere saldıranlaradır. İşte, onlar için acıklı bir azap vardır.4
4bk. 5/33-34
43
وَلَمَنْ صَبَرَ وَغَفَرَ اِنَّ ذٰلِكَ لَمِنْ عَزْمِ الْاُمُورِࣖ ﴿43﴾
(Fakat) kim de sabreder ve (kötülüğü) bağışlarsa şüphesiz bu, azmedilip yapılmaya değer, (hayırlı) işlerdendir.
44
وَمَنْ یُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ وَلِیٍّ مِنْ بَعْدِهٖؕ وَتَرَى الظّٰلِمٖینَ لَمَّا رَاَوُا الْعَذَابَ یَقُولُونَ هَلْ اِلٰى مَرَدٍّ مِنْ سَبٖیلٍۚ ﴿44﴾
Allah kimi (bulunduğu) sapıklıkta bırakırsa artık bundan sonra onun için hiçbir dost (ve yardımcı) yoktur. O zalimlerin, azabı gördükleri zaman: “Geri dönmeye bir yol var mı?” dediklerini görürsün.5
5bk. 6/27; 7/53; 14/44; 32/12; 63/10-11
45
وَتَرٰیهُمْ یُعْرَضُونَ عَلَیْهَا خٰشِعٖینَ مِنَ الذُّلِّ یَنْظُرُونَ مِنْ طَرْفٍ خَفِیٍّؕ وَقَالَ الَّذٖینَ اٰمَنُٓوا اِنَّ الْخٰسِرٖینَ الَّذٖینَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ وَاَهْلٖیهِمْ یَوْمَ الْقِیٰمَةِؕ اَلَٓا اِنَّ الظّٰلِمٖینَ فٖی عَذَابٍ مُقٖیمٍ ﴿45﴾
Yine onların, o (cehennem ateşi)nin karşısına getirildiklerini, aşağılık bir halde boyunlarını bükerek göz ucuyla gizli gizli bakmakta olduklarını görürsün. İman edenler de (onlara): “Gerçek ziyana uğrayanlar (dünyadaki İslâm dışı yaşayışları sebebiyle) kıyamet günü kendilerini de, (bütün) ailelerini de ziyana uğratanlardır.” diyeceklerdir. Haberiniz olsun ki zalimler hiç şüphesiz devamlı bir azap içindedirler.1
1krş. 2/165-167
46
وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنْ اَوْلِیَٓاءَ یَنْصُرُونَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِؕ وَمَنْ یُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ سَبٖیلٍؕ ﴿46﴾
Onların Allah’tan başka kendilerine yardım edecek hiçbir dostları yoktur. Allah kimi (bulunduğu) sapıklıkta bırakırsa artık ona hiçbir (kurtuluş) yol(u) yoktur.
47
اِسْتَجٖیبُوا لِرَبِّكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ یَاْتِیَ یَوْمٌ لَا مَرَدَّ لَهُ مِنَ اللّٰهِؕ مَا لَكُمْ مِنْ مَلْجَاٍ یَوْمَئِذٍ وَمَا لَكُمْ مِنْ نَكٖیرٍ ﴿47﴾
Allah tarafından geri çevrilmesi (mümkün) olmayan gün gelmeden önce, Rabbiniz(in çağrısın)a uyun. O gün sizin için ne sığınılacak bir yer ne de (günahlarınızı) inkâr(a imkân) vardır.
48
فَاِنْ اَعْرَضُوا فَمَٓا اَرْسَلْنٰكَ عَلَیْهِمْ حَفٖیظًاؕ اِنْ عَلَیْكَ اِلَّا الْبَلٰغُؕ وَاِنَّٓا اِذَٓا اَذَقْنَا الْاِنْسٰنَ مِنَّا رَحْمَةً فَرِحَ بِهَاؕ وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَیِّئَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَیْدٖیهِمْ فَاِنَّ الْاِنْسٰنَ كَفُورٌ ﴿48﴾
(Resûlüm!) Eğer (imandan) yüz çevirirlerse (üzülme), biz seni onların üzerine bir bekçi göndermedik. Sana düşen, sadece tebliğ etmektir. Doğrusu biz insana, tarafımızdan bir rahmet (bir refah) tattırdığımız zaman onunla sevinir. Eğer kendi işledikleri (günahlar) yüzünden başlarına bir kötülük gelirse artık o insan hemen (önceki nimeti unutan) bir nankör olur.2
2bk. 2/272; 13/40; 70/20-21
49
لِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوٰتِ وَالْاَرْضِؕ یَخْلُقُ مَا یَشَٓاءُؕ یَهَبُ لِمَنْ یَشَٓاءُ اِنٰثًا وَیَهَبُ لِمَنْ یَشَٓاءُ الذُّكُورَۙ ﴿49﴾
Göklerin ve yerin mülkü (ve hükümranlığı) yalnız Allah’ındır. (O) dilediğini yaratır. Dilediğine kız (çocuk)lar bağışlar, dilediğine de erkek (çocuk)lar bağışlar.
50
اَوْ یُزَوِّجُهُمْ ذُكْرَانًا وَاِنٰثًاۚ وَیَجْعَلُ مَنْ یَشَٓاءُ عَقٖیمًاؕ اِنَّهُ عَلٖیمٌ قَدٖیرٌ ﴿50﴾
Yahut (dilediğine) çift olarak hem erkek, hem de kız evlatlar verir. Dilediğini de kısır bırakır. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, (her şeye) kâdirdir.
51
وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ اَنْ یُكَلِّمَهُ اللّٰهُ اِلَّا وَحْیًا اَوْ مِنْ وَرَٓائِ حِجَابٍ اَوْ یُرْسِلَ رَسُولًا فَیُوحِیَ بِاِذْنِهٖ مَا یَشَٓاءُؕ اِنَّهُ عَلِیٌّ حَكٖیمٌ ﴿51﴾
Allah’ın bir insanla konuşması, (yüz yüze değil) ancak (ya rüyada veya kalbe ilham şeklindeki)3 bir vahiyle, yahut bir perde arkasından [Hz. Musa’da olduğu gibi, Allah’tan gelen sözleri işitmekle] yahut bir elçi (melek) gönderip izniyle dilediğini vahyetmesi ile olur. Şüphesiz O, çok yücedir, mutlak hüküm ve hikmet sahibidir.
3Celâleyn
52
وَكَذٰلِكَ اَوْحَیْنَٓا اِلَیْكَ رُوحًا مِنْ اَمْرِنَاؕ مَا كُنْتَ تَدْرٖی مَا الْكِتٰبُ وَلَا الْاٖیمٰنُ وَلٰكِنْ جَعَلْنٰهُ نُورًا نَهْدٖی بِهٖ مَنْ نَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِنَاؕ وَاِنَّكَ لَتَهْدٖٓی اِلٰى صِرٰطٍ مُسْتَقٖیمٍۙ ﴿52﴾
(Resûlüm!) İşte biz sana böylece, emrimizden bir ruh (yani kalplere can veren Kur’an’ı)1 vahyettik. Sen (bundan önce) Kitab nedir, iman(ın esasları) nedir bilmezdin. Fakat biz onu (Kitab’ı) bir nur yaptık; kullarımızdan dilediğimizi onunla doğru yola eriştiririz. Şüphesiz ki sen de, elbette doğru yolu gösteriyor (rehber oluyor)sun.
1Sâbûnî (Safve), III, 148
53
صِرٰطِ اللّٰهِ الَّذٖی لَهُ مَا فِی السَّمٰوٰتِ وَمَا فِی الْاَرْضِؕ اَلَٓا اِلَى اللّٰهِ تَصٖیرُ الْاُمُورُ ﴿53﴾
(O yol,) göklerde olan ve yerde olan şeylerin sahibi Allah’ın yoludur. Dikkat edin (bütün) işler, ancak Allah’a dönüp varır.