Feyzü’l FurkanTefsirli Kur’ân-ı Kerîm Meâli
47. Muhammed (Kıtâl)Âyet 1
سُورَةُ مُحَمَّدٍ

Muhammed (Kıtâl) Sûresi

MEDENÎ38 âyet · Cüz 26 · Nüzûl sırası 95
Bu sûre hakkındaMedine döneminde nâzil olmuştur. 38 âyettir. 13. âyet, hicret sırasında inmiştir.  Adını ikinci âyetteki Muhammed isminden almıştır. Bu sûreye “Kıtâl sûresi” de denilir.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1
اَلَّذٖینَ كَـفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبٖیلِ اللّٰهِ اَضَلَّ اَعْمٰلَهُمْ ﴿1﴾
(Allah’ın vahdâniyet ve hâkimiyetinde ve O’nun emirlerini tanımakta nankörlüğe) küfre/inkâra sapanların ve Allah yolundan (Allah’ın emrine uygun hal ve hareketten insanları) alıkoyanların* (bütün iyi) amellerini (Allah) boşa çıkarmıştır.1
1krş. 47/8,9, 28, 32, 35
*
* Bu alıkoyma ister yasaklama ister ikna yoluyla olsun aynıdır.
2
وَالَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصّٰلِحٰتِ وَاٰمَنُوا بِمَا نُزِّلَ عَلٰى مُحَمَّدٍ وَهُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْۙ كَفَّرَ عَنْهُمْ سَیِّـَٔاتِهِمْ وَاَصْلَحَ بَالَهُمْ ﴿2﴾
İman edip sâlih (sevaplı) işler işleyenler ve Muhammed’e Rablerinden bir gerçek olarak indirilene inananların, (Allah) günahlarını örtmüş ve hallerini düzeltmiştir.
3
ذٰلِكَ بِاَنَّ الَّذٖینَ كَفَرُوا اتَّبَعُوا الْبٰطِلَ وَاَنَّ الَّذٖینَ اٰمَنُوا اتَّبَعُوا الْحَقَّ مِنْ رَبِّهِمْؕ كَذٰلِكَ یَضْرِبُ اللّٰهُ لِلنَّاسِ اَمْثٰلَهُمْ ﴿3﴾
Bunun sebebi; küfre sapanların, (ilâhî hükümlerden yüz çevirip) batıla uymaları, iman edenlerin de, Rablerinden (gelen) hakka uymalarıdır. İşte Allah, insanlara hallerine ait misalleri böyle anlatır.
4
فَاِذَا لَقٖیتُمُ الَّذٖینَ كَفَرُوا فَضَرْبَ الرِّقَابِؕ حَتّٰٓى اِذَٓا اَثْخَنْتُمُوهُمْ فَشُدُّوا الْوَثَاقَۙ فَاِمَّا مَنًّا بَعْدُ وَاِمَّا فِدَٓاءً حَتّٰى تَضَعَ الْحَرْبُ اَوْزَارَهَاۚۛ ذٰلِكَؕۛ وَلَوْ یَشَٓاءُ اللّٰهُ لَانْتَصَرَ مِنْهُمْۙ وَلٰكِنْ لِیَبْلُوَا بَعْضَكُمْ بِبَعْضٍؕ وَالَّذٖینَ قُتِلُوا فٖی سَبٖیلِ اللّٰهِ فَلَنْ یُضِلَّ اَعْمٰلَهُمْ ﴿4﴾
Kâfirlerle (savaş için) karşılaştığınız zaman, hemen boyunlarını vurun. Nihayet onları iyice vurup mağlup edince (savaşanlar kalmayınca, kalanları da) artık bağı sıkı bağlayın (kaçırmayıp esir alın). Onlar savaş ağırlıklarını (silah ve cephanelerini) bırakıncaya kadar (hüküm) böyledir. Bundan sonra (esirleri) ya bir iyilik (olarak azat edin) ya da bir fidye (bir bedel) ile bırakın.
*
İslâm’da harpte kâfirlerden alınan esirler ya karşılıklı değiştirilir veya fidye ile veya mükâtebe (fidye karşılığı çalışması) ile bırakılır ya da karşılıksız azat edilir veya bir müslümanın hizmetine verilmemiş olup da, ancak (zararlı bir durumundan dolayı) mecburiyet hâsıl olmuşsa İslâm devlet başkanı, onun eziyetsiz öldürülmesine izin verebilir. Fakat müslüman olmuşsa öldürülmez. Henüz güvenilirliği olmadığı için de azat edilmeyen harp esirleri, şahsın değil devletin esiri sayılır. Bir süre, devlet başkanı bunlardan bir kısmını ganimet olarak ev halkı gibi gözetilmek kaydıyla köle2 statüsünde savaşçılara dağıtmıştır.3
4
فَاِذَا لَقٖیتُمُ الَّذٖینَ كَفَرُوا فَضَرْبَ الرِّقَابِؕ حَتّٰٓى اِذَٓا اَثْخَنْتُمُوهُمْ فَشُدُّوا الْوَثَاقَۙ فَاِمَّا مَنًّا بَعْدُ وَاِمَّا فِدَٓاءً حَتّٰى تَضَعَ الْحَرْبُ اَوْزَارَهَاۚۛ ذٰلِكَؕۛ وَلَوْ یَشَٓاءُ اللّٰهُ لَانْتَصَرَ مِنْهُمْۙ وَلٰكِنْ لِیَبْلُوَا بَعْضَكُمْ بِبَعْضٍؕ وَالَّذٖینَ قُتِلُوا فٖی سَبٖیلِ اللّٰهِ فَلَنْ یُضِلَّ اَعْمٰلَهُمْ ﴿4﴾
Allah dileseydi (size hiç irade ve yetki vermeden) onlardan harpsiz de elbet intikam alır (helak eder)di. Fakat (size savaşı emretmesi batıla/küfre karşı mücadelede ve İslâm’ı hâkim kılma dâvâsında) kiminizi kiminizle imtihan etmek içindir. Allah yolunda öldürülen (şehit)lerin amellerini O, asla boşa çıkarmayacaktır.
5
سَیَهْدٖیهِمْ وَیُصْلِحُ بَالَهُمْۚ ﴿5﴾
Onları, hidayete (ve rızasına) erdirecek, durumlarını düzeltecektir.
6
وَیُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ عَرَّفَهَا لَهُمْ ﴿6﴾
Onları, kendilerine (önceden) tanıttığı cennete koyacaktır.
7
یٰٓـاَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُٓوا اِنْ تَنْصُرُوا اللّٰهَ یَنْصُرْكُمْ وَیُثَبِّتْ اَقْدَامَكُمْ ﴿7﴾
Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (O’nun dininin yayılmasına ve hayata geçmesine)4 yardım ederseniz (O da) size yardım eder ve ayaklarınızı sabit/sağlam tutar (güç ve sebat verir).
4Râzî, XXVIII, 48; bk. 22/40
8
وَالَّذٖینَ كَفَرُوا فَتَعْسًا لَهُمْ وَاَضَلَّ اَعْمٰلَهُمْ ﴿8﴾
Küfre sapanlara gelince; yüzüstü kapanmak (ve helak) onlaradır. (Allah) onların (bütün iyi) işlerini boşa çıkarmıştır.
9
ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَرِهُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاَحْبَطَ اَعْمٰلَهُمْ ﴿9﴾
Bunun sebebi; onların Allah’ın indirdiğini beğenmemiş olmalarıdır. (Allah da) onların amellerini boşa çıkarmıştır.
*
Bundan dolayı Allah’ın indirdiğini beğenmeyerek kâfir olanları, mü’minler de sevemez.5
10
اَفَلَمْ یَسٖیرُوا فِی الْاَرْضِ فَیَنْظُرُوا كَیْفَ كَانَ عٰقِبَةُ الَّذٖینَ مِنْ قَبْلِهِمْؕ دَمَّرَ اللّٰهُ عَلَیْهِمْؗ وَلِلْكٰفِرٖینَ اَمْثٰلُهَا ﴿10﴾
(Onlar) yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı? Baksalar ya, kendilerinden önceki (inkârcıların ve Allah’tan gelenleri hiçe sayan)ların sonu nasıl olmuş? Allah onları (her şeyi ile) kökünden kazımıştır. Bütün kâfirler için de, onun benzerleri vardır.
11
ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ مَوْلَى الَّذٖینَ اٰمَنُوا وَاَنَّ الْكٰفِرٖینَ لَا مَوْلٰى لَهُمْࣖ ﴿11﴾
Bu böyledir. Zira Allah, iman edenlerin koruyucusudur. Kâfirler(e gelince), onların hiç koruyucusu yoktur.
12
اِنَّ اللّٰهَ یُدْخِلُ الَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصّٰلِحٰتِ جَنّٰتٍ تَجْرٖی مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهٰرُؕ وَالَّذٖینَ كَفَرُوا یَتَمَتَّعُونَ وَیَاْكُلُونَ كَمَا تَاْكُلُ الْاَنْعٰمُ وَالنَّارُ مَثْوًى لَهُمْ ﴿12﴾
Hiç şüphesiz Allah, iman edip de sâlih (sevaplı) işler işleyenleri alt tarafından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır. Küfre sapanlar/inkâr edenler ise (dünyada sırf) zevklen(ip eğlen)irler ve hayvanlar gibi yer (ve içer)ler. Artık onların yeri ateştir.
13
وَكَاَیِّنْ مِنْ قَرْیَةٍ هِیَ اَشَدُّ قُوَّةً مِنْ قَرْیَتِكَ الَّتٖٓی اَخْرَجَتْكَۚ اَهْلَكْنٰهُمْ فَلَا نَاصِرَ لَهُمْ ﴿13﴾
(Resûlüm!) Seni (içlerinden) çıkaran memleket (halkı)ndan daha kuvvetli nice memleket (halkı) vardı. Biz onları yok ettik de onlara hiçbir yardım eden olmadı.
14
اَفَمَنْ كَانَ عَلٰى بَیِّنَةٍ مِنْ رَبِّهٖ كَمَنْ زُیِّنَ لَهُ سُٓوءُ عَمَلِهٖ وَاتَّبَعُٓوا اَهْوَٓاءَهُمْ ﴿14﴾
Artık Rabbinden apaçık bir delil (olan Kur’an’)a tâbi olan kimse, hiç kötü ameli kendisine süslü (ve güzel) gösterilmiş ve keyif ve zevklerine uymuş kimse gibi midir?1
1bk. 13/19; 35/8; 59/20
15
مَثَلُ الْجَنَّةِ الَّتٖی وُعِدَ الْمُتَّقُونَؕ فٖیهَٓا اَنْهٰرٌ مِنْ مَٓاءٍ غَیْرِ اٰسِنٍۚ وَاَنْهٰرٌ مِنْ لَبَنٍ لَمْ یَتَغَیَّرْ طَعْمُهُۚ وَاَنْهٰرٌ مِنْ خَمْرٍ لَذَّةٍ لِلشّٰرِبٖینَۚ وَاَنْهٰرٌ مِنْ عَسَلٍ مُصَفًّىؕ وَلَهُمْ فٖیهَا مِنْ كُلِّ الثَّمَرٰتِ وَمَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْؕ كَمَنْ هُوَ خٰلِدٌ فِی النَّارِ وَسُقُوا مَٓاءً حَمٖیمًا فَقَطَّعَ اَمْعَٓاءَهُمْ ﴿15﴾
Muttakîlere (Allah’ın emirlerine uygun yaşayan ve karşı gelmekten sakınanlara) vaadedilen cennetin sıfatı (şudur): İçinde (hiç özelliği) bozulmayan sudan ırmaklar, tadı hiç değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere (her an) lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır. Ayrıca meyvelerin hepsi ve bir de Rablerinden mağfiret onlar içindir. Hiç bunlar, o ateşte ebedî kalan ve bağırsaklarını parça parça kesen kaynar sudan içirilen kimseler gibi midir?
16
وَمِنْهُمْ مَنْ یَسْتَمِــعُ اِلَیْكَۚ حَتّٰٓى اِذَا خَرَجُوا مِنْ عِنْدِكَ قَالُوا لِلَّذٖینَ اُوتُوا الْعِلْمَ مَاذَا قَالَ اٰنِفًاࣞ اُولٰٓئِكَ الَّذٖینَ طَبَعَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ وَاتَّبَعُٓوا اَهْوَٓاءَهُمْ ﴿16﴾
O (müşrik)lerden (Allah’ın varlığını bilip söyledikleri halde, “O’nun emirlerini işlerimize karıştırmayalım.” diyerek yine de putlara bağlılık gösterenlerden) seni dinleyenler de vardır. Sonra senin yanından çıktıkları zaman, (ashaptan) kendilerine ilim verilmiş olanlara: “O demin ne söylemişti?” derler (böylece alay ederler). İşte onlar (bu yüzden) Allah’ın kalplerini (kapatıp) mühürlediği, keyif ve zevklerine uyan kimselerdir.
17
وَالَّذٖینَ اهْتَدَوْا زَادَهُمْ هُدًى وَاٰتٰیهُمْ تَقْوٰیهُمْ ﴿17﴾
(İman etmekle) doğru yolu bulanlar(a gelince, Allah,) onların hidayetlerini artırır ve takvâlarını verir (ateşten korunmalarını ilham eder).2
2bk. 41/44
18
فَهَلْ یَنْظُرُونَ اِلَّا السَّاعَةَ اَنْ تَاْتِیَهُمْ بَغْتَةًۚ فَقَدْ جَٓاءَ اَشْرَاطُهَاۚ فَاَنّٰى لَهُمْ اِذَا جَٓاءَتْهُمْ ذِكْرٰیهُمْ ﴿18﴾
Hâlâ o (inanmaya)nlar, o (kıyamet) saat(in)in ansızın kendilerine gelmesini mi bekliyorlar? İşte (geleceğinin) alametlerinden (olan son peygamber) gelmiştir. Artık o (saat) kendilerine geldiği vakit, hatırla(yıp tevbe et)meleri(nin faydası) nereden olacak?3
3bk. 22/47
19
فَاعْلَمْ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَلِلْمُؤْمِنٖینَ وَالْمُؤْمِنٰتِؕ وَاللّٰهُ یَعْلَمُ مُتَقَلَّبَكُمْ وَمَثْوٰیكُمْࣖ ﴿19﴾
O halde (Resûlüm!) Bil ki Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. (Hata veya kusurdan ibaret olan)4 günahına ve mü’min erkeklerle mü’min kadınlar(ın günahların)a mağfiret dile. Allah dönüp dolaştığınız yeri de, (sonunda) duracağınız yeri de bilir.5
4Celâleyn
5bk. 40/55 ve dipnotu; 48/2
20–21
وَیَقُولُ الَّذٖینَ اٰمَنُوا لَوْلَا نُزِّلَتْ سُورَةٌۚ فَاِذَٓا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ مُحْكَمَةٌ وَذُكِرَ فٖیهَا الْقِتَالُۙ رَاَیْتَ الَّذٖینَ فٖی قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ یَنْظُرُونَ اِلَیْكَ نَظَرَ الْمَغْشِیِّ عَلَیْهِ مِنَ الْمَوْتِؕ فَاَوْلٰى لَهُمْۚ ﴿20﴾
طَاعَةٌ وَقَوْلٌ مَعْرُوفٌࣞ فَاِذَا عَزَمَ الْاَمْرُࣞ فَلَوْ صَدَقُوا اللّٰهَ لَكَانَ خَیْرًا لَهُمْۚ ﴿21﴾
İman edenler: “(Cihad hakkında) bir sûre indirilmeli değil miydi?” derler(di). Fakat hükmü kesin (ve açık) bir sûre indirilip de içinde savaş anılınca görürsün ki kalplerinde (şüphe ve nifaktan) bir hastalık bulunanlar, üzerine ölümden baygınlık gelmiş (kimsen)in bakışı gibi sana bakarlar.1 Halbuki onlara daha uygun olan, itaat ve güzel sözdür.
1bk. 4/77
*
Bu cümle, mübtedâ olup haberi, alttaki âyetin baş tarafındaki “itaat ve güzel söz”dür.2
20–21
وَیَقُولُ الَّذٖینَ اٰمَنُوا لَوْلَا نُزِّلَتْ سُورَةٌۚ فَاِذَٓا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ مُحْكَمَةٌ وَذُكِرَ فٖیهَا الْقِتَالُۙ رَاَیْتَ الَّذٖینَ فٖی قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ یَنْظُرُونَ اِلَیْكَ نَظَرَ الْمَغْشِیِّ عَلَیْهِ مِنَ الْمَوْتِؕ فَاَوْلٰى لَهُمْۚ ﴿20﴾
طَاعَةٌ وَقَوْلٌ مَعْرُوفٌࣞ فَاِذَا عَزَمَ الْاَمْرُࣞ فَلَوْ صَدَقُوا اللّٰهَ لَكَانَ خَیْرًا لَهُمْۚ ﴿21﴾
Emir (ve iş) kesinleşince (cihad isteklerinde) Allah’a karşı sâdık kalsalardı, elbette kendileri için daha hayırlı olurdu.
22
فَهَلْ عَسَیْتُمْ اِنْ تَوَلَّیْتُمْ اَنْ تُفْسِدُوا فِی الْاَرْضِ وَتُقَطِّعُٓوا اَرْحَامَكُمْ ﴿22﴾
(Ey münâfıklar!) İdareyi ele alırsanız yeryüzünde hemen karışıklık çıkarmanız ve (çeşitli usullerle) akrabalık bağlarını parçalamanız sizden umulan (bir şey) değil midir?
23
اُولٰٓئِكَ الَّذٖینَ لَعَنَهُمُ اللّٰهُ فَاَصَمَّهُمْ وَاَعْمٰٓى اَبْصٰرَهُمْ ﴿23﴾
İşte bunlar, Allah’ın kendilerini rahmetinden kovduğu, (kulaklarını) sağır yaptığı ve gözlerini kör ettiği kimselerdir.
24
اَفَلَا یَتَدَبَّرُونَ الْقُرْاٰنَ اَمْ عَلٰى قُلُوبٍ اَقْفَالُهَا ﴿24﴾
Onlar Kur’an(’ın söyledikleri) üzerinde düşünmezler mi? Yoksa kalpler(inin) üzerinde kilitler mi var?
*
Kur’ansız hayat, Allah’tan uzak bir hayat demektir. Kur’an’ı okumak yalnız yüzünden veya ses gösterisi şeklinde okumak değil; onu anlamak, üzerinde düşünmek ve yaşamak demektir. Sorumluluktan kurtaran da budur. Meyveler yalnız kabuğunu yemek için değildir. Bundan dolayı okuyup üzerinde tefekkür etmeyenleri Allahu Teâlâ kınamakta ve bu sebeple de büyük sorumluluk yüklemektedir.3
25
اِنَّ الَّذٖینَ ارْتَدُّوا عَلٰٓى اَدْبٰرِهِمْ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَیَّنَ لَهُمُ الْهُدَىۙ الشَّیْطٰنُ سَوَّلَ لَهُمْؕ وَاَمْلٰى لَهُمْ ﴿25﴾
Hakikaten kendilerine (Kur’an’la) doğru yol belli olduktan sonra, geri (küfür)lerine dönenleri, şeytan (buna) teşvik etmiş ve onları uzun emellere, umutlara düşürmüştür.
26
ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوا لِلَّذٖینَ كَرِهُوا مَا نَزَّلَ اللّٰهُ سَنُطٖیعُكُمْ فٖی بَعْضِ الْاَمْرِۚ وَاللّٰهُ یَعْلَمُ اِسْرَارَهُمْ ﴿26﴾
Bunun sebebi, o (münafık ola)nların, Allah’ın indirdiğinden hoşlanmayan (müşrik ve yahudi)lere: “Biz size (Peygamber ve İslâm aleyhine) bazı işlerde itaat edeceğiz.” demeleridir. Halbuki Allah onların gizli konuşmalarını bilir.
27
فَكَیْفَ اِذَا تَوَفَّتْهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ یَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَاَدْبٰرَهُمْ ﴿27﴾
Artık melekler, yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını aldıkları zaman, onlar(ın halleri) nice olur?
*
Bu âyet kabir azabına işaret etmektedir.4
28
ذٰلِكَ بِاَنَّهُمُ اتَّبَعُوا مَٓا اَسْخَطَ اللّٰهَ وَكَرِهُوا رِضْوٰنَهُ فَاَحْبَطَ اَعْمٰلَهُمْࣖ ﴿28﴾
Bu böyledir. Zira, onlar Allah’ı kızdıran şeylere uymuşlar ve O’nun rızasından (samimi iman ve emirlerine itaatten) hoşnut olmamışlardır. Bu yüzden (Allah) da onların amellerini boşa çıkardı.
29
اَمْ حَسِبَ الَّذٖینَ فٖی قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ اَنْ لَنْ یُخْرِجَ اللّٰهُ اَضْغٰنَهُمْ ﴿29﴾
Yoksa kalplerinde hastalık olanlar, (Peygamber ve mü’minlere olan) kinlerini Allah’ın hiç ortaya çıkarmayacağını mı sandılar?
30
وَلَوْ نَشَٓاءُ لَاَرَیْنٰكَهُمْ فَلَعَرَفْتَهُمْ بِسٖیمٰهُمْؕ وَلَتَعْرِفَنَّهُمْ فٖی لَحْنِ الْقَوْلِؕ وَاللّٰهُ یَعْلَمُ اَعْمٰلَكُمْ ﴿30﴾
Eğer dilersek sana onları (o münâfıkları) elbette gösteririz, sen de kendilerini mutlaka simalarından tanırsın. Ayrıca, sen onları sözlerinin eğik bükük olan üslubundan da (hemen) tanırsın. Allah bütün iş (ve hareket)lerinizi bilir.
31
وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ حَتّٰى نَعْلَمَ الْمُجٰهِدٖینَ مِنْكُمْ وَالصّٰبِرٖینَۙ وَنَبْلُوَا اَخْبَارَكُمْ ﴿31﴾
Andolsun ki içinizden mücahidlerle sabredenleri belirt(ip ayırt et)mek için sizi imtihan edeceğiz; haberlerinizi de açıklayacağız.1
1bk. 3/142
32
اِنَّ الَّذٖینَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبٖیلِ اللّٰهِ وَشَٓاقُّوا الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَیَّنَ لَهُمُ الْهُدٰىۙ لَنْ یَضُرُّوا اللّٰهَ شَیْـًٔاؕ وَسَیُحْبِطُ اَعْمٰلَهُمْ ﴿32﴾
Şüphesiz ki o küfre sapanlar, (halkı) Allah yolundan alıkoyanlar ve kendilerine doğru yol belli olduktan sonra Peygamber’e karşı gelenler (ve O’nu dışlayanlar) Allah’a asla, hiçbir şeyle zarar veremezler. O, bunların amellerini boşa çıkaracaktır.
33
یٰٓـاَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُٓوا اَطٖیعُوا اللّٰهَ وَاَطٖیعُوا الرَّسُولَ وَلَا تُبْطِلُٓوا اَعْمٰلَكُمْ ﴿33﴾
Ey iman edenler! (Bütün işlerinizde) Allah’a itaat edin, Peygamber’e de itaat edin ve amellerinizi boşa çıkarmayın.
34
اِنَّ الَّذٖینَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبٖیلِ اللّٰهِ ثُمَّ مَاتُوا وَهُمْ كُفَّارٌ فَلَنْ یَغْفِرَ اللّٰهُ لَهُمْ ﴿34﴾
Şüphesiz ki o küfre/inkâra sapan ve insanları Allah yolundan (ve müslümanca yaşamaktan) men eden, sonra da bu küfür haliyle ölenler var ya, işte Allah onları asla bağışlamaz.
*
Bu âyet-i kerîmeye göre, kâfirler/inkârcılar yanında, bir de Allah’ın emri doğrultusunda yaşamak isteyenleri alıkoymak/men etmek de küfre sapmaya sebep olur. Bu halde iken ölen kâfir olarak ölür. İşte bu, Allah’tan büyük bir ihtardır, açık bir uyarıdır.
35
فَلَا تَهِنُوا وَتَدْعُٓوا اِلَى السَّلْمِࣗ وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَࣗ وَاللّٰهُ مَعَكُمْ وَلَنْ یَتِرَكُمْ اَعْمٰلَكُمْ ﴿35﴾
Onun için (ey mü’minler! Düşmanla savaşta) gevşemeyin ve siz daha üstün iken (onları) barışa çağırmayın. Allah sizinle beraberdir ve amellerinizi asla eksiltmez.
36
اِنَّمَا الْحَیٰوةُ الدُّنْیَا لَعِبٌ وَلَهْوٌؕ وَاِنْ تُؤْمِنُوا وَتَتَّقُوا یُؤْتِكُمْ اُجُورَكُمْ وَلَا یَسْـَٔلْكُمْ اَمْوٰلَكُمْ ﴿36﴾
Dünya hayatı, ancak bir oyun ve bir eğlenceden ibarettir. Eğer iman edip de ‘Allah’ın emirlerine uygun yaşar/karşı gelmekten sakınırsanız’ (Allah) size mükâfatınızı verir ve sizden (bütün) mallarınızı istemez (yalnız zekât ve sadaka olarak bir kısmını ister).
37
اِنْ یَسْـَٔلْكُمُوهَا فَیُحْفِكُمْ تَبْخَلُوا وَیُخْرِجْ اَضْغٰنَكُمْ ﴿37﴾
Eğer (Allah) sizden onları(n hepsini) isteyip de sizi zorlasa cimri olurdunuz. (Bu da) sizin kinlerinizi ortaya çıkarırdı.
38
هٰٓاَنْتُمْ هٰٓؤُلَٓاءِ تُدْعَوْنَ لِتُنْفِقُوا فٖی سَبٖیلِ اللّٰهِۚ فَمِنْكُمْ مَنْ یَبْخَلُۚ وَمَنْ یَبْخَلْ فَاِنَّمَا یَبْخَلُ عَنْ نَفْسِهٖؕ وَاللّٰهُ الْغَنِیُّ وَاَنْتُمُ الْفُقَـرَٓاءُۚ وَاِنْ تَتَوَلَّوْا یَسْتَبْدِلْ قَوْمًا غَیْرَكُمْۙ ثُمَّ لَا یَكُونُٓوا اَمْثٰلَكُمْ ﴿38﴾
İşte sizler, Allah yolunda (malının bir kısmını) harcamaya çağırılan kimselersiniz. Ama (yine de) içinizde cimrilik edenler vardır. Oysa, kim cimrilik ederse ancak kendisine cimrilik eder. Allah zengin (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır. Siz ise fakir (O’na muhtaç)sınız. Eğer (O’ndan) yüz çevirirseniz yerinize sizden başka bir kavim getirir de onlar sizin gibi (hayırsız ve itaatsiz) olmazlar.