Feyzü’l FurkanTefsirli Kur’ân-ı Kerîm Meâli
61. SaffÂyet 1
سُورَةُ الصَّفِ

Saff Sûresi

MEDENÎ14 âyet · Cüz 28 · Nüzûl sırası 109
Bu sûre hakkındaMedine döneminde nâzil olmuştur. 14 âyettir. Adını sûrenin dördüncü âyetinde geçen ve “hakikat karşısında dizilmek” anlamındaki “saff” kelimesinden almıştır.  Sûre iman edip bu uğurda mücadele vermeyi konu edinir.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1
سَبَّحَ لِلّٰهِ مَا فِی السَّمٰوٰتِ وَمَا فِی الْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَزٖیزُ الْحَكٖیمُ ﴿1﴾
Göklerdekiler de yerdekiler de Allah’ı tesbih (ve tenzih) eder. O mutlak galip, hüküm ve hikmet sahibidir.
2
یٰٓـاَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ ﴿2﴾
Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?
3
كَبُرَ مَقْتًا عِنْدَ اللّٰهِ اَنْ تَقُولُوا مَا لَا تَفْعَلُونَ ﴿3﴾
Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah yanında ne kadar çirkindir!
*
“Kebura” fiili bu gibi yerlerde “zemm” veya “taaccüb” ifade eder.1
4
اِنَّ اللّٰهَ یُحِبُّ الَّذٖینَ یُقٰتِلُونَ فٖی سَبٖیلِهٖ صَفًّا كَاَنَّهُمْ بُنْیٰـنٌ مَرْصُوصٌ ﴿4﴾
Allah, kendi yolunda (birbirine) kurşunla kenetlenip kaynaşmış bir yapı gibi saf halinde savaşanları  sever.
*
Rivayete göre mü’minler; “Amellerin Allah’a en sevimli geleninin hangisi olduğunu bilseydik, o uğurda mallarımızı ve canlarımızı feda ederdik.” demişlerdi. Bunun üzerine Allahu Teâlâ’nın; “Şüphesiz ki Allah kendi uğrunda çarpışanları sever.” âyeti nâzil oldu.2
5
وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِهٖ یٰقَوْمِ لِمَ تُؤْذُونَنٖی وَقَدْ تَعْلَمُونَ اَنّٖی رَسُولُ اللّٰهِ اِلَیْكُمْؕ فَلَمَّا زَاغُٓوا اَزَاغَ اللّٰهُ قُلُوبَهُمْؕ وَاللّٰهُ لَا یَهْدِی الْقَوْمَ الْفٰسِقٖینَ ﴿5﴾
Vaktiyle Musa kavmine: “Ey kavmim! Benim sizin için (gönderilen) Allah’ın peygamberi olduğumu bildiğiniz halde niçin bana eziyet ediyorsunuz?” demişti. İşte onlar (haktan batıla) sapınca, Allah da onların kalplerini (hidayetten) saptırdı. Allah, yoldan çıkan bir topluluğu doğru yola eriştirmez.
6
وَاِذْ قَالَ عٖیسَى ابْنُ مَرْیَمَ یٰبَنٖٓی اِسْرٰٓیٖٔلَ اِنّٖی رَسُولُ اللّٰهِ اِلَیْكُمْ مُصَدِّقًا لِمَا بَیْنَ یَدَیَّ مِنَ التَّوْرٰیةِ وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ یَاْتٖی مِنْ بَعْدِی اسْمُهُٓ اَحْمَدُؕ فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ بِالْبَیِّنٰتِ قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ مُبٖینٌ ﴿6﴾
Hani Meryemoğlu İsa da: “Ey İsrâiloğulları! Şüphesiz ben, Allah’ın size gönderdiği peygamberiyim. Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici1 ve benden sonra gelecek, adı Ahmed* olan bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim.” demişti.2 Fakat o (müjdelenen peygamber) apaçık delillerle kendilerine gelince: “Bu açık bir sihirdir.” dediler.3
1krş. 3/81; 7/157
2bk. 3/81; 7/157
3bk. 2/146; 6/20
*
* Hz. İsa kendisinin Allah’ın oğlu değil kulu/peygamberi olduğunu ifade etmiştir. Ahmed, Peygamberimiz’in adlarından birisidir. Yuhanna İncil’inde4 “Faraklit” olarak geçen bu kelime, Türkçe’ye “Tesellici” olarak tercüme edilmiştir ve şöyle denilmektedir: “… Size hakikati söylüyorum; benim gitmem sizin için hayırlıdır. Çünkü gitmezsem tesellici (müjdeleyici ve uyarıcı) gelmez... Ve o gelince günah(tan sakındırma)da, salah (iyilik)de ve hükümde tüm dünyayı ilzam edecek (galibiyetle tesiri altında bırakacak)tır.” Burada da son dinin kitabı Kur’an ve onun peygamberine ait delil açıkça görülmektedir.
7
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ وَهُوَ یُدْعٰٓى اِلَى الْاِسْلٰمِؕ وَاللّٰهُ لَا یَهْدِی الْقَوْمَ الظّٰلِمٖینَ ﴿7﴾
Kendisi İslâm’a davet edilirken (ona geleceği yerde,) Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kim vardır? Allah, zalimler topluluğunu doğru yola (ve başarıya) erdirmez.
8
یُرٖیدُونَ لِیُطْفِؤُا نُورَ اللّٰهِ بِاَفْوٰهِهِمْ وَاللّٰهُ مُتِمُّ نُورِهٖ وَلَوْ كَرِهَ الْكٰفِرُونَ ﴿8﴾
(Onlar) Allah’ın nurunu (güya) ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Halbuki Allah, kâfirler hoşlanmasa da nurunu (İslâm dinini) tamamlayacak (gayesine ulaştıracak)tır.
9
هُوَ الَّـذٖٓی اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَدٖینِ الْحَقِّ لِیُظْهِرَهُ عَلَى الدّٖینِ كُلِّهٖ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَࣖ ﴿9﴾
O (Allah’tır) ki müşrikler hoşlanmasa da, (her yönüyle tamamlanmış son dininin) bütün dinlerin üzerinde olduğunu göstermek için; Resûlü’nü, hidayet (vesilesi ve rehberi Kur’an) ve hak din (İslâm) ile göndermiştir.5
5krş. 9/32-33; 48/28; bk. 3/19, 85
10
یٰٓـاَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلٰى تِجٰرَةٍ تُنْجٖیكُمْ مِنْ عَذَابٍ اَلٖیمٍ ﴿10﴾
Ey iman edenler! Sizi acıklı bir azaptan kurtaracak bir ticaret (şeklini) size göstereyim mi?
11
تُـؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَرَسُولِهٖ وَتُجٰهِدُونَ فٖی سَبٖیلِ اللّٰهِ بِاَمْوٰلِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْؕ ذٰلِكُمْ خَیْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَۙ ﴿11﴾
Allah’a ve Resûlü’ne iman edersiniz Allah yolunda (kula kulluktan kurtulup hayata İslâm’ın hâkim olması için) mallarınız ve canlarınızla cihad edersiniz. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.6
6bk. 4/76; 49/15
12
یَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَیُدْخِلْكُمْ جَنّٰتٍ تَجْرٖی مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهٰرُ وَمَسٰكِنَ طَیِّبَةً فٖی جَنّٰتِ عَدْنٍؕ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظٖیمُۙ ﴿12﴾
(Böyle yaparsanız Allah) sizin günahlarınızı bağışlar, sizi alt tarafından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki çok güzel meskenlere (köşklere) koyar. İşte bu, en büyük kurtuluş ve saadettir.
13
وَاُخْرٰى تُحِبُّونَهَاؕ نَصْرٌ مِنَ اللّٰهِ وَفَتْحٌ قَرٖیبٌؕ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنٖینَ ﴿13﴾
Hoşunuza gidecek bir diğer husus da Allah’tan bir yardım ve yakın bir zaferdir. (Resûlüm! Bunları) mü’minlere müjdele!
14
یٰٓـاَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا كُونُٓوا اَنْصَارَ اللّٰهِ كَمَا قَالَ عٖیسَى ابْنُ مَرْیَمَ لِلْحَوَارِیّٖنَ مَنْ اَنْصَارٖٓی اِلَى اللّٰهِؕ قَالَ الْحَوَارِیُّونَ نَحْنُ اَنْصَارُ اللّٰهِ فَاٰمَنَتْ طَٓائِـفَةٌ مِنْ بَنٖٓی اِسْرٰٓیٖٔلَ وَكَـفَرَتْ طَٓائِـفَةٌۚ فَاَیَّدْنَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا عَلٰى عَدُوِّهِمْ فَاَصْبَحُوا ظٰهِرٖینَ ﴿14﴾
Ey iman edenler! Allah’ın (dininin/Kur’an’ın hayata hâkim olmasının) yardımcıları olun. Meryemoğlu İsa’nın havârilere:
*
Havâriler, Hz. İsa’nın arkadaşları idi. Havâri, “halis beyaz” anlamına gelir, muhabbet ve ihlaslı oldukları için kendilerine bu ad verilmiştir.7
14
یٰٓـاَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا كُونُٓوا اَنْصَارَ اللّٰهِ كَمَا قَالَ عٖیسَى ابْنُ مَرْیَمَ لِلْحَوَارِیّٖنَ مَنْ اَنْصَارٖٓی اِلَى اللّٰهِؕ قَالَ الْحَوَارِیُّونَ نَحْنُ اَنْصَارُ اللّٰهِ فَاٰمَنَتْ طَٓائِـفَةٌ مِنْ بَنٖٓی اِسْرٰٓیٖٔلَ وَكَـفَرَتْ طَٓائِـفَةٌۚ فَاَیَّدْنَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا عَلٰى عَدُوِّهِمْ فَاَصْبَحُوا ظٰهِرٖینَ ﴿14﴾
“Allah (dâvâsın)da benim yardımcılarım kim (olacak)?” deyip de havârilerin de: “Allah (dâvâsın)ın yardımcıları biziz.” dedikleri gibi (ey mü’ minler! Siz de öyle deyin). Sonuçta İsrâiloğulları’ndan bir zümre (böyle) iman etti, bir zümre de inkâr etti. Biz de iman edenleri, düşmanlarına karşı destekledik de galip geldiler.