Feyzü’l FurkanTefsirli Kur’ân-ı Kerîm Meâli
79. NâziâtÂyet 1
سُورَةُ النَّازِعَاتِ

Nâziât Sûresi

MEKKÎ46 âyet · Cüz 30 · Nüzûl sırası 81
Bu sûre hakkındaMekke döneminde nâzil olmuştur. 46 âyettir. Adını ilk âyette geçen “nâzi’ât” (söküp çıkaran) kelimesinden alır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1–5
وَالنّٰزِعٰتِ غَرْقًاۙ ﴿1﴾
وَالنّٰشِطٰتِ نَشْطًاۙ ﴿2﴾
وَالسّٰبِحٰتِ سَبْحًاۙ ﴿3﴾
فَالسّٰبِقٰتِ سَبْقًاۙ ﴿4﴾
فَالْمُدَبِّرٰتِ اَمْرًاۘ ﴿5﴾
Andolsun, (kâfir gruplarının ruhlarını) gayet şiddetli olarak söküp çıkaran (melek)lere! (Allah’a teslimiyet içinde olan mü’minlerin ruhlarını) yavaşçacık alanlara! (Gökte) yüzüp yüzüp giden (melek)lere! İşlerinde yarışıp geçenlere, bir de (emrimizle kullara ait) işi yöneten (melek)lere (ki elbet kıyamet kopacak).
*
Bu cümle yeminin cevabıdır.4
6–9
یَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُۙ ﴿6﴾
تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُؕ ﴿7﴾
قُلُوبٌ یَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌۙ ﴿8﴾
اَبْصٰرُهَا خٰشِعَةٌۘ ﴿9﴾
O gün yeri şiddetli bir sarsıntı sarsacak, ardından gelen (başka bir sarsıntı) onu takip edecek. O gün kalpler (korkudan) titreyecek, insanların (utançtan) gözleri yere dikilecek.
10–11
یَقُولُونَ ءَاِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِی الْحَافِرَةِؕ ﴿10﴾
ءَاِذَا كُنَّا عِظٰمًا نَخِرَةًؕ ﴿11﴾
(Onlar dünyada iken): “Biz mi sahiden (dirilip) evvelki hâle döndürüleceğiz? Çürüyüp ufalanmış kemikler olduğumuz zaman mı?” derler. (Onlara: “Evet, Allah her şeye kâdirdir.” denilince:)5
5bk. 17/49-51; 36/77-82; 75/3
12
قَالُوا تِلْكَ اِذًا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌۘ ﴿12﴾
“Öyleyse bu (dönüş) ziyanlı bir dönüştür!” dediler.
13
فَاِنَّمَا هِیَ زَجْرَةٌ وٰحِدَةٌۙ ﴿13﴾
(İyi bilin ki o, zor değildir.) Ancak o (Sûr’a son üfürülüş, yine) bir tek çığlıktır.
14
فَاِذَا هُمْ بِالسَّاهِرَةِؕ ﴿14﴾
Bir de (bakarsın ki) onlar, hemen uyan(ıp toplan)ırlar.6
6bk. 17/52; 34/ 51-53
15
هَلْ اَتٰیكَ حَدٖیثُ مُوسٰىۘ ﴿15﴾
(Resûlüm!) Musa’nın haberi sana geldi, (değil) mi?
16
اِذْ نَادٰیهُ رَبُّهُ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًىۚ ﴿16﴾
Hani Rabbi ona mukaddes vadi “Tuvâ”’da (şöyle) seslenmişti:1
1bk. 20/12
17
اِذْهَبْ اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰىؗ ﴿17﴾
“Firavun’a git, çünkü o azdı.”
*
Otorite ve gücüne güvenip Rabbini tanımadı. Gücünü ve sistemini rableştirdi.
18
فَقُلْ هَلْ لَكَ اِلٰٓى اَنْ تَزَكّٰىۙ ﴿18﴾
De ki: “(Küfürden) arınmaya meylin var mı?”
19
وَاَهْدِیَكَ اِلٰى رَبِّكَ فَتَخْشٰىۚ ﴿19﴾
“Seni Rabbinin yoluna ileteyim de artık (O’ndan) korkasın.”
20–21
فَاَرٰیهُ الْاٰیَةَ الْكُبْرٰىؗ ﴿20﴾
فَكَذَّبَ وَعَصٰىؗ ﴿21﴾
Derken (Musa gidip) ona büyük mucizeyi gösterdi. Fakat o yalanladı ve karşı geldi.
22
ثُمَّ اَدْبَرَ یَسْعٰىؗ ﴿22﴾
Sonra koşarak dönüp gitti.
23
فَحَشَرَ فَنَادٰىؗ ﴿23﴾
Derhal (halkını ve sihirbazlarını) topladı da (onlara şöyle) seslendi:
24
فَقَالَ اَنَا رَبُّكُمُ الْاَعْلٰىؗ ﴿24﴾
“Ben sizin en yüce rabbinizim!” dedi.2
2bk. 26/29
*
Ülkede otorite Firavun olduğu için açıkça rabliğini ilan etmişti. Hz. Musa’nın Allah’a iman ve teslimiyet davetini kabul etmedi. Etse biliyordu ki Allah’ın emirleri öncelik ve geçerlilik kazanır. Böylece onun yönettiği insanlar üzerindeki otoritesi, rablik iddiası elinden giderdi. Ama Allah’ın da bir hesabı vardı. Fakat o bunu bilmiyordu.3
25
فَاَخَذَهُ اللّٰهُ نَكَالَ الْاٰخِرَةِ وَالْاُولٰىؕ ﴿25﴾
Allah da onu, hem dünyanın hem âhiretin, ibretlik azabıyla yakaladı.4
4bk. 10/90-92; 40/45-46
26
اِنَّ فٖی ذٰلِكَ لَعِبْرَةً لِمَنْ یَخْشٰىؕࣖ ﴿26﴾
Şüphesiz bunda, (Allah’tan) korkan kimseler için gerçekten (büyük) bir ibret vardır.
27–29
ءَاَنْتُمْ اَشَدُّ خَلْقًا اَمِ السَّمَٓاءُؕ بَنٰیهَاࣞ ﴿27﴾
رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوّٰیهَاۙ ﴿28﴾
وَاَغْطَشَ لَیْلَهَا وَاَخْرَجَ ضُحٰیهَاࣕ ﴿29﴾
Sizi yaratmak mı daha güç, yoksa göğü mü? Ki (Allah) onu bina etti, boyunu yükseltti ve onu düzene koydu. Onun gecesini kararttı, hem de (gündüz) aydınlığını çıkardı.
30
وَالْاَرْضَ بَعْدَ ذٰلِكَ دَحٰیهَاؕ ﴿30﴾
Bundan sonra yeri (elips şeklinde) yuvarlattı yayıp döşedi.5
5bk. 91/6
*
“Dehâ” kelimesi, “Devekuşu yumurtası şekline getirdi.” mânasına geldiğinden “elips şeklinde” diye tercüme ettik. “Dehâ” kelimesinin “yayıp döşeme” anlamı da vardır.
31–33
اَخْرَجَ مِنْهَا مَٓاءَهَا وَمَرْعٰیهَاࣕ ﴿31﴾
وَالْجِبَالَ اَرْسٰیهَاۙ ﴿32﴾
مَتٰعًا لَكُمْ وَلِاَنْعٰمِكُمْؕ ﴿33﴾
Ondan suyunu ve otlağını (çeşitli bitki ağaçlarını) çıkardı. Dağları da tespit edip yerleştirdi. (Bunların hepsi) size ve hayvanlarınıza birer fayda olması içindir.
34–35
فَاِذَا جَٓاءَتِ الطَّٓامَّةُ الْكُبْرٰىؗ ﴿34﴾
یَوْمَ یَتَذَكَّرُ الْاِنْسٰنُ مَا سَعٰىۙ ﴿35﴾
Fakat o (güç yetmez) en büyük felaket (olan kıyamet) geldiği zaman, o gün insan, (ömründe hayra mı, şerre mi) neye koştuğunu hatırlar.
36
وَبُرِّزَتِ الْجَحٖیمُ لِمَنْ یَرٰى ﴿36﴾
O alevli ateş, gör(üp gir)ecekler için ortaya çıkarılır.
37–39
فَاَمَّا مَنْ طَغٰىۙ ﴿37﴾
وَاٰثَرَ الْحَیٰوةَ الدُّنْیَاۙ ﴿38﴾
فَاِنَّ الْجَحٖیمَ هِیَ الْمَاْوٰىؕ ﴿39﴾
Artık kim azgınlık etmişse ve dünya hayatını âhirete tercih etmişse işte muhakkak ki o alevli ateş, kendisinin varacağı tek yerdir.6
6krş. 2/200; 17/18
40–41
وَاَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهٖ وَنَهَى النَّفْسَ عَنِ الْهَوٰىۙ ﴿40﴾
فَاِنَّ الْجَنَّةَ هِیَ الْمَاْوٰىؕ ﴿41﴾
Fakat kim de, Rabbinin (huzurunda duracağı) makamından korkup (gereğini yapar) nefsini de kötü hevesten men ederse işte muhakkak ki cennet onun varacağı tek yerdir.
42
یَسْـَٔلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ اَیَّانَ مُرْسٰیهَاؕ ﴿42﴾
(Resûlüm!) Sana (kıyamet) saat(in)i: “Ne zaman onun gelip çatması?” diye soruyorlar.
43
فٖیمَ اَنْتَ مِنْ ذِكْرٰیهَاؕ ﴿43﴾
Sende onu anlatma (bilgisi) nereden (olsun)?
44
اِلٰى رَبِّكَ مُنْتَهٰیهَاؕ ﴿44﴾
Onun son (bilgis)i, Rabbine (ait)tir.7
7bk. 7/187
45
اِنَّمَٓا اَنْتَ مُنْذِرُ مَنْ یَخْشٰیهَاؕ ﴿45﴾
Sen ancak ondan korkanları uyarıcısın.
46
كَاَنَّهُمْ یَوْمَ یَرَوْنَهَا لَمْ یَلْبَثُٓوا اِلَّا عَشِیَّةً اَوْ ضُحٰیهَا ﴿46﴾
Sanki onlar, o (kıyamet günü)nü gördükleri gün, (dünyada) bir akşam veya bir kuşluk vaktinden başka kalmamış gibi olurlar.8
8bk. 20/103; 23/113; 30/55