Feyzü’l FurkanTefsirli Kur’ân-ı Kerîm Meâli
80. AbeseÂyet 1
سُورَةُ عَبَسَ

Abese Sûresi

MEKKÎ42 âyet · Cüz 30 · Nüzûl sırası 24
Bu sûre hakkındaMekke döneminde nâzil olmuştur. 42 âyettir. Abese, “yüzünü ekşitti, surat astı” demektir. Adını ilk âyetindeki aynı kelimeden almıştır. Hz. Peygamber bir gün Kureyş’in ileri gelenlerinden birkaç kişiyi İslâm’a davet ile meşgul olurken âmâ bir müslüman olan Abdullah b. Ümmü Mektûm (ra.) da yanına gelip bunlardan habersiz olarak, “Yâ Resûlallah! Allah’ın sana öğrettiklerini bana da öğret.” diye birkaç defa tekrar etmişti. Resûlullah Efendimiz de ona karşı iltifat etmeyip hafifçe yüzünü ekşitmişti ki bu sûre onun üzerine indi (Celâleyn). Bu aynı zamanda bütün mü’minlere bir ikaz niteliğindedir.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1–2
عَبَسَ وَتَوَلّٰىۙ ﴿1﴾
اَنْ جَٓاءَهُ الْاَعْمٰىؕ ﴿2﴾
(Peygamber) âmâ geldi diye yüzünü ekşitti ve döndü.
3–4
وَمَا یُدْرٖیكَ لَعَلَّهُ یَزَّكّٰىۙ ﴿3﴾
اَوْ یَذَّكَّرُ فَتَنْفَعَهُ الذِّكْرٰىؕ ﴿4﴾
(Resûlüm!) Sen ne biliyorsun, belki o, (senden öğrendiğiyle) arınacak (nefsini tezkiye edecek) veya öğüt alacaktı da o öğüt kendisine fayda verecekti!
5–7
اَمَّا مَنِ اسْتَغْنٰىۙ ﴿5﴾
فَاَنْتَ لَهُ تَصَدّٰىؕ ﴿6﴾
وَمَا عَلَیْكَ اَلَّا یَزَّكّٰىؕ ﴿7﴾
Ama (zenginliğinden öğüde) ihtiyaç duymayana gelince, sen ona yönel(ip ilgi göster)iyorsun. Halbuki onun arınmamasından sana ne?
*
Müslümanlar için zenginliğinden dolayı hiç kimseye iltifat etmeme uyarısı vardır.
8–10
وَاَمَّا مَنْ جَٓاءَكَ یَسْعٰىۙ ﴿8﴾
وَهُوَ یَخْشٰىۙ ﴿9﴾
فَاَنْتَ عَنْهُ تَلَهّٰىۚ ﴿10﴾
Fakat sana koşup gelen kimse, (Allah’tan) kork(arak gel)mişken sen onunla (habersiz gibi) ilgilenmiyorsun.
11–12
كَلَّٓا اِنَّهَا تَذْكِرَةٌۚ ﴿11﴾
فَمَنْ شَٓاءَ ذَكَرَهُۘ ﴿12﴾
Hayır! (Böyle yapman doğru değil.) Çünkü o (âyetler) bir öğüttür; artık dileyen onu belleyip öğüt alır.
13–16
فٖی صُحُفٍ مُكَرَّمَةٍۙ ﴿13﴾
مَرْفُوعَةٍ مُطَهَّرَةٍۙ ﴿14﴾
بِاَیْدٖی سَفَرَةٍۙ ﴿15﴾
كِرَامٍ بَرَرَةٍؕ ﴿16﴾
(O Kur’an) çok değerli, iyilik timsali seçkin kâtip (melek)lerin elleriyle (yazılmış), çok şerefli, kadri yüce, tertemiz sahifeler içindedir.
17
قُتِلَ الْاِنْسٰنُ مَٓا اَكْفَرَهُؕ ﴿17﴾
O kahrolası (âsî) insan, ne nankördür!
18
مِنْ اَیِّ شَیْءٍ خَلَقَهُؕ ﴿18﴾
(Allah) onu hangi şeyden yarattı (hiç düşünmez mi)?
19
مِنْ نُطْفَةٍؕ خَلَقَهُ فَقَدَّرَهُۙ ﴿19﴾
Bir nutfeden (spermadan) yarattı da onu (en güzel şekilde) biçime koydu.
20
ثُمَّ السَّبٖیلَ یَسَّرَهُۙ ﴿20﴾
Sonra ona (doğmasında, hayır ve şerri seçmesinde) yolu kolaylaştırdı.
21
ثُمَّ اَمَاتَهُ فَاَقْبَرَهُۙ ﴿21﴾
Sonra onu öldürüp kabre koydu.
22
ثُمَّ اِذَا شَٓاءَ اَنْشَرَهُؕ ﴿22﴾
Daha sonra da dilediği zaman onu diriltip kaldıracak.
23
كَلَّا لَمَّا یَقْضِ مَٓا اَمَرَهُؕ ﴿23﴾
Doğrusu (insan, Allah’ın) emrettiği şeyleri hâlâ yerine getirmedi.
24–32
فَلْیَنْظُرِ الْاِنْسٰنُ اِلٰى طَعَامِهٖۙ ﴿24﴾
اَنَّا صَبَبْنَا الْمَٓاءَ صَبًّاۙ ﴿25﴾
ثُمَّ شَقَقْنَا الْاَرْضَ شَقًّاۙ ﴿26﴾
فَاَنْبَتْنَا فٖیهَا حَبًّاۙ ﴿27﴾
وَعِنَبًا وَقَضْبًاۙ ﴿28﴾
وَزَیْتُونًا وَنَخْلًاۙ ﴿29﴾
وَحَدَٓائِقَ غُلْبًاۙ ﴿30﴾
وَفٰكِهَةً وَاَبًّاۙ ﴿31﴾
مَتٰعًا لَكُمْ وَلِاَنْعٰمِكُمْؕ ﴿32﴾
Bir de insan, yediğine (ibretle) baksın: Şüphesiz ki biz, suyu (yağmuru dilediğimiz kadar) döktükçe döktük. Sonra yeri (bitkileri çıkarmak için) göz göz yardık. Orada tane(ler) bitirdik, üzüm ve yonca(lar), zeytin ve hurma(lar), iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyve(ler), çayır(lar, bitkiler ve sebze)ler yetiştirdik. (Bütün bunlar) sizin ve hayvanlarınızın faydalanması içindir.
33
فَاِذَا جَٓاءَتِ الصَّٓاخَّةُؗ ﴿33﴾
Kulakları sağır eden o ses geldiği (kıyamet koptuğu) zaman.
34–36
یَوْمَ یَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ اَخٖیهِۙ ﴿34﴾
وَاُمِّهٖ وَاَبٖیهِۙ ﴿35﴾
وَصٰحِبَتِهٖ وَبَنٖیهِؕ ﴿36﴾
(İşte) o gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve oğullarından kaçacak.1
1krş. 23/101; 31/33; 34/ 54; 70/11-14
37
لِكُلِّ امْرِئٍ مِنْهُمْ یَوْمَئِذٍ شَاْنٌ یُغْنٖیهِؕ ﴿37﴾
O gün, onlardan herkesin kendisine yetecek bir işi (derdi) vardır.2
2krş. 16/111
38–39
وُجُوهٌ یَوْمَئِذٍ مُسْفِرَةٌۙ ﴿38﴾
ضَاحِكَةٌ مُسْتَبْشِرَةٌۚ ﴿39﴾
Birtakım yüzler, o gün parıl parıl parlayacak, gülecek (ve) sevinecektir.
40–41
وَوُجُوهٌ یَوْمَئِذٍ عَلَیْهَا غَبَرَةٌۙ ﴿40﴾
تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌؕ ﴿41﴾
Birtakım yüzlerin de o gün üzeri tozludur. Üstelik onları (toz, topraktan) bir karanlık bürüyecek.3
3krş. 3/106-107; 80/38-41
42
اُولٰٓئِكَ هُـمُ الْكَفَرَةُ الْفَجَرَةُ ﴿42﴾
İşte bunlar, inkârcıların, Hak’tan/ hakikatten sapan (günaha dadanan ve haddi aşan)ların ta kendileridir.