سُورَةُ الْاَعْلٰى
A'lâ Sûresi
MEKKÎBu sûre hakkındaA’lâ, “en yüce” demek olup sûre Mekke döneminde nâzil olmuştur. 19 âyettir. Adını ilk âyetindeki aynı ifadeden almıştır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1–5
سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ الْاَعْلٰىۙ ﴿1﴾
اَلَّذٖی خَلَقَ فَسَوّٰىࣕۙ ﴿2﴾
وَالَّذٖی قَدَّرَ فَهَدٰىࣕۙ ﴿3﴾
وَالَّـذٖٓی اَخْرَجَ الْمَرْعٰىࣕۙ ﴿4﴾
فَجَعَلَهُ غُثَٓاءً اَحْوٰىؕ ﴿5﴾
Rabbinin yüce adını tesbih et (“Sübhâne Rabbiye’l A’lâ” de). O (her şeyi) yaratıp düzenine koyan (her şeyi) takdir ed(ip yarat)an ve ona göre de uygun yolu (ilham edip) gösteren,1 (yemyeşil) otlağı çıkaran, sonra da onu, kararmış/siyahımsı çer çöp haline çevirendir.
1Her şeyin bir kaderi olduğuna dair bk. 25/2; 54/49.
*
Âyetteki “ğusâ” kelimesi, sel köpüğü anlamına da gelmektedir. O zaman tercüme şöyle olur: “Sonra da onu (otlağı) siyahımsı bir sel köpüğü haline çevirendir.” Belki uzun zaman sonra bunlar yer altında petrol ve kömür haline gelmiş olabilir.
6–7
سَنُقْرِئُكَ فَلَا تَنْسٰىۙ ﴿6﴾
اِلَّا مَا شَٓاءَ اللّٰهُؕ اِنَّهُ یَعْلَمُ الْجَهْرَ وَمَا یَخْفٰىؕ ﴿7﴾
(Resûlüm!) Sana (Kur’an’ı) okutacağız; artık sen asla unutmayacaksın. Yalnız Allah’ın (nesh etmek için) dilediği başka. Çünkü O, açığı da bilir, gizliyi de.
8
وَنُیَسِّرُكَ لِلْیُسْرٰىۚ ﴿8﴾
Seni en kolay olana muvaffak kılacağız.
9
فَذَكِّرْ اِنْ نَفَعَتِ الذِّكْرٰىؕ ﴿9﴾
O halde sen öğüt (ve hatırlatmak) ya fayda verirse diye öğüt verme (ve hatırlatma işi)ne devam et.
10
سَیَذَّكَّرُ مَنْ یَخْشٰىۙ ﴿10﴾
(Allah’a) saygısı olan, öğüt alacak (emrine uygun yaşayacak)tır.
11–13
وَیَتَجَنَّبُهَا الْاَشْقٰىۙ ﴿11﴾
اَلَّذٖی یَصْلَى النَّارَ الْكُبْرٰىۚ ﴿12﴾
ثُمَّ لَا یَمُوتُ فٖیهَا وَلَا یَحْیٰىؕ ﴿13﴾
Âsî/kötü olan kimse de ondan kaçınacak ama o en büyük ateşe girecektir. Sonra orada o, ne ölecek ne de yaşayacaktır.2
2krş. 4/56; 20/74; 25/14
14–15
قَدْ اَفْلَحَ مَنْ تَزَكّٰىۙ ﴿14﴾
وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّهٖ فَصَلّٰىؕ ﴿15﴾
Doğrusu, hem (günahlardan) temizlenen hem de Rabbinin adını (tesbih, tehlil ve tekbirle) anıp namaz kılan mutluluğa/kurtuluşa ermiştir.
*
Bu iki âyette sırasıyla amellerin üç derecesi ve böylece mutluluk formülü verilmektedir.
16–17
بَلْ تُؤْثِرُونَ الْحَیٰوةَ الدُّنْیَاؗ ﴿16﴾
وَالْاٰخِرَةُ خَیْرٌ وَاَبْقٰىؕ ﴿17﴾
Fakat! (Ey gafiller!) Siz, (geçici) dünya hayatını üstün tutuyorsunuz. Âhiret ise hem daha hayırlı hem de devamlı (ve sonsuz)dur.
18–19
اِنَّ هٰذَا لَفِی الصُّحُفِ الْاُولٰىۙ ﴿18﴾
صُحُفِ اِبْرٰهٖیمَ وَمُوسٰى ﴿19﴾
Muhakkak ki bu (öğütler)* evvelki sahîfelerde, İbrahim ve Musa’nın sahîfelerinde de vardır.3
3krş. 53/36-37
*
* 14-18. âyetlerde geçen.