سُورَةُ الْبَلَدِ
Beled Sûresi
MEKKÎBu sûre hakkındaMekke döneminde nâzil olmuştur. 20 âyettir. Beled, “belde” anlamında olup burada Mekke kastolunmuştur. Adını ilk âyetindeki aynı ifadeden almıştır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1
لَٓا اُقْسِمُ بِهٰذَا الْبَلَدِۙ ﴿1﴾
Elbet3 bu şehre (Kutsal Mekke’ye) yemin ederim ki!
3bk. 75/1 ve dipnotu
2
وَاَنْتَ حِلٌّ بِهٰذَا الْبَلَدِۙ ﴿2﴾
Sen bu şehirde oturacaksın.
*
Bu âyetle Mekke’nin ileride İslâm şehri olacağının müjdesi verilmektedir.4
3
وَوَالِدٍ وَمَا وَلَدَۙ ﴿3﴾
Babaya ve oğluna yemin ederim ki!
*
Hz. İbrahim ile Hz. İsmail’e.5
*
Bazı müfessirler ise bundan Hz. Âdem ve onun sâlih neslinin kastedildiğini söylemektedirler.
4
لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسٰنَ فٖی كَبَدٍؕ ﴿4﴾
Gerçekten biz (her) insanı (hayatında karşılaşacağı) birtakım zorluklar içinde yarattık.
5
اَیَحْسَبُ اَنْ لَنْ یَقْدِرَ عَلَیْهِ اَحَدٌۘ ﴿5﴾
(İnsan), hiç kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi zannediyor?
6
یَقُولُ اَهْلَكْتُ مَالًا لُبَدًاؕ ﴿6﴾
(Gösteriş için övünerek:)“Ben birçok mal tükettim.” diyor.
7
اَیَحْسَبُ اَنْ لَمْ یَرَهُٓ اَحَدٌؕ ﴿7﴾
(O) hiç kimsenin (yani Allah’ın da) kendisini görmediğini (ondan haberi olmadığını) mı zannediyor?
8–10
اَلَمْ نَجْعَلْ لَهُ عَیْنَیْنِۙ ﴿8﴾
وَلِسَانًا وَشَفَتَیْنِۙ ﴿9﴾
وَهَدَیْنٰهُ النَّجْدَیْنِۚ ﴿10﴾
Biz (hikmetimiz üzere) ona iki göz, bir dil, iki dudak vermedik mi? Ona iki yol (iki hedef olan hayır ve şerri) göstermedik mi?1
1krş. 76/2-3
11–16
فَلَا اقْتَحَمَ الْعَقَبَةَؗ ﴿11﴾
وَمَٓا اَدْرٰیكَ مَا الْعَقَبَةُؕ ﴿12﴾
فَكُّ رَقَبَةٍۙ ﴿13﴾
اَوْ اِطْعٰمٌ فٖی یَوْمٍ ذٖی مَسْغَبَةٍۙ ﴿14﴾
یَتٖیمًا ذَا مَقْرَبَةٍۙ ﴿15﴾
اَوْ مِسْكٖینًا ذَا مَتْرَبَةٍؕ ﴿16﴾
Fakat o, (âhiret mutluluğunu engelleyen) sarp yokuş(u aşmay)a girişmedi.
*
O insan, basit olanı, nefsin arzu ve isteklerine göre tanzim edilen (şerli) yaşam biçimini seçti.
11–16
فَلَا اقْتَحَمَ الْعَقَبَةَؗ ﴿11﴾
وَمَٓا اَدْرٰیكَ مَا الْعَقَبَةُؕ ﴿12﴾
فَكُّ رَقَبَةٍۙ ﴿13﴾
اَوْ اِطْعٰمٌ فٖی یَوْمٍ ذٖی مَسْغَبَةٍۙ ﴿14﴾
یَتٖیمًا ذَا مَقْرَبَةٍۙ ﴿15﴾
اَوْ مِسْكٖینًا ذَا مَتْرَبَةٍؕ ﴿16﴾
O sarp yokuşun ne olduğunu sana ne bildirdi? (O ilk adım olarak) bir köle (ve esir) azat etmektir. Yahut (salgın) bir açlık gününde, akraba olan yetimi, yahut yere serilmiş (aç) bir yoksulu doyurmaktır.
17
ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذٖینَ اٰمَنُوا وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِؕ ﴿17﴾
Sonra (bu sarp yokuşu aşmak) iman edip de birbirlerine sabrı ve merhameti tavsiye edenlerden olmaktır.
18
اُولٰٓئِكَ اَصْحٰبُ الْمَیْمَنَةِؕ ﴿18﴾
İşte bunlar, bahtiyar olan (amel defteri sağından verilen) kimselerdir.
19
وَالَّذٖینَ كَفَرُوا بِاٰیٰتِنَا هُمْ اَصْحٰبُ الْمَشْـَٔمَةِؕ ﴿19﴾
Âyetlerimizi inkâr edenler ise sol ehli olan (amel defterleri solundan verilmiş olan)ların ta kendileridir.
20
عَلَیْهِمْ نَارٌ مُؤْصَدَةٌ ﴿20﴾
Onların üzerlerine (kapakları) kapatılacak bir ateş vardır.