سُورَةُ اللَّيْلِ
Leyl Sûresi
MEKKÎBu sûre hakkındaMekke döneminde nâzil olmuştur. 21 âyettir. Leyl, “gece” demektir. Adını ilk âyetteki aynı kelimeden almıştır.
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1–3
وَالَّیْلِ اِذَا یَغْشٰىۙ ﴿1﴾
وَالنَّهَارِ اِذَا تَجَلّٰىۙ ﴿2﴾
وَمَا خَلَقَ الذَّكَرَ وَالْاُنْثٰىۙ ﴿3﴾
(Karanlığıyla) bürüyüp örttüğü zaman geceye, açılıp parladığı zaman gündüze, erkeği ve dişiyi yaratana andolsun ki!
4
اِنَّ سَعْیَكُمْ لَشَتّٰىؕ ﴿4﴾
Doğrusu sizin çalışmanız, çeşit çeşit (gayelerle)dir.
5–7
فَاَمَّا مَنْ اَعْطٰى وَاتَّقٰىۙ ﴿5﴾
وَصَدَّقَ بِالْحُسْنٰىۙ ﴿6﴾
فَسَنُیَسِّرُهُ لِلْیُسْرٰىؕ ﴿7﴾
Artık kim (Allah için) verir ve (günahlardan) sakınırsa ve en güzeli (kelime-i tevhîdi) de tasdik ederse* biz de onu en kolay olana hazırlarız.
*
* İslâm, önce Lâ ilâhe illallâh ile başlar. Bu, İslâm inkılâbının anahtarı olmuştur. Bir kimse “Lâ ilâhe” ile Allah’ın önüne geçecek bütün tabuları, put ilâhları ve nefsindeki putları ortadan kaldırır. “İllallâh” ifadesi ile de tevhidi tasdik eder, yalnız Allah’a ve O’ndan gelenlere teslim olur ve işte o zaman gerçek/samimi müslüman olur. Müslüman olunca da gereğini yerine getirir. Çünkü İslâm, kelime-i tevhîdin gerçekleştiği yerdedir.1
8–10
وَاَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنٰىۙ ﴿8﴾
وَكَذَّبَ بِالْحُسْنٰىۙ ﴿9﴾
فَسَنُیَسِّرُهُ لِلْعُسْرٰىؕ ﴿10﴾
Kim de cimrilik eder, kendisini (yeterli görüp Allah’a) muhtaç görmez ve o en güzeli (kelime-i tevhîdi) yalanlarsa biz de onu, en güç olana hazırlar sevk ederiz.
*
Allah’a karşı kendini yeterli gören ve kelime-i tevhîde ve gereğine değer vermeyenleri Allah zor, şer ve kötü işlere hazırlar. Onun da bu işleri kolayına gelir. Böylece cehenneme gitmek ona kolaylaştırılmış olur.
11
وَمَا یُغْنٖی عَنْهُ مَالُهُٓ اِذَا تَرَدّٰىؕ ﴿11﴾
O aşağıya (cehenneme) düştüğü zaman, malı ona hiç fayda vermeyecek.
12
اِنَّ عَلَیْنَا لَلْهُدٰىؗ ﴿12﴾
Şüphesiz doğru yolu göstermek bize aittir.
13
وَاِنَّ لَنَا لَلْاٰخِرَةَ وَالْاُولٰى ﴿13﴾
Şüphesiz âhiret de önünde olan (dünya) da bizimdir.
14
فَاَنْذَرْتُكُمْ نَارًا تَلَظّٰىۚ ﴿14﴾
İşte (ben) sizi alevler saçan bir ateşle uyardım.
15–16
لَا یَصْلٰیهَٓا اِلَّا الْاَشْقٰىۙ ﴿15﴾
اَلَّذٖی كَذَّبَ وَتَوَلّٰىؕ ﴿16﴾
Ateşe âsî/kötü olandan başkası girmez. O (da, peygamberi) yalanlayan ve (imandan ve Allah’ın emirlerinden) yüz çevirendir.
17–18
وَسَیُجَنَّبُهَا الْاَتْقٰىۙ ﴿17﴾
اَلَّذٖی یُؤْتٖی مَالَهُ یَتَزَكّٰىۚ ﴿18﴾
Arınmak için malını (sırf Allah rızası için) veren en takvâlı (Allah’ın emirlerine en uygun yaşayan) kimse ise o (ateşin azabı)ndan uzaklaştırılacaktır.
*
İslâm’a uygun yaşayanlar; Hz. Ebû Bekir (r.a) ve benzerleri.
19–20
وَمَا لِاَحَدٍ عِنْدَهُ مِنْ نِعْمَةٍ تُجْزٰىۙ ﴿19﴾
اِلَّا ابْتِغَٓاءَ وَجْهِ رَبِّهِ الْاَعْلٰىۚ ﴿20﴾
O, yanındaki verilecek nimeti, bir kimseden şükran beklemek için değil, ancak yüce Rabbinin rızasını kazanmak için verir.
21
وَلَسَوْفَ یَرْضٰى ﴿21﴾
Elbette o da (Allah’ın kendisine vereceği nimetle) hoşnut olacaktır.